COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
BALABAN – TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 4236/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Haziran 2008  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 4236/03 no’lu davanın nedeni, T.C.  
vatandaşı Ramazan Balaban’ın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, 8 Kasım  
2002 tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan  
Hakları Sözleşmesi’nin (“AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, Bursa Barosu  
avukatlarından N. Bener tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuran, 1950 doğumludur ve Bursa’da ikamet etmektedir.  
A. Başvuran aleyhinde yürütülen cezai kovuşturma  
Başvuran, 17 Ekim 1996 tarihinde, silahlı soygun ve cinayet suçuna iştirak ettiği  
şüphesiyle Bursa’da gözaltına alınmıştır.  
27 Ekim 1996’da, başvuran tutuklanmıştır.  
4 Kasım 1996 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Savcısı, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
başvuran ile diğer üç kişiyi M.T.’yi öldürme ve silahlı soygun suçlarıyla itham eden bir  
ithamname vermiştir.  
21 Kasım 1997’de, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran ile diğer iki sanığı beraat  
ettirmiştir. Dördüncü sanık A.Ş. ise hüküm giymiştir. İlk derece mahkemesi, başvuranın  
serbest bırakılmasına karar vermiştir.  
Bursa Cumhuriyet Savcısı, davaya müdahil olan M.T.’nin babası ve A.Ş. kararı temyiz  
etmiştir.  
Belirsiz bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesini sunmuştur. Bu  
tebliğname başvurana bildirilmemiştir.  
28 Nisan 1998’te, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin ilgili bazı delilleri toplamadığı  
gerekçesiyle 21 Kasım 1997 tarihli kararı bozmuştur. Dava, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
iade edilmiştir.  
29 Haziran 2001’de, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay’ın kararında bahsi geçen  
delilleri topladıktan sonra, yeniden başvuran ile diğer iki suç ortağının beraatına karar  
vermiştir. Mahkeme, kararında başvuranın sözkonusu suçları işlediğine dair yeterli kanıt  
bulunmadığını belirtmiştir.  
Bursa Cumhuriyet Savcısı, M.T.’nin babası ve A.Ş. yeniden temyize gitmiştir. Belirsiz  
bir tarihte, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı temyizin esasına ilişkin tebliğname sunmuştur.  
Bu tebliğname başvurana bildirilmemiştir.  
2
19 Mart 2002’de, Yargıtay, 29 Haziran 2001 tarihli kararı onamıştır. Bu karar, 17  
Nisan 2002 tarihinde Bursa Ağır Ceza Mahkemesi kalemi tarafından kayıtlara geçirilmiştir.  
B. Tazminat davası  
Başvuran, 6 Ağustos 2002 tarihinde, 17 Ekim 1996 ile 2 Kasım 1997 tarihleri arasında  
tutuklu bulunması nedeniyle, 466 sayılı kanun uyarınca Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
tazminat davası açmıştır.  
20 Ağustos 2002 tarihinde, mahkeme bir duruşma yaparak davayı incelemesi ve rapor  
hazırlaması için üyelerinden birini raportör hakim olarak görevlendirmiştir. Başvuran ve/veya  
avukatının bu duruşmadan gerektiği gibi haberdar edildiğine dair herhangi bir delil  
bulunmamaktadır. Raportör hakim, 30 Eylül 2002 – 23 Aralık 2002 tarihleri arasında  
oturumlar düzenlemiştir. Başvuran ve/veya avukatının bu süre içerisinde raportör hakim  
tarafından dinlenmek üzere çağrıldıklarına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.  
24 Aralık 2002’de, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi yapmış olduğu duruşmada, dava  
dosyasındaki belgelere ve bilirkişi raporuna dayanarak, başvurana maddi tazminat olarak  
195,680,000 TL (yaklaşık 116 Euro), manevi tazminat olarak 3,000,000,000 TL (yaklaşık  
1,791 Euro) ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, maddi tazminat ödenmesine  
hükmederken, sözkonusu zamanda geçerli olan asgari ücrete ve başvuranın hapiste kaldığı  
süre içerisinde uğradığı gelir kaybına atıfta bulunmuştur. Mahkeme, manevi tazminatla ilgili  
olarak, başvuranın sosyo-ekonomik durumunu, aleyhindeki suçlamaların ciddiyetini,  
tutuklulukta geçen süreyi ve manevi zararın boyutunu dikkate almıştır. Mahkeme, ayrıca, ceza  
mahkemesi önünde yapılan yargılama masraf ve giderleri için başvurana bir miktar para  
ödenmesine hükmetmiştir. Ancak, mahkeme, 466 no.lu kanun uyarınca açılan davalarda faiz  
ödemesinin yapılmadığı gerekçesiyle, başvuranın serbest bırakıldığı tarihten itibaren geçerli  
faizin ödenmesine ilişkin talebini reddetmiştir. Başvuran ve/veya avukatının bu duruşmadan  
gerektiği gibi haberdar edildiğine dair herhangi bir delil bulunmamaktadır.  
31 Mart ve 6 Şubat 2003 tarihlerinde, Hazine ile başvuran temyize gitmiştir. Başvuran,  
diğer hususlar meyanında, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde sözlü duruşma yapılmaması  
ve kendisine ödenmesine hükmedilen tazminat için bir faiz oranının belirlenmemesi  
konusunda şikayetçi olmuştur.  
10 Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, temyizin esasına ilişkin  
tebliğname sunmuştur. İlk derece mahkemesinin başvurana manevi tazminat ödenmesine  
hükmetmeden önce bizzat başvuranın ifadesini almadığı gerekçesiyle, Yargıtay Cumhuriyet  
Başsavcısı, ilk derece mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir. 2 Temmuz  
2003’te, bu görüş başvurana bildirilmiştir.  
12 Mayıs 2004’te, Yargıtay, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıştır.  
Yargıtay, kararında bu davada sözlü duruşma yapılmasına gerek olmadığını kaydetmiştir.  
Hükümet, 3 Kasım 2004’te, makamların ödenmesi gereken tutarı ödediğini  
belirtmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
3
Başvuran, tazminat davası görülürken Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde sözlü  
duruşma yapılmadığı konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetini AİHS’nin 6/1 maddesine  
dayandırmıştır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, başvuranın şikayetini AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yerel bir mahkeme  
önünde dile getirmemesi nedeniyle, AİHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarını  
tüketmediğini ileri sürmüştür.  
Başvuran, bu iddiaya itiraz etmiştir.  
AİHM, başvuranın şikayetini yerel mahkemeler önünde dile getirdiğini  
gözlemlemektedir. Buna göre, AİHM, Hükümet’in bu başlık altında yapmış olduğu iddiaları  
reddeder.  
AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca şikayetin bu kısmının dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Hükümet, özellikle, yerel mahkemenin duruşma yaptığını, ancak başvuranın bu  
duruşmalara katılmadığını ileri sürmüştür.  
Başvuran, iddialarını sürdürmüştür.  
AİHM, daha önce benzer davaları incelemiş ve 466 sayılı kanun uyarınca açılan  
tazminat davaları sırasında Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açık duruşma yapılmadığı  
hallerde AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlallerini saptamıştır (bkz, Özata / Türkiye, no. 19578/02  
ve Göç, yukarıda kaydedilen). Hükümet’in 20 Ağustos 2002 ve 24 Aralık 2002 tarihlerinde  
yapılan duruşmalardan başvuran ve/veya avukatının gerektiği şekilde haberdar edildiğini  
kanıtlamaması nedeniyle, AİHM, bu davada daha önce varmış olduğu sonuçtan ayrılmak için  
herhangi bir gerekçe görmemektedir (bkz, a contrario, Göktaş / Türkiye, no. 66446/01).  
Buna göre, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
II. İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS MADDELERİ  
Başvuran, sırasıyla 8 Kasım 2002 ve 9 Temmuz 2004 tarihli başvuru formlarında,  
AİHS’nin 6/1 maddesinin iki nedenden dolayı ihlal edildiği konusunda şikayetçi olmuştur.  
Başvuran, ilk olarak, aleyhinde yürütülen cezai kovuşturma sırasında, kendisine Yargıtay  
Başsavcısı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnameye cevap verme imkanının tanınmadığını  
belirtmiştir. Başvuran, ayrıca, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca kendisine ödenen  
tazminatın miktarı ile Türkiye’deki yüksek enflasyona rağmen bu miktara faiz  
uygulanmaması konusunda şikayetçi olmuştur.  
4
Başvuran, 12 Ekim 2007 tarihli görüşünde, bilirkişi raporunun kendisine iletilmemesi  
nedeniyle tazminat davasının adil bir şekilde görülmediği konusuna da değinmiştir. Başvuran,  
ayrıca yargılamanın çok uzun sürdüğü konusunda şikayetçi olmuştur.  
Ancak, AİHM, elindeki belgelere dayanarak, başvurunun bu bölümlerinin AİHS veya  
protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin herhangi bir ihlalini oluşturmadığı  
sonucuna varmıştır.  
AİHM, AİHS’nin 35. maddesinin 1., 3. ve 4. paragrafları uyarınca, başvurunun bu  
kısmının dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez nitelikte olduğu sonucuna  
varmıştır.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
AİHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran, AİHS’de güvence altına alınan hakların ihlali nedeniyle görmüş olduğu  
zarar için, yakalandığı tarihten itibaren faiziyle birlikte 900,000 YTL (yaklaşık 534,588 Euro)  
talep etmiştir.  
Hükümet, başvuran tarafından herhangi bir maddi veya manevi tazminat talebinde  
bulunulmadığını ileri sürmüştür.  
AİHM, tespit edilen ihlalin başvuranın gördüğü manevi zarar için kendi başına yeterli  
adil tatmin oluşturduğu kanaatindedir (bkz, Aydın ve Şengül / Türkiye, no. 75845/01). Bu  
nedenle, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar vermiştir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuran, ayrıca, AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için  
15,000 Euro, yerel mahkemeler önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için  
2,000 YTL (yaklaşık 1,118 Euro) talep etmiştir. Başvuran, AİHM önündeki yargılamayla  
ilgili olarak posta ve çeviri masraflarını ve avukatıyla imzaladığı sözleşmeye ilişkin borçlarını  
gösteren belgeler sunmuştur.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmiştir.  
AİHM’nin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM, sözkonusu davada, elindeki bilgiye ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, başvuranın yerel yargılama sürecinde yapmış olduğu  
yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebini reddederek, AİHM önünde yapılan yargılama  
masraf ve giderleri için 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.  
A. Gecikme Faizi  
5
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE  
1. Başvuranın tazminat davası görülürken Bursa Ağır Ceza Mahkemesi önünde sözlü  
duruşma yapılmamasına ilişkin şikayetinin kabuledilebilir, başvurunun geri kalan  
kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. (a)AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ile birlikte, Savunmacı  
Hükümet tarafından başvurana, yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin  
Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.  
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 24 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
6
7