bağlı olduğu sürece, ne DGM’nin ne de Yargıtay’ın bu başvuru hakkında karar verme
ehliyetinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Hükümet buradan başvuranın, iç başvuru yollarının
etkisizliğinin farkına vardığı andan itibaren, yani DGM’nin karar tarihi olan 15 Haziran 1999
tarihi itibariyle altı ay içinde başvurusunu yapması gerektiği sonucuna varmaktadır. Oysa,
başvurunun 12 Haziran 2000 tarihinde yapıldığının altını çizmektedir. Hükümet, argümanına
dayanak olarak AİHM’nin içtihadına atıfta bulunmaktadır (diğerleri arasında, İpek-Türkiye
(karar), no: 39706/98, 7 Kasım 2000 ve Göztok-Türkiye (karar), no: 35830/97, 6 Şubat 2001).
AİHM, daha önce benzeri bir itirazı Özdemir-Türkiye kararında reddettiğini
hatırlatmaktadır (no: 59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). AİHM, daha önceki vardığı sonuca aykırı
bir karar almak için hiçbir gerekçe görememekte ve dolayısıyla Hükümet’in itirazını
reddetmektedir.
AİHM, içtihadından çıkan kriterler ışığında (Bkz. özellikle, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim
1998 tarihli karar, 1998-VII) ve elinde bulunan unsurların tümünü gözönüne alarak
başvurunun esastan incelenmesi gerektiğine kanaat getirmektedir. Sonuç itibariyle AİHM,
başvurunun hiçbir kabul edilemezlik gerekçesine aykırı düşmediği sonucuna varmaktadır.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında
AİHM, bu davada ortaya çıkan sorunlara benzer sorunların ortaya çıktığı davaları bir
çok kez incelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. sözü
edilen Özel kararı, §§33-34 ve Özdemir-Türkiye, no:59659/00, §§35-36, 6 Şubat 2003).
AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca
ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. TCK’nın
öngördüğü suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmesine izin vermesinden haklı olarak
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran
tarafından duyulan şüpheler objektif olarak kanıtlandığı varsayılabilir (Incal-Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, 1998- IV, S.1573, §72 in fine).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiğinde DGM’nin, AİHS’nin 6§1 maddesi
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Ceza muhakemeleri usulünün hakkaniyeti hakkında
Hükümet ihlalin bulunmadığını iddia etmektedir.
AİHM, benzeri davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan mahkemenin
yargıya tabi kişilere hakkaniyete uygun yargılamayı garanti edemeyeceğini hatırlatır.
AİHM, başvuranın davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi
hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı gözönünde bulundurulduğunda, işbu şikayetin
incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (Bkz. Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli
karar, 1998-VII,s.3074, §§ 44-45).
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,
Başvuran, rakam belirtmeksizin maddi ve manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran, Komisyon organları ve/veya ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve