COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
BALÇIK VE DĐĞERLERĐ/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 25/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
29 Kasım 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 25/02 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Semiha Kırkoç, Meral Kalanç, Sema  
Gül ve Gülsen Dinler’in (“bavuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Eylül 2001  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Đlk bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Zeynel Polat ve diğer altı bavuran yine  
Đstanbul Barosu avukatlarından G. Altay tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1967, 1979, 1971, 1963, 1979, 1973 ve 1972 doğumludur ve  
Đstanbul’da yaamaktadır.  
5 Ağustos 2000’de bir grup göstericinin, basın açıklamasında bulunmak ve F-tipi  
cezaevlerini protesto etmek için tramvay hattını durdurmak üzere Đstanbul’daki Đstiklal  
Caddesi’nde toplanacağına ilikin bir istihbarat raporu alan polis memurları ve çevik kuvvet  
mensupları, söz konusu mevkiye yerletirilmitir. Öğlen vakti bavuranlar 39 kiiyle, F-tipi  
cezaevlerini protesto etme amaçlı bir basın açıklaması yapmak üzere Đstiklal Caddesi’nde  
toplantır. Polis grubun dağılmasını ve toplanmaya son verilmesini istemive gruba,  
yetkili makamların haberdar edilmemesi nedeniyle gösterinin kanuna aykırı olduğunu  
bildirmitir. Göstericiler uymayı reddetmi, sloganlar atarak ve basın açıklamasını yüksek  
sesle okuyarak Đstiklal Caddesi boyunca ilerlemeye teebbüs etmitir. Müteakiben, 12.30  
sıralarında cop ve göz yaartıcı gaz kullandığı iddia edilen polis, grubu dağıtmıtır.  
Bavuranlar yanlarındaki 39 kiiyle birlikte yakalanmıtır. Bavuranlardan Sema Gül ve  
Semiha Kırkoç daha sonra Taksim Hastanesi’ne kaldırılmıtır.  
Sema Gül’ü muayene eden doktor, her iki kolunda çürükler ve ayaklarında ilik  
olduğunu kaydetmitir.  
Semiha Kırkoç’u muayene eden doktor, sol paryetal lobda 4 cm.lik uzun bir yırtılma  
bulunduğunu kaydetmitir.  
Diğer bavuranlar hakkında sağlık raporu bulunmamaktadır.  
5 Ağustos 2000 tarihli olay raporunda, güvenlik güçlerinin emirlere uymayan grubu  
dağıtmak için güç kullanmak durumunda kaldığı belirtilmitir. Ayrıca olay sırasında bir polis  
memurunun yaralandığı da kaydedilmitir.  
Bavuranlar müteakiben bir gün boyunca alıkonuldukları Beyoğlu Merkez Polis  
Karakolu’na ve Karaköy Polis Karakolu’na götürülmütür.  
Ertesi gün Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın emri üzerine serbest bırakılmılardır.  
Belirsiz bir günde, bavuranlar kendilerini yakalayan polisler aleyhine Beyoğlu  
Cumhuriyet Savcısı’na bir dilekçe sunmutur. Dilekçelerinde diğer hususlar meyanında (inter  
alia) yakalanmalarının ve yakalanmaları sırasında ve sonrasında polis memurlarının aırı güç  
kullanmasının kanuna aykırı olduğuna dair ikayette bulunmulardır.  
5 Ocak 2001’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, ilgili tarihte görevde bulunan polis  
memurları hakkında takipsizlik kararı vermitir. Kararında, güvenlik güçlerince kullanılan  
gücün 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na uygun olduğu ve aırı olmadığı  
sonucuna varmıtır. Cumhuriyet Savcısı davacıların ikayetlerine konu yaraların, orantılı olan  
güç kullanımından kaynaklandığı kanısındadır.  
Bavuranlar, Cumhuriyet Savcısı’nın kararına itiraz etmitir.  
25 Haziran 2001’de Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi bavuranların itirazını  
reddetmitir.  
Bu esnada, 14 Ağustos 2000’de Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, Beyoğlu Ceza  
Mahkemesi’ne bir iddianame sunmutur. Bavuranları 2911 sayılı Kanun’un 28/1. maddesi  
uyarınca önceden izin almaksızın yasadıı bir gösteride yer almak ve polis memurlarının  
uyarılarına rağmen dağılmamakla suçlamıtır.  
19 Eylül 2005’te Beyoğlu Ceza Mahkemesi, bavuranların beraatine karar vermitir.  
Mahkeme, basın açıklaması yapmanın anayasal bir hak olduğu ve bu hakkın kullanılması için  
önceden izin almaya gerek olmadığı sonucuna varmıtır. Mahkeme ayrıca sanıklara  
dağılmaları için uyarıda bulunulduğunun tüm göstericilerce duyulduğunun kesin olmadığını  
gözlemlemitir. Sanıkların, anayasal haklarını kullanmıve sonuç olarak herhangi bir suç  
ilememiolduklarına karar vermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 3. maddesine dayanarak yakalanmaları sırasında kullanılan  
gücün, aırı ve orantısız olduğundan ve kötü muamele tekil ettiğinden ikayetçi olmutur. 3.  
madde aağıda kaydedilmitir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz.”  
1. Hükümet’in ön itirazları  
Hükümet, AĐHM’den AĐHS’nin 35/1. maddesi bağlamındaki iç hukuk yollarının  
tüketilmemiolması nedeniyle bavuruyu kabul etmemesini istemitir. Bavuranların, idare  
mahkemelerinde dava açarak uğradıklarını iddia ettikleri zararın telafisini isteyebilecekleri  
halde bavuruda bulunmadıklarını ileri sürmütür. Ayrıca, bavurunun söz konusu kısmının  
altı aylık zaman sınırı içersinde yapılmadığını ileri sürmütür.  
Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususundaki ön itirazına ilikin AĐHM,  
daha önce de benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını değerlendirmive reddetmiolduğunu  
yinelemektedir. Mevcut davada, yukarıda kaydedilen bavuruda varmıolduğu sonuçlardan  
farklı bir sonuca varmasına neden olacak özel koullar görmemektedir. Sonuç olarak,  
Hükümet’in ön itirazının bu kısmını reddetmektedir.  
Hükümet’in altı ay kuralı hususundaki ikinci itirazına ilikin AĐHM, AĐHS’nin 35/1.  
maddesi uyarınca, bir bavuruya nihai kararın verildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde  
bakabileceğini yinelemektedir. Söz konusu davada, bavuranların kötü muamele iddialarına  
ilikin nihai karar, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 25 Haziran 2001’de verilmitir.  
Mahkemeye 20 Eylül 2001’de sunulmasından dolayı bavurunun bu kısmı, altı aylık zaman  
sınırı içerisinde yapılmıtır. Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM aynı zamanda  
Hükümet’in itirazlarının bu kısmını da reddetmektedir.  
2. Bavuranlar Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç ve Gülsen Dinler’e  
ilikin  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini  
hatırlatmaktadır. Bu tür kanıtları değerlendirirken genel olarak “makul üphenin ötesinde”  
kanıt standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı  
çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir.  
Söz konusu davada bavuranlar Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç  
ve Gülsen Dinler, polisin gösteriyi dağıtmak için aırı güç kullanması sonucu yaralandıkları  
hususunda ikayette bulunmutur. Bununla birlikte, bavuranların iddialarının doğruluğuna  
ilikin üpheler uyandıran bir çok unsur mevcuttur. AĐHM, bavuranların olayın ertesi günü  
serbest bırakılmalarına rağmen ikayetlerini destekleyecek tıbbi bir rapor ya da iddialarına  
destekleyici bir ağırlık kazandırabilecek kanıtlar sunmadıklarını gözlemlemektedir. Dava  
dosyasında bavuranların olay sırasında iddia ettikleri gibi yaralandıklarını gösteren bir  
materyal mevcut değildir.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, bavuranlar Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz  
Kalkan, Meral Kalanç ve Gülsen Dinler’in iddialarına dayanak göstermedikleri ve bu nedenle,  
bavurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde  
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği  
sonucuna varmaktadır.  
3. Bavuranlar Semiha Kırkoç ve Sema Gül’e ilikin  
AĐHM, Semiha Kırkoç ve Sema Gül’ün 3. maddenin ihlal edildiğine ilikin  
ikayetlerinin, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları çerçevesinde dayanaktan yoksun  
olmadığını belirtmektedir. Ayrıca bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmektedir. Bu nedenle bavuru, kabuledilebilir  
niteliktedir.  
AĐHM’nin birçok davada vurgulamıolduğu gibi 3. madde, demokratik toplumların  
en temel değerlerinden birini kapsamakta olup, hiçbir sınırlamaya tabi değildir, ayrıca, 15.  
maddenin 2. paragrafı uyarınca hiçbir koulda istisnası olamamaktadır.  
Yukarıda kaydedildiği gibi, kanıtlar değerlendirilirken genel olarak “makul üphenin  
ötesinde” kanıt standardı uygulanmaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve  
anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya  
konabilmektedir. Ayrıca iddiaların, AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanılarak öne sürüldüğü  
hallerde AĐHM, özellikle kapsamlı bir incelemede bulunmalıdır.  
AĐHM mevcut davada Semiha Kırkoç ve Sema Gül isimli bavuranlarda gözlemlenen  
yaralanmaların, 5 Ağustos 2000’deki olaylar sırasında polis tarafından güç kullanılması  
sonucu ortaya çıkmıolduğunun taraflar arasında ihtilaf tekil etmediğini belirtmektedir. Bu  
aynı zamanda polisin gösterici grubunu dağıtmak için güç kullanması gerektiğinin belirtildiği  
olay raporunda da görülmektedir.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, kullanılan gücün aırı olmadığını ispat  
etme görevinin Hükümet’e ait olduğu kanısındadır.  
AĐHM, yetkili makamlara gösteri ile ilgili bavuru yapılmamıolmasına rağmen,  
polisin 5 Ağustos 2000’de Đstiklal Caddesi’nde bir grubun toplanacağına ilikin istihbarat  
aldığını gözlemlemektedir. Bu nedenle güvenlik güçleri, önleyici tedbirler alabilmilerdir.  
Đlgili alan, birçok polis memuru ve acil müdahale gücü mensuplarınca güvenlik altına  
alınmıtır. Sonuç olarak, mevcut dava koulları altında, güvenlik güçlerinin ön hazırlık  
yapmaksızın harekete geçmek durumunda bırakıldığı söylenemez. AĐHM, grubun polisin  
dağılın uyarılarına uymadığını belirtmektedir. Ancak, yukarıda ayrıntılı olarak kaydedilmiꢀ  
olduğu gibi, dava dosyasında göstericilerin kamu düzeni için tehlike tekil ettiğine ilikin bir  
materyal bulunmamaktadır. Bu noktada AĐHM, aynı zamanda bavuranların aleyhlerindeki  
suçlardan beraat ettikleri 19 Eylül 2005 tarihli Beyoğlu Ceza Mahkemesi kararına  
değinmektedir. Yerel mahkeme, sanıkların basın açıklaması yaparak anayasal haklarını  
kullandıkları ve hiçbir suç ilememioldukları sonucuna varmıtır.  
Bu koullar altında AĐHM, Hükümet’in sağlık raporları ile yaralandıkları doğrulanan  
bavuranlara karı kullanılan güç derecesini açıklamak veya haklı çıkarmak için dayanak  
tekil eden ikna edici ya da inandırıcı bir savunma sunmadığı sonucuna varmıtır. Sonuç  
olarak, Semiha Kırkoç ve Sema Gül’un yaralanmasının, sorumluluğu Hükümet’e ait olan bir  
muamelenin sonucu gerçekletiği sonucuna varılmıtır.  
Bu nedenle Semiha Kırkoç ve Sema Gül açısından 3. madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 9, 10 VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, polisin gösteriye müdahale etmesinin düünce, ifade ve toplanma  
özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmütür. Bu husustaki iddialarını AĐHS’nin 9., 10. ve 11.  
maddelerine dayandırmılardır.  
AĐHM, bavuranların ikayetlerinin 11. madde açısından incelenmesi gerektiği  
kanısındadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, bavuranların 2005’te aleyhlerindeki suçlamalardan beraat etmeleri  
nedeniyle bundan böyle, AĐHS’nin 34. maddesi bağlamında mağdur olarak kabul  
edilemeyeceklerini ileri sürmütür.  
AĐHM, Hükümet’in bavuranların AĐHS’nin 11. maddesince öngörülen haklarının  
ihlal edildiğini ileri süremeyeceklerine ilikin iddiasının ikayetinin esası ile yakından ilintili  
olan bir sorunu ortaya çıkardığı kanaatindedir. Bu nedenle, Hükümet’in ön itirazı ile esası  
birletirmektedir.  
AĐHM ayrıca bavurunun söz konusu kısmının AĐHS’nin 35/3. maddesi bağlamında  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca baka açılardan bakıldığında da  
bavuruda kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Bavuranların haklarına müdahale edilmesi  
AĐHM, öncelikle AĐHS organlarının değimez yaklaımına göre, hak veya özgürlük  
ihlali “mağduru” kelimesinin, yürürlükte olan kanun veya iptal edilen kısımdan direkt olarak  
etkilenen kiiyi ifade ettiğini hatırlatmaktadır.  
Mevcut davada taraflar arasında, bavuranların toplanma hakkına müdahalenin ilk  
ortaya çıkıına ilikin ihtilaf bulunmamaktadır. AĐHM yerel mahkemenin bavuranları  
aleyhlerindeki suçlardan beraat ettirdiğini doğrulamıtır. Ancak, bu kararın 19 Eylül 2005’te,  
olaydan yaklaık 5 yıl sonra verildiğini göz ardı edememektedir. Aynı zamanda bavuranların  
gösteriye katılarak o tarihte tartımalı bir mesele olan F-tipi cezaevlerine dikkat çekmeyi  
amaçladıklarını kaydetmektedir. AĐHM, gösteriye müdahale edilmesinin, polisin göstericileri  
dağıtmak için güç kullanmasının ve müteakiben cezai takibat balatılmasının, caydırıcı bir  
etkiye sahip olmuve bavuranların benzeri gösterilerde yer alma hususundaki cesaretlerini  
kırmıolabileceği kanısındadır.  
Yukarıda kaydedilenler ıığında AĐHM, nihai sonuca bakılmaksızın bavuranların  
polis müdahalesinden ve aleyhlerinde balatılan cezai takibattan olumsuz etkilendikleri  
kanaatindedir.  
2. Müdahalenin gerekçesi  
Hükümet, söz konusu gösterinin ilgili makamların haberdar edilmemesi nedeniyle  
kanuna aykırı olarak düzenlendiğini belirtmitir. 11. maddenin ikinci paragrafının, karııklığı  
önlemek için barıçı toplantı hakkına kısıtlamalar getirdiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, yapılan müdahalenin “kanunda öngörüldüğü”, bir ya da daha fazla meru  
amaca hizmet ettiği ve söz konusu amaçların gerçekletirilmesi için “demokratik bir toplumda  
gerekli olduğu” müddetçe 11. maddenin ihlaline yol açmayacağını yinelemektedir.  
Bu bağlamda, mevcut davaya yapılan müdahalenin yasal bir dayanağı olduğu, 2911  
Nolu Kanun’un 22. bölümü (Toplantı ve YürüyüKanunu), ve bu nedenle AĐHS’nin 11/2.  
maddesi çerçevesinde “kanunda öngörüldüğü” kaydedilmitir. Meru amaca ilikin olarak  
Hükümet, müdahalenin kamu düzeninin bozulmasını önleme amacını güttüğünü belirtmitir.  
AĐHM, farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.  
Müdahalenin, “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı hususunda AĐHM,  
öncelikle 11. maddeye ilikin kararlarının dayandığı temel ilkelere değinmektedir. Söz konusu  
içtihattan yetkili makamların, barıçı tutumlarını ve tüm vatandaların güvenliğini sağlamak  
için, yapılan yasal gösteriler karısında uygun tedbirleri alma görevlerinin bulunduğu  
anlaılmaktadır.  
AĐHM ayrıca, Devletler’in yalnızca barıçı toplantı hakkını korumakla değil aynı  
zamanda, söz konusu hakka ilikin makul ve direkt olmayan kısıtlamalardan kaçınmakla  
yükümlü olduklarını belirtmektedir. Son olarak, 11. maddenin asıl amacının, kiiyi yetkili  
makamların korunan haklarının uygulanmasına keyfi olarak müdahale etmekten koruması  
olmasına rağmen, bu hakların etkin ekilde kullanılmasını temin edecek pozitif yükümlülükler  
de mevcut olabildiği kanısındadır.  
AĐHM öncelikle bu ilkelerin, kamuya ait alanlarda düzenlenen gösteri ve yürüyülerde  
de uygulanabileceği kanaatindedir. Ancak, kamu düzeni ve ulusal güvenliği sağlamak için a  
priori Yüksek Sözlemeci bir Taraf’ın, gösteri düzenlenmesinin izne tabi olmasını  
gerektirdiği ve kurumların faaliyetlerini düzenlediği durumlarda, bunun 11. maddeye aykırı  
olmadığını belirtmektedir.  
Dahili mevzuatı göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu tarihte kamuya açık  
alanda gösteri düzenlemek için izin gerekmediğini ancak, olaydan yetmiiki saat önce bilgi  
vermek gerektiğini gözlemlemektedir. Esas itibariyle, bu nitelikteki düzenlemeler, AĐHS  
tarafından koruma altına alınan barıçı toplantı özgürlüğüne getirilen gizli bir engeli temsil  
etmemelidir. Kamuya açık alanda düzenlenen gösteriler, günlük yaam düzenini belirli bir  
derecede bozabilir ve hokarılanmayabilir. AĐHM, siyasi, kültürel veya diğer niteliklerdeki  
bir olayın, gösterinin ya da toplantının düzgün ekilde devam etmesini sağlamak için önleyici  
güvenlik tedbirleri almanın, örneğin gösteri mahallinde ilk yardım hizmetleri sağlanması gibi,  
önemli olduğu kanaatindedir. Bu durumda, gösteriyi düzenleyen derneklerin veya diğer  
oluumların, demokratik sürecin aktörleri olarak, yürürlükte düzenlemelere uymak suretiyle  
söz konusu süreci yöneten kurallara saygılı olmaları gerekmektedir.  
AĐHM önünde sunulan kanıtlardan, söz konusu davada polisin, gösterici grubuna  
yürüyülerinin kanuna aykırı olduğunu, günün kalabalık bir vaktinde yapılması nedeniyle  
kamu düzenine zarar vereceğini ve grubu dağıtmalarının emredildiğini bildirmitir.  
Bavuranlar ve diğer göstericiler, bu emirlere uymamıve yürüyüe devam etmeye teebbüs  
etmitir.  
Ancak, grubun tramvay hattını engellemek dıında kamu düzenine bir tehdit  
oluturduğuna ilikin kanıt bulunmamaktadır. AĐHM, söz konusu grubun tartımalı bir mesele  
olan F-tipi cezaevlerinin durumuna dikkat çekmeyi isteyen kırk iki kiiden olutuğunu  
belirtmektedir. Gösterinin öğlene doğru baladığı ve yarım saat içerisinde, 12.30’da grubun  
yakalanması ile sona erdiği gözlemlenmitir. Bu nedenle AĐHM, özellikle yetkili makamların  
gösteriyi sona erdirmedeki sabırsızlığını anlaılır bulmamaktadır. Bu noktada AĐHM ayrıca  
hiçbir bilgi verilmemesine rağmen yetkili makamların, o tarihte bu tür bir gösteri yapılacağına  
ilikin bilgi almıve böylece önleyici tedbirler alabilmiolduğunu hatırlatmaktadır.  
AĐHM, göstericiler iddet içeren fiiller sergilemedikleri sürece, AĐHS’nin 11.  
maddesince teminat altına alınan toplantı özgürlüğünün esasına bağlı kalınmak isteniyorsa,  
resmi makamların barıçı toplantılar hususunda belirli derecede hogörü göstermelerinin  
önemli olduğu kanısındadır.  
Dolayısıyla, AĐHM söz konusu davada polisin iddet içeren müdahalesinin, ölçüsüz  
olduğu ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı bağlamında karmaanın engellenmesi  
için gerekli olmadığı kanaatindedir.  
Yukarıda kaydedilenler göz önünde alındığında AĐHM, Hükümet’in bavuranın  
mağdur statüsünün ortadan kaldırılması iddiasına ilikin ön itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin  
11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 7., 17. VE 18. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar AĐHS’nin 7. maddesine dayanarak, yerel hukuk uyarınca cezayı  
gerektiren bir suç tekil etmeyen fiillerinden dolayı yakalandıklarını ve aleyhlerinde cezai  
takibat balatıldığını ileri sürmütür. Bavuranlar ayrıca düünce, ifade ve toplantı  
özgürlüklerine getirilen kanuna aykırı kısıtlamaların, aleyhlerinde balatılan cezai takibatın ve  
yerel adli makamlar önünde ikayette bulunamamalarının AĐHS’nin 17. ve 18. maddelerinin  
ihlal edildiği anlamına geldiği hususunda ikayette bulunmutur.  
AĐHM, söz konusu ikayetlerin yukarıda incelenen ikayetle alakalı olduğunu ve  
benzer ekilde kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydetmektedir.  
AĐHS’nin 11. maddesindeki ihlal bulgusuna değinen AĐHM, mevcut bavuruda ortaya  
konan esas yasal sorunu incelediği kanaatindedir.  
Dava olaylarını ve tarafların görülerini göz önüne alan AĐHM, mevcut ikayetlere  
ilikin ayrı bir karar vermeye gerek bulunmadığı sonucuna varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuk bu ihlali ancak kısmen telafi edilebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar manevi tazminat olarak 10,000 Euro (EUR) talep etmitir.  
Hükümet bu talebe itiraz etmitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğinin tespitinin bavuranlar için yeterli  
tazmin tekil ettiği kanısındadır. Ancak, Semal Gül ve Semiha Kırkoç isimli iki bavurana  
ilikin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespiti çerçevesinde, hakkaniyete  
uygun olarak AĐHM, söz konusu iki bavurana manevi tazminat olarak 3,000 EUR  
ödenmesine gerektiğine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve harcamaları  
AĐHM önünde yaptıkları masraflar için birinci bavuran, 3,500 EUR ve diğer altı  
bavuran 5,500 EUR talep etmitir.  
Hükümet söz konusu taleplere itiraz etmitir.  
AĐHM içtihadına göre bavuran, gerçek ve gerekli oldukları kanıtlandığı ve miktarları  
makul olduğu sürece yaptığı masrafların telafi edilmesi hakkına sahiptir. Mevcut davada  
AĐHM, bavuranların yalnızca Đstanbul Barosu’nun ücret tarifesine atıfta bulunduklarını ve  
iddialarını destekleyen belgeler sunmadıklarını belirtmektedir. Bu nedenle AĐHM söz konusu  
balık altında tazminat ödenmemesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana  
yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan, Meral Kalanç ve Gülsen Dinler isimli bavuranlara  
ilikin 3. madde hususunda yapılan ikayetin kabuledilemez ve bavurunun kalan kısmının  
kabuledilebilir olduğuna;  
2. Hükümet’in, bavuranların AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki mağdur statülerine ilikin  
ön itirazını esas ile birletirmeye ve reddetmeye;  
3. Semal Gül ve Semiha Kırkoç isimli iki bavurana ilikin olarak AĐHS’nin 3. maddesinin  
ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. Bavuranların, AĐHS’nin 7., 17. ve 18. maddeleri uyarınca ortaya koydukları diğer  
ikayetleri ayrı olarak incelemenin gerekli olmadığına;  
6. Đhlal bulgusunun kendi baına bavuranlardan Erkal Balçık, Kubilay Đyit, Filiz Kalkan,  
Meral Kalanç ve Gülsen Dinler’in, uğradıkları manevi zarar için adil tatmin tekil ettiğine;  
7. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve her  
türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlar Sema  
Gül ve Semiha Kırkoç’un herbirine manevi tazminat olarak 3,000 (üç bin) EUR ödenmesi  
gerektiğine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit oranda faiz  
uygulanmasına,  
8. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 29 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.