COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
AZİZ AYDIN ARSLAN – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 28353/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 Aralık 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, T.C. vatandaşı Aziz Aydın Arslan’ın (başvuran) Avrupa İnsan  
Hakları Mahkemesi’ne, 23 Mayıs 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına Dair Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı  
28353/02 sayılı başvurudur.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran, 1957 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.  
Başvuran, 1988 yılında Türkiye Emlak Bankası A.Ş. (“banka”) tarafından işe  
alınmıştır. 1991’de kredi kartlarından sorumlu müdür yardımcısı görevine getirilmiştir.  
Belirsiz bir tarihte, bankanın Topkapı şubesinde usulsüz işlemler nedeniyle bir teftiş  
yapılmıştır.  
1. Başvuran aleyhindeki tazminat davası  
Banka, 27 Ocak 1994’te, başvuran ile diğer yedi çalışan aleyhinde, yaptıkları usûlsüz  
işlemler nedeniyle bankaya verdikleri zararın tazmini için İstanbul 9. Ticaret Mahkemesi’nde  
dava açmıştır.  
Banka, Haziran 1995’te, İstanbul 4. Ticaret Mahkemesi’nde bir başka dava açarak  
daha fazla tazminat talebinde bulunmuştur.  
Belirsiz bir tarihte, bu iki dava İstanbul 9. Ticaret Mahkemesi’nde birleştirilmiştir.  
18 Kasım 1999’da, İstanbul 9. Ticaret Mahkemesi, ratione materiae yetkisi olmadığını  
belirterek, davanın işverenle çalışanlar arasındaki bir anlaşmazlıkla ilgili olması nedeniyle iş  
mahkemelerinin yetkisi altına girdiğine hükmetmiştir. Bu karar Yargıtay tarafından 10 Mayıs  
2000’de onanmıştır.  
23 Ekim 2001’de, İstanbul İş Mahkemesi, başvuran ile diğer altı çalışana herhangi bir  
suç atfedilemeyeceğinden dolayı davanın reddine karar vermiştir. Bununla birlikte, mahkeme,  
bankanın Topkapı şubesi müdürünün sözkonusu zarardan sorumlu olduğunu tespit etmiştir.  
Bu nedenle, mahkeme sözkonusu şahsın bankaya belirli bir miktar tazminat ödemesine  
hükmetmiştir.  
2. Banka Müdürü aleyhindeki cezai kovuşturma  
Bu arada, bankanın Topkapı şubesi müdürü ile diğer üç kişi aleyhinde yolsuzluk  
yaptıkları gerekçesiyle cezai kovuşturma başlatılmıştır. Başvuran ile banka, bu kovuşturmaya  
üçüncü taraf olarak katılmışlardır. 9 Temmuz 1999’da, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi,  
görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle banka müdürünü suçlu bulmuş ve bir yıl hapis  
cezasına çarptırmıştır. Ancak, mahkeme diğer sanık hakkında beraat kararı vermiştir.  
2
Başvuran, banka müdürüne verilen cezanın hafif olduğunu ileri sürerek sözkonusu karara  
itiraz etmiştir.  
29 Mayıs 2001’de, Yargıtay yukarıda bahsi geçen kararı bozmuştur.  
31 Aralık 2004’te, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, zamanaşımına uğradığı  
gerekçesiyle banka müdürü aleyhindeki cezai kovuşturmayı sonlandırmıştır.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, tazminat davasının süresinin AİHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul  
süre” şartına uymadığı konusunda şikayetçi olmuştur.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.  
Dikkate alınması gereken süre 27 Ocak 1994 tarihinde başlayıp 23 Ekim 2001 yılında  
sona ermiştir. Dolayısıyla, tek aşamalı yargılama için geçen süre yaklaşık yedi yıl dokuz  
aydır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuranın şikayetinin özünü yerel mahkemeler önünde dile getirmediği  
gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.  
Başvuran, başvurunun kabuledilebilir olduğu yönünde karar verilmesi gerektiğini ileri  
sürmüştür.  
AİHM, daha önceki davalarda, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasıyla ilgili  
olarak Hükümet’in benzer itirazlarını inceleyip reddettiğini hatırlatmaktadır (Karakullukçu /  
Türkiye, no. 49275/99). AİHM, bu başvuruda, yukarıda adı geçen davada vermiş olduğu  
karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir.  
Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusuyla ilgili olarak Hükümet’in yapmış  
olduğu itirazı reddeder.  
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve  
davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve sözkonusu anlaşmazlıkta  
başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi  
gerektiğini hatırlatır (Frydlender / Fransa, no. 30979/96).  
AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada, sıklıkla  
AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Frydlender, yukarıda kaydedilen).  
3
Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AİHM, sözkonusu davada farklı bir sonuca  
varması için Hükümet’in ikna edici herhangi bir kanıt veya iddia ortaya koymadığı  
kanaatindedir. AİHM, konuyla ilgili içtihadını gözönünde bulundurarak, sözkonusu davadaki  
yargılama süresinin aşırı olduğuna ve “makul süre” şartına uymadığına karar vermiştir.  
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 50,000 Euro talep etmiştir. Başvuran,  
ayrıca, yerel mahkemeler önündeki yargılama sırasında uğradığı maddi zarar için 2,000 Yeni  
Türk Lirası talep etmiştir.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.  
Tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
kaydeden AİHM bu talebi reddeder. Bununla birlikte, AİHM, başvuranın manevi zarar  
görmüş olabileceği kanaatindedir. AİHM, adil temellere dayanarak, başvurana bu başlık  
altında 6,000 Euro ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, AİHM önündeki yargılama masraf ve giderleri için 750 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, talep edilen miktarın dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.  
AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, AİHM önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için 600  
Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4
3. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından başvurana manevi tazminat olarak 6000 Euro (altı bin Euro), yargılama  
masraf ve giderleri için 600 Euro (altı yüz Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5