CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI DİVANI  
AYTEKİN TÜRKİYE - DAVASI  
(102/1997/886/1098)  
KARAR  
STRAZBURG  
23 Eylül 1998  
Bu kararın 1998 Hüküm ve Karar Raporlarında son haliyle yeralmasından önce  
editör tarafından revizyona tabi tutulması söz konusudur. Bu raporları diğer sayfada  
belirtilen bazı ülkelerin temsilcileri ile birlikte dağıtımını da üstlenecek olan  
yayıncı Carl Heymanns Verlag KG'den (Luxemburger StraBe 449, D-50939 Köln),  
temin etmek mümkündür.  
Temsilcilerin Listesi  
Belçika: Etablissements Emile Bruylant (rue de la Regence 67, B-1000 Bruxelles)  
Lüksemburg: Librairie Promoculture (14, rue Duchscher (place de Paris), B.P.  
1142, L-1011 Luxembourg-Gare)  
Hollanda: B.V. Juridische Boekhandel & Antiquariaat A. Jongbloed & Zoon  
(Noordeinde 39, NL-2514 GC La Haye/'s-Gravenhage)  
23 EYLÜL 1998 TARİHLİ AYTEKİN KARARI  
ÖZET1  
Daire Tarafından Sunulan Karar  
Türkiye-Başvuru sahibinin eşinin, kontrol noktasında bir asker tarafından yasa dışı  
olarak öldürülmesi ve yetkililerin etkili bir araştırma yapmamış olması iddiası  
HÜKÜMET'İN ÖN İTİRAZI (İç hukuk yollarının tüketilmemiş olması)  
Hükümetin  
Divan önünde itirazlarını sunması engellenmemiştir. -  
Yetkililerin, kabul edilebilirlik safhasında başvuranın eşini öldürmekle suçlanan  
askere karşı iç hukuk prosedüründeki gelişmeler konusunda Komisyon'a çok az  
______________________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 1998. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve  
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
ayrıntı sunmasına rağmen, yine de makul olarak, bu noktada itirazlarını  
sunabilecekleri düşünülebilir- buna ek olarak, başvuran, hiçbir aşamada müdahil  
olarak davaya katılma kararı da dahil olmak üzere, suçlanan askere karşı açılan  
davaya aktif olarak katıldığını Komisyon'a bildirmemiştir.- bu faktör davasının  
kabulü konusunda ağır basmalıdır.  
Etkili hukuk yolları hususunda Divan'ın içtihat hukuku tekrarı.  
Suçlanan asker hakkında yapılan tahkikat daha sonra, görevi aşarak işlenen  
kasten adam öldürme davası ile sonuçlanmıştır-gerçekte suçlanan er hakkındaki  
dava başvuru sahibinin Komisyon'a başvurusunu takip eden ay içinde devam  
etmekte idi. - er daha sonra kasıtsız adam öldürmek suçundan ceza mahkemesi  
tarafından mahkum edilmiştir-karara karşı başvuranın temyiz başvurusu halen  
incelenmektedir-savcı da er hakkında verilen ceza hafif olduğu için temyize  
başvurmuştur-ayrıca, erin mahkumiyeti açısından, başvuranın er ya da üstleri  
hakkında haksız fiil davası açmak için mantıklı sebeplerinin olduğu  
düşünülmelidir- ne, ceza davasında müdahil olduğunu açıklaması sırasında  
başvuranın suçlanan erden tazminat talebinde bulunmamasının nedeni, ne de  
tazminat için yetkililer hakkında idare hukuku davası açmamasının sebebi hakkında  
hiçbir açıklama yapılmamıştır-bütün bunlar gözönüne alındığında yetkililerin  
başvuru sahibinin eşinin öldürülmesi hususunda pasif davrandıkları ya da iç hukuk  
yollarına başvuruyu anlamsız kılacak etkili bir soruşturma yapılmadığı iddia  
edilemez.  
Medeni, idari ve ceza hukukundaki iç hukuk yollarının birleşimi ve  
özellikle ceza hukuku prosedürünün eşin ölümünden doğan zararların tazmin  
edilmesi konusundaki ümit verici beklentiler hususunda, Divan, başvuranın  
durumunun aynı sorumlu devlete karşı davalarda başarıyla yeralarak iç hukuk  
yollarını tüketme gereğinden azlonulan diğer başvuranların durumlarından farklı  
olduğu görüşündedir.  
Sonuç: İtiraz onanmıştır. (oybirliğiyle)  
DİVAN'IN İÇTİHAT HUKUKU ATIFLARI  
16.9.1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı ; 18.12.1996 tarihli Aksoy  
Türkiye'ye Karşı ; 28.11.1997 tarihli Menteş ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı;  
19.2.1998 tarihli Kaya Türkiye'ye Karşı 25.5.1998 tarihli Kurt Türkiye'ye Karşı;  
28.7.1998 tarihli Ergi Türkiye'ye Karşı  
----------------------------------  
1.Raportör Dairenin bu özeti Divanı bağlamaz.  
Aytekin Türkiye Davasında 1  
İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin  
("Sözleşme") 43. maddesi ve Divan A2 Tüzüğünün ilgili hükümlerine uygun  
şekilde Daire olarak toplanan aşağıda isimleri belirtilen Avrupa İnsan Hakları  
Divanı,  
Sn. R. Bernhardt, Başkan,  
Sn. Thor Vilhjalmsson,  
Sn. F. Gölcüklü,  
Sn. F. Matscher,  
Sn. G. Mifsud Bonnici,  
Sn. B. Repik,  
Sn. U. Lohmus,  
Sn. E. Levits,  
Sn. M. Voicu  
ve ayrıca Sn. H. Petzold, Raportör, ve Sn. P. J. Mahoney, Raportör Vekili,  
30 Haziran ve 25 Ağustos 1998 tarihinde özel olarak görüşerek, belirtilen son  
tarihte aldıkları kararı şöyle sunmuşlardır:  
PROSEDÜR  
1. Dava, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ("Komisyon") tarafından 29 Ekim 1997  
tarihinde Sözleşmenin 32. maddesinin 1. paragrafı ve 47. maddesince belirlenen üç  
aylık süre içinde Divan'a gönderilmiştir. Dava, bir Türk vatandaşı olan Bayan  
Gülten Aytekin tarafından Sözleşmenin 25. maddesi gereğince 22 Ekim 1993  
tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı Komisyon'a yapılan 22880/93 no'lu  
başvurudan kaynaklanmaktadır.  
Komisyon'un talebi 44. ve 48. maddelere ve de Türkiye'nin Divanın mecburi yargı  
yetkisini tanıdığı bildiriye gönderme yapmıştır (madde 46). Talebin amacı, dava  
gerçeklerinin davalı Devletin Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerine bağlı  
sorumluluklarının ihlalini ortaya koyup koymadığı hakkında bir karara varmaktır.  
-----------------------  
Raportörün Notları  
1. Dava numarası 102/1997/886/1098'dir. İlk numara, davanın ilgili yılda (ikinci  
numara) Divan'a gönderilen davalar listesindeki yerini gösterir. Son iki numara  
Divanın kuruluşundan beri önüne getirilen davaların listesindeki yerini ve  
Komisyona yapılan başvurulara karşılık gelen listedeki yerini belirtir.  
2. Divan A Tüzüğü, Divan'a 9 nolu Protokolün yürürlüğe girdiği tarihten (1 Ekim  
1994) önce Komisyon'a havale edilen ve bu Protokolün bağlamadığı ülkelerle ilgili  
bütün davalara uygulanır. Sonradan birçok kez değiştirildiği üzere, 1 Ocak 1983  
tarihinde yürürlüğe giren Tüzüğe karşılık gelmektedir.  
2. Divan A Tüzüğünün 33/3 d'ye uygun olarak yapılan soruşturmaya cevaben,  
başvuru sahibi davaya katılmak istediğini belirtmiş ve kendisini temsil edecek  
avukatları görevlendirmiştir. (Madde 30)  
3. Oluşturulacak Daire'ye resmen seçilen Türk hakim Sn. F. Gölcüklü  
(Sözleşmenin 43. maddesi) ve o sırada Divan Başkan Vekili olan Sn. R. Bernhardt  
katılmışlardır (Tüzük 21/4 (b) ). Divan'ın o sırada başkanlık görevini üstlenen Sn.  
R. Ryssdal kura usulü ile Raportörün de hazır bulunduğu 28 Kasım 1997 tarihinde  
Sn. Thor Vilhjalmsson, Sn. F. Matscher, Sn. M. A. Lopes Rocha, Sn. B. Repik, Sn.  
U. Lohmus, Sn. E. Levits ve Sn. M. Voicu'dan oluşan diğer yedi üyeyi seçmiştir (  
Sözleşmenin 43. maddesi ve Tüzük 21/5). Son olarak Vekil Hakim Sn. G. Mifsud  
Bonnici, davanın ilerleyen safhalarında yer alamayan Sn. Lopes Rocha'nın yerini  
almıştır (Tüzük 22/1 ve 24/1).  
4. Daire Başkanı olarak Sn. Bernhardt, (İç Tüzük madde 21/6) Raportöre vekalet  
ederek Türk Hükümetinin ("Hükümet") Ajanı, başvuranın avukatları, ve Komisyon  
Delegesi ile dava muamelelerinin düzenlenmesi konusunda görüşmüştür. ( İç  
Tüzük madde 37/1 ve 38). Sonuçta verilen kararı takiben Raportör, Hükümetin ve  
başvuranın görüşlerini sırası ile 24 ve 28 Nisan 1998 tarihlerinde almıştır.  
Başvuranın adil tatmin hakkındaki sonraki ayrıntılı iddiaları 2 Haziran 1998  
tarihinde Raportör Daire tarafından teslim alınmıştır. Hükümetin bu iddialar  
hakkındaki görüşleri Raportör Daire tarafından 11 Haziran 1998 tarihinde  
alınmıştır.  
Başkan, 7 Ağustos 1998 tarihinde Hükümet Ajanı ve Komisyon Delegesi ile  
görüşerek, başvuranın adli yardım talebini kabul etmiştir. (Tüzük A'ya ek 4. madde  
)
5. Duruşma, Başkanın kararına uygun olarak, 29 Haziran 1998 tarihinde Strazburg  
İnsan Hakları Binası'nda halka açık olarak yapılmıştır. Divan daha önce bir  
hazırlık toplantısı yapmıştır.  
Divan Önünde:  
(a) Hükümet adına  
Sn. B. Cankorel, Elçi,  
Sn. D. Akçay,  
Ajan,  
Ajan Yardımcısı,  
Sn. E. Genel,  
Sn. K. Alataş,  
Sn. M. Gülşen,  
Sn. A. Günyaktı,  
Danışmanlar;  
(b) Komisyon adına  
Sn. H. Danelius,  
Delege;  
(c) Başvuran adına  
Sn. A. Reidy, Avukat,  
Sn. K. Boyle, Avukat,  
Danışman.  
Divan, Sn. Danelius, Sn. Reidy, Sn. Boyle, Sn. Cankorel ve Sn. Akçay'ın  
konuşmalarını dinlemiştir.  
DAVANIN ESASI  
1. DAVA ŞARTLARI  
A. Başvuran  
6. 1969 doğumlu bir Türk vatandaşı olan başvuru sahibi Sn. Gülten Aytekin  
halen İstanbul'da yaşamaktadır. Başvuran, 24 Nisan 1993 tarihinde Türkiye'nin  
güneydoğusunda Diyarbakır ve Sason arasındaki yolda bir jandarma karakolunun  
dışındaki kontrol noktasında yasa dışı olarak bir asker tarafından öldürüldüğü iddia  
edilen Sn. Ali Rıza Aytekin'in eşidir. Başvuranın merhum eşi müteahhit idi ve  
Diyarbakır'da bürosu olan Aytekinler San. İnş. Tic.Ltd. Şti'nin ortaklarından  
biriydi. Öldüğü sırada yirmi yedi yaşındaydı.  
B. Tartışma Konusu Hususlar: 24 Nisan 1993 Olayları  
7. Başvuranın eşinin 24 Nisan 1993 tarihinde hangi koşullar altında öldürüldüğü  
tartışılmıştır.  
1. Başvuran Tarafından Sunulan Hususlar  
8. 24 Nisan 1993 tarihinde Ali Rıza Aytekin, erkek kardeşi Feyzullah  
Aytekin (müteahhit) ve kuzenleri Salih ve Resul Aytekin (her ikisi de inşaat işçisi)  
özel bir araç ile Türkiye'nin güneydoğusundaki Batman ilinin Sason bölgesindeki  
iki köprü inşaatını kontrol etmek için yola çıkmışlardı. Ali Rıza Aytekin'in şirketi  
devlet yetkilileri tarafından köprü inşaatı hususunda ödüllendirilmişlerdi. Aracı Ali  
Rıza Aytekin kullanıyordu.  
9. Saat 13.30 sıralarında araç Kozluk yakınındaki Yanıkkaya Jandarma Karakolu'nu  
geçer geçmez dışarda nöbet tutmakta olan bir asker aracı kenara çekip durmaları  
için seslendi. Hız rampaları nedeni ile aracı yavaş kullanan Ali Rıza Aytekin  
askerin bu talimatı ile birlikte aracını kenara çekti ya da yolun sağına doğru  
çekmeye başladı.  
10. Araç durur durmaz Er Tuncay Deniz, araca doğru ateş etti. Kurşun aracın arka  
camından içeri ve ardından Ali Rıza Aytekin'in başının arkasından girerek alnından  
ve sonra da ön camı kırarak çıktı. Ali Rıza Aytekin anında öldü.  
11. Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin araçtan çıktıklarında Er  
Tuncay Deniz silahını onlara doğru ateş edecek gibi doğrulttu. Fakat, diğer askerler  
karakoldan çıkıp aracın etrafını sarınca, Er Tuncay Deniz fikrini değiştirdi ve araca  
doğru yaklaştı.  
12. Aracın içindeki herkes silahsızdı ve kişisel eşyalar, iş aletleri, harita ve bir  
hesap makinasından başka hiçbir şey yoktu.  
13. Otopsi yapıldıktan ve defin belgesi alındıktan sonra Feyzullah Aytekin, Salih  
Aytekin ve Resul Aytekin merhumun cenazesini Diyarbakır'a geri götürmek için  
köylülerden araç temin etmek zorunda kalmışlardı. Başvuru sahibi, eşinin ölümü  
sırasında İstanbul'da yaşıyordu.  
14. Başvuran, yukarıda anlatılan öldürme olayı ile ilgili koşulların Feyzullah  
Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin'in olaydan kısa bir süre sonra Cumhuriyet  
Savcısına verdikleri ifadelerle de doğrulandığını iddia etmektedir. (Bkz. aşağıdaki  
21. paragraf) Başvuran, ayrıca jandarma karakolundan 50-60 metre uzaklıkta yolun  
aşağısındaki bir kafede başvuranın eşi tarafından alınmayı bekleyen ve Batman  
Ceza Mahkemesi'nde ifade veren Mehmet Bayram ve oğlu Ramazan'ın ifadelerini  
de kanıt olarak göstermiştir. (Bkz. aşağıda 32. paragraf)  
2. Hükümet Tarafından Sunulan Hususlar  
15. Hükümet, görüşlerinde Batman Ceza Mahkemesi'nin 2 Ekim 1997 tarihinde er  
Tuncay Deniz'i adam öldürmekten mahkum eden kararında belirtilen olaylara  
dayanmaktadır.(Bkz. aşağıdaki 32-35 paragraflar)  
16. O sırada yirmibir yaşında olan er Tuncay Deniz, Türkiye'nin güneydoğusunda  
Batman Kozluk'daki Yanıkkaya Jandarma Karakolu'nda askeri görevini  
yapmaktaydı. 24 Nisan 1993 tarihinde nöbet tutuyordu. Görevlerinden biri de  
oradan geçen araçları kontrol etmekti.  
17. Saat 13.30 sıralarında Ali Rıza Aytekin tarafından kullanılmakta olan ve  
üç yolcu taşıyan araç kontrol noktasına yaklaştı. Er Tuncay Deniz önce düdük  
çalarak sonra da havaya bir el ateş ederek aracın sürücüsünü durması için uyardı.  
Bu uyarılara ve kontrol noktasının 65 metre önünde "Dur-Jandarma" yazılı bir  
uyarı işaretinin olmasına rağmen, araç durmadı. Araç, kontrol noktasını 50 metre  
geçtikten sonra er Tuncay Deniz araca doğru bir el ateş etti. Arkadan ateşlenen  
mermi sürücünün ölümüne neden oldu. Bu olay hemen Kozluk Jandarması'nın  
Komutanı tarafından yargı mercilerine bildirilmiştir.  
C. İç Hukuk Organları Önündeki Soruşturma ve Yargılamalar  
1. Soruşturma  
18. Olaydan hemen sonra Kozluk Cumhuriyet Savcısı Ümit Ceyhan, olay yerine  
otopsi yapması için doktor Mehmet Kökcü ile birlikte geldi. Otopsi raporu  
merminin girdiği ve çıktığı yerler ile Ali Rıza Aytekin'in beyninin merminin etkisi  
ile parçalandığını doğrulamıştır. Olay yeri zaptı, olay yeri krokisi ve defin ruhsatı  
hazırlanmıştır.  
19. 24 Nisan 1993 tarihinde Kozluk Bölge Komutanı Binbaşı Cengiz Eryılmaz hem  
er Tuncay Deniz'in hem de aynı gün görevli olan Çavuş Bekir Çakır'ın ifadelerini  
almıştır.  
20. Olaydan kısa bir süre sonra olay yerine gelen Kozluk Cumhuriyet Savcısı  
hemen bir soruşturma başlatmıştır. (Dosya no 1993/112). 24 Nisan 1993 tarihinde  
saat 16.50'de Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin'in yazılı  
ifadelerini almıştır.  
21. Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul Aytekin'in ifadeleri, başvuranın olay  
hakkında anlattıklarını doğrulamaktadır. Cumhuriyet Savcısı Feyzullah Aytekin'e  
şikayette bulunmak isteyip istemediğini sorduğunda kardeşini öldürenler hakkında  
şikayette bulunmak istediğini söylemiştir.  
22. 26 Nisan 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, olay gününde her ikisi de Binbaşı  
Cengiz Eryılmaz tarafından sorgulanan er Tuncay Deniz'in ve Çavuş Bekir Çakır'ın  
ve ayrıca olay yeri krokisini çizen Çavuş Murat Hekim'in de ifadelerini almıştır. Er  
Tuncay Deniz, ifadesinde amacının asla sürücüyü öldürmek olmadığını sadece  
tekerleklere bir el ateş ederek aracı durdurmak olduğunu belirtmiştir. Er Tuncay  
Deniz'e göre, araç kendisini yana atlamak zorunda bırakacak hızda üzerine doğru  
gelmiştir. Sürücü uyarı düdüğüne ve ateş edilmesine rağmen kontrol noktasını  
geçtikten sonra da yoluna devam etmiştir.  
2. Yetkisizlik Kararı ve Askeri Yetkililer Tarafından Yapılan Hazırlık Soruşturması  
23. 27 Nisan 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı konu üzerinde yetkili olmadığına  
ve dava bir askerle ilgili olduğu için davanın Memurin Muhakematı Kanunu'na  
göre incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonra dosya Kozluk Bölge Valisine  
gönderilmiştir.  
24. 29 Nisan 1993 tarihinde Kozluk Bölge Valisi, dosyayı Batman İdare Kurulu'na  
göndermiş ve daha sonra Binbaşı Osman Gökçen olayı soruşturmakla  
görevlendirilmiştir. 11 Mayıs 1993 tarihinde Er Tuncay Deniz, Çavuş Bekir Çakır,  
Murat Hekim ve aynı gün görevli olan Uzman Çavuş Kutlu Alkurt'un ifadeleri  
alınmıştır. Binbaşı Osman Gökçen, Feyzullah Aytekin, Salih Aytekin ve Resul  
Aytekin'in Cumhuriyet Savcısı'na verdikleri ifadeleri dikkate almıştır.  
25. Binbaşı Osman Gökçen, 11 Mayıs 1993 tarihinde özet raporunu hazırlamıştır.  
Raporunda şu sonuca varmıştır:  
"24 Nisan 1993 tarihinde saat 13.30'da olay gerçekleştiğinde sanık Er  
Tuncay Deniz komutanı tarafından yol kontrol noktasında  
görevlendirilmişti. Bu alanın güvenlik açısından önemi büyüktür. Terörist  
Örgüt PKK'nın silah ve diğer malların geçişini bu yol üzerinden sağladığı  
bilinmektedir. Bu yol ayrıca başka şeylerin kaçakçılığı için de  
kullanılmaktadır. Görevli er, Batman yönünden gelip Sason yönüne  
gitmekte olan aracı görmüş ve durması için işaret etmiştir. Araç, tersine,  
hızını artırmış ere doğru yaklaşmış ve geçip gitmiştir. Asker, düdük çalarak  
ve uyarı ateşi açarak aracı durdurmaya çalışmıştır. Araç durmamış ve er  
son çare olarak aracın tekerlerine ateş etmiştir. Tuncay Deniz'in elinde  
olmayan sebeplerle ve aracın hareket halinde olması sebebiyle, mermi,  
aracın arka camından girerek, sürücü Ali Rıza Aytekin'in ölümüne neden  
olmuştur.  
3. Er Tuncay Deniz Hakkında Luzumu Muhakeme Kararı  
26. Raporu almasının ardından, Kozluk Cumhuriyet Savcısı 8 Haziran 1993  
tarihinde, davaya bakma yetkisi hususunda askeri savcı ile bağlantı kurmuştur.  
Cumhuriyet Savcısının görüşüne göre tahkikat, Silahlı Kuvvetlerin üyeleri  
hakkında açılan soruşturmaları düzenleyen 211 nolu kanunun 87. bölümünün 4.  
paragrafına göre askeri savcı tarafından tamamlanmalıdır. Askeri Savcı buna  
karşılık, er Tuncay Deniz'i, Ceza Kanunu'nun 448. madde ile birlikte 50.  
maddelerine aykırı olarak işlenen görevi aşan kasten adam öldürme suçundan  
Diyarbakır Askeri Mahkemesi'e yargılanması için göndermiştir.  
27. 6 ve 26 Mayıs 1993 tarihlerinde, başvuran her ikisi de Diyarbakır Barosundan  
olan Sedat Aslantaş'a ve Arif Altınkalem'e vekalet vermiştir. 8 Haziran 1993  
tarihinde Sayın Aslantaş başvuru sahibinin eşinin ölümünün kasten adam öldürme  
olduğunu ve asker hakkında cinayetten ve  
karakol komutanı hakkında  
tedbirsizlikten dava açmak için gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirten bir  
yazı ile Kozluk Cumhuriyet Savcısı'na bildirmiştir.  
4. Diyarbakır Askeri Mahkemesi Önündeki Yargılama  
28. Er Tuncay Deniz 27 Eylül 1993 tarihinde Diyarbakır 7. Askeri Mahkemesi'nde  
yargılanmış ve görevi aşarak işlenen kasten adam öldürmeyle suçlanmıştır. İstinabe  
müzekkeresine göre alınan ifadeler Çavuş Murat Hekim, Bekir Çakır, ve Uzman  
Çavuş Kutlu Alkurt'tan tarafından Diyarbakır Askeri Mahkemesi'ne sunulmuştur.  
Feyzullah Aytekin, 22 Mart 1994 tarihinde, Diyarbakır Askeri Mahkemesi'nde,  
olay günü Cumhuriyet Savcısı önünde söylediklerinin aynen tekrarlayarak tanıklık  
yapmıştır. (Bkz yukarıdaki 21. paragraf)  
29. Askeri Mahkeme, 10 Mayıs 1994 tarihinde, suç başka bir askere karşı ve askeri  
bir alanda işlenmediği için davayı dinleme konusunda yetkili olmadığına karar  
vermiştir. Mahkeme dosyayı, davanın Ceza Kanunun 448. ve 50. maddelerine göre  
yürütülmesi için Batman Ceza Mahkemesi'ne göndermiştir.  
30. Başvuru sahibi 10 Mayıs 1994 tarihinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun  
365. maddesinin hükmü gereğince müdahil olarak davaya katılmak için Askeri  
Mahkemeye başvurmuştur. Eşinin Er Tuncay Deniz tarafından kasten  
öldürüldüğünü iddia etmiş ve bu nedenle müdahil olarak duruşmalarda bulunmak  
istemiştir. Başvuran aynı tarihte, Mahkemeden, olay günü başvuru sahibinin  
merhum eşinin kendilerini almasını bekleyen Mehmet Bayram ve Ramazan  
Bayram'ın ifadelerini almasını talep etmiştir. (Bkz. yukarıdaki 14. paragraf). Askeri  
Mahkeme aynı gün Er Tuncay Deniz'e açılan davaya bakma yetkisi olmadığını  
açıkladığı için, başvuranın talepleri hakkında karar vermesi mümkün olmamıştır.  
Askeri Mahkeme, yine de, başvuranın taleplerini dosyaya eklemiştir.  
31. Dava dosyası Batman Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. Dosya transfer  
edilirken, Diyarbakır Askeri Mahkemesi şunları açıklamıştır:  
"Dosyalar incelendikten sonra, Yanıkkaya Jandarma Karakolu'nda  
yol tetkik ve kontrolü için görevde olan sanık erin önce özel aracı (plaka  
numarası 34 Z 9189) durması için uyarmış olduğu sonra da, uyarmak için  
düdük çaldığı; hemen ardından havaya uyarı için ateş ettiği ve belirli bir  
hedef belirlemeden araca doğru bir kez daha ateş ettiği açıkça bellidir.  
Askerin silahından ateşlenen bir adet mermi sivil Ali Rıza Aytekin'in başına  
isabet etmiş ve ölümüne neden olmuştur."  
5. Batman Ceza Mahkemesi Önündeki Yargılama  
32. Dava dosyası alındıktan sonra, (dosya no 1994/283), Batman Ceza Mahkemesi  
13 Temmuz 1994 tarihinde dava ile ilgili olarak ileriki prosedürü düzenlemiş ve bu  
amaçla tanıkların ve dökümanların listesini hazırlamıştır. Mahkeme, şahitlerin  
ifadelerinin istinabe müzekkeresine göre yurt içindeki diğer mahkemeler tarafından  
alınmasını ve kendisine iletilen ifadelerin dava dosyasına dahil edilmesini  
istemiştir. Maktu prosedüre göre, Batman Ceza Mahkemesi, Resul Aytekin,  
Mehmet Bayram ve Ramazan Bayram da dahil olmak üzere çok sayıda tanığın  
ifadelerini almıştır. Ayrıca, Er Tuncay Deniz'in kendisine karşı yapılan ithamlar  
nedeni ile suçlu olmadığını belirttiği ifadesi ve Çavuş Murat Hekim, Bekir Çakır  
ve Uzman Çavuş Kutlu Alkurt'un ifadeleri alınmıştır.  
33. 20 Eylül 1994 tarihinde, mahkeme, iddia makamının, Er Tuncay Deniz'in  
işlediği suç neticesinde maruz kalmış olabileceği sıkıntı ve keder göz önünde  
bulundurularak başvuranın duruşmalara müdahil olarak katılmak istediğini belirten  
görüşlerini kabul etmiştir. Mahkeme, başvuranın bu konuda 10 Mayıs 1994  
tarihinde Diyarbakır Askeri Mahkemesi'ne vermiş olduğu dilekçesine itibar etmiştir  
(Bkz. yukarıda 30. paragraf). Mahkeme aynı zamanda başvuranın, vekalet verdiği  
avukatlar tarafından, müdahil olarak temsil edilebileceğini bildirmiştir (Bkz.  
yukarıda 27. paragraf). 20 Ekim 1994 tarihinde istinabe müzekkeresine istinaden  
başvuranın ifadesi alınmış ve Batman Ceza Mahkemesi'ne sunulmuştur. İfadesi ile  
Mahkemeyi, eşinin ölümü hakkındaki bilgileri Feyzullah Aytekin'den aldığı ve  
eşinin öldürülüşü ile ilgili konuda onun verdiği bilgilere dayandığı konusunda  
bilgilendirmiştir. Başvuran ayrıca davalı hakkında şikayette bulunduğunu  
açıklamıştır.  
34. 19 Ocak 1995 tarihinde, Adalet Bakanlığı'nın Adli Tıp Dairesi, talep üzerine,  
olay yerinde bulunan ateşlenmiş mermilerin balistik raporunu Batman Ceza  
Mahkemesi'ne göndermiştir. Rapora göre, mermiler, Er Tuncay Deniz'in silahından  
ateşlenmiştir.  
35. 2 Ekim 1997 tarihinde, Er Tuncay Deniz, Ceza Kanunu'nun 50 maddesi ile  
birlikte kasıtsız olarak ölüme sebebiyet vermekten, 452. maddenin 1. paragrafı  
gereğince (Bkz. aşağıdaki 51. paragraf) cezalandırılmış ( yasal olarak nefsi  
müdafaa gerektiren hallerde şiddete başvurma) üç yıl dört ay hapse mahkum  
olmuştur. Mahkeme, ayrıca, başvuranın müdahil olarak davada yeralmaya başladığı  
andan itibaren, avukatlık masraflarının sanık tarafından ödenmesi hususunda karar  
almıştır. Batman Ceza Mahkemesi, verdiği kararda şunlara hükmetmiştir:  
" Sanığın ifadesine ve karakoldaki arkadaşı Bekir'in ilk ifadesine göre,  
sanık yaklaşmakta olan aracı durdurmak için işaret etmiş; araç durmayınca  
düdük çalmış ve havaya bir el ateş etmiştir. Araç hala durmadığı için ve 50  
metre uzaklıkta iken belli bir hedef belirlemeksizin araç yönünde ateş  
etmiştir. Böyle davranarak Ali Rıza Aytekin'in ölümüne neden olmuştur.  
Yolcu tanıkların ifadelerine göre ise araç hiçbir şekilde durması için  
uyarılmamıştır. Fakat eğer sürücü durması için uyarılmamış olsa idi, aracın  
sağa yanaşması mantıksız olurdu. Bu şartlar altında aracın sürücüsü şu ya da  
bu şekilde, araç geçtikten sonra bile uyarılmıştır. Yine de, tanık Feyzullah,  
ilk ifadesinde; bu ifadenin ciddiye alınmaması için hiçbir neden yoktur, bir  
düdük sesi duyduğunu belirtmiştir. şahit Ramazan Bayram'ın, sanığın  
hemen hemen hiçbir şey görmeden 10-15 metre uzaklıktan ateş ettiği  
yönündeki ifadesi aynı tarafta oturmakta olan babası tarafından  
doğrulanmamıştır.  
Çözülmesi gereken ilk problem sanığın bu olayda öldürme amacı ile hareket edip  
etmediğidir...  
Dava dosyasının içeriğinden de anlaşılacağı gibi, sanık, kurbanı ve diğer yolcuları  
tanımamaktadır. Dosyada olay hakkındaki bilgilere göre ateşleme mesafesi 40-50  
metredir. Sürücü hariç, arkada iki, önde ise bir kişi oturmakta idi. Bu şartlar altında  
ve bu mesafeden arkada oturanların arasından sürücüyü görüp tanıması ve hedef  
alması mümkün değildi. Tüfeğinde en az 20 mermi olmasına rağmen, sanık bir kere  
ateş etmiş ve buna rağmen, ölüme sebebiyet verdiğinin bilincinde değildi. Eğer  
amacı öldürmek olsa idi, ateş etmeye devam ederdi. Bununla beraber adam  
öldürmek için sebebi yoktu. Bütün bunlar gözönüne alındıktan sonra sanığın  
öldürmek maksadı ile hareket etmediği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle,  
hakkaniyete uygun olarak, fiilin hatalı bir saldırı sonucunda gerçekleştiği sonucuna  
varmak daha uygundur.  
Sanık, nöbette olmasına rağmen, araçtaki bireylerin kendisini duymayacağını  
tahmin edebilir ve havaya bir elden fazla ateş edebilirdi ve kaçış gibi ciddi bir  
durum veya suçüstü yakalama sözkonusu olmadığı ve kullandığı silahın  
özelliklerini bildiği kabul edildiği için daha dikkatli olabilir ve araçtaki insanlara  
zarar vermeyecek şekilde farklı bir yöne ateş edebilirdi. Sanık bütün bunları  
düşünmemesinin sonucunda görevinin sınırlarını aşmıştır. Fakat, bu faktöre dayalı  
cezanın azaltılması, suçun sebepleri, önemi, ciddiyeti ve işlenen suçun ağırlığı  
sonucunda minimum olmalıdır..."  
6. Batman Ceza Mahkemesi'nin Kararı'na Karşı Temyiz  
36. Başvuru sahibi, Avukat Oktay Bagatır aracılığıyla 13 Ekim 1997 tarihinde  
Batman Ceza Mahkemesi'nin kararına karşı sanığın kasten adam öldürmekten suçlu  
bulunması gerektiğini savunarak Yargıtay'a başvurmuştur.  
37. Hükümet tarafından duruşmada sunulan bilgilere göre davada müdahil olarak  
yeralan kurbanın erkek kardeşi Feyzullah Aytekin, karara karşı temyiz hakkını ayrı  
kullanmak için izin istemiştir. Yargıtay 22 Nisan 1998 tarihinde bu isteği kabul  
etmiştir. Dahası Batman Savcısı, 14 Ekim 1997 tarihinde, Batman Ceza  
Mahkemesi'nin kararına karşı Er Tuncay Deniz'in Ceza Kanunu'nun 448.  
maddesine göre, daha ciddi bir suçtan, taammüden adam öldürmekten mahkum  
edilmesi için Yargıtay'a başvurmuştur.  
38. Temyiz incelemesi, halen Yargıtay'da devam etmektedir.  
D. Komisyon'un Kanıtları Değerlendirmesi  
1. Kanıtların Değerlendirilmesine Karşı Yaklaşım  
39. Hükümet, 14 Ekim 1996 tarihinde, başvuranın eşinin ölümü hakkındaki  
soruşturmanın ve sanık erin Diyarbakır Askeri Mahkemesi önündeki duruşmasının  
detayları ve Batman Ceza Mahkemesi önündeki davanın durumu hakkındaki  
bilgileri Komisyon'a göndermiş olmasına rağmen,  
Hükümet görüşlerinin  
sekretaryanın hatası sonucu yanlış dosyalanması nedeniyle, Komisyon, ölümle  
ilgili kanıtları değerlendirirken, aslında dosyanın tamamından faydalanamamıştır.  
40. Sözkonusu hatanın sonucunda, Komisyon, dava ile ilgili değerlendirmeyi  
sadece şu resmi belgelere dayandırmıştır: Binbaşı Cengiz Eryılmaz tarafından  
hazırlanan olay yeri tespit tutanağı; olayın Çavuş Murat Hekim tarafından çizilen  
olay yeri krokisi; tıp uzmanı tarafından hazırlanan ölüm ve otopsi raporları; 24  
Nisan 1993 tarihinde Binbaşı Cengiz Eryılmaz tarafından Er Tuncay Deniz ve  
Çavuş Bekir Çakır'dan alınan ifadeler; 11 Mayıs 1993 tarihinde Binbaşı Osman  
Gökçen tarafından Er Tuncay Deniz'den, Çavuş Bekir Çakır'dan; Uzman Çavuş  
Kutlu Alkurt'tan ve Çavuş Murat Hekim'den alınan ifadeler (Bkz. yukarıdaki 18, 19  
ve 24. paragraflar)  
Komisyon, şunlara da itibar etmiştir: Feyzullah Aytekin'den alınan dört ifade, ikisi  
İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi tarafından alınmıştır; 30 Nisan 1993  
tarihinde İnsan Hakları Derneği Diyarbakır şubesi tarafından alınan başvuranın  
ifadesi; İngiliz İçişleri Bakanlığı'nın Danışman Patoloğu Dr. Christopher Milroy'un  
7 şubat 1995 tarihli uzman raporu.  
2. Başvuranın Eşinin Ölümü Hakkındaki Bulgular  
41. Komisyon, öncelikle, jandarma karakolunun dışında, başvuranın eşinin  
arabasının kontrol noktasından çok hızlı bir şekilde geçmesini engelleyecek hız  
rampalarının olduğunu kabul etmiştir.  
42. İkinci olarak, merhumun aracını erin kurtulmak için yana atlamasını  
gerektirecek şekilde pervasızca kullanmasını açıklayacak bir sebep sunulmamıştır.  
Bu nedenlerden dolayı Komisyon, erin riskte olduğunu inandırıcı bulmamıştır.  
43. Üçüncü olarak, Komisyon, aracın, jandarma eri ateş açtığı anda hareket halinde  
mi yoksa sabit mi olduğu konusunda karar verme aşamasında iken, Er Tuncay  
Deniz'in araca durması için işaret ettiğinin tespit edildiğini belirlemiştir. Fakat,  
Komisyon'un görüşüne göre, balistik rapor sunulmadığı için, iddia edildiği gibi  
havaya uyarı için bir el ateş edildiği sonucuna varmak için bulgular yetersizdir.  
44. Dördüncü olarak, Komisyon Er Tuncay Deniz'in arabanın arka tarafından  
sürücüyü hedef aldığı veya hedefini bulamayacak şekilde çabuk ateş ettiği şeklinde  
çok kuvvetli bir netice çıkarılabileceği görüşündedir.  
45. Yukarıdaki bulguların ışığında Komisyon, başvuranın eşi tarafından kullanılan  
aracın kontrol noktasına doğru ilerlediği ve bu noktayı geçtiği, erin aracın durması  
için uyardığı ve kısa bir süre sonra erin aracı durdurmak için ya sürücüyü hedef  
alarak ya da hedef belirlemeden ateş açtığı sonucuna varmıştır.  
II. İLGİLİ İÇ HUKUK  
46. İç hukuk ve uygulamayla ilgili detaylı görüşlerin yokluğunda, Divan,  
Komisyon gibi, sorumlu Hükümet ve başvuranın temsilcilerini içeren önceki  
davalar kapsamında sunulan görüş ve hükümlere itibar etmiştir.  
A. İdari Sorumluluk  
47. Türk Anayasasının 125. maddesi şöyledir:  
" İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır....  
İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.  
48. Bu hüküm olağanüstü hal veya savaş zamanında bile sınırlamaya tabi  
tutulamaz. Hükmün ikinci şartı, "sosyal risk" teorisine bağlı olarak güvenilirliği  
mutlak ve objectif bir nitelikte olan idare açısından, herhangi bir hatanın varlığının  
kanıtlanmasını önemli ölçüde gerektirmemesidir. Böylece, İdare, Devletin kamu  
düzeni ve güvenliğini sağlamada veya can ve mal güvenliğini korumada başarılı  
olamadığı durumlarda bilinmeyen ya da terörist şahıslarca işlenen fiillerden zarar  
gören insanlara tazminat verebilir.  
49. İdari sorumluluk prensibi, Olağanüstü hal hakkındaki 25 Ekim 1983 tarihli  
2935 nolu kanunun Ek 1 nolu maddesinde yansıtılmıştır  
" ..... bu kanunla tanınan yetkilerin kullanılmasıyla bağlantılı tazminat davaları,  
idare aleyhine, idari yargıda açılır."  
B. Cezai Sorumluluk  
50. Türk Ceza Kanunu, katil kastıyla olmayan adam öldürme (452. ve 459.  
maddeler), tedbirsizlik veya dikkatsizlik sonucu adam öldürme (455. madde),  
kasten adam öldürme (448. madde) ve öldürmek fiili (450. madde) ile ilgili  
hükümleri kapsamaktadır. Ceza Kanununun 49. ve 50. maddeleri görevi aşarak  
işlenen inter alia suçlara atıfta bulunmaktadır.  
51. 448. madde gereğince her kim bir kimseyi kasten öldürürse, 24 seneden 30  
seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur. 450. maddeye göre, idam cezası,  
inter alia taammüden adam öldürme durumlarında verilebilir. 452. madde  
gereğince, ölümün şiddet unsuru sonucunda meydana geldiği fakat, failin kurbanını  
kasten öldürmediği hallerde, sekiz yıl hapis cezası verilir. 455. madde gereğince,  
ölümün, tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya acemilik veya nizamat ve talimata  
riayetsizlik sonucunda meydana geldiği hallerde, suçlu taraf, iki seneden beş  
seneye kadar hapse ve ağır para cezasına mahkum olur.  
52. Ceza Kanununun 49. maddesi gereğince, kanuna uygun veya yetkili mercilerin  
emirleri doğrultusunda veya kendisinin ya da bir başkasının nefsine veya ırzına  
yapılan haksız saldırıya karşı koymak veya kendisinin veya bir başkasının hayatını  
kendisinin sorumlu olmadığı ani ve ciddi bir tehlikeden korumak için yapılırsa ve  
fiil tehlikeyi önlemek için tek yol ise, yapılan fiil nedeni ile faile ceza verilmez. 50.  
madde, 49. maddenin hükümlerini sınırlandırmaktadır; kanunun veya yetkili  
makamın veya zaruretin tayin ettiği hududu tecavüz edenler, suç ölüm cezasını  
gerektiriyorsa, fail sekiz yıl süre ile hapis cezasına ve eğer fiil hususundaki ceza  
müebbet hapis ise, fail minimum altı yıl olmak üzere 15 yıla kadar hapis cezası ile  
cezalandırılır.  
53. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 23. maddesinin 1. paragrafına uygun  
olarak, olağanüstü hal ilan edildikten sonra, kolluk kuvvetleri ve kendilerine görev  
verilen özel kolluk kuvvetleri ve silahlı kuvvetler mensupları görevlerini yerine  
getirirken kanunla düzenlenmiş olan silah kullanmayı gerektiren hal ve şartlardan  
herhangi birinin varolması halinde silah kullanma yetkisine sahiptirler. Olağanüstü  
halin, bu Kanunun 3. maddesinin (b) bendi gereğince ilan edilmesi halinde, silah  
kullanma yetkisine sahip bulunan güvenlik kuvvetlerinin teslim ol emrine itaat  
edilmemesi veya silahla mukabeleye yeltenilmesi veya güvenlik kuvvetlerinin  
meşru müdafaa durumuna düşmeleri halinde görevli güvenlik kuvvetleri  
mensupları doğruca ve duraksamadan hedefe ateş edebilirler.  
54. Bu tür suçlarla ilgili bütün şikayetler için, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanununun 151. ve 153. maddeleri gereğince savcıya veya yerel idari yetkililere  
başvurulabilir. Savcı ve polisin kendilerine rapor edilen suçları araştırma görevleri  
vardır ve savcı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 148. maddesi gereğince  
dava açılıp açılamayacağı hakkında karar verir. şikayetçi, savcının cezai işlem  
başlatmama kararına karşı çıkabilir. (Madde 165)  
55. Bu fiilleri işleyen şüpheli şahısların askeri personel olması  
durumunda, Askeri Ceza Kanununun 86. ve 87. maddeleri gereğince emirlere itaat  
edilmemişse, büyük çapta zarara sebebiyet vermek, insan hayatını tehlikeye atmak  
ve mala zarar vermek suçlarından haklarında dava açılabilir. İşlemler bu şartlar  
altında, Ceza Kanunu gereğince yetkili otorite önünde veya şüpheli şahsın  
hiyerarşik olarak üstü konumundaki yetkililer önünde ilgili şahıslar tarafından  
(askeri olmayan) başlatılabilir. (353 nolu Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve  
Yargılama Usulü Kanununun 93. ve 95. maddeleri)  
56. Suçu işlediği iddia edilen şahıs güvenlik güçleri mensupları da dahil olmak  
üzere bir devlet görevlisi veya memur ise, yargılama izni ön araştırmayı yapan  
yerel idare kurullarından alınmalıdır. (İl Meclisi Yönetim Kurulu).(285 nolu  
Kararnamenin 4. maddesinin 1. bendi). Mahalli Kurul kararları Danıştay'da temyiz  
edilebilir; men-i muhakeme otomatik olarak böyle bir uygulamaya tabidir.  
C. Tazminat Hükümleri  
57. Maddi veya manevi zarara sebep olan, memurlarca yasadışı olarak işlenen suç  
veya haksız bir fiil, hukuk mahkemeleri önünde, tazminat talebi konusu olabilir.  
Medeni Kanunun 41. maddesine göre madur olan kişi, kendisini ister kasıtlı, isterse  
ihmalkarlık veya tedbirsizlik sonucu yasadışı olarak zarara uğratan faile karşı,  
tazminat için şikayet dilekçesi verebilir. Maddi zarar, Medeni Kanunun 46.  
maddesi gereğince hukuk mahkemelerince ve manevi ve ahlaki zararlar ise 47.  
maddeye uygun olarak karşılanırlar.  
58. İdareye karşı olan davalar, yargılama usulleri yazılı olarak düzenlenmiş olan  
idari mahkemelerinin önüne getirilebilir. Davacının sözkonusu fiil hakkındaki  
İdareye karşı olan şikayetini sunması için bir yıl ve daha sonra, şikayetini idari  
mahkemelerin önüne getirmesi için yüzyirmi gün süresi vardır.  
59. Ceza Kanunu bir suçun işlenmesinden kaynaklanan maddi zarar hususunda,  
müdahil olarak katılma izni vermek için de hüküm vermektedir. Ceza  
Muhakemeleri Usulü Kanununun 365. maddesine göre, suçtan zarar gören her  
şahıs soruşturmanın herhangi bir aşamasında, müdahil olarak davaya katılabilir ve  
sanığın işlediği suçtan doğrudan zarar gören kişi tazmin talebinde bulunabilir. Bu  
hüküm, sadece doğrudan mağdur olan kişi için uygulanabilir ve kendisi ölmüş  
mağdur şahıs adına işletilemez. Sanık, suçtan beraat etmişse, bu hüküm  
uygulanamaz. Müdahil statüsünün kazanılması, tarafın suçtan kaynaklanan zarar  
hususunda hukuk mahkemelerinden tazminat talebinde bulunmamasına bağlıdır.  
D. Anayasal Güvenceler Hususundaki Sınırlamalar  
60. Başvuran, yukarıda verilen genel şema ile sağlanabilecek olan bireyin  
korunmasını zayıflatan belli bazı yasal hükümlere işaret etmektedir.  
1. Anayasal Hükümler  
61. Anayasanın 13. ve 15. maddeleri anayasal güvenceler hususunda başlıca  
sınırlamaları sunmaktadır.  
62. Anayasanın geçici 15. maddesi 12 Eylül 1980 ve 25 Ekim 1983 tarihleri  
arasında yürürlüğe giren kanunlar veya kanun hükmünde kararnameler ile alınan  
tedbirler hususunda Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulamayacağını  
belirtmektedir. Bu, 25 Ekim 1983 tarihli 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununa  
göre yayınlanan ve  
içermektedir.  
yargılama denetiminden muaf olan kararnameleri de  
2. Olağanüstü Hal Hükümleri  
63. Olağanüstü Hal Bölge Valisine 430 nolu Kararname ve özellikle 424 ve 425  
nolu Kararnamelerle değiştirilen 285 nolu Kararname ile geniş yetkiler verilmiştir.  
64. 285 nolu Kararname, olağanüstü halin hüküm sürdüğü bölgelerde güvenlik  
güçleri mensuplarını yargılama kararının savcıdan alınıp yerel idare kurullarına  
verilmesi için, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (1981) tatbik edilişini  
değiştirmiştir.  
KOMİSYON ÖNÜNDEKİ İŞLEMLER  
65. Bayan Aytekin, 22 Ekim 1993 tarihinde Komisyon'a başvurmuştur. Eşinin,  
aracıyla bir kontrol noktasından geçerken sorumlu Devletin bir askeri tarafından  
yasa dışı olarak öldürüldüğünden ve eşinin ölümü hususunda etkili bir kanuni yol  
olmadığından şikayet ederken Sözleşmenin 2. ve 13. maddelerine dayanmıştır.  
66. Komisyon, 15 Mayıs 1995 tarihinde (22880/93) nolu başvurunun  
kabuledilebilir olduğunu açıklamıştır. 18 Eylül 1997 tarihli raporunda (madde 31)  
Sözleşmenin 2. maddesinin (1'e karşı 29 oy ile) ihlal edildiğini ve Sözleşmenin 13.  
maddesinden kaynaklanan ayrı bir konunun olmadığını (1'e karşı 29 oy ile)  
belirtmiştir. Raporda yeralan Komisyon görüşünün ve bir karşı oy yazısının tam  
metni bu karara ek olarak tekrar hazırlanmıştır.1  
DİVANA SON SUNUŞLAR  
67. Başvuran, Divan'dan, davayla ilgili hususların Sözleşmenin 2. ve 13.  
maddelerinin ihlalini ortaya koyduğu şeklinde karar vermesini ve 50. madde  
gereğince adil tatmin kararına hükmetmesini istemiştir.  
Hükümet, ilk görüşlerinde başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ve bu  
nedenle başvurunun kabuledilemez bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Alternatif  
olarak , başvuran tarafından iddia edilen maddelerin ihlal edilmediğini  
savunmuşlardır.  
-----------------------------  
1. Raportörün Notu. Pratik nedenlerden dolayı bu ek sadece kararın basılmış  
versiyonu ile birlikte (Hüküm ve Kararlar Raporlarında) yeralacaktır, fakat,  
Komisyon Raporunun bir kopyasını Raportör Daireden temin etmek mümkündür.  
HUKUKA DAİR  
HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI  
A. Divan Önünde Ortaya Konulan Argümanlar  
1. Hükümet.  
68. Hükümet, Sözleşmenin aşağıda verilen 26. maddesi ile gerekli kılınan iç hukuk  
yollarının başvuran tarafından tüketilmediği için başvuranın şikayetlerinin  
Komisyon tarafından kabuledilemez bulunmuş olması gerektiğini belirtmiştir:  
"Uluslararası hukukun genellikle kabul edilen ilkelerine göre, Komisyona  
ancak iç hukuktaki başvuru yollarının tüketilmesinden sonra ve kesin  
kararın verildiği tarihten başlayarak altı aylık bir süre içinde  
başvurulabilir.  
Hükümet, bu bağlamda başvuranın eşinin ölümü ile ilgili resmi soruşturmanın  
olayın meydana geldiği gün başlatılmış olduğunu, bu soruşturmanın yargılama ve  
sonrasında 2 Ekim 1997 tarihinde Er Tuncay Deniz'in Batman Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından mahkumiyetine hükmedilmesi ile sonuçlandığını  
vurgulamıştır. Dahası, başvuranın Batman Ağır Ceza Mahkemesi kararı aleyhine  
temyiz başvurusunda bulunması göstermektedir ki duruşma yapıldığı tarihte bile  
eşinin ölümünden dolayı tazminat elde etmek için iç hukuk yollarından  
yararlanmakta idi ve bu başvuru halen Yargıtay tarafından incelenmektedir. (Bkz.  
yukarıdaki 36. paragraf)  
69. Hükümet, Komisyon'un, 5 Aralık 1994 tarihli Hükümet görüşü ile Komisyonun  
bilgisine sunduğu sürmekte olan adli soruşturmayı dikkate almaksızın, 15 Mayıs  
1995 tarihinde başvuranın şikayetlerini kabuledilebilir bulduğunu ileri sürmüştür.  
Buna ek olarak Komisyon, kendilerine 14 Ekim 1996 tarihinde sunulan Hükümetin  
yetkililerce sürdürülen soruşturma ve yargı prosedürü hakkındaki ayrıntılı  
anlatımını üzüntü verici şekilde hatalı dosyalamıştır. ( Bkz yukarıda paragraf 39).  
Bu durum, o sırada, Er Tuncay Deniz'in görevi aşan kasti adam öldürme suçlaması  
ile yargılandığı ve karar verilme ve mahkum edilme aşamasında olduğu gerçeği  
dikkate alınmaksızın, Komisyonun 31. madde bağlamındaki 18 Eylül 1997 tarihli  
raporunda, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği kararının alınmasıyla  
sonuçlanmıştır.  
70. Hükümet, daha sonraki sunuşlarında, başvuranın cezai prosedüre  
katılmak için başvurduğu zaman, zanlı aleyhine Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu'nun 365. maddesi hükmüne göre, maddi ve manevi zararlarını talep etme  
hakkının bulunduğu gerçeğini de vurgulamıştır. (Bkz. yukarıda 30, 33 ve 59.  
paragraflar)  
Fakat, başvuran, bunu yapmamıştır. Hükümet, ayrıca idarenin objektif sorumluluk  
ilkesi bağlamında, başvuranın idare hukuku prosedüründe dava açmadığını da  
vurgulamıştır. (Bkz. yukarıdaki paragraflar 47-49) Son yargı yolu ile ilgili olarak ,  
başvuranın bu yolu kullanabilmesi için eşinin öldürüldüğü tarihten itibaren bir yıl  
ve talebi hakkında verilen herhangi bir karara karşı 120 gün içinde idare  
mahkemesine başvurma süresi vardı. (Bkz . yukarıdaki paragraf 58)  
71. Yukarıda sunulan nedenlerden dolayı Hükümet, Divan'dan başvuranın  
şikayetlerinin kabuledilebilirliğine karşı yaptığı itirazı desteklemesini talep etmiştir.  
2. Başvuran  
72. Başvuran, yargılamanın başvuranın şikayetinin kabuledilebilir bulunmasından  
önce başladığını Komisyona bildirmediği için, Hükümetin savunmasının, Batman  
Ağır Ceza Mahkemesi'nde süren yargılamaya dayanmasının engellenmesi  
gerektiğini Divan önünde belirtmiştir. Sadece askeri otoritelerin eşinin ölümü  
hakkındaki soruşturmayı sürdürdüklerini belirtmekle sınırlı kalmışlardır. Dahası,  
Hükümet, 2 Ekim 1995 tarihinde Komisyondan Sözleşmenin 29. maddesine göre,  
davanın kabuledilemez olduğunu açıklamasını istediği zaman, Hükümetin  
Komisyona yargılamanın durumu hususunda bilgi vermek için ek bir fırsatı daha  
vardı. Yetkililer, Er Tuncay Deniz'in ceza davası hususunda, ancak 14 Ekim 1996  
tarihinde, görüş vermek için belirlenen son tarihten on ay sonra ve Batman Ceza  
Mahkemesi'nde davanın başlamasından uzun süre sonra Komisyona tam bilgi  
sunmuştur.  
73. Başvuran, eşinin ölümü hakkında yürütülen soruşturmanın, takip eden  
yargılamanın ve Er Tuncay Deniz'in mahkumiyetinin Sözleşmenin 26.  
maddesindeki amaçlar doğrultusunda etkili bir iç hukuk yolu olarak kabul  
edilemeyeceğini belirtmiştir. Başvuran olay gününden bu yana ölümcül atıştan Er  
Tuncay Deniz'in sorumlu olduğunun bilinmesine rağmen mahkumiyet kararı elde  
etmenin dörtbuçuk yıl sürdüğünü vurgulamıştır. Başvuran zanlının cinayetten  
mahkum edilmiş olması gerektiğini iddia etmiş, fakat bu iddia, dava öncesi  
soruşturmanın sadece birçok açıdan yetersiz olması nedeni ile değil, aynı zamanda,  
soruşturmayı yürüten yetkililerin Er Tuncay Deniz'in anlattıklarını esas almaları ve  
başvuranın eşi vurularak öldürüldüğünde araçta bulunan üç yolcunun ifadelerinin  
tamamen gözardı etmeleri nedeniyle yanlı olduğu için hariç bırakılmıştır.  
74. Başvuranın görüşüne göre Hükümetin ilk itirazları savunmanın genişletilmesi  
temelinde reddedilmezse, başvuranın Sözleşmenin 2. ve 13. maddeleri  
bağlamındaki şikayetinin esasına eklenmelidir.  
3. Komisyon  
75. Komisyon Delegesi, Divan duruşmasında, Hükümetin başvuranın iç hukuk  
yollarını tüketmediğini iddia eden özet görüşlerini teslim aldıktan sonra, 15 Mayıs  
1995 tarihinde Komisyon'un başvuranın şikayetlerini kabuledilebilir bulduğunu  
açıklamıştır. Komisyon, Kozluk Savcısının ateş etme olayı ile ilgili soruşturma  
başlattığı, fakat yetkisizlik nedeni ile 8 Haziran 1993 tarihinde dava dosyasını  
askeri yetkililere vermek zorunda olduğu ve sonraki yetkililerin Er Tuncay Deniz'in  
kasıtlı veya kuraldışı bir davranıştan sorumlu olmadığı yönündeki ilk görüşlerinden  
oluşan hususlarla sınırlı olarak, başvurunun reddedilmesi için, Hükümetin  
argümanlarının yeterli olmadığını belirtmiştir. Er hususunda alınan tedbirler  
hakkında daha fazla bilgi sunulmamıştır.  
Komisyonun görüşüne göre, başvuranın eşinin ölümü üzerinden iki yıldan fazla bir  
süre geçtiği ve ilgili bütün kanıtların soruşturma yapan otoritelerce kolayca  
ulaşılabilecek olması gözönünde bulundurulursa, soruşturmanın Sözleşmenin 26.  
maddesindeki amaçlar doğrultusunda etkili bir iç hukuk yolu oluşturduğu  
düşünülemez.  
76. Delegenin görüşüne göre, Er Tuncay Deniz'in 2 Ekim 1997 tarihinde Batman  
Ceza Mahkemesi tarafından mahkum edilmesi, başvuranın şikayetlerinin iç  
hukukta yeterli derecede telafi edildiği sonucuna yol açmamıştır. Başvuranın  
herhangi bir aşamada otoritelerden tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı  
hususunda ise, Delege, Komisyonun, başvuranın işlenen bir suçun kurbanı olduğu  
durumlarda ceza davasının sonucunu beklemekle yükümlü olduğu şeklindeki ve  
Sözleşmenin iç hukuk yollarının tüketilmesi hususundaki gerekliliğe uymak için  
paralel idari ve hukuki mahkemelerin prosedürüne başvurmak zorunda olmadığı  
şeklindeki görüşünü gözlemlemiştir. Buna uygun olarak başvuranın idari hukuk  
davası açmak için zaman limitini aştığı bu bağlamda incelenmelidir. Diğer  
taraftan, Delege, Hükümetin 2 Ekim 1996 tarihli görüşlerinin yetkililerce  
sürdürülen soruşturmaya farklı bir ışık verebileceğini ve Komisyonun sorumlu  
Devleti Sözleşmenin 2. maddesinden doğan sorumluluklarını yerine getirmediği  
şeklindeki bulgusunun Divan tarafından özel bir dikkat ile incelenmesi gerektiğini  
kabul etmiştir.  
B. Divan'ın Değerlendirmesi  
77. Divan, ilk itirazları, prensipte, Sözkonusu Devletin Komisyon önünde en  
azından esas anlamda ve yeterli açıklıkta ortaya koyduğu dereceye kadar,  
kabuledilebilirlik incelemesinin ilk aşamasında dikkate aldığını tekrarlamıştır.(  
Bkz. en yakın, 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi Türkiye'ye Karşı Kararı, Hüküm ve  
Karar Raporları-..., s..., par. 59)  
78. Divan, başvuranın görüşlerinin kabuledilebilirliği ile ilgili olarak sunduğu  
görüşte, Hükümet'in başvuranın eşinin ölümü hakkındaki soruşturmanın sürdüğü  
hakkında Komisyon'a bilgi verdiğini tesbit etmiştir. Hükümet, Cumhuriyet  
Savcısının yargılama yetkisini askeri otoriteye bırakmaya karar verdiği tarihin  
ardından, davadaki gelişmelerle ilgili herhangi bir ayrıntı sunmamıştır (Bkz.  
yukarıda 26. paragraf). Sadece bu kaynağa dayanarak Hükümet, başvuranın iç  
hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Komisyon'un kabuledilebilirlik  
kararını vermesinden önce Hükümetin soruşturmanın devam eden safhaları  
hakkında Komisyona neden bilgi vermediği konusunda herhangibir açıklama  
yapılmamıştır. Bu durum şu bağlamda ele alınmalıdır ki, kabuledilebilirlik  
kararından önce askeri savcı zanlının yargılanmasına karar vermiştir, Diyarbakır  
Askeri Mahkemesi  
yargılamanın Batman Ağır Ceza Mahkemesine  
devredilmesinden önce, 27 Eylül 1993 ve 10 Mayıs 1994 tarihleri arasında tanık  
dinlemiştir ve bu son mahkeme Temmuz 1994 tarihinden itibaren davayı  
sürdürmüştür.  
Hükümet, Komisyon'dan Sözleşmenin 29. maddesini uygulamasını ve önceki  
kabuledilebilirlik kararını tersine çevirmesini talep eden 2 Ekim 1995 tarihli ikinci  
görüşünde de başvurunun kabuledilebilirliği konusundaki itirazını yinelemiştir. Bu  
görüşte Hükümet, başvuranın, eşinin ölümünden dolayı idare hukuku prosedürüne  
göre yetkililere başvurarak objektif sorumluluk prensibine dayanarak tazminat talep  
etmediğini vurgulamıştır. (Bkz. yukarıda 48. paragraf) Hükümetin talebi Komisyon  
tarafından 9 Eylül 1997 tarihinde reddedilmişti.  
Sonuç olarak, 14 Ekim 1996 tarihinde ve Hükümetin 29. madde bağlamındaki  
talebinin reddedilmesinden önce yetkililer o güne kadar Er Tuncay Deniz aleyhine  
yürütülen soruşturma ve yargılama dosyasının tamamını sunmuşlardır. Fakat  
dökümanlar yanlışlıkla başka dosyaya konulduğu için hiçbir zaman Komisyon  
tarafından gözönüne alınmamıştır.  
79. Divan'ın görüşüne göre, Hükümet, prosedürün kabuledilebilirlik safhasında iç  
hukuktaki soruşturmanın safahatı hakkında çok az detay sunmuş olsa bile  
Hükümetin görüşünde, soruşturmanın başvuranın eşinin ölümü ile ilgili olarak  
bulguların kuvvetine göre tazminat elde edebilme ihtimalini de kapsayan tazminat  
hakkını sağlamlaştıran sonuçlarının önemine atıfta bulunduğu açıktır. Hükümet,  
buna göre, mantıksal olarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğine dair  
itirazının esasını zamanında önesürmüş sayılmalıdır.  
80. Ayrıca, başvuranın, Komisyon'un kabuledilebilirlik kararını verdiği tarihte Er  
Tuncay Deniz aleyhine yürütülen prosedür hususunda tamamiyle bilgili olduğu  
gözlenmelidir. Başvuranın 10 Mayıs 1994 tarihinde Diyarbakır Askeri  
Mahkemesine müdahil olarak katılmak için başvurduğu ve aynı gün mahkemeden  
Mehmet ve Ramazan Bayram'ın tanık olarak dinlenmesini talep ettiği tesbit  
edilmiştir. ( Bkz. yukarıda 30. paragraf). Başvuranın eşinin erkek kardeşi Feyzullah  
Aytekin, kendi adına 22 Mart 1994 tarihinde mahkeme önündeki duruşmalara  
katılmış ve ifade vermiştir (Bkz. yukarıda 28. paragraf). Başvuranın 20 Eylül 1994  
ve 20 Ekim 1994 tarihlerinde Batman Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalara  
katılmasına izin verilmiştir, bu mahkemeye istinabe müzekkeresine uygun olarak  
alınan ifadesini sunmuştur (Bkz. yukarıda paragraf 33)  
Ne başvurunun kabulü konusunda sunduğu görüşlerden ne de daha sonra konu ile  
ilgili sunduğu görüşlerden başvuranın Er Tuncay Deniz'e karşı başlatılan hukuk  
prosedürüne katılımının gerçek içeriğini Komisyona yansıtmadığı anlaşılmaktadır.  
Başvuran tarafından yapılmış olan iddianın genişletilmesi talebi ile ilgili olarak,  
başvuranın iç hukuktaki prosedüre aktif olarak katılması ve Komisyonu bu konu  
hakkında bilgilendirmemiş olması başvurusunun kabulü aleyhine ağır basan bir  
faktör olarak görülmelidir.  
81. Yukarıdaki şartlar gözönüne alındığında Divan, Hükümetin bu safhada iç  
hukuk yollarının tüketilmesi hususundaki itirazının ve zanlı ere karşı başlatılan  
Ceza  
Prosedürünün  
sonucuna  
dayanmasının  
engellenmiş  
olduğunun  
düşünülemeyeceği sonucuna varmıştır.  
82. Divan, başvuranın 2. madde ile ilgili şikayeti hususunda, Hükümet tarafından  
belirtilen iç hukuk yollarının tazmin sağlamak için yeterli olup olmadığı hususunda  
karar vermelidir. Bu hususta, dayandıkları iç hukuk yollarının ilgili zamanda  
teoride ve pratikte etkili oldukları, daha doğrusu ulaşılabilir oldukları, tazmin  
sağlayabilir ve makul bir şekilde başarı vaad etmeleri hususunda ikna etme görevi  
Hükümete aittir. Fakat, sözkonusu kanıtlar sağlandıktan sonra, Hükümetin sunmuş  
olduğu iç hukuk yollarının tüketilmiş olduğunu veya herhangibir sebeple davanın  
bazı durumlarında etkisiz olduğunu veya kendisini bu gereklilikten serbest kılan  
bazı özel şartların varolduğunu ispatlamak başvuranın görevidir.(Bkz. mutatis  
mutandis, 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı Kararı,  
Raporlar 1996-IV, s. 1211, paragraf 68).  
83. Divan başvuranın eşinin ölümü hakkındaki soruşturmanın Batman Ağır Ceza  
Mahkemesinin Er Tuncay Deniz'i kasıtsız adam öldürme suçundan mahkum etmesi  
ile sonuçlandığını saptamıştır. Başvuranın resmi soruşturma ile ilgili eleştirisi ve  
jandarma erinin yargılanmasına rağmen, bu durum Komisyona başvurduktan sonra  
duruşmalarda aktif olarak yeralmasını engellememiştir (Bkz. yukarıda paragraf 80).  
Divan, başvuranın Komisyona başvurusunu takip eden ay içinde ve avukatının  
Cumhuriyet Savcısından Er Tuncay Deniz'i başvuranın eşini öldürmekten mahkum  
etmesini istemesinden kısa bir süre sonra (Bkz. yukarıda paragraf 27), askerin,  
halen, görevi aşan kasıtlı adam öldürme suçundan Diyarbakır Askeri  
Mahkemesinde yargılanmakta olduğunu hatırlamaktadır. Bu şartlarda öncelikle  
Cumhuriyet Savcısı ve daha sonra da askeri otoriteler tarafından yürütülen resmi  
soruşturmanın, başvurana, eşinin ölümünden sorumlu olan kişiyi adaletin önüne  
çıkarma çabalarının başarı ile sonuçlanacağı ümidini vermediği söylenemez.  
Gerçekte, başvuran bu iç hukuk yolunun tükendiğini göstermemiştir. Hükümet'in  
de işaret ettiği gibi, başvuranın Batman Ağır Ceza Mahkemesi'ninkararı aleyhine  
yapmış olduğu temyiz başvurusu, halen Yargıtay önünde incelenmektedir. Ayrıca,  
Cumhuriyet Savcısı Batman Ağır Ceza Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir ve  
askere daha ağır bir ceza verilmesini talep etmiştir (Bkz. yukarıda paragraf 37).  
84. Başvuranın eşinin ölümü hususunda tazmin prosedürünün başlatılması  
olasılığına dair, Divan, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiği iddiasının  
kurbanın akrabalarına tazminat vererek çözümlenemeyeceği görüşündedir. ( Bkz.  
19 şubat 1998 tarihli Kaya Türkiye'ye Karşı Kararı, Raporlar 1998-..., s ..., paragraf  
105 ). Fakat, yetkililer tarafından alınan önlemlerin Er Tuncay Deniz'e karşı  
yargılama davasına dönüşmesi ve sonunda, ceza mahkemesinde kasıtsız adam  
öldürme suçundan yargılanması ve mahkum edilmesine dikkat edilirse, başvuranın  
başarıyla zanlı er veya üstleri hakkında kontrol noktasının donanımı ve  
işleyişindeki herhangibir yetersizlik iddiası da dahil olmak üzere haksız fiil davası  
açmak için makul ümit verici bir durumda olduğu sonucuna varılmalıdır.  
Divan, ayrıca zararlar hususunda hukuk davasına alternatif olarak, başvuranın  
Batman Ceza Mahkemesi önündeki davaya müdahil olarak katıldığını beyan ettiği  
sırada zanlı askere karşı tazminat talebinde bulunma yolunun açık olduğunu  
belirtmiştir. Başvuranın neden bu yola başvurmadığı hususunda açıklama  
yapılmamıştır, müdahil olarak, duruşmalarda avukatı tarafından temsil edildiği  
gözlemlenmiştir (Bkz. yukarıda paragraf 35 )  
Başvuran, Divan'a ceza prosedürüne paralel olarak Savunma Bakanlığı'ndan yetkili  
kıldığı kişilerin fiillerinden doğan idarenin objektif sorumluluğu ilkesi gereğince  
neden tazminat talep etmediği konusunda tatminkar bir sebep de göstermemiştir.  
Başvuranın öngörülen zaman dilimi içinde böyle bir talepte bulunmamasının  
nedeni de (Bkz. yukarıda paragraf 58) açıklanmamıştır ve Er Tuncay Deniz'e karşı  
açılan ceza prosedürüne katılımı ile tam anlamıyla çelişkili olduğu düşünülebilir.  
85. Divan, ayrıca, yukarıda bahsedilen hukuk, idare ve ceza prosedüründeki hukuk  
yollarının bileşimi ve özellikle ceza prosedürünün eşinin ölümü hususunda sunduğu  
tazmin sağlama konusundaki ümit veren beklentiler konusunda (sorumlu şahsın  
yargılanması ve mahkum edilmesi ile tazminat), başvuranın durumu ve içinde  
bulunduğu şartların, sorumlu Devlete karşı başarılı şekilde savunma yapan, özel  
durumların varlığı nedeniyle iç hukuk yollarını tüketme gereğinden azlonunan  
diğer başvuranların durumları ile karşılaştırılamayacağını da belirtmiştir. Özellikle  
ve sözkonusu dava hakkında yürütülen soruşturmanın esasına girmeden, yetkililerin  
başvuranın eşinin ölümü ile ilgili koşullar hakkında pasif kaldığı ya da yürütülen  
soruşturmanın içhukuk yollarına başvurmayı anlamsız kılacak kadar etkisiz olduğu  
iddia edilemez. (Yukarıda bahsedilen Akdivar ve Diğerleri, s. 1213-14, paragraf 77;  
18 Aralık 1996 tarihli Aksoy Türkiye'ye Karşı, Raporlar 1996-VI, s. 2277, paragraf  
57; 28 Kasım 1997 tarihli Menteş ve Diğerleri Türkiye'ye Karşı, Raporlar 1997-...,  
s..., paragraf 60; 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt Türkiye'ye Karşı, Raporlar 1998-...,  
s...., paragraf 83, kararları ile karşılaştırınız.)  
86. Bu düşünceler bağlamında ve davanın kendine özgü koşullarında, Divan,  
başvuranın Sözleşme kapsamındaki şikayetleri doğrultusunda başvuranın iç hukuk  
yollarını tüketmemiş olduğunun mütalaa edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.  
Hükümetin ilk itirazları buna göre kabul edilmiştir.  
BU NEDENLERDEN DOLAYI, DİVAN, OYBİRLİĞİYLE,  
iç hukuk yolları tüketilmediği için davanın esasını inceleyemeyeceğine karar  
vermiştir.  
İngilizce ve Fransızca olarak hazırlanmış olup 23 Eylül 1998 tarihinde Strazburg'da  
İnsan Hakları Binası'nda kamuya açık duruşmada tefhim edilmiştir  
İmza: Rudolf BERNHARDT  
Başkan  
İmza: Herbert PETZOLD  
Raportör