COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BARAN VE HUN – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 30685/05)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
20 Mayıs 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir.  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 30685/05 no’lu davanın nedeni, Gülderen Baran  
(San) ve Hacı Aziz Hun (“bavuranlar”) adlı iki T.C. vatandaının, Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 19 Haziran 2001 tarihlerinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına ilikin Sözleme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin - AĐHS”) 34.  
maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar Đstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1973 ve 1965 doğumlu olup, bavuru yaptıkları sırada sırasıyla  
Bayrampaa ve Edirne cezaevlerinde bulunmaktaydılar.  
A. Bavuranların gözaltında tutulması ve kötü muamele iddialarına ilikin tıbbi  
raporlar  
21 Temmuz 1995 tarihinde Đstanbul Gaziosmanpaa’da bir polis servisine el bombası  
atılmıtır. Saldırıda on bepolis memuru yaralanmıtır. Olayı yasadıı silahlı TDP (Türkiye  
Devrim Partisi) örgütü üstlenmitir. Bu olayın ardından polis TDP üyelerine karı operasyon  
düzenlemitir.  
1. Bavuranların gözaltında tutulması  
Bavuranlar sırasıyla 4 ve 5 Ağustos 1995 tarihlerinde TDP üyesi oldukları üphesiyle  
yakalanmıve gözaltına alınmılardır. 17 Ağustos 1995 tarihine dek tutuklu kalmılardır.  
Bavuranlar Gülderen Baran (San) ve Hacı Aziz Hun sırasıyla 11 ve 13 Ağustos 1995  
tarihlerinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis  
memurları tarafından sorgulanmılardır. Sorgulama sırasında TDP’nin düzenlediği ve  
kendilerinin katıldığı eylemlerle ilgili imzalı ifade vermilerdir. Bavuran Hacı Aziz Hun 14  
Ağustos 1995 tarihinde yeniden sorgulanmıtır. Bu tarihte bavuran Gülderen Baran polis  
servisinin bombalanmasına ilikin tatbikata katılmıtır. Bavuranlar çeitli tarihlerde  
fotoğraflar aracılığıyla tehis uygulamalarına katılmılardır.  
Bavuranlar, bavuru formunda, gözaltındayken ikenceye maruz kaldıklarından  
ikayetçi olmulardır. Bu bağlamda, pis, havalandırması olmayan bir hücreye konulduklarını,  
uykusuz, aç ve susuz bırakıldıklarını, gözlerinin bağlandığını, küfre ve tehdide maruz  
kaldıklarını, yüksek sesle müzik dinletildiğini, kaba dayak atıldığını, çırılçıplak soyulup,  
tazyikli suya tutulduklarını, soğuk fan önünde bekletildiklerini ve filistin askısına alındıklarını  
ileri sürmülerdir. Bavuran Gülderen Baran ayrıca cinsel tacize uğradığını, çırılçıplak  
soyulup askıya alındığını, saçlarının çekilip parmaklarının büküldüğünü, ayağına ağırlık  
bağlandığını ileri sürmütür.  
2. Bavuranların tıbbi raporları  
1
a) Gülderen Baran  
Bavuran 17 Ağustos 1995 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp  
Kurumu’nda görevli doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor bavurana ilikin olarak,  
burunda kanama, kasıklarda ağrı, sağ kol ve kolu çevreler tarzda sağ bilek ekleminde 1 cm  
geniliğinde iki adet sıyrık, her iki kolda halsizlik ve uyuukluk, sağ elin iki parmağında ağrı  
ve sağ dizde 2 x 1 cm ebadında sıyrık olduğunu kaydetmitir. Doktor ayrıca yaklaık 15 gün  
önce jinekolojik yönden travmaya bağlı olduğu düünülen kanama kaydetmitir. Ancak  
bavuranın jinekolojik muayene istemediğini ifade etmitir.  
Cezaevi doktoru 18 Ağustos 1995 tarihinde bavuranı muayene etmitir. Doktor  
bavurana ilikin olarak, diğer hususlar meyanında, sırt ve belde ağrı, her iki kolda hissizlik  
ve uyuukluk kaydetmitir. Doktor ayrıca bavuranın vücudunda, özellikle kol altları, sağ kol  
ve bileği, sol kolu, dizleri, bacakları ve bileklerinde çürükler ve ilikler tespit etmitir. Son  
olarak, bavuranın sol yumurtalığında ve mesane bölgesinde ağrı kaydetmitir.  
Bavuran 30 Ekim 1995 tarihinde Adli Tıp Kurumu 3. Đhtisas Kurulu doktorları  
tarafından muayene edilmitir. Doktorlar bavuranın önceki raporlarıyla beraber EGM  
testinin1 sonuçlarını da incelemilerdir. Bavuranda bilateral brakial pleksitis (sinir  
zedelenmesi) tespit edilmitir.  
Raporlar, konsültasyon notları, röntgenler ve dava dosyasındaki tahlillere göre, sağ  
kolunda geri dönüümsüz brakial pleksitis, sol kolunda geri dönüümlü brakial pleksitis  
tehisi konan bavuran bir buçuk yıldan fazla süre boyunca fizik terapi tedavisi görmütür.  
Sonuç olarak sol kolunda iyileme görülmütür. Öte yandan sağ kolu geri dönüümsüz  
biçimde hasarlı olarak kalmıtır.  
Bavuran 19 Ekim 1998 tarihinde Adli Tıp Kurumu 3. Đhtisas Kurulu doktorları  
tarafından muayene edilmitir. 18 Aralık 1998 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin  
isteği üzerine 3. Đhtisas Kurulu görüünü bildirmi, bavuranın sol kolunun normale yakın  
hale geldiğini ancak sağ kolunun felç olduğunu, uzuv zaafı olutuğunu belirtmitir.  
b) Hacı Aziz Hun  
Bavuran Devlet Güvenlik Mahkemesi Adli Tıp Kurumu’nda görevli doktor  
tarafından muayene edilmitir. Doktor bavurana ilikin olarak, boyunda hareket güçlüğü, sağ  
elde karıncalanma, sol kol altında ağrı kaydetmitir.  
Bavuran 2 Temmuz 1998 tarihinde Đstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli bir  
doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor bavurana servikal disk hernisi sendromu tehisi  
koymutur. Bavurana boyunluk ve ilaç tedavisi uygulanmıtır. Öte yandan doktor bavuranın  
durumunun kalıcı olması nedeniyle sürekli olarak izlenip tedavi görmesi gerektiğini  
kaydetmitir.  
B. Bavuranlar hakkında açılan dava  
1EGM - elektromiyogram, kas hücrelerine ait elektrik aktivitesinin ölçülmesine verilen addır.  
2
Bavuranlar 17 Ağustos 1995 tarihinde Cumhuriyet Savcısı ve Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmıtır. Bavuranlar burada gözaltında ikenceye  
uğradıkları için protestoda bulunmu, ifade vermeyi reddetmilerdir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 21 Eylül 1995 tarihinde,  
bavuranlar ve diğer üpheliler hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca  
anayasal düzeni zorla değitirmeye teebbüs ettikleri gerekçesiyle bir iddianame sunmutur.  
Özellikle, bavuran Gülderen Baran, 21 Temmuz 1995 tarihinde polis servisinin  
bombalanması olayına katılmakla suçlanmıtır.  
Dava belirlenemeyen bir tarihte Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülmeye  
balamıtır. Her iki bavuran da G. Tuncer tarafından temsil edilmitir. 19 Aralık 1995  
tarihinde görülen durumada, bavuranların avukatı müvekkillerinin ikenceye uğradığını ileri  
sürmüve mahkemeden makamlardan suç duyurusunda bulunmalarını istemesini talep  
etmitir. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bu talebi reddetmi, bavuranların ikayetlerini  
Cumhuriyet Savcılığı’na sunabileceklerini, mahkemenin bunu yapmasına gerek olmadığını  
ifade etmitir.  
Dava esnasında, mahkeme, aralarında polis servisinin bombalanması sırasında  
yaralanan polis memurlarından bazıları ile bavuranların tutukluluğu sırasında çeitli önlemler  
alan polis memurları bulunan sanıkları dinlemitir. Polis memurlarından birinin dinlenmesi  
sırasında, bavuranlardan Gülderen Baran ve bir baka müterek davalı mahkemeden bu  
kiinin ikenceci olduğu ve kendilerine ikence yaptığını iddia ederek dinlenmemesini talep  
etmitir. Mahkeme ayrıca polis servisinin bombalanması olayının tatbikatıyla ilgili video  
kayıtlarını incelemitir. Bavuran Aziz Hun 19 Aralık 1995, 22 Mayıs 1997 ve 9 Kasım 1999  
tarihlerinde, mahkemeye yazılı görüünü sunmutur. Yalnızca ilk görüünde, polise verdiği  
ifadesini okuma olanağı olmadan baskı ve ikence altında alındığı için geri çektiğini  
belirtmitir. Sonraki görülerinde bavuran devrimci olduğunu ancak herhangi yasadıı bir  
örgütle bağlantısı bulunmadığını ileri sürmütür. Özellikle, evinde bulunan silah ve  
bombaların, özel eyaları için kendisinden bir dolap rica eden sanıklardan birine ait olduğunu,  
bunları bir çanta içinde getirdiğini ve kendisinden saklamasını istediğini belirtmitir.  
Bavuran bomba ve silahların varlığından haberi olmadığını ifade etmitir.  
Bavuran Gülderen Baran 19 Aralık 1995, 1 Eylül 1998 ve 4 ubat 2000 tarihlerinde,  
mahkemeye layihasını sunmutur. Bavuran devlet güvenlik mahkemeleri sistemini eletirdiği  
ikinci layihası dıında, gözaltında maruz kaldığı kötü muameleye ilikin ayrıntılı izahat  
vermi, herhangi yasadıı bir örgütle bağlantısını inkar etmitir. Bavuran Hacı Aziz Hun ile  
beraber kaldığı evde bulunan malzemelerin sanıklardan birine ait olduğunu ve bunların ne  
olduğunu bilmediğini belirtmitir. Benzer biçimde, sahte kimlik ve evlilik cüzdanıyla ilgili  
beyanlarda bulunmutur.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Mayıs 1997 tarihinde, bavuran Gülderen  
Baran’ı Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca, bavuran Hacı Aziz Hun’u ise 168.  
maddesi uyarınca suçlu bulmutur.  
3
Yargıtay 27 Mart 1998 tarihinde, son durumanın bavuran Gülderen Baran’ın  
mazeret niteliğinde geçerli bir tıbbi raporu bulunmasına karın gıyabında görüldüğü  
gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. Dolayısıyla duruma bavuranın  
savunma hakkını ihlal etmitir. Sanıklar arasındaki somut ve hukuki ilikiler ıığında,  
mahkeme ilk derece mahkemesinin kararının tüm sanıklarla ilgili olarak bozulmasına karar  
vermitir.  
Belirlenemeyen bir tarihte, dava ilk derece mahkemesine iade edilmi, sonrasında  
mahkeme düzenli olarak duruma yapmıtır. Abdullah Öcalan’ın1 yakalanmasından sonra,  
bavuranlar ile sanıklardan bazıları mahkemeye protesto amacıyla süresiz açlık grevinde  
olduklarını bildirmitir. Ayrıca, 1 Eylül 1998 tarihinde sonra görülen birkaç durumada,  
bavuranlar, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin devlet güvenlik mahkemelerinin bağımsız  
ve tarafsız olmadığı görüünde olmadığına dayanarak mahkemeye çıkmayı reddetmilerdir.  
Bavuranların avukatı 27 Ekim 1998 tarihinde, mahkemeye durumalara katılmayacağını  
bildirmi, mahkemeden, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin de hükmettiği üzere bağımsız  
ve tarafsız olmadıkları için davanın düürülmesini talep etmitir.  
Bu esnada, 21 Aralık 2000 tarihinde, artla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların  
Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanun ilga edilmitir. Öte yandan, bu kanundan Türk Ceza  
Kanunu’nun 146 ve 168. maddeleri kapsamında suç ileyen kimseler yararlanamamıtır.  
Dolayısıyla bavuranların davasına uygulanamamıtır. Bavuranlar 24 Ocak 2001 tarihinde  
Yargıtay’dan, bu kanunun Anayasa’nın ilgili hükümleriyle bağdaıp bağdamadığının  
incelenmesi için dava dosyasını Anayasa Mahkemesi’ne göndermesini talep etmi, talepleri  
kabul edilmemitir.  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 2 Mart 2000 tarihinde bavuran Gülderen  
Baran’ı anayasal düzeni yıkmaya çalımaktan suçlu bulmu, Türk Ceza Kanunu’nun 146.  
maddesi uyarınca ömür boyu hapis cezasına çarptırmıtır. Mahkeme, kararında, dava  
dosyasında aralarında bavuranın evinde bulunan yasadıı örgütle ilgili dokümanların da  
bulunduğu delilleri, bilirkii raporlarını, kimlik tehis prosedürleriyle ilgili tam kayıtları,  
bavuranın olay yerinde çekilmifotoğrafını, tatbikatın tam kayıtlarını ve tatbikatın video  
çekimlerinin tam kaydını göz önünde bulundurmutur. Mahkeme bavuranın gözaltında kötü  
muamele iddiasına ilikin ulusal mahkemelerdeki davaların derdest olduğunu kaydetmitir.  
Öte yandan, bavuranı mahkum etmesi yalnızca bavuranın polise verdiği ifadeye değil,  
maddi delillere de dayandığı için, bunların sonucunu beklemenin gerekli olmadığı kanısına  
varmıtır.  
Mahkeme aynı gün bavuran Hacı Aziz Hun’u Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesi  
uyarınca yasadıı örgüte üye olmaktan suçlu bulmu, on iki yıl altı ay hapis cezasına  
çarptırmıtır. Bu ekilde, aralarında bavuranın gözaltında verdiği ifadeler de dahil olmak  
üzere dava dosyasındaki delilleri, tatbikatın tam kayıtlarını, diğer üphelilerin ifadeleri,  
yasaı örgütle ilgili dokümanlar ve evinde bulunan silah, patlayıcı kimyasallar gibi diğer  
delilleri göz önünde bulundurmutur. Mahkeme, kararında, sanıkların durumaya çıkmayarak,  
açlık grevi yaparak, uzatma talep ederek ve durumalara çıkmamalarını haklı çıkaracak tıbbi  
1 Abdullah Öcalan, yasadıı silahlı örgüt PKK’nin (Kürdistan içi Partisi) eski lideri.  
4
raporlar alarak davayı, Yargıtay’a havale edildikten sonra, gereksiz bir biçimde uzattıklarını  
da kaydetmitir.  
Bavuranlar itiraz etmilerdir. Özellikle, ilk derece mahkemesinin ek soruturma  
yürütmediğini, önemli tanığın dinlenmesi ve olaylara ilikin çelikileri gidermek için tatbikat  
gerçekletirilmesi taleplerini reddettiğini ileri sürmülerdir. Ulusal mahkemenin delilleri  
yorumlama biçimini eletirmilerdir. Ayrıca, bavuranlar ilk derece mahkemesinin kanunlara  
aykırı biçimde toplanan delillere dayandığından ikayetçi olmulardır. Bu bağlamda, ulusal  
mahkemenin, ikence yapıldığını kanıtlayan tıbbi raporlara karılık, polise verilen ifadelere  
dayanğını ileri sürmülerdir. Ayrıca polisin ön soruturma sırasında el koyduğu diğer  
dokümanların da kanunlara aykırı bir biçimde toplandığını belirtmilerdir. Son olarak,  
bavuranlar mahkemenin suçun niteliğini belirlemede hata yaptığını ileri sürmülerdir.  
Yargıtay 29 Ocak 2001 tarihinde bir duruma yapmı, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin kararını onamıtır.  
C. Gülderen Baran’a kötü muamelede bulunulduğu iddiasına ilikin soruturma  
ve sanık polis memurları hakkında izleyen dava  
Avukatı G. Tuncer aracılığıyla bavuran Gülderen Baran’ın ikayeti üzerine, Fatih  
Cumhuriyet Savcısı tarafından soruturma balatılmıtır.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 29 Ocak 1996 ve 6 Mart 1996 tarihleri arasında bavuranın  
yakalanıp sorgulanmasında görev alan bepolis memurunu dinlemitir. Polis memurlarının  
hiçbiri bavuranın kötü muamele iddialarını kabul etmemitir.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 28 Mart 996 tarihinde bavuranı dinlemitir. Bavuran kaba  
dayak, soğukta ıslak biçimde bırakılmak, cinsel taciz ve sistemli olarak askıya alınmanın da  
aralarında bulunduğu kötü muamele iddialarında bulunmutur. Bavuran ayrıca fail olduğu  
iddia edilen kiilerle ilgili kısa tanımlamalarda bulunmutur.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı 18 Haziran 1996 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcısı’na  
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi’nde görevli bepolis memuru  
hakkında kötü muameleden dava açılması için görüünü sunmutur.  
Đstanbul Cumhuriyet Savcısı 26 Haziran 1996 tarihinde Gülderen Baran’a kötü  
muamelede bulundukları için Türk Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca bepolis  
memuru hakkında bir iddianame sunmutur.  
15 Ekim 1996 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde sanık polis memurları  
hakkında dava açılmıtır.  
8 Mayıs ve 11 Ekim 1997 tarihlerinde yapılan durumalarda, mahkeme bavuranı  
dinlemitir. Bavuran kötü muameleye ilikin ayrıntılar vermi, içlerinden emin olmadığı biri  
hariç, sanık polis memurlarını sorumlu olarak tehis etmitir. Mahkeme 11 Ekim 1997  
5
tarihinde ayrıca diğer tutuklu ve aynı zamanda bavuranın tanığı olan K.Y.’yi tanık olarak  
dinlemitir.  
Mahkeme 6 Mayıs 1998 tarihinde diğer bir tutuklu ve aynı zamanda bavuranın tağı  
olan A.E.’yi dinlemitir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 12 Mart 2002 tarihinde, sanık polis memurları  
hakkındaki davanın zamanaımına uğradığı gerekçesiyle dümesine karar vermitir. Yargıtay  
bu kararı 19 ubat 2004 tarihinde onamıtır.  
D. Đzleyen gelimeler  
17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbakanı, adli tıp kurumunun 21 Nisan 2003 tarihli  
raporuna dayanarak, Gülderen Baran’ın cezasının kalan kısmını kronik rahatsızlığı nedeniyle  
Anayasa’nın 104/b maddesine dayanarak affetmitir. Bavuran 24 Temmuz 2003 tarihinde  
cezaevinden salıverilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri kapsamında, gözaltında uğradıkları  
muameleden ve ulusal makamların, iddiaları karısında yürüttükleri soruturmanın biçiminden  
ikayetçi olmutur.  
AĐHM, bu ikayetlerin yalnız 3. madde çerçevesinde incelenmesi gerektiği  
kanısındadır.  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
1. Gülderen Baran  
Hükümet, öncelikle AĐHM’den AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde iç  
hukuk yolları tüketilmediği için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle bavuranın ikayetini  
reddetmesini talep etmitir. Bavuranın, asliye hukuk ve idare mahkemelerinde dava açarak,  
maruz kaldığını iddia ettiği zarar için tazminat talep edebileceğini savunmutur. Hükümet,  
ayrıca bavuranın olayın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde bavuru yapması  
gerektiğini ileri sürmütür.  
AĐHM, Hükümet’e ait iç hukuk yollarının tüketilmesiyle ilgili aynı argümanı önceki  
davalarda inceleyip reddettiğini yineler (örneğin bkz. Nevruz Koç - Türkiye, 18207/03).  
AĐHM, mevcut bavuruda içtihadın dıına çıkılmasını gerektirecek özel koullar  
saptamamıtır. Ayrıca AĐHM AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının,  
bavuranların bavurularını iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde, nihai karardan itibaren  
altı ay içinde sunmalarını gerektirdiğini, iç hukuk yollarının son aamasına bavurunun  
sunulmasından kısa süre sonra, ancak AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararını açıklamasından  
önce varılabileceğini yineler (örneğin bkz. Sağat, Bayram ve Berk - Türkiye, 8036/02 ve  
6
Yıldırım - Türkiye, 40074/98). Bu bağlamda, AĐHM, bavuranın iddialarına ilikin davanın,  
AĐHM’nin kabuledilebilirlik kararını vermesinden önce, 19 ubat 2004 tarihinde sona erdiğini  
gözlemler. Bu nedenle bavuran Gülderen Baran’ın 19 Haziran 2001 tarihinde sunduğu  
bavuru, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralıyla uyumludur. Sonuç  
olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
Ayrıca AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası çerçevesinde bavuruların dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka bir gerekçe altında da kabuledilemezlik  
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavurular kabuledilebilir niteliktedir.  
2. Hacı Aziz Hun  
AĐHM, bavuru yolu bulunmuyorsa veyahut etkin olmadıklarına karar verilmise, altı  
aylık süre kuralının ilke olarak ikayet konusu eylemin ilendiği tarihten itibaren ilemeye  
baladığını yineler (bkz. Hazar ve Diğerleri - Türkiye, 62566/00). Öte yandan, bir bavuranın  
açıkça mevcut bir bavuru yoluna bavurduğu veya dayandığı ve bavuru yolunu etkisiz kılan  
koulların farkına yalnızca sonradan vardığı özel davalarda özel durumlar geçerli olabilir.  
Böyle bir davada altı aylık sürenin balangıcı olarak, bavuranın bu koulların ilk farkına  
vardığı veya varması gerektiği tarihi göz önünde bulundurmak uygun düer (bkz. Paul ve  
Audrey Edwards - Đngiltere, 46477/99).  
AĐHM, 19 Aralık 1995 tarihli durumada, bavuranın Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne kötü muamele iddialarını sunduğunu ve makamlardan suç duyurusunda  
bulunmalarını talep ettiğini gözlemler. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bu talebi  
reddetmi, sanıkların ikayetlerini kendilerinin cumhuriyet savcılığına sunabileceklerini, bunu  
mahkemenin yapmasına gerek bulunmadığını ifade etmitir. Ayrıca, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi 2 Mart 2000 tarihli kararında, bavuranın kötü muamele iddialarına ilikin atıfta  
bulunmamıtır. Bavuran, itiraz dilekçesinde, yalnızca ulusal mahkemelerin polise, ikence  
altında verdiğini iddia ettiği ifadeyi kullanmalarına itiraz etmitir. Makamlardan suç  
duyurusunda bulunmalarını talep etmek amacıyla ikence iddialarına ilikin herhangi bir  
ayrıntı vermemitir. Mevcut davanın özel koullarında, AĐHM, hukuki mercilerin harekete  
geçmemelerinin bavuran için 2 Mart 2000 tarihine kadar giderek daha da bariz hale geldiği  
kanısına varmıtır. Bu tarihte Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi konuya ilikin kararını  
vermitir. Bu nedenle bavuranın bu tarihe kadar iç hukuk yollarının etkisiz olduğunun  
farkına varması gerekiyordu. Buna göre, AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen  
altı aylık süre kuralının 2 Mart 2000 tarihinden önce ilemeye balaması gerekmektedir (bkz.  
Kanat - Türkiye, 16622/02). Öte yandan AĐHM’ye bavuru 19 Haziran 2001 tarihinde  
yapıltır. Dolayısıyla bavurunun bu kısmı zamanında yapılmamıtır ve AĐHS’nin 35.  
maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
B. Bavuran Gülderen Baran’ın iddiasının esası  
Hükümet esasen AĐHM’nin, kötü muamele iddiaları hususundaki içtihadına atıfta  
bulunmuve sözkonusu davada ayrıntılı ve tam bir soruturma yapıldığını kaydetmitir.  
Bavuran Gülderen Baran iddialarını yinelemitir.  
AĐHM bireyin, sağlıklı halde gözaltına alınıp serbest bırakıldığında yaralanmıꢀ  
olduğunun tespit edilmesi halinde, bu yaraların nasıl olutuğuna ilikin makul bir açıklama  
yapmanın ve mağdurun iddialarından – özellikle bu iddialar tıbbi raporlarla destekleniyorsa –  
7
üphe edilmesine yol açacak deliller sunmanın Devlet’in görevi olduğunu; sunulmamasının  
AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında açık bir sorun tekil edeceğini hatırlatmaktadır.  
AĐHM, delilleri değerlendirirken genellikle “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamaktadır. Ancak bu tür kanıtlar yeteri derecede güçlü, açık ve uyumlu  
çıkarımların ya da benzer çürütülmemimaddi karinelerin bir arada mevcut olmasından  
kaynaklanabilmektedir. Sözkonusu olayların bütünüyle ya da büyük kısmıyla yetkili  
makamların özel bilgisi dahilinde olduğu hallerde – gözaltında tutuldukları sırada kontrolleri  
altında bulunan kiilerin durumunda olduğu gibi – tutuklama sırasında oluan yaralanmalara  
ilikin güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Aslında, tatmin ve ikna edici bir açıklama  
sunma hususundaki beyine külfetinin, yetkili makamlara ait olduğu kabul edilebilmektedir.  
AĐHM mevcut davada bavuranın en az on üç gün süreyle polis tarafından gözaltında  
tutulduğunu gözlemlemektedir. Bavuranın ikayetçi olduğu kötü muamele dahilinde dayak  
yediğini, kıyafetlerinin çıkarıldığını, üzerine tazyikli su fıkırtılğını, bu halde bir vantilatör  
önünde tutulduğunu, cinsel tacize uğradığını, saçlarının ve parmaklarının çekildiğini, asılı  
tutulduğunu ve ayaklarına ağırlık konulduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda, birkaç ayrıntı  
haricinde, bavuranın AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde olaylara ilikin anlattıklarının  
tutarlı olduğu kanaatindedir.  
AĐHM tıbbi delillere ilikin olarak, bavuranın yakalanması ardından muayene  
edilmediğini kaydetmektedir. Ayrıca, polis tarafından gözaltında tutulduğu süre sonunda ve  
tutuklu yargılanmasından hemen sonra hazırlanan sağlık raporlarında bavuranın vücudunda,  
özellikle kollarında olmak üzere yaraların bulunduğu kaydedilmitir. Buna ek olarak,  
muayenelerde bavuranın kollarındaki sinir ağlarının iki yönlü olarak zarar gördüğü tespit  
edilmitir ve AĐHM, sağ kolundaki yaranın tedavisinin mümkün olmadığını  
gözlemlemektedir. AĐHM sözkonusu bulguların bavuranın asılı tutulduğu iddialarına uyduğu  
ve bu iddiaları doğruladığı kanaatindedir.  
AĐHM, Hükümet’in bavuranın vücudunda görülen yaraların nasıl olutuğu hususunda  
açıklamada bulunmadığını gözlemlemektedir. Dava koullarını bütün olarak inceleyen ve  
Hükümet’in mantıklı bir açıklamada bulunmadığını göz önüne alan AĐHM, bu durumun  
sorumluluğu Hükümet’e bir muamele sonucunda ortaya çıktığı kanısına varmaktadır.  
AĐHM, sözkonusu muamelenin ciddiyeti hususunda, bu alandaki içtihadına göre,  
belirli ekilde yapılan kötü muamelenin ikence olarak nitelendirilmesi için 3. madde  
bağlamında ortaya konan kavram ve insanlık dıı ya da küçük düürücü muamele arasındaki  
ayrımı göz önüne alması gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHS’nin bu ayrım yoluyla çok ciddi ve  
dayanılmaz acılara neden olan kasıtlı kötü muamele kavramına özel bir vurgu yapmasının  
amaçlandığı anlaılmaktadır.  
Kötü muamelenin niteliğini ve derecesini ve delillerden, bu muamelenin yasadıı  
silahlı örgüt ile bağlantısından üphelenildiği için bavurandan bilgi almak amacıyla yapıldığı  
yönünde çıkarılabilen güçlü sonuçları göz önüne alan AĐHM, sözkonusu kötü muamelenin  
ancak ikence olarak nitelendirilebilecek çok ciddi ve dayanılmaz acıları kapsadığı sonucuna  
varmaktadır.  
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi esas açısından ihlal edilmitir.  
8
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin aynı zamanda yetkili makamların “tartımaya açık”  
olan ve “makul bir üphe uyandıran” kötü muamele iddialarını soruturmalarını gerektiğini  
hatırlatmaktadır. AĐHM içtihadında tanımlanan etkinliğe ilikin minimum standartlar,  
soruturmanın bağımsız ve tarafsız olmasına; kamu oyuna sunulmasına ve yetkili makamların  
örnek tekil eden bir dikkat ve ivedilikle hareket etmesine ilikin gerekleri kapsamaktadır.  
Ayrıca, resmi soruturma davanın ulusal mahkemeler önünde açılmasına yol açtığında, dava  
bütün olarak, duruma aaması da dahil olmak üzere, kötü muamele yasağını gereklerini  
karılamalıdır. Tüm davaların mahkum edilme ya da hüküm giymeyle sonuçlanmasına ilikin  
kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte ulusal mahkemeler, hiçbir koul altında, fiziksel  
ve manevi bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına izin vermemelidir.  
AĐHM bu bağlamda, bir Devlet görevlisi 3. madde kapsamındaki bir suçla itham  
edildiğinde, cezai takibatın ve hükmün zaman aımına uğramaması ve genel ya da özel affın  
sözkonusu olmaması gerektiğini tekrar teyit etmektedir. Ayrıca bir Devlet görevlisinin,  
ikence ya da kötü muamele içeren suçlarla itham edildiği durumlarda, bu görevlinin  
soruturma ve duruma süresince açığa alınmasının ve mahkum edilmesi durumunda görevine  
son verilmesinin büyük önemi haiz olduğunu hatırlatmaktadır.  
AĐHM yukarıda Davalı Devlet’in, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında, bavuranın aldığı  
yaralardan sorumlu olduğu sonucuna varmıtır. Bu nedenle etkili bir soruturma yapılması  
gerekmektedir.  
AĐHM mevcut davada polis memurları aleyhindeki davanın, kanuni sürenin dolması  
nedeniyle 12 Mart 2002’de düürülğünü kaydetmektedir. Bu karar 19 ubat 2004’te  
kesinlemitir. Ayrıca, dava dosyasında suçlanan polis memurlarının bu süre içinde açığa  
alındığına ilikin bir gösterge mevcut değildir. AĐHM bu bağlamda önceki birçok davada  
Türk ceza hukuku sisteminin, uygulandığı ekliyle, özenli olmadığı ve Devlet görevlileri  
aleyhinde balatılan cezai kovuturmanın zaman sınırını aması halinde, bu görevlilerin  
kanuna aykırı eylemlerinin etkin ekilde engellenmesini sağlayan caydırıcı etkiden yoksun  
olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, polis memurları aleyhinde balatılan cezai  
kovuturmanın yeterli olmadığı ve bu nedenle, Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki  
usule ilikin yükümlülüklerini ihlal ettiği sonucuna varmaktadır.  
Sonuç olarak, 3. madde usul açısından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, ikence ve kötü muamele altında verdikleri ifadelere dayanılarak ve polis  
tarafından gözaltında tutuldukları sırada avukat yardımı almaksızın mahkum edildiklerinden  
ikayetçi olmulardır. Ayrıca, Đstanbul DGM’de askeri hakimin görev alması nedeniyle  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil olarak yargılanmadıklarından ve Yargıtay  
Basavcısı’nın yazılı görüünün kendilerine tebliğ edilmediğinden ikayetçi olmulardır.  
ikayetlerini AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına dayandırmılardır.  
A. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin adli yardım alınmaksızın, ikence ve  
kötü muamele altında verilen ifadeleri kullanması  
1. Kabuledilebilirlik  
9
AĐHM, bavurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35/3 maddesi bağlamında  
dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmitir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonuca varmak  
için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.  
2. Esas  
AĐHM, AĐHS’nin 19. maddesi bağlamındaki görevinin, Sözlemeci Devletler’in AĐHS  
kapsamındaki sorumluluklarının yerine getirilmesini sağlamak olduğunu hatırlatmaktadır.  
AĐHS tarafından koruma altına alınan hakları ve özgürlükleri ihlal etmedikleri müddetçe yerel  
bir mahkemenin olaylara ya da hukuka ilikin hatalarına bakmak AĐHM’nin görevi değildir.  
6. madde adil yargılanma hakkını güvence altına almaktadır ancak, bu tür delillerin  
kabuledilebilirliği hususunda kurallar koymamaktadır – kural koymak, iç hukuk kapsamına  
giren bir düzenlemedir.  
Bu nedenle, özel delil türlerinin – örneğin, iç hukuk açısından kanuna aykırı olarak  
elde edilen deliller – kabuledilebilir olabileceğine ya da bavuranın suçlu olup olmadığına  
karar vermek ilke olarak AĐHM’nin görevidir. Cevaplanması gereken soru, delillerin elde  
edilme ekli de dahil olmak üzere, yargılamanın bütünüyle adil olup olmadığıdır. Bunun için  
sözkonusu “kanuna aykırılığın” ve baka bir AĐHS hakkının ihlal edilmesi halinde, tespit  
edilen ihlalin niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.  
AĐHM, daha önce, cezai kovuturmada 3. maddeyi ihlal edecek ekilde elde edilen  
delillerin kullanılmasının – bu tür delillerin kabul edilmesi, mahkumiyetin güvence altına  
alınmasında belirleyici olmasa dahi – sözkonusu kovuturmanın adilliğine zarar verebildiği  
sonucuna varmıtır. Ayrıca 3. Maddeye ilikin bir ikayetin sözkonusu olmaması, AĐHM’yi 6.  
madde bağlamındaki güvencelere uyulup uyulmadığına karar vermek amacıyla bavuranın  
kötü muamele iddialarını göz önüne almaktan alıkoymamaktadır.  
Ayrıca AĐHM kendi aleyhine tanıklık etmeme ayrıcalığının ya da sessiz kalma  
hakkının, adil yargılamanın temelinde yatan ve genel olarak kabul görmüuluslar arası  
standartlar olduğunu hatırlatmaktadır. Amaçları, sanığı yetkili makamların uygun olmayan  
baskılarından korumak ve bu ekilde, adli hataları engellemek ve 6. madde amaçlarını yerine  
getirmektir. Sözkonusu hak, bir kamu davasındaki kovuturmanın, sanığın isteğini hiçe  
sayarak zorlama ya da baskıyla elde edilen delillere bavurulmaksızın sanık aleyhindeki  
iddiaları kanıtlamayı gerektirdiğini varsaymaktadır. Yargılamanın ilk aamalarında adli  
yardım alabilmek, yargılama usulünün kendi aleyhine tanıklık etmeme ayrıcalığını bertaraf  
edip etmediğini incelerken, AĐHM’nin özellikle göz önüne alacağı usuli güvencenin bir  
parçasıdır.  
AĐHM bavuran Gülderen Baran polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada  
AĐHS’nin 3. maddesini ihlal edecek ekilde ikenceye maruz kaldığı sonucuna varmıꢀ  
olduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca, bavuranın bu süreçte adli yardım almadığı ve olayların  
canlandırılması ve polis önündeki kimlik tespiti aamaları da dahil olmak üzere, adli yardım  
almaksızın ifade vermiolduğu taraflar arasında ihtilaflı değildir. Đstanbul DGM müteakiben  
bavuranı mahkum etmek için bu unsurları dayanak olarak almıtır. AĐHM bu bağlamda  
ikence olarak nitelendirilebilecek iddet, vahet ya da diğer muamele türleri sonucunda elde  
edilen – itiraf ya da maddi delil eklindeki – suçlayıcı delillerin ispat değerleri göz önüne  
alınmaksızın, hiçbir zaman mağdurun suçunu kanıtlamada dayanak olarak alınmaması  
gerektiğini hatırlatmaktadır. Varılan herhangi bir diğer sonuç yalnızca 3. madde otoritelerinin  
yasaklamaya çalığı ve etik olarak kınanması gereken tutumları, dolaylı yoldan  
10  
merulatırmaya ya da bir diğer değile “kanun görevlilerinin vahiliklerini güvence altına  
almaya” hizmet edecektir.  
AĐHM bavuran Hacı Aziz Hun’un, polis tarafından on iki gün süreyle - ki bu süre  
içerisinde ailesinden herhangi bir kimseyle, bir avukat ya da bir doktorla iletiim kurmamıtır  
– kimseyle görütürülmeden (incommunicado) tutuklu bulundurulduğunu gözlemlemektedir.  
Polis tarafından gözaltında tutulduğu süre sonunda hazırlanan sağlık raporunda, AĐHM’nin  
görüüne göre, sorgulanması sırasında polis memurlarının takındığı tutumlar hususunda ciddi  
üpheler uyandıran bulgular görülmektedir. AĐHM bu bağlamda, bavuranın adli yardım  
almaksızın kendisinden alınan ifadelerin doğruluğunu reddetmesine ve dava dosyasındaki  
sağlık raporlarına atıfta bulunarak ifadenin kendisinden alınması sırasında polis tarafından  
kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmesine rağmen ve Türk yasaları genellikle sonuca  
varma aamasında sorgulama altında alınan itirafları göz önüne almadığı halde, Đstanbul Ağır  
Ceza Mahkemesi’nin bavuranı mahkum ederken bu ifadeyi dayanak olarak aldığını ve daha  
sonra mahkemede reddettiğini kaydetmektedir ki bu durum, savunmanın baarısında  
belirleyici rol oynamaktadır.  
AĐHM buna ek olarak, bu aamada bavuranın adli yardım alma hakkına getirilen  
kısıtlamanın sistemik olduğunu ve DGM’lerin yetki alanına giren bir suçtan gözaltına alınan  
herkese uygulandığını gözlemlemektedir. AĐHM, Salduz kararında bunun balı baına  
AĐHM’nin 6. maddesinin gereklerini karılamadığı sonucuna varmıtır.  
Bu koullar altında AĐHM, bavuran Gülderen Baran’dan ikence altında ve bavuran  
Hacı Aziz Hun’dan kötü muamele uygulanarak alındığı varsayılan ifadelerin, hazırlık  
soruturması sırasında ve avukat bulunmaksızın kullanılmasının durumanın bütünüyle  
hakkaniyet dıı olmasına yol açtığı sonucuna varmaktadır.  
Sonuç olarak, mevcut davada AĐHS’nin 6/3 maddesinin (c) bendi, 6/1. maddeyle  
birlikte ihlal edilmitir.  
B. Yargılamanın adilliğine ilikin diğer ihlal iddiaları  
Hükümet AĐHM’den altı ay kuralına uymayan bavuranların, DGM’nin bağımsızlığı  
ve tarafsızlığı hususundaki ikayetini reddetmesini istemitir. Bu bağlamda, bavuranların  
AĐHS’nin 143. maddesinin, askeri hakimlerin devlet güvenlik mahkemelerinde görev  
almalarına son verecek ekilde düzenlendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde bavuruda  
bulunmadıklarını iddia etmitir.  
AĐHM, Hükümet’in itirazının bavuranların bu balık altındaki ikayetlerinin esasıyla  
yakından bağlantılı olduğu ve bunların, birbirinden ayrı tutulamayacağı kanaatindedir. Bu  
nedenle, sözkonusu ikayetin esası hususunda pein hüküm vermekten kaçınmak için bu  
hususlar birlikte incelenmelidir. Bavuranın ikayetlerinin kabuledilemez olduğu sonucuna  
varmak için gerekçe bulunmamaktadır; bu nedenle kabuledilebilir oldukları kanısına  
varılmalıdır.  
Ancak, dava olaylarını, tarafların görülerini ve AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 (c) maddelerinin  
ihlal edildiği yönünde vardığı sonucu göz önüne alan AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi  
kapsamında ortaya konan asıl hukuki sorunu incelemiolduğu kanaatindedir. Bu nedenle,  
bavuranların bu madde kapsamındaki diğer ikayetleri hususunda ayrıca bir karara varmanın  
gerekli olmadığı sonucuna varmaktadır.  
11  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNE ĐLĐꢀKĐN ĐHLAL ĐDDĐALARI  
Bavuranlar bavuru formunda AĐHS’nin 5., 6. ve 14. maddeleri bağlamındaki  
ikayetlerini ortaya koymutur. Özellikle, AĐHS’nin 5. maddesinin birinci ila dördüncü  
fıkraları dahilindeki güvencelerin göz önüne alınmaması sonucu yakalandıklarından, polis  
tarafından tutuklandıklarından ve tutuklu yargılandıklarından ikayetçi olmulardır. AĐHS’nin  
6. maddesine dayanarak sivil hakimlerin atanma ekilleri gibi gerekçelere dayanarak ilk  
derece mahkemesinin bağımsızlığına ve tarafsızlığına itiraz etmilerdir. DGM’nin önyargılı  
olduğunu, gerçek olmayan olaylar öne sürdüğünü, daha fazla soruturma yapılması ve  
tanıklarla yüzleme taleplerini reddettiğini ve masum sayılma hakkını ihlal edecek ekilde  
polis tarafından hazırlanan önyargılı raporlardan gereğinden fazla etkilendiğini ileri  
sürmülerdir. Bavuranlar bu bağlamda yakalanmaları ardından gazetecilere suçlular olarak  
takdim edildiklerinden ikayetçi olmulardır. Ayrıca, aleyhlerinde açılan cezai takibat  
süresinden ve Yargıtay kararının makul gerekçelere dayanmadığından da ikayetçi  
olmulardır. Bavuranlar son olarak AĐHS’nin 3., 5., 6. ve 13. maddeleriyle birlikte 14.  
maddesine dayanarak siyasi görüleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarından ikayetçi  
olmulardır. Bu bağlamda, devlet güvenlik mahkemeleri önünde yargılananlara uygulanan  
yargılama usullerinin, sıradan suçlulara uygulananlardan farklı olduğuna dikkat çekmilerdir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zararlar, yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar meblağlarını AĐHM’nin takdirine bırakarak maddi zararları ile yargılama  
masraf ve giderlerinin karılanmasını talep etmilerdir. Bu bağlamda, yargılama masraf ve  
giderleri ile Türk avukatlara ödenen meblağın tazminat olarak karılanması için fatura ve  
belgelerin gösterilmesini isteyen AĐHM’yi kesin olarak eletirmilerdir.  
Ayrıca Baran, manevi tazminat olarak 60,000 Euro talep etmitir. Hun, manevi  
tazminat olarak 35,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmitir.  
AĐHM bavuranların belirli bir meblağ belirtmediklerini ve maddi tazminat taleplerini  
destekleyen iddialar ya da belgeler sunmadıklarını kaydetmektedir. Buna ek olarak, AĐHM Đç  
Tüzüğü’nün gerektirdiği gibi yargılama masraf ve giderlerine ilikin taleplerini destekleyen  
belgeler de sunmamılardır. Dolayısıyla AĐHM bu balıklar altında tazminat ödenmemesine  
karar vermitir.  
Mevcut davada tespit edilen ihlallerin niteliğini göz önüne alan ve hakkaniyet  
temelinde değerlendirmede bulunan AĐHM, manevi tazminat olarak Baran’a talep ettiği  
meblağın, Hun’a 4,800 Euro ödenmesine karar vermitir.  
Ayrıca en uygun tazmin eklinin, bavuranların talep etmeleri halinde, 6. madde  
gereklerine uygun olarak yeniden yargılanmaları olacağı kanaatindedir.  
12  
B. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana yüzde üç puanlık bir ekleme yapılarak belirlenmesi gerektiği kanaatindedir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavuran Gülderen Baran’ın kötü muamele ve etkili iç hukuk yollarının mevcut  
olmaına ilikin iddialarının, bavuranların Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin adli  
yardım almaksızın ve ikence altında alındığını iddia ettikleri ifadelerini kullanılmasına;  
askeri hakimin görev alması nedeniyle DGM’nin bağımsız ve tarafsız olmadığına ve Yargıtay  
Savcısı’nın yazılı görülerinin kendilerine tebliğ edilmediğine ilikin ikayetlerinin  
kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
3. Bavuran Gülderen Baran hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul  
açısından ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ve 3. fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine;  
5. Bavuranların AĐHS’nin 6. maddesi bağlamındaki diğer ikayetlerinin ayrıca  
incelenmesinin gerekli olmadığına;  
6. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Sorumlu Devlet tarafından aağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) Manevi tazminat olarak Gülden Balaban’a 60,000 Euro (altmıbin Euro) ve  
uygulanabilecek her tür vergi;  
(ii) Manevi tazminat olarak Hacı Aziz Hun’a 4,800 Euro (dört bin sekiz yüz  
Euro) ve uygulanabilecek her tür vergi;  
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi  
kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
fıkraları gereğince 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
13