CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
BALÇIK - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:63878/00)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
26 NİSAN 2005  
İŞLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 63878/00 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Seyfettin Balçık’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)  
12 Haziran 2000 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin  
(AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.  
OLAYLAR  
Başvuran, 1957 doğumludur ve Bursa’da ikamet etmektedir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Başvuran, 3 Mart 1998 tarihinde, İstanbul Polisi tarafından sahte kimlik  
bulundurmaktan yakalanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıştır. Başvuran  
yasadışı örgüt olan PKK üyesi olmak ve 1993’de Silvan’da üç kişiyi öldürmekle suçlanmıştır.  
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı 5 Mart 1998  
tarihinde başvuranı bu iki suçlama hakkında sorgulamıştır. Başvuran sözkonusu örgüte üye  
olmadığını ileri sürmüş ve yasadışı hiçbir faaliyete karışmadığını belirtmiştir.  
Başvuran aynı gün, İstanbul DGM’ye çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına  
karar vermiştir. Başvuran, Cumhuriyet Başsavcısı’nın aldığı ifadeyi yinelemiştir.  
Daha sonra başvuran Diyarbakır’a nakledilmiştir.  
Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı, 26 Mart 1998 tarihinde verdiği  
iddianameyle başvuran aleyhine ceza davası açmış ve Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125.  
maddesinin uygulanmasını istemiştir.  
Başvuran 20 Ekim 1998 tarihli duruşmada, üç kişinin öldürüldüğü yerde, Silvan’da  
olduğunu belirtmiştir. Ancak, bu cinayeti işleyen kişilerin yakınında bulunmasına rağmen,  
sözkonusu adam öldürme olayına karışmadığını belirtmiştir.  
23 Şubat 1999 tarihli duruşmada, iki tanık dinlenmiştir. Birincisi R.T., suç teşkil eden  
olaylar konusunda bir bilgisinin bulunmadığını belirtmiştir. Fiili gerçekleştiren kişi olarak  
başvuranı daha önce teşhis eden ikinci tanık A.Z., yüzlerini seçemediği iki kişinin üzerlerine  
ateş ettiğini gördüğünü belirtmiştir. Sorgulama aşamasında alınan ifadesinde, başvuranın  
ismini fiili işleyen kişi olarak andığını, zira olaydan iki hafta önce kendini Seyfettin Balçık  
olarak tanıtan bir kişinin kendisini aradığını savunmuştur. Ancak kesin olarak bu kişiyi teşhis  
edemeyeceğini bildirmiştir.  
Biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluşan DGM, 15 Haziran 1999 tarihinde,  
PKK faaliyetleri çerçevesinde işlenen kasten adam öldürme olayı faillerinden biri olduğu  
gerekçesiyle, başvuranı, TCK’nın 125. maddesi gereğince ömür boyu hapis cezasına  
çarptırmıştır. DGM, başvuranın suçluluğunu oluşturmak amacıyla diğerlerinin yanısıra,  
tutuklama tutanağını, bilirkişi raporunu ve diğer cezai usul işlemleri ile beraber aleyhinde  
başlatılan işlemler çerçevesinde alınan tanık ifadelerini gözönünde bulundurmuştur.  
Yargıtay, 22 Aralık 1999 tarihinde alınan 8 Aralık 1999 tarihli kararla, başvurana veya  
avukatına tebliğ edilmeyen 15 Haziran 1999 tarihli kararı onamıştır.  
7 Şubat 2000 tarihinde, başvuranın yaptığı kararın düzeltilmesi başvurusu Yargıtay  
Savcısı tarafından kabul edilmemiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuran, bir taraftan kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim  
bulundurması ve diğer taraftan gözaltı sırasında avukatın bulunmayışı nedeniyle, kendisine  
hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve bağımsız bir mahkeme”  
olamayacağını iddia ederek AİHS’nin 6§§ 1 ve 3 c) maddesinin ihlal edildiğini ileri  
sürmüştür.  
A. Kabul edilebilirlik hakkında  
Hükümet, AİHM’yi, AİHS’nin 35. maddesine uygun olarak altı ay kuralına  
uyulmamasından dolayı DGM’nin oluşumuna ilişkin başvuruyu reddetmeye davet etmektedir.  
Hükümet, DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olmasına ilişkin şikayet  
konusundaki iç nihai kararın yine aynı mahkeme tarafından verilen karar olduğunu  
savunmaktadır. Bu bakımdan, Hükümet, olaylar sırasında, DGM’nin yapısı ulusal mevzuata  
bağlı olduğu sürece, ne DGM’nin ne de Yargıtay’ın bu başvuru hakkında karar verme  
ehliyetinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet buradan başvuranın, iç başvuru yollarının  
etkisizliğinin farkına vardığı andan itibaren, yani DGM’nin karar tarihi olan 15 Haziran 1999  
tarihi itibariyle altı ay içinde başvurusunu yapması gerektiği sonucuna varmaktadır. Oysa,  
başvurunun 12 Haziran 2000 tarihinde yapıldığının altını çizmektedir. Hükümet, argümanına  
dayanak olarak AİHM’nin içtihadına atıfta bulunmaktadır (diğerleri arasında, İpek-Türkiye  
(karar), no: 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Göztok-Türkiye (karar), no: 35830/97, 6 Şubat 2001).  
AİHM, daha önce benzeri bir itirazı Özdemir-Türkiye kararında reddettiğini  
hatırlatmaktadır (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). AİHM, daha önceki vardığı sonuca aykırı  
bir karar almak için hiçbir gerekçe görememekte ve dolayısıyla Hükümet’in itirazını  
reddetmektedir.  
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim  
1998 tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak  
başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM,  
başvurunun hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine aykırı düşmediği sonucuna varmaktadır.  
B. Esas hakkında  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında  
AİHM, bu davada ortaya çıkan sorunlara benzer sorunların ortaya çıktığı davaları bir  
çok kez incelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. sözü  
edilen Özel kararı, §§33-34 ve Özdemir-Türkiye, no:59659/00, §§35-36, 6 Şubat 2003).  
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca  
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın  
öngördüğü suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de  
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını  
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen  
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmesine izin vermesinden haklı olarak  
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran  
tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlandığı varsayılabilir (Incal-Türkiye, 9  
Haziran 1998 tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).  
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiğinde DGM’nin, AİHS’nin 6§1 maddesi  
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.  
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında  
Hükümet ihlalin bulunmadığını iddia etmektedir.  
AİHM, benzeri davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan mahkemenin  
yargıya tabi kişilere hakkaniyete uygun yargılamayı garanti edemeyeceğini hatırlatır.  
AİHM, başvuranın davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi  
hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı gözönünde bulundurulduğunda, işbu şikayetin  
incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli  
karar, 1998-VII,s.3074, §§ 44-45).  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,  
Başvuran, rakam belirtmeksizin maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Başvuran, Komisyon organları ve/veya ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve  
harcamaların tazmin edilmesini talep etmemektedir ve benzeri bir sorun re’sen incelemeyi  
gerektirmemektedir (Bkz. Colacioppo-İtalya, 19 Şubat 1991 tarihli karar, seri A no: 197-D,  
s.52, §16).  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHS’ye aykırılık mevcut  
olmadığında, DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye  
gitmeyecektir. Sonuç olarak bu bağlamda başvuranın zararının tazmin edilmesine gerek  
yoktur (Bkz. Findlay-İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-I, s.284, § 85).  
İddia edilen manevi zarara gelince, AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin  
hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğu kanaatindedir (sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074, §49).  
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6§1 maddesine göre tarafsız ve  
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak,  
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı zamanında yeniden yargılamanın, en  
uygun tazminin olacağı kanaatindedir (sözüedilen Gençel, § 27).  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,  
1.Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;  
2.Diyarbakır DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin  
şikayet hakkında AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3.AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli  
olmadığına;  
4.Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna;  
5.Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 26 Nisan 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin  
2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.