COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BALLIKTA– TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no. 7070/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 7070/03 no’lu davanın nedeni Burcu Ballıktaadlı  
T.C. vatandaının (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 3 Ocak 2003  
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Ercan Kanar tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVA KOULLARI  
Bavuran 1978 doğumludur ve Ankara’da yaamaktadır. 6 Mart 2000 tarihinde  
Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriyaparken Edirne’de jandarma tarafından yakalanmıve  
gözaltına alınmıtır. Aynı gün düzenlenen yakalama tutanağına göre bavuran avukat yardımı  
ve ailesine bilgi verme hakları konusunda bilgilendirilmitir. Ancak belgede ayrıca,  
bavuranın yakalanmasına neden olan suçun Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yetki alanına  
girmesi halinde, sadece gözaltı süresinin hakim tarafından uzatılması ya da bir cezaevinde  
tutuk altına alınmasına karar verilmesi durumunda avukat yardımı alabileceği belirtilmitir.  
Bavuran tutanağı, bir talebi olmadığını yazarak imzalamıtır.  
Bavuran gözaltında tutulduğu jandarma karakolunda sorgulanmı, 7-9 Mart 2000  
tarihleri arasında kendisinden 8 sayfalık ifade alınmıtır. Bavuran ifadesinde PKK adına  
faaliyetlerde bulunduğunu itiraf etmitir.  
9 Mart 2000 tarihinde bavuran Adli Tıp Kurumu Edirne ubesinde muayene edilmi,  
düzenlenen rapora göre bavuranın vücudunda yaralanma ya da kötü muamele izine  
rastlanmamıtır.  
Aynı tarihte önce savcı, daha sonra ise Edirne Sulh Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmıtır.  
Savcı ve hakime verdiği ifadelerde de PKK mensubu olduğunu kabul eden bavuran,  
tutuklanarak cezaevine konmutur.  
Bavuran, bu 3 ifadede sorgu sırasında bir avukat tarafından temsil edilmek istemediğini  
ifade etmitir.  
Đstanbul DGM savcısı, hazırladığı 3 Nisan 2000 tarihli iddianamede bavuranın  
ifadelerine atıfla, bavuranın yasadıı PKK örgütü mensubu olduğu iddialarına yer vermitir.  
Bavuran hakkındaki ceza yargılaması Đstanbul DGM önünde balamı, bavuran bir  
avukat tarafından temsil edilmitir.  
Bavuran, 22 Haziran 2000 tarihinde yapılan ilk durumada hakkındaki iddiaları  
reddetmive 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakim karısına çıkarılmadan önce jandarmanın,  
suçlamaları kabul etmemesi halinde jandarma karakoluna geri götürülüp tekrar ikence  
göreceğini söylediklerini ifade etmitir. Hakkındaki suçlamaları bu nedenle kabul ettiğini  
belirtmi, 9 Mart 2000 tarihli, ikence izine rastlanmadığını belirten adli tıp raporu kendisine  
1
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
sorulduğunda raporun jandarma görevlileri tarafından dövülmeden ve tecavüzle tehdit  
edilmeden önce hazırlandığını belirtmitir. Gözaltı sırasında jandarmalarca çırılçıplak  
soyulduğunu ve sorgu sırasında avukat yardımından faydalanmak isteyip istemediğinin  
kendisine sorulmadığını söylemitir.  
29 Ağustos 2000 tarihli ikinci durumada bavuran, jandarma karakolunda uğradığını  
iddia ettiği kötü muameleyi detaylandıran kendi el yazısıyla kaleme alınmıbir mektup  
sunmutur. Bavuranın avukatı, bavuranın sorgusunun hukuka aykırı ekilde gerçekletiğini  
ve yasalara uygun olarak elde edilmemiifadelerin kabul edilemeyeceğini, jandarma  
karakolundaki ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakim tarafından alınan ifadeler haricinde  
bavuran aleyhine delil bulunmadığını iddia etmitir.  
Bavuranın avukatı ayrıca jandarma tutanağında bahsi geçen “sorgu kaseti”nin  
dinlenmesini talep etmiancak mahkeme ellerinde böyle bir kaset bulunmadığı gerekçesiyle  
talebi reddetmitir.  
9 Ekim 2001 tarihinde bavuran üzerine atılı suçlardan mahkûm edilmive 12 yıl 6 ay  
hapis cezasına çarptırılmıtır. Birinci derece mahkemesi, bavuranı mahkûm ederken  
kendisinin jandarma karakolunda ve 9 Mart 2000 tarihinde savcı ve hakime verdiği ifadeleri  
ve aynı zamanda 1998 yılında yargılanan E.. adlı ahsın ifadelerini dikkate almıtır.  
Bavuran mahkûmiyet kararını temyize götürmü, birinci derece mahkemesi kararının  
yeterince gerekçelendirilmediğini ve hukuka uygun olmayan deliller kullanılarak mahkûm  
edildiğini savunmutur.  
8 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay kararı onamıtır.  
Mevcut bavurunun savunmacı Hükümete tebliğ edildiği tarihte Hükümetten, sözkonusu  
“sorgu kaseti”nin bir kopyasının AĐHM'ye gönderilmesi talep edilmitir. Bavuran tarafından  
AĐHM'ye gönderilen belgelerin incelenmesinden, Dıileri Bakanlığı’nın kasetin AĐHM'ye  
iletilmesi amacıyla elde edilmesini Adalet Bakanlığı’ndan talep ettiği, ancak kaseti yargı  
makamlarına ibraz etmesi istenen jandarmanın 21 Mayıs 2008 tarihli yazısında “kasetin  
Edirne Cumhuriyet Basavcığı’na teslim edildiğine dair herhangi bir tutanağa  
rastlanmadığı”nın ifade edildiği anlaılmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS'nin 3. maddesine aykırı olarak jandarma karakolunda kötü muamele  
gördüğünü öne sürmü, Hükümet görüe karı çıkmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikâyetin dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ikâyetin baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle ikâyet kabuledilebilir  
niteliktedir.  
2
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
B. Esas  
Bavuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında gözlerinin bağlandığını, çırılçıplak  
soyulduğunu ve tecavüzle tehdit edildiğini iddia etmitir. Jandarmaya ifade vermeden önce bir  
doktor tarafından muayene edildiğini öne sürmütür. Ayrıca sorgusunun kaydedildiği ve kötü  
muamele iddialarını kanıtlayabilecek kasetin yetkililer tarafından AĐHM'ye özellikle  
iletilmediğini öne sürmütür.  
Hükümetin görülerine göre 9 Mart 2000 tarihli muayene raporu bavuranın kötü  
muameleye uğramadığını kanıtlamaktadır. Ayrıca bavuran, tecavüzle tehdit edildiği yönünde  
soyut iddialarda bulunmanın haricinde, uğradığını iddia ettiği kötü muamelenin ayrıntılarını  
hiçbir zaman ulusal mercilere vermemitir. Bu türde soyut iddialar ceza kovuturması  
açılması için yeterli değildir.  
1. Kötü muamele iddiası  
AĐHM bavuranın, iddialarını desteklemek üzere sorgusu sırasında kaydedilen bir  
kasete dayandığını ve 9 Mart 2000 tarihli muayene raporunun sorgudan önce düzenlendiğini  
ifade ettiğini kaydeder. Hükümet, muayene raporuna göre bavuranın iddialarının dayanaksız  
olduğunu değerlendirmitir.  
AĐHM, Hükümetin atıfta bulunduğu doktor raporunun ayrıntıdan yoksun olduğu ve kötü  
muamele iddialarıyla ilgili davaların incelenmesinde düzenli olarak dikkate aldığı, hem  
Avrupa Đꢁkence ve Đnsanlık Dıı veya Aağılayıcı Muamele veya Cezaları Önleme  
Komitesi’nin (AĐÖK) tavsiye ettiği standartlar (bkz. diğer kararların yanı sıra Akkoç –  
Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93) hem de Đstanbul Protokolü’nde belirtilen ilkelerin büyük  
oranda gerisinde kaldığı kanısındadır (bkz. Batı vd. – Türkiye, no. 33097/96 ve 57834/00). Bu  
nedenle AĐHM, sözkonusu doktor raporunun bavuranın kötü muameleye uğradığını  
kanıtlayan ya da yalanlayan bir delil olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir.  
Bavuranın sorgusunun kaydedildiği kasete ilikin olarak AĐHM, Hükümetten  
sözkonusu kasetin bir kopyasını göndermelerini özellikle istediğini, ancak Hükümetin talebe  
yanıt vermeyip konuyla ilgili olarak yapılan resmi yazımalara dahi değinmediğini, bu  
yazımaların AĐHM'ye nihayetinde bavuran tarafından gönderildiğini gözlemler. Dolayısıyla  
Hükümet, mevcut mevzunun belirlenmesinde önemli bir unsur olabilecek [delilin] varlığını  
hiçbir aamada açıkça reddetmemitir. Ne var ki AĐHM, delilin bu yönünü bavuranın  
iddiaları hakkında ulusal makamlarca yapılan soruturmanın etkililiğini incelerken ele almayı  
daha yerinde bulduğundan Hükümetin bu konuda AĐHM'ye yardımcı olmamasından  
çıkarımlar yapmayı gerekli görmemektedir.  
Bavuranın iddialarını destekleyen baka deliller bulunmaması karısında AĐHM,  
bavuranın uğradığını iddia ettiği kötü muameleye ilikin olarak AĐHS'nin 3. maddesinin esas  
yönünden ihlal edilmediği kanaatindedir.  
2. Ulusal makamların bavuranın kötü muamele iddialarına cevabı  
AĐHM, AĐHS'nin 3. maddesinin yetkililerin “savunulabilir” ve “makul üphe doğuran”  
kötü muamele iddialarını soruturmalarını zorunlu kıldığını hatırlatır (bkz. özellikle  
Salmanoğlu ve Polatta– Türkiye, no. 15828/03 ve o kararda belirtilen diğer davalar).  
Soruturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi  
takdirde ikence, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere ilikin genel yasak, temel  
3
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
önemine rağmen uygulamada etkisiz olacak ve kimi durumlarda devlet görevlilerinin, fiili bir  
dokunulmazlıkla, kontrolleri altında bulunanların haklarını suistimal etmeleri mümkün  
olacaktır (bkz. Assenov vd., Raporlar 1998-VIII).  
Bavuran tarafından birinci derece mahkemesine iki defa verilen bilgi dikkate  
alındığında AĐHM Hükümetin, bavuranın iddialarının soyut ve ayrıntıdan yoksun olduğu ve  
bu nedenle ulusal mercilerce soruturmaya değer görülmediği görüüne katılmamak  
durumundadır. Bu nedenle bavuranın kötü muamele iddialarının, AĐHS'nin 3. maddesinin  
özünde yer alan gereklere uygun, etkili bir soruturma yapılmasını gerektirdiği kanaatindedir.  
Bu bağlamda AĐHM, daha önceki kararlarında etkili bir soruturma zorunluluğunun ortaya  
konulduğunu hatırlatır (bkz. mutatis mutandis, Batı vd., yukarıda anılan).  
Ancak AĐHM, somut davada etkili bir soruturma yapıldığı konusunda ikna olmamıtır.  
Birinci derece mahkemesi veya baka bir soruturma makamı tarafından bavuranın sürekli ve  
ayrıntılı kötü muamele iddiaları konusunda sorgulanması yönünde bir giriimde  
bulunulmamıtır. Benzer ekilde soruturma makamları bavuranı sorgulayan jandarma  
görevlilerinin sorgulanması seçeneğini değerlendirmemigörünmektedir. Ayrıca Hükümet,  
bavuranın, sorgusunun kaydedildiğini iddia ettiği kasetin varlığı veya yeri konusunda sessiz  
kalmıtır. Mevcut ise, böyle bir kaset bavuranın iddialarının doğru olup olmadığına açıklık  
getirebilirdi.  
Ulusal makamların bavuranın kötü muamele iddialarını soruturmak için en temel  
adımları dahi atmamıolması dikkate alındığında AĐHM, yetkililerin, yukarıda bahsedilen ve  
AĐHS'nin 3. maddesinin özünde yer alan pozitif yükümlülüğü tamamen hiçe saymıꢁ  
olduklarına hükmeder.  
Bu nedenle AĐHS'nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 5. VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS'nin 5/3 maddesine dayanarak jandarma karakolundaki sorgusu  
esnasında avukat yardımı alamadığını öne sürmü, ayrıca 6/1 maddesine dayanarak hukuk dıı  
elde edilmidelillerin aleyhine kullanılmıolması nedeniyle adil yargılanmadığını  
savunmutur.  
AĐHM, bu ikâyetlerin sadece, AĐHS'nin 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak 6/3 (c)  
maddesine göre incelenmesinin daha uygun olacağı düüncesindedir.  
Hükümet, bavuranın görülerine karı çıkmıtır.  
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ikâyetlerin dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ikâyetlerin baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit eder. Bu nedenle ikâyetler kabuledilebilir  
niteliktedir.  
4
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
B. Esas  
Hükümet, bavuranın ifadelerine atıfta bulunarak gözaltındayken veya gözaltı sonunda  
savcı ve sulh ceza hakimi önüne çıkarıldığında avukat yardımı istemediğini savunmutur. Her  
halükârda bavuran, hakkındaki yargılama boyunca bir avukat tarafından temsil edilmitir.  
AĐHM öncelikle, avukat yardımından yararlanmak istemediği iddia edilen ifadesine  
karın, bavuranın gözaltına alındığı dönemde 3842 sayılı yasanın 31. maddesi uyarınca,  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yetki alanına giren suçlarla bağlantılı olarak yakalanan  
ahısların avukata eriim hakkına sistematik kısıtlamalar getirilmiolduğunu kaydeder (bkz.  
Çimen – Türkiye, no. 19582/02). Aslında bu durum, bavuranın ancak gözaltı süresinin  
uzatılması ya da tutuklanması halinde bir avukat talep edebileceğinin belirtildiği 6 Mart 2000  
tarihli tutuklama raporunda görülebilir. AĐHM bu nedenle bavuranın gözaltındayken ya da  
savcı ve Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarıldığında avukat yardımı talep etmesinin sonuçsuz  
kalacağı kanaatindedir.  
AĐHM, Salduz – Türkiye ([BD], no. 36391/02) davasında ortaya konulan temel ilkeleri  
hatırlatır. Somut davayı da sözkonusu ilkeler ıığında inceleyecektir.  
AĐHM, bir avukat hazır bulunmadan alınan ifadelerinin doğruluğu ve içeriği bavuran  
tarafından reddedilmiolsa da bu ifadelerin birinci derece mahkemesi tarafından bavuranı  
mahkûm etmekte kullanıldığı görüündedir.  
Dolayısıyla mevcut davada bavuran, jandarma karakolundaki gözaltı sırasında avukata  
eriimine getirilen kısıtlamadan üphesiz etkilenmitir. Bu nedenle ne sonradan bir avukat  
tarafından sağlanan adli yardım ne de müteakip yargılamanın çekimeli niteliği daha önce  
meydana gelen noksanları giderebilmitir.  
Sonuç olarak AĐHM, soruturmanın ilk aamalarında avukat bulunmayıının bavuranın  
savunma haklarını, telafisi mümkün olmayacak ekilde etkilediğini tespit etmitir.  
Bavuranın kötü muamele iddiaları hakkında bir soruturma yapılmamıolması  
konusunda AĐHS'nin 3. maddesine dayalı olarak vermiolduğu hükmü dikkate alan AĐHM, 3.  
maddeye aykırı olarak elde edildiği iddia edilen delillerin kullanılmasının da bavuran  
hakkındaki yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğinin ayrıca incelenmesine gerek  
görmemektedir.  
Bu nedenle bavuranın soruturmanın ilk safhalarında avukat yardımından  
yararlanamaması sebebiyle AĐHS'nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesi ihlal  
edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran AĐHS'nin 5/3 maddesine dayalı olarak ailesinin, yakalanması ve gözaltına  
alınması konusunda bilgilendirilmediğini öne sürmütür. Ayrıca AĐHS'nin 6/1 maddesine  
dayanarak birinci derece mahkemesinin, isminin E.. adlı ahsın ifadelerinde yer aldığı  
konusunda yanıldığını iddia etmitir. Son olarak AĐHS'nin 6/3 (d) maddesine dayanarak  
birinci derece mahkemesinin E..’yi tanık olarak dinlememesinden ikâyetçi olmutur.  
5
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM, sözkonusu ikâyetleri incelemive elinde bulunan deliller ıığında ve ikâyet  
konusu hususların kendi yetki alanında bulunduğu kadarıyla bunların AĐHS ve  
Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlalini ortaya  
çıkardığını tespit etmemitir. Dolayısıyla bu ikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3 ve 4.  
paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri  
gerekmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 22,000 TL (yaklaık 11,500 Euro) maddi, 50,000 TL (yaklaık 26,200 Euro)  
manevi tazminat ödenmesini talep etmitir.  
Hükümet, bavuranın taleplerini dayanaksız ve aırı olarak değerlendirmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı  
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak bavurana 7,000 Euro manevi tazminat  
ödenmesini uygun bulmaktadır.  
AĐHM, bir bavuranın AĐHS'nin 6/1 maddesine aykırı olduğu tespit edilen bir  
yargılamada mahkûm edildiğini tespit ettiği hallerde, prensipte en uygun telafi eklinin,  
bavuranı, bu madde ihlal edilmeseydi bulunabileceği duruma getirmeyi mümkün olduğunca  
temin etmek olduğu kanaatindedir (bkz. irin – Türkiye, no. 47328/99). Bu nedenle ihlalin  
telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde bavuranın AĐHS’nin 6/1 maddesi  
gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis,  
Gençel – Türkiye, no. 53431/99 ve Salduz, yukarıda anılan).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran ayrıca ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderler için 7,300 TL (yaklaık  
3,800 Euro), AĐHM önündeki masraf ve giderler için ise 16,500 TL (yaklaık 8,600 Euro)  
talep etmitir. Aynı zamanda posta, tercüme ve kırtasiye giderleri ve kendisini cezaevinde  
ziyaret eden avukatı tarafından yapılan ulaım masrafları için 3,740 TL (yaklaık 2,000 Euro)  
ödenmesini talep etmitir. Avukatlık ücretlerine dair taleplerini desteklemek üzere AĐHM'ye  
avukatının dava üzerinde toplam 30 saat çalığını gösteren bir çizelge ibraz etmitir.  
Hükümet, ulusal mahkemelerde tahakkuk eden masrafların adil tatmin kapsamı altında  
talep edilemeyeceğini savunmu, ayrıca bavuranın taleplerinin dayanaksız olduğunu  
belirtmitir.  
Hükümetin ulusal yargılamadaki masraf ve giderlere ilikin görüüne cevap olarak  
AĐHM, AĐHS'nin ihlalini tespit etmesi halinde, ihlalin önlenmesi veya telafisi için bavurana  
ulusal mahkemeler önündeki masraf ve giderlerin ödenmesine karar verebileceğini hatırlatır  
(bkz. Société Colas Est vd. – Fransa, no. 37971/97 ve kararda anılan diğer davalar). Mevcut  
6
BALLIKTA– TÜRKĐYE KARARI  
davada bavuran, kötü muameleye uğradığı ikâyetini ulusal mahkemelerde dile getirmitir.  
Ayrıca AĐHS’de güvence altına alınan diğer haklarına da değinmive hukuka aykırı olarak  
elde edilen delillerin aleyhine kullanılmasına itiraz etmitir. Belirtilen hususlar ıığında  
AĐHM, bavuranın ulusal yargılamada tahakkuk eden masraf ve giderlere ilikin olarak  
geçerli bir talebi olduğu kanısındadır.  
AĐHM’nin içtihadına göre bir bavuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için  
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.  
Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AĐHM,  
tüm balıklar altındaki masrafları karılamak üzere 2,000 Euro ödenmesini uygun  
bulmaktadır.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1. Oybirliğiyle; bavuranın 3. maddeye dayalı ikâyetleri ve avukat yardımı alamamıolması  
ve yargılamada hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılmasına ilikin olarak  
AĐHS'nin 6. maddesine dayalı ikâyetlerinin kabuledilebilir, bavurunun kalan kısmının  
ise kabuledilemez olduğuna;  
2. 2’ye karı 5 oyla; AĐHS’nin 3. maddesinin usule ilikin olarak ihlal edildiğine;  
3. Oybirliğiyle; bavuranın soruturmanın balangıç aamasında avukat yardımından  
faydalanamamasına ilikin olarak, 6/1 maddesi ile bağlantılı olarak AĐHS'nin 6/3 (c)  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. 2’ye karı 5 oyla;  
(a) Sorumlu devletin bavurana, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına  
çevrilmek üzere:  
(i) 7,000 (yedi bin) Euro manevi tazminat;  
(ii) 2,000 (iki bin) Euro yargılama masraf ve giderleri;  
(iii) bu miktarlara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Oybirliğiyle; adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
7