COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no. 41902/04)  
KARAR  
STRAZBURG  
13 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 41902/04 no’lu davanın nedeni Aziz Bakırcı,  
Zekiye Çirkinoğlu (Bakırcı), Sabri Bakırcı ve Laetitia Cardier (Sabiha) Bakırcı adlı dört T.C.  
vatandaının (“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 8 Eylül 2004  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu ve  
Erkan Bakırcıoğlu tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1951, 1950, 1964 ve 1962 doğumludur. Đlk üç bavuran  
Türkiye’de, dördüncü bavuran ise Fransa’da yaamaktadır. Bavuru, Adıyaman ilinde yer  
alan birtakım arsaların mülkiyetine ilikin olarak bavuranlar ve bir üçüncü ahıs arasındaki  
ihtilafla ilgilidir.  
A. Kahta Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki dava  
21 ubat 1980 tarihinde bavuranlar bir üçüncü ahsın arsalarını kanunsuz olarak igal  
ettiği gerekçesiyle dava açmılar, igalin durdurulmasını talep etmilerdir. 16 Nisan 1997  
tarihinde mahkeme görevsizlik kararı vererek dava dosyasını Kahta Kadastro Mahkemesi’ne  
göndermitir.  
B. Kahta Kadastro Mahkemesi önündeki dava  
Bu arada 8 Nisan 1997 tarihinde üçüncü ahıs bavuranlara karı Kahta Kadastro  
Mahkemesi’nde bir dava açarak arsaların adına tescil edilmesini talep etmitir.  
14 Nisan 1997 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü de aynı mahkemede bir dava açarak  
bavuranlara ait parsellerden birinin orman arazisi olarak düzenlenerek Hazine adına tescil  
edilmesini talep etmitir. Mahkeme, davaları 2 Eylül 1997 tarihinde birletirmitir.  
6 Temmuz 2000 tarihinde Kahta Kadastro Mahkemesi arsaların kısmen bavuranlar  
adına kaydedilmesine karar vermi, bavuranlar ve Orman Genel Müdürlüğü kararı temyize  
götürtür. 29 Ocak 2001 tarihinde Yargıtay, arsaların tamamının bavuranlar adına tescil  
edilmesi gerektiğine hükmederek kararı bozmuve dava dosyasını Kahta Kadastro  
Mahkemesi’ne geri göndermitir.  
17 Nisan 2003 tarihinde Kahta Kadastro Mahkemesi bozma kararına uyarak arsaların  
bavuranlar adına tescil edilmesine karar vermitir.  
15 Aralık 2003 tarihinde Yargıtay kararı onamı, üçüncü ahsın karar düzeltme talebini  
13 Temmuz 2004 tarihinde reddetmitir.  
1
BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
HUKUK  
I. AĐHS’nin 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, yargılama süresinin AĐHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre”  
artına uymadığını öne sürmüler, Hükümet bu iddiaya karı çıkmıtır.  
AĐHM, dikkate alınması gereken sürenin Türkiye’nin AĐHM’ye bireysel bavuru  
hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinde baladığını kaydeder. Ancak sözkonusu tarihten  
itibaren geçen sürenin uygunluğu değerlendirilirken o tarihte yargılamanın hangi aamada  
olduğu dikkate alınmalıdır (bkz. ahiner – Türkiye, no. 29279/95). Sözkonusu tarihte dava  
halihazırda 7 yıl sürmütür. Sözkonusu süre, 13 Temmuz 2004 tarihinde sona ermektedir.  
Dolayısıyla süre, iki yargı aamasında yaklaık 17 buçuk yıldır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, bavuruda baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın artları ıığında, özellikle de davanın  
karmaıklığı ile bavuran ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın taraflar için taıdığı önem  
gibi, içtihadında yerlemiölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz.  
birçok içtihadın yanı sıra Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).  
AĐHM, somut bavurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bkz. Frydlender, yukarıda anılan).  
Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, somut davada farklı bir sonuca  
ulamasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı  
kanaatindedir. AĐHM, konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada yargılama  
süresinin aırı olduğu ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre” artına uymadığı  
görüündedir.  
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar AĐHS'nin 13. maddesine dayalı olarak, Türkiye’de uzun yargılama  
sürelerine itiraz edilebilecek bir mahkeme olmadığını öne sürmü, Hükümet ise görülerinde  
sözkonusu ikâyete yer vermemitir.  
AĐHM bu ikâyetin daha önce ele alınan ikâyetle bağlantılı olması nedeniyle benzer  
ekilde kabuledilebilir bulunması gerektiğini kaydeder.  
AĐHM, AĐHS'nin 13. maddesi ile, AĐHS’nin 6/1 maddesinde belirtilen davaların makul  
bir süre içerisinde görülmesi gereğinin ihlal edildiği yönünde bir iddia bulunması halinde  
2
BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
ulusal bir makamda etkili bir bavuru yolunun güvence altına alındığını hatırlatır (bkz. Kudla  
– Polonya [BD], no. 30210/96). Bu nedenle, Türkiye’de böyle bir bavuru yolu  
bulunmamasının daha önceki davalarda incelendiğini ve bu durumun AĐHS'nin 13. maddesine  
aykırı olduğuna karar verildiğini kaydeder (bkz. diğerlerinin yanı sıra Daneshpayeh – Türkiye,  
no. 21086/04). AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulamak için gerekçe tespit  
etmemektedir.  
Dolayısıyla AĐHM mevcut davada bavuranların, AĐHS'nin 6/1 maddesinde  
öngörüldüğü üzere, davalarının makul bir süre içerisinde görülmesi haklarını onaylayan bir  
karar elde edebilecekleri bir iç hukuk yolu bulunmaması nedeniyle AĐHS'nin 13. maddesinin  
ihlal edildiği kanaatindedir.  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar AĐHS'nin 3. maddesine dayanarak uzun yargılama süresinin kendilerinde  
sıkıntıya yol açtığını ve toplumdaki itibarlarının dava nedeniyle zarar gördüğünü öne  
sürmütür. Ayrıca aynı olaylara ilikin olarak AĐHS'nin 14. maddesini de dile getirmitir.  
Bavuranlar son olarak 1 No’lu Protokolün 1. maddesine dayanarak yargılama sonucunda  
taınmazlarının igalini ancak kısmen durduran bir sonuç elde ettiklerini belirtmitir.  
AĐHM, sözkonusu ikâyetleri incelemive elinde bulunan deliller ıığında ve ikâyet  
konusu hususların kendi yetki alanında bulunduğu kadarıyla AĐHS ve Protokollerinde  
güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlal edilmediğini tespit etmitir.  
Dolayısıyla bu ikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça  
dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar ortaklaa olmak üzere 98,000 TL (yaklaık 46,000 Euro) maddi ve 10,000  
TL (yaklaık 4,750 Euro) manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Hükümet, bavuranların taleplerini dayanaksız olarak değerlendirmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak bavuranlara ortaklaa talep ettikleri  
manevi tazminat miktarının tamamının (4,750 Euro) ödenmesini uygun bulmaktadır.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar ayrıca AĐHM önündeki masraf ve giderlere karılık olarak 2,000 TL  
(yaklaık 950 Euro) ödenmesini talep etmilerdir.  
3
BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI  
Hükümet aırı olarak değerlendirdiği talebe karı çıkmıtır.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada bavuranlar AĐHM'ye taleplerini destekleyen belge ibraz etmemiler ve bu  
nedenle talep ettikleri masrafları gerçekten yaptıklarını kanıtlayamamılardır. Dolayısıyla  
AĐHM yargılama masraf ve giderlerine dair ödeme yapılmamasına hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS'nin 6/1 ve 13. maddelerine dayalı ikâyetlerin kabuledilebilir olduğuna, bavurunun  
kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) Savunmacı devletin bavuranlara, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmek üzere ortaklaa:  
(i) 4,750 (dört bin yedi yüz elli) Euro manevi tazminat;  
(ii) bu miktara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
4