CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
BALYEMEZ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:32495/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Aralık 2005  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
bazı ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (32495/03) bavuru no’lu davanın nedeni, bu  
ülke vatandaı Bekir Balyemez’in (bavuran) 29 Temmuz 2003 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil  
edilmektedir.  
Bavuranın avukatı, bavuranın Wernicke-Korsakoff hastası olması nedeniyle yeniden  
hapsedilmesinin, AĐHS’nin 3. maddesine göre insanlık dıı ve aağılayıcı bir muamele tekil  
edeceğini ileri sürmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1970 doğumlu bavuran Türk vatandaıdır.  
A. Bavurunun yapılmasına neden olan olaylar  
1. Bavuranın Tekirdağ Cezaevine sevk edilmesinden önce meydana gelen olaylar  
31 Ağustos 1993 tarihinde, öğrenci olan bavuran Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi’nin DHP (Devrimci Halk Partisi) aleyhine yürütülen bir operasyon sırasında  
yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
15 Eylül 1993 tarihinde bavuran tutuklu yargılanmıtır.  
11 Temmuz 1995 tarihinde Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranı isnat  
edildiği olaylardan suçlu bulmutur. Türk Ceza Kanunu’nun 168§2 maddesi uyarınca  
bavuranı on iki yıl altı ay ağır hapis cezasına mahkum etmitir.  
12 Nisan 1996 tarihinde Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını onamasının  
ardından bavuran 69 gün sürecek olan bir açlık grevine balamıtır.  
19 Aralık 2000 tarihinde, emniyet güçleri, bavuranın cezasını çektiği Gebze Özel  
Tip Kapalı Cezaevine bir operasyon düzenlemitir. Bu operasyon sırasında, bavuran  
yaralanmıve vücudunun bazı bölgeleri yanmıtır.  
2. Bavuran tarafından yapılan ikayetler ve Tekirdağ cezaevine nakli sonrası artlı  
tahliye edilmesi  
23 ubat 2001 tarihinde, cezaevi idaresi, cop darbesinden dolayı burun kemiği kırılan  
ve gardiyanların kötü muamelesine maruz kalan bavuranın, Tekirdağ 1 numaralı F Tipi  
Tekirdağ Cezaevi’ne nakledilmesine karar vermitir.  
Aynı gün, bavuranın annesi bavuranı cezaevinde ziyaret etmitir. Bavuranın annesi  
1 Mart 2001 tarihinde, Đstanbul Đnsan Hakları Derneğine bavurmutur. Oğlunu tanınmaz bir  
halde gördüğünü ifade etmitir, bunun üzerine, adıgeçen derneğin avukatı bavuranla  
görümek üzere cezaevine gitmitir.  
2
Dosyadan bavuran adına, cezaevi güvenlik güçleri hakkında Tekirdağ Cumhuriyet  
Savcılığına ikayette bulunulduğu anlaılmaktadır.  
6 Eylül 2001 tarihinde, TBMM Đnsan Hakları Komisyonu’na benzer ikayetleri içeren  
bir bavuru yapılmıtır.  
12 Eylül 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı delil yetersizliğinden dolayı  
muhakemenin men’i kararı vermitir.  
Bu süre zarfında bavuran, F tipi cezaevlerindeki tutukluluk koullarını protesto etmek  
amacıyla tekrar açlık grevine balamıtır  
.
Bavuranın avukatı 18 Ekim 2001 tarihinde muhakemenin men’i kararına itirazda  
bulunabilmek amacıyla Cumhuriyet Basavcısı’ndan soruturma dosyasında yer alan  
belgelerin kendisine ulatırılmasını talep etmitir.  
Komisyon 16 Kasım 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı’nın kararlarına gönderme  
yapmakla yetinerek bavurana cevap vermitir.  
26 Kasım 2001 tarihinde, tutukluların hukuken temsil edilmelerine ilikin yasa  
uyarınca, Adana Sulh Mahkemesi vesayet hakimi, bavuranın temsil edilmesi için Av.  
Tuncer’i vekil kılmıtır  
.
3 Ocak 2002 tarihinde, açlık grevinden dolayı sağlık durumu kötüye giden bavuran,  
muayene edilmek üzere Tekirdağ Devlet Hastanesine sevk edilmitir. Doktorlar bavuranda  
kaetik durum tespit etmiler ve hastaneye yatırmılardır.  
11 Ocak 2002 tarihinde, bavuranın annesi oğlunun tutuklu bulunduğu artları dile  
getirmek üzere tekrar adı geçen derneğe bavurmutur.  
Bu süre zarfında, Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı’nın isteği üzerine bavuran Tekirdağ  
Devlet Hastanesi 3. Đhtisas Kurulu tarafından tekrar muayene edilmitir.  
14 Ocak 2002 tarihli bir raporla 3. Đhtisas Kurulu, 3 Ocak 2002 tarihli Tekirdağ Devlet  
Hastanesinin sağlık raporuna atıfta bulunarak, tutuklunun 38 kilo kaybettiğini, Wernicke-  
Korsakoff sendromuna yakalandığını ve cezaevinde kalması halinde ölüm tehlikesinin  
bulunduğunu belirtmitir.  
16 Ocak 2002 tarihinde, Tekirdağ Cumhuriyet Basavcısı bu raporu dikkate alarak  
CMUK’un 399§2 maddesi uyarınca, açlık grevinin 173. gününde olan bavuranın cezasının 6  
ay ertelenmesine karar vermitir. Bavuran aynı gün serbest bırakılmıtır.  
5 ubat 2002 tarihinde, bavuranın avukatı Komisyona yapılan bavuru hakkında bilgi  
edinmek istemitir.  
Aynı gün, bavuran sözkonusu derneğe gitmitir. 12 ubat tarihinde kadar bavuran  
pek çok doktor tarafından muayene edilmive cerrahi müdahale yapılmıtır.  
3
Sözkonusu sürenin bitmesinden bir hafta önce Cumhuriyet Savcısı bavuranın tekrar  
muayene edilmesini emretmitir.  
Aralıklarla yapılan çok sayıda muayene sonuçlarını içeren 10 Temmuz 2002 tarihli bir  
raporla, 3. Đhtisas Kurulu bavuranda istemsiz göz titreimi, hafıza kaybı, ileri kognitif  
bozukluk tehis etmitir.  
Đhtisas Kurulu bavuranda Wernicke-Korsakoff Sendromu tespit edildiğini, bavuranın  
cezasını çekmeye muktedir olmadığını belirtmive cezasının ertelenmesini tavsiye etmitir.  
18 Temmuz 2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı bu rapor doğrultusunda süreyi 10  
Ocak 2003 tarihine kadar ertelemitir.  
9 Aralık 2002 tarihli bir raporla, aralıklarla gerçekletirilen sağlık muayeneleri  
sonrasında, 3. Đhtisas Kurulu bavuranın cezaevinde tutuklu bulunmasının sakıncalı olacağı  
yönünde karar vermitir.  
Bu raporda aynı zamanda, bavuranın durumunun Anayasa’nın 104§ 2b) maddesi  
kapsamına girebileceğini belirtmitir. Bu madde ile Cumhurbakanı sakat ya da kronik  
hastağı bulunan mahkumların affetme yetkisine sahiptir.  
12 Aralık 2002 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, bavuranın cezasının infazını 9  
Haziran 2003 tarihinde kadar tekrar ertelemive bavuranın koullarının Anayasa’nın 104§  
2b) maddesi kapsamına girip girmediğinin ili Cumhuriyet Savcılığı’nca incelenmesini  
istemitir.  
18 Aralık 2002 tarihinde, ubat tarihli raporlar ıığında adıgeçen dernek, kendi  
doktorları tarafından hazırlanan bir rapor sunmutur. Bu rapora göre açlık grevinden dolayı  
bavuranda Wernicke-Korsakoff sendromu görülmü, dilerinde çürük bulunmuve kötü  
muamele iddialarını destekleyen burun kırılması ve adaptasyon zorlukları tespit edilmitir.  
24 Aralık 2002 tarihinde, bavuranın avukatı, 12 Eylül 2001 tarihli muhakemenin  
men’i kararına itirazda bulunmutur.  
21 Mart 2003 tarihinde, bavuranın avukatı, müvekkilinin 23 ubat 2001 tarihinde  
Tekirdağ Cezaevine nakli sırasında düzenlenen her türlü sağlık raporunun birer nüshasını  
Cumhuriyet Savcısından talep etmitir.  
Aynı tarihte, bavuranın avukatı, adıgeçen dernek tarafından 18 Aralık 2002 tarihinde  
düzenlenen rapor sonuçlarına dayanarak 23 ubat 2001 tarihinde cezaevinde görevli devlet  
memurları aleyhinde yeni bir ikayette bulunmutur.  
2 Haziran 2003 tarihinde, 21 Mart 2003 tarihli ikayet hakkında takipsizlik kararı  
veren Cumhuriyet Savcısı, söz konusu ikayetin 12 Eylül 2001 tarihli takipsizlik kararı ile  
sonuçlanan ikayet ile benzerlik gösterdiğini tespit etmitir. Cumhuriyet Savcısı, yeni bir  
unsur tarafından desteklenmeyen bu ikayetle ilgili olarak farklı düünmesini gerektirecek bir  
durumun olmadığını belirtmitir.  
4
16 Haziran 2003 tarihinde, bavuranın avukatı bu karara itirazda bulunmutur.  
Bavuranın avukatı sözkonusu derneğin sağlık raporunun yeni bir kanıt niteliğinde olduğunu  
ileri sürmektedir.  
10 Temmuz 2003 tarihli bir kararla, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi Bakanı  
bavuranın itirazını reddetmitir.  
18 Ağustos 2003 tarihinde, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ekim 2002 tarihinde  
bavuran tarafından 12 Eylül 2001 tarihli muhakemenin men’i kararına yapılan itirazı da  
reddetmitir.  
3. Bavuranın geçici serbest bırakılma kararının kaldırılması  
8 Ekim 2003 tarihinde, Đhtisas Kurulu bavuranın sağlık durumu hakkında yeni bir  
rapor sunmutur. Bu rapor 3 ubat, 6 Haziran ve 19 Eylül 2003 tarihlerinde yapılan sağlık  
muayenelerinin sonuçlarına dayanmaktaydı ve raporda oybirliğiyle, bavuranın sağlık  
durumunun ceza ertelenmesini gerektirmediğine karar verilmitir.  
4 Kasım 2003 tarihinde bu sağlık raporuna dayanarak Tekirdağ Cumhuriyet  
Basavcısı, imdiye kadar verilen erteleme kararını iptal etmive yakalama müzekkeresi  
çıkartır. Bavuran firar etmitir.  
27 Ekim 2003 tarihinde, bavuran Đstanbul Tabipler Odası’na bavurmuve Adli Tıp  
Kurumu’nun 8 Ekim 2003 tarihli raporunda onaylanan tıbbı tespitlerin yazılı olarak kendisine  
iletilmesini istemitir.  
17 Kasım 2003 tarihinde, Đhtisas Kurulu, daha önceki muayenelerine dayanarak  
bavuranın sakatlığı ya da kronik akıl hastalığı bulunmadığından Cumhurbakanı affı  
kapsamına giremeyeceği yönünde karar almıtır.  
22 Aralık 2003 tarihinde, Đstanbul Tabip Odası’ndan üç Profesör, Adli Tıp  
Kurumu’nun raporları arasında bilimsel tutarsızlık olduğu yönüne görübildirmilerdir.  
2 Ocak 2004 tarihinde, bavuranın avukatı Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
bavurmuve Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporlar arasındaki çelikilerin  
aydınlatılması amacıyla bavuranın yeniden muayene edilmesini talep etmitir. Bavuranın  
avukatı aynı zamanda Adli Tıp Kurumu’nun son raporuna dayanılarak iptal edilen ceza  
infazının ertelenmesini talep etmitir.  
6 Ocak 2004 tarihinde bavuranın avukatı Sözkonusu raporlarda imzaları bulunan Adli  
Tıp Kurumu’nun 3. ve 4. Đhtisas Kurulu üyeleri aleyhine de ikayette bulunmutur.  
9 Ocak 2004 tarihinde bavuranın avukatı 8 Ekim 2003 tarihli sağlık raporuna itiraz  
ederek Cumhuriyet Savcısı’na bavurmutur. Bavuranın ceza infazının ertelenmesini talep  
etmitir.  
Aynı gün bir yandan Ağrı Ağır Ceza Mahkemesi’nden müvekkili aleyhinde çıkarılan  
müzekkerenin iptalini öte yandan ise Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden Cumhuriyet  
Basavcısı’nın u ana kadar uygulanan erteleme kararının kaldırılması yönündeki kararını  
5
bozmasını ve muayenesinin yapılması amacıyla bavuranın Adli Tıp Kurumu’na  
götürülmesini talep etmitir.  
12 Ocak 2004 tarihinde, Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi, Malatya DGM lehine  
ratione materiae yetkisizlik kararı vermitir.  
26 Ocak 2004 tarihinde böylece davadan haberdar olan Malatya DGM’si Adli Tıp  
Kurumu Đhtisas Kurulu tarafından, belirtilen olayın aydınlatılması için yeni bir rapor  
hazırlanmasını emretmitir, bunun yanı sıra bavuranın durumun ne olacağı hakkında bir  
karar verilmesi gerektiğini ifade etmitir. Sonuç olarak bavuranın cezasının infazının  
ertelenmesi yönündeki talebi reddetmive düzenlenecek olan rapor uyarınca karar vermekle  
yetkili olduğunu belirtmitir.  
29 Ocak 2004 tarihli bir raporla, bavuranın bütün sağlık raporlarını, Đstanbul Tabip  
Odası’nın görüünü de inceledikten sonra Adli Tıp Kurumu Đhtisas Kurulu, bavuranın sağlık  
durumunun Cumhurbakanı affı kapsamına girmediğine ve cezasının infazının ertelenmesine  
gerek olmadığına karar vermitir.  
17 ubat 2004 tarihinde, bavuran Đstanbul Üniversitesi Hastanesi nöroloji servisine  
gitmitir.  
21 Nisan 2004 tarihinde, AĐHM tarafından belirtilen geçici tedbir uyarınca,  
Cumhuriyet Savcısı bavuran aleyhine çıkarttığı yakalama müzekkeresini iptal etmitir.  
B. AĐHM’nin Soruturma Görevi  
1. Ceza infaz kurumlarına yapılan ziyaretler  
AĐHM heyeti Türkiye’de bulunan farklı tiplerdeki ceza infaz kurumlarında hüküm  
süren fiziksel koullar hakkında fikir edinmek maksadı ile bavuranların avukatlarının ve  
Hükümet temsilcilerinin eliğinde, iki F tipi Cezaevini (Tekirdağ ve Kocaeli) iki H tipi  
Cezaevini (Tekirdağ ve Đstanbul) ve bir tane H Tipi Tutukevini (Bayrampaa-Đstanbul) ziyaret  
etmitir. Bu ziyaretler sırasında heyet ayrıca, cezaevi personeli ile savcı ve doktorlarla  
görütür.  
Heyetin Bayrampaa Tutukevi ve bu tutukevinin sağlık birimini ziyareti sırasında  
kendisine bilirkii kurulu da elik etmitir.  
F Tipi Cezaevlerinin son zamanlarda kurulduğunu ve hepsinin tek tip olduğunu  
gözlemleyen AĐHM heyeti bakanı Tekirdağ F tipi Cezaevini ziyaret etmeyi gerekli  
görmemitir.  
Bununla birlikte AĐHM heyeti, bu cezaevinden sorumlu Cumhuriyet Savcısı ile ve bu  
kurumda görevli olan müdür, doktor, bagardiyan, psikolog, sosyolog ve dihekimi ile  
görütür.  
2. Bilirkii kurulu tarafından yürütülen sağlık muayeneleri  
AĐHM, bavuranda nörolojik veya psikiyatrik sorunlar bulunup bulunmadığını, ayet  
bulunuyorsa bunların ne ölçüde cezaevi yaamına uyum sağlayabileceğini belirlemekle  
6
bilirkii kurulunu görevlendirmitir. Sözkonusu kurul ayrıca, gerektiğinde, Türk adli tıp  
makamları tarafından oluturulduğu haliyle bavuranın sağlık dosyasını incelemekle  
görevlendirilmitir.  
Bu bağlamda bilirkii kurulu öncelikle, bu gruptaki tüm vakalarda, ilgililerin  
nöropsikiyatrik rahatsızlıklarını açlık grevleri ile açıkladıklarını ve Adli Tıp Kurumu’nun  
tanısına uygun olarak bunların Wernicke Korsakoff Sendromu’nda görülenlerle aynı  
olduğunu belirttiklerini ortaya koymaktadır.  
Buradan hareketle bilirkii kurulu, mahkumlarda olası aırı yükleme öğelerini ve  
Wernicke Korsakoff Sendromu’nun gerçek özelliklerini ortaya çıkarmak amacı ile standart  
sağlık muayenelerine bavurmaya karar vermitir.  
Muayeneler Hükümet tarafından belirlenen Đstanbul Çapa Üniversite Hastanesi’nde 8  
ve 11 Eylül 2004 tarihlerinde tıp alanındaki gizlilik ilkesine riayet edilerek yapılmıtır.  
Bavuran 11 Eylül 2004 tarihinde muayene edilmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak üç farklı ikayet dile getirmektedir.  
Bavuran öncelikle, 23 ubat 2001 tarihinde Tekirdağ F tipi Cezaevi’ne nakli sırasında  
ve sonrasında kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmitir. Bu itibarla diğer bavuranlar  
gibi bu kuruma giriinde coplandığını ve yumruklandığını iddia etmektedir. Daha sonra ise  
kendisine durmadan hakaret edildiğini ve hücreye konulmadan önce Cezaevi doktoru  
tarafından muayene edilmeden zorla traedildiğini, bütün bunların sonucunda ise burnun  
kırıldığını ve yüzünde morluklar olutuğunu ileri sürmektedir.  
20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen olaylarda kötü muameleye maruz kaldığını da  
eklemektedir.  
29 Ocak 2004 tarihli ek bir dilekçe ile bavuranın avukatı yeni bir ikayette  
bulunmutur. Uzun süreli açlık grevi sonucunda Wernicke-Korsakoff hastası olan ve sağlık  
nedeniyle 16 Ocak 2002 tarihinde serbest bırakılan bavuranın, Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ekim  
2003 tarihli raporuyla özgürlükten yoksun bırakıcı bir cezayı çekebileceğine karar verildiğini  
ifade etmektedir. Bavuranın avukatı bavuranın iyilemez bir hastalığa yakalandığını ve  
yeniden hapsedilmesinin insanlık dıı bir muamele tekil edeceğini iddia etmektedir.  
A. 23 ubat 2001 tarihinde meydana gelen olaylara ilikin  
1. Tarafların argümanları  
a. Hükümet  
Hükümet bavuranın iddialarını reddetmektedir. 19 Aralık 2000 tarihinde cezaevinde  
sürdürülen operasyonlar sırasında yaralanan ve hastaneye sevk edilen kiilerin listesini  
sunmutur. Hükümet bu listede bavuranın isminin geçmediğini belirtmektedir.  
7
Diğer yandan, bavuranın iddialarının aksine, Tekirdağ Cezaevine nakledildikten  
sonra 23 Eylül 2001 tarihinde bavuranın muayene edildiğini belirtmektedir. Muayene  
sonunda düzenlenen raporda herhangi bir kötü muamele izine rastlanılmadığı ifade edilmitir.  
Bu nedenle Cumhuriyet Basavcısı 12 Eylül 2001 tarihinde muhakemenin men’i kararı vermiꢀ  
ve bavuran tarafından yapılan itiraz Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından  
reddedilmitir. Dernekten alınan 18 Aralık 2002 tarihli belgenin ise bu derneğin Sağlık  
Bakanğı’nın belirlediği artlara uymadığından ve sağlık raporu verme yetkisi  
bulunmadığından hiçbir hukuki geçerliliği yoktur.  
b. Bavuran  
Bavuranın avukatı soruturma dosyasına ulamanın zor olduğunu ve 23 ubat 2001  
tarihli sağlık raporu hakkında bilgilendirilmediğini öne sürmütür. Hasta olması sebebiyle  
bavuranın o gün muayene edildiğini unutmuolmasının gayet normal olduğunu ifade  
etmektedir. Her durumda derneğin verdiği raporda bavuranın maruz kaldığı kötü  
muamelelerden bahsedilmitir.  
2. AĐHM’nin takdiri  
AĐHM, Hükümet tarafından sunulan 23 ubat 2001 tarihli sağlık raporunun Tekirdağ  
Cezaevi doktoru tarafından hazırlandığını ve raporda bavuranın kendisine traedilirken  
baına basıldığını söylediğinin ifade edildiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, bavuranın 23 ubat 2001 tarihinde Cezaevi doktoruna, Cumhuriyet Savcısı  
önünde ya da bugün AĐHM önünde dile getirdiği türden kötü muameleye ilikin herhangi bir  
ikayette bulunmadığını tespit etmektedir.  
Aslında, nakledildiği sırada cop darbelerine maruz kaldığından ikayetçi olmak yerine  
yalnızca traedildiği sırada kötü muameleye maruz kaldığını belirtmitir, bu ikayet ise  
AĐHM önünde desteklenmemitir.  
Oysa ki, doktor 23 ubat 2001 tarihli raporunda bavuranın vücudunda herhangi bir  
ize rastlamadığını belirmitir.  
Bu tarihlerde bavuranın yetkililerin denetimi altında olduğu doğrudur, bu nedenle  
dernek tarafından 18 Aralık 2002 tarihinde hazırlanan sağlık raporunda ifade edilen yaraların  
nedenini makul bir ekilde açıklama görevi Hükümet’e dümektedir (Bkz., diğerleri arasında,  
Tekin Yıldız, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme karar ve hükümler 1998-IV, ss. 1517-  
1518, §§ 52 ve 53, Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, ve Esen-Türkiye, no:  
29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003).  
Burada, olayların meydana geldiği tarihten neredeyse iki yıl sonra düzenlenen bir  
belge sözkonusudur. Bu belge ise balı baına 23 ubat 2001 tarihli raporu tartıma konusu  
yapmak için yeterli olmamaktadır, kaldı ki aynı gün annesi tarafından ziyaret edilen bavuran  
lehine birtakım karinelere izin verecek hiçbir gözaltı tedbiri alınmamıtır (karılatırın,  
Tomas-Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, A serisi no: 241-A, s. 40-42, §§ 108-115).  
Bavuran hastanede kaldığı 3 Ocak 2002 tarihinden 16 Ocak 2002 tarihine kadar yara  
olan burnunun neden tedavi edilmediği ve Devlet Hastanesi’nin 3 Ocak 2002 tarihli ve Adli  
8
Tıp Kurumu’nun 14 Ocak 2002 tarihli raporlarında bu türden bir yaradan neden  
bahsedilmediği hususunda hiçbir açıklama yapmamaktadır.  
Son olarak bavuran serbest bırakılmasının ardından derneğe bavurmak için neden on  
bir ay beklediğini açıklamamaktadır.  
Sonuç olarak, her türlü makul üphenin ötesinde, (Labita-Đtalya [GC], no:26772/95, §  
121, CEDH-VI) ne görevlilerin bavuranın ikayet konusu yaptığı kötü muamelelerde  
bulunduklarına karar verilmesine neden olacak ne de adli makamların AĐHS’nin 3.  
maddesinin usulüne ilikin olarak hareket etme biçimlerini tartıma konusu yapacak hiçbir  
unsurun dava dosyasında mevcut olduğunu gözlemlemektedir (Bkz., diğerleri arasında, Hasip  
Kaplan-Türkiye, no: 26399/95 (karar), 17 Ekim 2000, ve Kaplan-Türkiye (karar),  
no:24932/94, 19 Eylül 2000).  
AĐHM sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesinin bu bakımdan ihlal edilmediğine karar  
vermektedir.  
B. 20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen olaylara ilikin  
Bavuran 20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen bir olay sırasında kötü muameleye  
maruz kaldığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu tarihte bavuranı ilgilendiren hiçbir olayın meydana gelmediği  
belirtmektedir.  
AĐHM bu dönemde bavuranın tutuksuz yargılandığı ve mevcut davanın  
kabuledilebilirlik aamasında sunduğu belgelerin kendisi ile ilgili olmadığını  
gözlemlemektedir.  
Sonuç olarak, AĐHM AĐHS’nin 35§§3 ve 4 maddeleri uyarınca bavurunun bu  
kısmının dayanaktan yoksun olduğuna karar vermektedir.  
C. Bavuranın yeniden hapsedilmesi olasılığına ilikin  
1. Tarafların argümanları  
a) Hükümet  
Hükümet, balangıçta alınan erteleme kararının kaldırılmasının titizlikle yürütülen  
muayenelere dayandığını belirtmektedir.  
Hükümet, Adli Tıp Kurumu’nun 14 Nisan 1982 tarihli 2659 sayılı Kanun’la  
kurulduğunu ve ilevi açısından bağımsızlığından kuku bulunmadığını hatırlatmaktadır. Bu  
kurumun bünyesinde, 3. Đhtisas Kurulu ortopedistten, travmatoloji uzmanından, cerrah,  
nörolog, mide ve bağırsak hastalıkları, çocuk hastalıkları ve bulaıcı hastalıklar uzmanından,  
4. Đhtisas Kurulu ise nörolog, çocuk ruh hekiminden ve iki psikologdan olumaktadır ve hepsi  
de seçkin akademisyenlerdir. Hükümet bu alanda tarafsızlıktan yoksun oldukları yönünde  
iddiaların hepsini reddetmekte ve bugüne kadar açlık grevi yapan iki binden fazla tutuklunun  
bu kurum tarafından muayene edildiğini ve kurum tarafından hazırlanan raporlara dayanılarak  
188 (yüz seksen sekiz) tutuklunun, Cumhurbakanı affı kapsamına alındığını belirtmektedir.  
9
Hükümet 7 Temmuz 1989 tarihli Soering-Birleik Krallık ve 20 Mart 1991 tarihli Cruz  
Varas ve diğerleri-Đsveç kararlarına atıfta bulunarak bir bavuranı tehdit eden gerçek bir  
tehlikenin var olduğunun ortaya konulmasını sağlayacak istisnai haller dıında, AĐHS’nin  
ihlalinin meydana gelebileceğine ilikin değerlendirmede bulunmanın AĐHM’ye  
mediğinin altını çizmektedir. Bu itibarla, bavuranın yeniden hapsedilmesinin AĐHS’nin 3.  
maddesine aykırı bir ceza ya da muamele tekil ettiğinin düünülmesine neden olacak bir risk  
tekil etmediğini belirtmektedir.  
Hükümet gerekirse bavuranın Tekirdağ Cezaevinde ya da kendisinin tercih edeceği  
baka bir Cezaevinde tutulacağını ifade etmektedir. Cezaevlerinin tamamında sağlık merkezi  
ve asgari bir pratisyen hekim, dihekimi, hemire ve psikolog ve asistanlardan oluan sosyal  
hizmetler bulunmaktadır. Cezaevi doktorları düzenli olarak mahkumları muayene etmekte ve  
gerekli durumlarda mahkumlar için özel bölümleri olan hastanelere götürülmelerini talep  
edebilmektedir.  
Sonuç olarak, Hükümet bavuranı muayene eden baka hiçbir sağlık kurumunun Adli  
Tıp Kurumu’nun tespitlerinden farklı tespitlere varamayacağını belirtmektedir. AĐHM  
bilirkii kurulu tarafından hazırlanan rapora atıfta bulunarak, salık verilen psikolojik tedavinin  
Cezaevinin psikologları tarafından sağlanacağını beyan etmektedir.  
Son olarak Hükümet, bavuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ilan  
etmesini AĐHM’den rica etmektedir.  
b. Bavuran  
Bavuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmekte ve ikayetlerini yinelemektedir.  
Bavuran aynı zamanda AĐHM bilirkii kurulu raporunu da eletirmektedir. Bilirkii  
kurulunun, özgürlüğe kavumak ümidiyle AĐHM’ye bavuranların, bu umutları beslemelerine  
Adli Tıp Kurumu’nun neden olduğunu göz önüne almadan, kendisinin de aralarında  
bulunduğu bazı bavuranları yalan söylemekle suçlamasını eletirmekte, Adli Tıp Kurumu  
tarafından balangıçta tehis edilen hastalığının gerçek olduğunu ve bu hastalığın hala devam  
ettiğini iddia etmektedir.  
1. AĐHM’nin takdiri  
a. Genel ilkeler  
AĐHS’de özgürlüğünden yoksun bırakılmıveya hasta kiilerin durumuna ilikin özel  
bir hükmün yer almadığı doğrudur. Bununla birlikte, gerekli tıbbi bakımın uygulanması  
yoluyla tutukluların fiziksel bütünlüğünün korunması konusunda Devletlere düen  
yükümlülükten ayrı olarak, doğal yollardan ortaya çıkan gerek bedensel gerekse ruhsal bir  
hastalıktan kaynaklanan ıstırap, yetkili mercilerin sorumlu tutulabileceği tutukluluk koulları  
nedeniyle daha da iddetlenir veya iddetlenme riski taırsa, tek baına AĐHS’nin 3. maddesi  
kapsamına girebilir (Mouisel-Fransa, no: 67263/01, §§ 37, 38 ve 40, CEDH 2002-IX, ve  
Pretty kararı ve bu metinlerde yer alan göndermeler).  
Her tutuklu, alınan tedbirlerin infaz edilme usul ve yöntemlerinin kendisini,  
tutukluluğun doğasında varolan kaçınılmaz ıstırap düzeyini aacak iddette bir sıkıntı veya  
10  
zorluğa maruz bırakmamasını temin edecek ekilde, insan onuruyla bağdaır tutukluluk  
koullarına tabi olma hakkına sahip olduğundan, hapsetmenin uygulamaya ilikin  
gereklilikleri gözönünde bulundurulduğunda, tutuklunun sağğının yanı sıra esenliği de  
yeterli bir ekilde sağlanmalıdır (Kulda-Polonya [GC], no: 30210/96, § 94, CEDH 2000-XI).  
AĐHS’de, sağlık gerekçesiyle bir tutuklunun serbest bırakılmasına ilikin herhangi bir  
“genel yükümlülük” belirtilmemise de, bir tutuklunun klinik tablosu, Avrupa Konseyi’ne  
Üye Devletler nezdinde AĐHS’nin 3. maddesi bakımından bugün, tutukluluğa elverililik  
sorusunun ortaya çıktığı durumlardan birini tekil etmektedir (bkz., Mouisel, ibidem, ve Price-  
Birleik Krallık, no: 33394/96, §30, CEDH 2001-VII).  
Özetle belli bir davada hayati tehlike arz eden patolojideki ya da durumu uzun süre  
cezaevi yaam koullarına uygun olmayan bir kimsenin tutuklu bulundurulması, AĐHS’nin 3.  
maddesi açısından sorunlara yol açabilir.  
Dolayısıyla mevcut davada, bavuranın yeniden hapsedilmesi durumunda ortaya bu  
sorunun çıkıp çıkmayacağı tespit edilmelidir.  
b. Özel bağlam  
AĐHM, davayı incelemeye balamadan önce, ciddi hastalıkları bulunan hükümlülerin  
cezalarının infazı konusunda Türkiye’de yürürlükte olan yasaları incelemitir. AĐHM, Türk  
yasalarının ulusal mercilere, tutukluların ciddi hastalıklara yakalandığı durumda müdahale  
etme olanağı sunduğunu not etmektedir. Sağlık durumu serbest bırakılma veya cezanın  
ertelenmesi kararlarının verilmesini gerektirebilecek unsurlardan biridir. Bu tedbirler, sağlık  
gerekçesiyle Cumhurbakanı’ndan af talebinde bulunma yoluna eklenmektedir. AĐHM bu  
ilemlerin, ilk bakıta, tutukluların fiziksel bütünlüğü ve esenliklerinin korunması için  
Devletlerin özgürlüğü kısıtlayıcı cezaların meru gereklilikleriyle bağdatırmaları gereken  
uygun güvenceler oluturduğuna kanaat getirmektedir.  
Mevcut dava bağlamında, geçmite Türkiye’nin, 1996 ve 2000 yıllarında koğuyerine  
bir ila üç kiilik yaam birimleri öngören F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek  
amacıyla balatılan açlık grevleri karısında, beslenme bozukluğuna bağlı zihinsel ve fiziksel  
rahatsızlıkları olan ve aralarından bir kısmının WK-S olduğu düünülen kiilerin tutuklu  
bulundurulmaları sorunuyla karı karıya kaldığını hatırlatmak uygun olacaktır. Hiç kukusuz  
yetkili mercilerin, bu durumun toplumun korunması açısından haklı gösterilemeyeceğine  
kanaat getirmesi üzerine, hasta olan tutuklulardan birçoğu sağlık gerekçesiyle geçici olarak  
serbest bırakılmıtır.  
c. Đlkelerin mevcut davaya uygulanması  
Mevcut davada yukarıda belirtilen harekete katıldığı anlaılan bavuran, Türk  
hukukunun tanımıolduğu olanaklara ulaabilmive 4 Kasım 2003 tarihinde hakkında  
yakalama müzekkeresi çıkarılana kadar bu olanaklardan faydalanmıtır.  
Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ekim 2003 tarihli sağlık raporu ile ilgili olarak, AĐHM kanıt  
sunma konusunda ne AĐHS’nin ne de ulusal mahkemelere uygulanabilir genel ilkelerin  
kendisine kesin kurallar buyurmadığını hatırlatmaktadır. Böylece, bir kanıya varabilmek için,  
uygun olduğuna karar verdiği her türlü veriyi esas almak AĐHM’nin elindedir. Diğer yandan,  
bağımsız olarak, dosyada yer alan bütün unsurların inandırıcılığını ve aynı zamanda  
11  
kabuledilebilirliklerini ve doğruluklarını değerlendirmektedir (Irlanda-Birleik Krallık, 18  
Ocak 1978, A serisi no:25, ss. 79, 80, §§ 209 ve 210).  
Savunmacı Devletin, AĐHS’den doğan yükümlülükleri yerine getirmediğini gösterecek  
ciddi ve kesin gerekçelerin bulunup bulunmadığını tespit edebilmek amacıyla AĐHM ortaya  
atılan soruları, sanıkların sunduğu ya da gerektiğinde re’sen elde ettiği unsurlar ıığında  
incelemelidir (Yaa-Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme karar ve hükümler 1998-VI, s. 2437,  
§94).  
AĐHM tarafından yapılan ve yukarıda belirtilen soruturma görevi, incelemesini  
yapabilmek için gerekli olan unsurların re’sen elde edilmesi ihtiyacından baka bir amaç  
taımamaktaydı. Aslında, aralarında bavuranın da bulunduğu sözkonusu elli üç davada,  
bavuranlar Đstanbul Tabipler Odası tarafından verilen ve dava konusu raporların bilimsel  
inandırıcılığını ciddi ekilde tartıma konusu yapan görüleri sunmulardı.  
AĐHM davaların esasına ilikin görübildirmeden önce soruturma yürütme ve  
değerlendirme unsurlarını re’sen temin etme kararı almıtır.  
11 Eylül 2004 tarihinde Balyemez’i muayene ettikten sonra, AĐHM heyeti oybirliğiyle  
cezaevi koullarında yaamını engelleyecek nörolojik ya da nöropsikolojik rahatsızlığının  
bulunmadığına karar vermitir. Bununla birlikte bavuranın psikolojik tedavisinin devam  
ettirilmesini salık vermitir.  
Bu koullarda AĐHM, Adli Tıp Kurumu’nun 8 Ekim 2003 ve 29 Ocak 2004 tarihli  
raporlarını tartıma konusu yapacak bir neden görmemektedir.  
Sonuç olarak, dosyada mevcut olan unsurların genel bir değerlendirmesini yaptıktan  
ve uzmanlarının görülerini aldıktan sonra AĐHM bavuranın tekrar hapsedilmesi halinde,  
tutukluluk koullarının balı baına AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca aağılayıcı ve insanlık dıı  
muamele tekil edeceğinin ortaya konulmadığını düünmektedir ( Sakkopoulos-Yunanistan,  
no: 61828/00, § 45, 15 Ocak 2004).  
Adli Tıp Kurumu’nun bavuranda WK-S sendromunun tespit edildiği ve bavuranın  
serbest bırakılmasına karar verilen ilk raporları konusunda AĐHM yeniden, raporlarda dile  
getirilen emarelerin bu türden bir hastalığın bulunduğunu açıkça ortaya koymadıklarını ifade  
eden uzmanlarının görülerine bavurmaktadır. AĐHM, olayların geçtiği dönemde hüküm  
süren koulları göz önüne alarak, açlık grevi yapan iki binden fazla insan olunca, muhtemelen  
insani ya da AĐHM’ye bildirilmeyen sebeplerden dolayı, Adli Tıp Kurumu’nun ciddi olmayan  
semptomlar olmasına rağmen ilgili kiileri serbest bırakmayı tercih ettiğini düünmektedir.  
Aynı durumda olan diğer kiilere ümit verdiğinden, özellikle de mevcut davada da olduğu  
gibi, bavuranın Cumhurbakanı affı kapsamına girebileceğini belirttiğinden Adli Tıp  
Kurumu’nun bu tutumu eletirilebilir.( Bkz. Yıldız kararı ve AĐHM heyetinin raporunun genel  
sonuçları).  
Bununla birlikte, ilgilerin lehine bu tür tedbirlerin uygulanması konusunda (Klas-  
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s. 17, §§ 29-30) adli ve tıbbı  
makamların değerlendirmelerini tartıma konusu yapacak hiç bir unsur görmeyen AĐHM,  
olası bir hapsedilme durumu ile ilgili olmayan bavuranların içinde bulunduğu ikilemin  
üzerinde durmayacaktır.  
12  
Uzmanların, bavuranın psikolojik tedavisinin devam etmesi yönündeki tavsiyeleri  
konusunda ise AĐHM, Hükümet’in bu konuda verdiği güvenceyi ve ceza infaz kurumlarını  
ziyaret eden heyetin tespitlerini not etmektedir. Sonuç olarak açık ve ciddi gerekçeler  
bulunmadığından, AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca bavuranın hapsedilmesi durumunda,  
içtihatları ıığında saptanan sınırları aan kötü muameleye maruz kalma tehlikesi ile karı  
karıya olduğunun düünülemeyeceğine karar vermitir (Bkz. mutatis mutandis, Müslim-  
Türkiye, no: 53566/99, §§ 75, 76, 26 Nisan 2005).  
Bunların yanı sıra, AĐHM, mevcut davada da olduğu gibi, ceza alanında adaletin iyi  
ilediği bir kurum tarafından, çare bulunması amacıyla insani tedbirlerin alınmasının salık  
verildiği durumlar ile karı karıya kalınabileceğini göz ardı edememektedir. Sonuç olarak  
AĐHM, yeniden hapsedilmesi durumunda bavuranda oluabilecek psikolojik etkileri  
dindirmek ya da artlar gerektirdiğinde son vermek amacıyla, Türk yetkililer tarafından  
alınabilecek her türlü tedbir hususunda ise duyarlı olacaktır (Bkz. mutatis mutandis, Chartier-  
Đtalya, no:9044/80, Komisyonun 8 Aralık 1982 tarihli raporu, Karar ve raporlar 33, ss. 47-49).  
II. AĐHS’NĐN 6 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran 23 ubat 2001 tarihli kötü muamele iddialarından haberdar olan adli  
makamların, AĐHS’nin 6§1 maddesi uyarınca tarafsız ve bağımsız olmadıklarını iddia  
etmektedir.  
Bavuran, adli makamların iddialarına kayıtsız kalmasının ve bir doktor tarafından  
gerektiği gibi muayene edilmesinin reddedilmesinin, iddialarını destekleyecek somut kanıtlar  
sunmasını engellediğini ileri sürmektedir. Bu süreç boyunca avukat yardımından  
faydalanamadığını da hatırlatan bavuran, bu koulların AĐHS’nin 6§3 maddesi ile  
bağdamadığını iddia etmektedir.  
Bavuran bu itibarla, AĐHS’nin 3. maddesi ile birlikte 13. maddesi uyarınca etkili bir  
soruturma yapılmadığını ileri sürmektedir.  
AĐHM, bavuranın ikayetinin Cumhuriyet Basavcısı’nın yetkili mahkeme önünde  
kamu davası açmayı reddetmesi esasına dayandığını gözlemlemektedir. Buna bağlı olarak,  
muhakemenin men-i kararına karı bavuranın itirazına bakan hakimlerin bağımsız ve tarafsız  
olmadığı yönündeki iddiaları, iddialarını destekleyecek delil unsurlarının toplanmasına ilikin  
olarak adli makamların engel tekil ettiği ve son olarak 3. madde ile birlikte 13. maddenin  
ihlal edildiği iddialarının tamamı 13. madde açısından incelenmelidir (Bkz. mutatis mutandis,  
Paul ve Audrey Edwards-Birleik Krallık, no: 46477/99, § 70, CEDH 2002-II, Aksoy-Türkiye,  
18 Aralık 1996 tarihli karar, Derleme kararlar ve hükümler 1996-VI, ss. 2285-2286, §§ 92-  
94, ve Đlhan-Türkiye [GC], no: 22277/93, § 92, CEDH 2000-VII).  
Hükümet, iç hukuk yollarının bu alanda yeterli olanakları sunduğunu belirtmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, Sözleme’de benimsenen hak ve özgürlüklerden  
yararlanılmasını sağlayacak bir bavuru yolunun iç hukukta varlığını güvence altına aldığını  
hatırlatır. Dolayısıyla Sözlemeci Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere  
ne ekilde uyacakları konusunda belli bir takdir payına sahip olsalar bile, sözkonusu hüküm,  
yetkili ulusal merciye Sözleme’ye dayalı ikayetin içeriğini inceleme ve uygun telafiyi  
13  
sunma yetkisi veren bir iç hukuki yolunu gerekli kılmaktadır. AĐHS’nin 13. maddesinden  
doğan yükümlülük bavuranın AĐHS’ye dayandırdığı ikayetin niteliğine bağlı olarak  
değimektedir. Bununla birlikte bazı koullarda, iç hukuk yollarının sunduğu olanaklardan her  
biri 13. maddenin gerekliliklerine cevap vermese de, bu yolların bütünü bu gereklilikleri  
karılayabilir (Bkz. Chahal-Birleik Krallık 15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme 1996-V, ss.  
1869–1870, § 145). 13. maddenin gerektirdiği bavuru yolu, hukuken olduğu gibi pratikte de  
“etkili” olmalıdır; özelikle u anlamda ki Savunmacı Devletin yetkili mercilerinin fiilleri ve  
ihmalleri, sözkonusu hukuki yolun kullanılmasını haksız bir biçimde engellememelidir (Bkz.,  
diğerleri arasında, Aksoy, adıgeçen, s. 2286, § 95).  
Bununla birlikte, AĐHS’nin 13. maddesi AĐHS bakımından yalnızca “savunulabilir”  
olan, yani belirtilen haklara saygı duyulması ile ilgili olarak a priori ciddi bir sorun tekil  
eden ikayetler için etkili iç hukuk yolunu gerekli kılmaktadır (Bkz. örneğin, Boyle ve Rice-  
Birleik Krallık, 27 Nisan 1988, A serisi no: 131, s. 23, § 52, ve Powell ve Rayner-Birleik  
Krallık, 21 ubat 1990, A serisi no: 172, s. 14, § 31).  
AĐHM mevcut davada, bavuranın 23 ubat 2001 tarihinde meydana gelen olaylara  
ilikin olarak 3. madde kapsamında dile getirdiği ikayetlerin ortaya konulmadığını  
gözlemektedir.  
Bu nedenle AĐHM, bavuranın ikayetlerinin AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında  
incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun 20 Aralık 2002 tarihinde meydana gelen olaylara ilikin kısmının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. 23 ubat 2001 tarihinde meydana gelen olaylara ilikin olarak AĐHS’nin 3.  
maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Bavuranın yeniden hapsedilmesi durumunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal  
edilmeyeceğine;  
4. Bavurunun AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında incelenmesinin gerekli olmadığına;  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 22 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
14  
15