CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AYTĐMUR - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 20259/06)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Mayıs 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20259/06) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Delil Aytimur’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Mayıs 2006 tarihinde  
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Betatarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1990 doğumludur.  
Bavuran 26 Eylül 2005 tarihinde Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenen  
ihzar müzekkeresi ile yasadıı silahlı bir örgütün mensubu olmakla itham edilmitir.  
19 Kasım 2005 tarihinde bavuran Đstanbul Terörle Mücadele ubesine gitmitir. Polisler  
bavuranın babasını telefonla arayarak adı geçenin gözaltına alındığını bildirmitir. Savcının  
talebi üzerine bavuran yakın civarda oturan amcasının kendisini ziyaret edebilmesi amacıyla  
Eminönü Emniyet Müdürlüğü ubesine nakledilmitir. Sağlık kontrolünden geçirilen  
bavuranın vücudunda herhangi bir darp ya da iddet izine rastlanmamıtır.  
21 Kasım 2005 tarihinde bavuran avukatı eliğinde Đstanbul Asliye Ceza Mahkemesi önüne  
çıkmıtır. Hakim CMK’nın 94. maddesinin uygulanmasına istinaden bavuranın hemen adli  
bir mercii karısına çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar vermitir.  
Bavuran, bir yük arabası ile Đstanbul’dan Diyarbakır’a nakledilmitir.  
Bavuran 25 Kasım 2005 tarihinde Diyarbakır merkez cezaevine konulmutur.  
Avukatı eliğinde bavuran 30 Kasım 2005 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı  
tarafından dinlenmi, hakkında yapılan ithamlar karısında kendini savunmutur.  
Bavuran aynı gün Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmı, hakim  
delillerin durumu ve ilenen suça ilikin ciddi karinelerin mevcut olduğu gerekçesiyle adı  
geçenin tutuklanmasına karar vermitir.  
Bavuran avukatı aracılığıyla bu karara itiraz etmitir.  
8 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasını dikkate alarak bu  
itirazı reddetmive bavuranın tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Savcı 6 Aralık 2005 tarihli bir iddianame ile bavuranı yasadıı silahlı bir örgüte yardım ve  
yataklık etmek suçu ile itham etmitir.  
13 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın reit olmadığı  
gerekçesiyle ratione materiae bakımından yetkisizlik kararı vererek davayı Mardin Ağır Ceza  
Mahkemesine göndermi, ayrıca ilenen suçun niteliği ve kanıtların durumunu göz önünde  
bulundurarak adı geçenin tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
2
Bavuran bu kararı müteakip Diyarbakır merkez cezaevinden Mardin merkez cezaevine  
nakledilmitir.  
Bavuran 27 Aralık 2005 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmitir.  
5 Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi de aynı ekilde Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermi, delillerin durumu ve ilenen suça ilikin ciddi  
karinelerin mevcut olduğu gibi hususları göz önünde bulundurarak bavuranın tutukluluk  
halinin devamına karar vermitir.  
20 Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasının incelenmesinden  
bavuranın itirazını reddetmive cumhuriyet savcısının görüüne uygun olarak tutukluluğun  
devamına karar vermitir. Mahkeme bu kararın gerekçesinde suça ilikin ciddi karinelerin  
mevcut olduğunu ve bavuranın firar riskinin bulunduğunu ifade etmitir.  
23 Ocak 2006 tarihinde bavuran avukatı aracılığı ile 5 Ocak 2006 tarihli karara itiraz  
etmitir. Ağır ceza mahkemesi 20 Ocak 2006 tarihli karardaki aynı gerekçelerle bavuranın  
itirazını reddetmitir.  
10 Nisan 2006 tarihinde Yargıtay iki mahkeme arasındaki yetki sorununu gidererek  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesini bavuranın davasına bakmaya yetkili mahkeme ilan  
etmitir.  
25 Mayıs 2006 tarihinde bavuranın avukatı bir kez daha müvekkilinin serbest bırakılmasını  
talep etmi, bu talep de aynı ekilde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  
reddedilmitir.  
22 Ağustos 2006 tarihli durumada delillerin durumu ve geçen tutukluluk süresi göz önünde  
bulundurularak bavuran serbest bırakılmıtır.  
Diyarbakır Ağır Ceza mahkemesi 17 Mayıs 2007 tarihli bir karar ile bavuranı hakkında  
yapılan ithamlardan suçlu bulmuve beyıl hapis cezasına çarptırmıtır.  
Yargıtay 8 Temmuz 2008 tarihinde bavuranın suçluluğunu ortaya koyacak somut delillerin  
bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Ağır Ceza Mahkemesi 30 Ekim 2008 tarihinde bavuranın beraatına karar vermitir. Temyize  
gidilmediğinden bu karar 7 Kasım 2008 tarihinde kesinlemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/4 VE 5 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğinden ve tutukluluk halinin yasallığına karı  
iç hukukta itiraz edilebilecek etkili bir bavurunun bulunmadığından yakınmaktadır. Bavuran  
ayrıca yasal hükümlerin AĐHS’nin 5/5 maddesi uyarınca etkili bir tazminat elde etmeye  
olanak tanımadığını ileri sürmektedir.  
Hükümet AĐHS’nin 5/4 maddesi uyarınca yapılan ikayetin kabuledilebilirliği konusunda  
görübildirmemitir. Hükümet bavuranın yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141.  
3
ve izleyen maddeleri uyarınca iç hukuktaki mahkemeler önünde bir tazminat davası  
açabileceğini savunarak AĐHS’nin 5/5 maddesi ile ilgili olarak iç hukuk yollarının  
tüketilmediğini belirtmektedir.  
AĐHM, Hükümetin CMK’nın 141. ve takip eden maddelerine dayalı olarak tazminat davası  
açılabileceği yönündeki itirazının bavuranın AĐHS’nin 5/5 maddesi uyarınca yaptığı ikayet  
ile ilintili olduğuna ve esasa birletirilerek incelenmesi gerektiğine karar vermektedir. AĐHM  
ayrıca sözkonusu bu ikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir, dolayısıyla  
ikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
Hükümet esasa ilikin olarak bavuranın tutukluluk ileminin ulusal mevzuata olduğu kadar  
AĐHS’nin 5/4 maddesindeki hükümlere de uygun gerçekletirildiğini ifade etmektedir.  
Bavuran Hükümetin savına karı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.  
AĐHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini  
karılayacak yargılanma ve AĐHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma ileminin esasının  
«yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karı yapılan itirazı  
değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekimeli yargı sürecinde taraflar arasındaki  
«silahların eitliği» ilkesini de gözeten bir durumanın gerçeklemesini sağlayacak hukuki  
güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-Đsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-  
Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no:  
25116/94).  
AĐHM, daha önce de benzer bavurularda incelediği üzere sözü edilen bavuru yolunun bir  
yanda etkisiz ve uygulamada baarı ile sonuçlanabilecek bir bavuru ansını garanti etmemesi  
(Bkz. diğerleri arasında, Koti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir  
merci nezdinde sağlamıolduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eitliği  
ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle etkili bir bavuru olarak addedilemeyeceğini ifade  
etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007 ve  
Cahit Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7 Temmuz 2009).  
AĐHM bunun yanı sıra yeni CMK’nın 271. maddesinin teoride bir hükümlünün temsilcisine  
veya sanık avukatına itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme  
olanağını tanıdığını not etmektedir. Bununla birlikte, olası muhtemel bir duruma talebi ise  
sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine  
bırakılmaktadır. Mevcut bavuruda, bavuranın serbest bırakılma talebinin dosya üzerinden  
incelendiğini hatırlatan AĐHM, görevinin bu davaya özgü koulları incelemekle sınırlı  
olduğunu ve daha önceki bavurularda varmıolduğu sonuçların dıına çıkılmasını  
gerektirecek herhangi bir gerekçenin yer almadığını ifade ederek bavuranın tutukluluk  
halinin yasallığına ilikin yaptığı itiraz sürecinde AĐHS’nin 5/4 maddesi gereğince  
hakkaniyete uygun yargılamanın gereğinin yerine getirilmediği sonucuna varmaktadır.  
AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına dair AĐHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4.  
paragraflarına aykırı koullarda gerçekleen özgürlüğünden yoksun bırakma ilemlerine karı  
bir telafinin sağlanması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). AĐHM  
ayrıca mezkur 5. paragrafta söz edilen tazminat hakkının ulusal mercii tarafından ya da AĐHS  
kurumlarından biri tarafından diğer paragrafların ihlalini de kapsadığını belirtir (Bkz. N.C.-  
Đtalya no: 24952/94).  
4
Bu bavuruda, bavuranın tutukluluk halinin yasallığına karı etkili bir bavuru hakkının  
tanınmaması nedeniyle AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AĐHM, adı  
geçenin uğradığı bu zararının karılanmasını sağlayacak tazminat yollarının mevcut olup  
olmadığını irdeleyecektir. AĐHM bu bağlamda, yeni CMK’nın 141. maddesinin tutukluluk  
halinin yasallığına karı itirazda bulunan bir kimseye tazminat imkânını sağlayacak etkili bir  
bavuru yolunu sunmadığını gözlemlemektedir. Sonuç itibarıyla, AĐHM Hükümetin itirazını  
reddetmekte ve aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiği  
sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 maddesini öne süren bavuran gözaltı ve tutukluluk süresinin uzunluğundan  
ikayetçi olmaktadır. Bavuran ayrıca AĐHS’nin 3. maddesine atıfla cezaevine nakledilmesi  
sırasındaki koullardan ve Diyarbakır merkez cezaevindeki mahkumiyet artlarından  
yakınmaktadır.  
AĐHM gözaltı süresi ile ilgili adı geçenin 19 Kasım 2005 tarihinde yakalandığını, avukat  
yardımından yakalanarak 21 Kasım 2005 tarihinde Đstanbul Asliye ceza mahkemesi yetkili  
hakimi önüne çıkarıldığını gözlemlemektedir. AĐHM bu tutukluluk süresinin iç hukuka uygun  
gerçekletiğine ve AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen tutukluluk süresi sınırlarını  
amadığına itibar etmektedir (Bkz. Brogan vd.-Birleik Krallık, 29 Kasım 1988). Bilhassa  
Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yasadıı silahlı bir örgütün mensubu olmakla  
itham edilen bavuran hakkında ihzar müzekkeresi çıkarıldığını göz önünde bulunduran  
AĐHM yapılan bu ilemin «gerekli» olup olmadığı hususuna olumlu karılık vermektedir  
(Da-Türkiye no: 74411/01, 8 Kasım 2005) AĐHM, (Bkz. Caner Canöz-Türkiye no: 28480/02,  
5 Aralık 2006).  
AĐHM bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğunun yaklaık dokuz ay olduğunu  
gözlemlemektedir. Bu süre boyunca iç hukuktaki mahkemeler bavuranın tutukluluk halini  
incelemive özellikle ilenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önünde  
bulundurarak tutukluluğun devamına karar vermitir. Mevcut koullarda AĐHM, sözkonusu  
tutukluluk süresinin uzunluğunun AĐHS’nin 5/3 maddesi hükümlerine karı bir ihlali  
oluturmağı kanısına varmaktadır.  
AĐHM yukarıda bahse konu gerekçeler ıığında bavuranın AĐHS’nin 5/3 maddesine yönelik  
ikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca  
reddedilmesi gerektiği görüündedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi hakkındaki ikayet ile ilgili delil unsurlarının yeterince ciddi,  
belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden oluması (Bkz. Dikme-Türkiye no:  
20869/92) gerektiğini ifade ederek bavuranın AĐHM önünde 3. madde hakkındaki  
ikayetlerini destekleyici ve ikna edici asgari düzeyde herhangi bir unsuru veya delil unsuru  
balangıcını sunmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca ve bilhassa iç hukuktaki bütün yargı  
süreci boyunca kendisine bir avukatın elik ettiği bavuran ulusal mahkemeler önünde  
veyahut Cumhuriyet Savcısı karısında herhangi bir ikayette bulunmamıtır. Sonuç itibarıyla  
bu ikayet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle karı karıya bulunmakta ve  
AĐHS’nin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince reddedilmelidir.  
5
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran 50.000 TL (yaklaık 23.750 Euro) manevi tazminat talep etmekte ve maddi  
tazminatın değerlendirilmesi hususunda takdiri AĐHM’ye bırakmaktadır. Bavuran ayrıca  
yargılama gider ve masrafları için 9.000 TL (yaklaık 4.300 Euro) talep etmekte, kanıtlayıcı  
belge niteliğinde bir makbuz sunmaktadır.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karın bavurana 6.000 Euro manevi  
tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır. AĐHM, yargılama masraflarına ilikin kendisine  
sunulan ve belgeler ve sözü edilen kıstaslar ıığında bavuranın talep ettiği meblağın aırı  
olduğunu kaydederek bavurana tüm yargılama giderleri için makul olarak 1.000 Euro  
ödenmesini uygun görmektedir.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini bildirmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddeleri hakkındaki ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında  
kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana:  
i. manevi tazminat olarak 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için bavurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6