AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BARI– TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 26170/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
31 Mart 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Đlkay Barı(“bavuran”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 18  
Haziran 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
26170/03 numaralı bavuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından H. Sağlam tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1967 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
13 Temmuz 1992 tarihinde, bavuran, Devrimci Sol (“DEV-SOL”) isimli yasadıı  
örgüte üyelik üphesiyle gözaltına alınmıtır.  
28 Temmuz 1992 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde tek hakim  
huzuruna çıkartılmıve hakim tutuklanmasına karar vermitir.  
18 Eylül ve 14 Ekim 1992 ve 26 Mayıs 1995 tarihlerinde Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı bavuranı eski Ceza Kanunu’nun 146. maddesi tarafından  
yasaklanan anayasal düzeni bozma giriiminde bulunmakla suçlayan üç iddianame sunmutur.  
Bavuran hakkındaki dava baka bekii hakkında açılan dava ile birletirilmitir. 28  
Eylül 1992 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülen ilk duruma usuli  
ilemlerle geçmitir.  
24 Aralık 2002 tarihine kadar, bavuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden,  
muhtelif kereler tahliye talebinde bulunmutur. Mahkeme, suçun niteliği, delillerin durumu ve  
dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak her seferinde taleplerini reddetmitir.  
24 Aralık 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranı iddia  
makamının talebine uygun biçimde mahkum etmive sonradan müebbet hapis cezasına  
çevrilen ölüm cezasına çarptırmıtır. Devlet Güvenlik Mahkemesi, ayrıca, bavuranın tutuklu  
bulunduğu toplam süreyi göz önünde bulundurarak serbest kalması kararını vermitir.  
28 Nisan 2003 tarihinde, Yargıtay, 24 Aralık 2002 tarihli kararı bozmutur.  
15 Kasım 2006 tarihinde, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranı eski Ceza  
Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca mahkum etmive müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
16 Nisan 2007 tarihinde, Yargıtay, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını onamıtır.  
HUKUK  
1
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZLARI  
Hükümet, AĐHM’den, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının  
tüketilmesi artına uymadığı gerekçesiyle bavuruyu reddetmesi talebinde bulunmutur. Bu  
bağlamda, bavuranın, 5271 sayılı Kanun’un 141/1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde  
bulunabileceğini ileri sürmütür.  
Bavuran, söz konusu hukuk yolunun geçerliliğine ve etkisine ilikin itirazda  
bulunmutur.  
AĐHM, 466 sayılı Kanun Dıı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat  
Verilmesi Hakkında Kanun kapsamında geçmite benzer argümanlar incelemive reddetmiꢀ  
olduğunu yinelemitir (bkz., Bayam – Türkiye, no. 26896/02, 31 Temmuz 2007; Yağcı ve  
Sargın – Türkiye, 8 Haziran 1995). AĐHM, 5271 sayılı Kanun kapsamının, sadece kanun dıı  
yakalanan veya beraat eden kiilerin tutukluluk durumlarına ilikin Devlet’e karı açılan  
tazminat davasını kapsayan 466 sayılı Kanun’a nazaran daha geniolmasına rağmen, temelde  
yatan düüncenin aynı olduğunu ve bu düüncenin tutukluluk prosedürüne ilikin ihmallere  
karı tazminat yoluyla telafi sağlanması olduğunu kaydetmitir. Ancak, AĐHM, geçmite,  
açıkça, kiinin davasının makul bir süre içerisinde görülmesi hakkının veya davanın  
görülmesi sırasında serbest bırakılma hakkının tutukluluk sonucu tazminat alma hakkıyla aynı  
olmadığını ortaya koymutur; AĐHS’nin 5/3 maddesi ilkini kapsarken AĐHS’nin 5/5 maddesi  
sonrakini kapsar (bkz., yukarıda anılan Yağcı ve Sargın). Baka bir deyile, Hükümet’in  
belirttiği gibi tazminat talebi AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamı dahilinde aırı süreli bir  
tutukluluğa son vermeyi mümkün kılmamaktadır (bkz., Tepe – Türkiye, no. 31247/96, 22  
Ocak 2002; Sincar ve Diğerleri – Türkiye, no. 46281/99, 24 Mart 2005) ve bu nedenle bu  
artlarda etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyebilir.  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bu itirazın kabul edilemeyeceği kararını  
vermitir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun baka açılardan bakıldığında da  
kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmitir. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir  
niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, yukarıda belirtilen yargılama zarfındaki tutukluluğunun AĐHS’nin 5/3  
maddesinde belirtilen “makul süre” artını ağı konusunda ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bavuranın tutukluluğunun süresinin makul olduğunu ileri sürmütür.  
Hükümet, bilhassa, suçun ciddiyetinin, firar etme veya tekrar suç ileme riskinin ve davaya ait  
özel koulların bavuranın tutukluluğunun devamını haklı çıkardığını belirtmitir.  
Bavuran iddialarında ısrar etmitir ve Hükümet’in iddialarına karı çıkmıtır.  
AĐHM, somut davada, bavuranın tutukluluğunun gözaltına alındığı tarih olan 13  
Temmuz 1992 tarihinde baladığını ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararıyla  
2
serbest bırakılığı tarih olan 24 Aralık 2002 tarihinde sona erdiğini gözlemlemitir.  
Dolayısıyla, söz konusu süre on yıl beaydan fazla sürmütür.  
AĐHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlalini tespit etmitir (bkz., örneğin, Dereci – Türkiye, no.  
77845/01, 24 Mayıs 2005; Atıcı – Türkiye (no.1), no. 19735/02, 10 Mayıs 2007; Çarkçı –  
Türkiye, no. 7940/05, 26 Haziran 2007).  
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AĐHM, bu davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını  
değerlendirmitir. AĐHM, konuya ilikin içtihadını göz önünde tutarak, bavuranın yargılama  
zarfındaki tutukluluk süresinin aırı olduğu ve AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı olduğu kararını  
vermitir.  
Dolayısıyla, söz konusu madde ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, hakkında açılan ceza davasının süresi hakkında ikayetçi olmutur.  
ikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesine dayandırmıtır.  
Hükümet, somut dava koullarında, ceza davasının anlamsız ekilde uzun veya  
Devlet’e  
yüklenebilir bir suç nedeniyle gereksiz  
yere  
uzatılꢀ  
olarak  
değerlendirilemeyeceğini ileri sürmütür. Bu açıdan, Hükümet, sanıkların sayısına, davanın  
karmaıklığına ve delillerin toplanmasında ve tebliğ prosedüründe karılaılan güçlüklere  
atıfta bulunmutur. Hükümet, ayrıca, bavuranın bazı durumalara katılmayarak davanın  
uzamasına katkıda bulunduğunu belirtmitir.  
Bavuran iddialarında ısrar etmitir.  
AĐHM, dikkate alınması gereken sürecin bavuranın yakalandığı ve gözaltına alındığı  
tarih olan 13 Temmuz 1992 tarihinde baladığını ve Yargıtay’ın nihai karar tarihi ola 16  
Nisan 2007 tarihinde sona erdiğini gözlemlemitir. Dolayısıyla, değerlendirme altındaki  
süreç, iki aamalı bir yargıda on dört yıl dokuz aydan fazla sürmütür.  
AĐHM, dava süresinin makuliyetinin, davanın artları ıığında ve davanın karmaıklığı  
ve bavuranın ve ilgili makamların davranıı kriterlerine atfen değerlendirilmesi gerektiğini  
yinelemitir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra, Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], no.  
25444/94).  
AĐHM, bu davadaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmitir (bkz., örneğin, Ege – Türkiye, no. 47117/99,  
29 Mart 2005; Gümüten – Türkiye, no. 47116/99, 30 Kasım 2004).  
Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen AĐHM, bu davada farklı bir sonuca  
varmasını sağlayacak bir delil veya iddianın Hükümet tarafından ortaya konmadığını  
değerlendirmitir. Özellikle, Hükümet, bavuranın, davanın uzamasına nasıl önemli bir  
katkıda bulunduğuna dair yeterli kanıt sunmamıtır. AĐHM, konuya ilikin içtihadını göz  
önünde tutarak, bu davada kovuturma süresinin aırı olduğu ve “makul süre” artına  
uymağı kararını vermitir.  
3
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Çevre mühendisi olan bavuran, aırı bir süre ile tutuklu bulundurulması sonucu  
yaadığı gelir kaybına karılık 157.080 Euro maddi tazminat talebinde bulunmutur.  
Bavuran, talebine destek olarak, Çevre Mühendisleri Odası’nın tavsiye edilen ücret tarifesini  
sunmutur. Bavuran, ayrıca, 30.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Hükümet, bu miktarlara spekülatif ve gerçek dıı olmaları sebebiyle karı çıkmıtır.  
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı  
görmemive bu nedenle bu talebi reddetmitir. Ancak, bavurana, 15.000 Euro manevi  
tazminat ödenmesi kararını vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, avukat masrafları karılığı, Đstanbul Barosu’nun asgari ücret listesine  
dayanılarak hesaplanan 6.175 Euro ve kırtasiye, çeviri ve posta masrafları gibi mahkeme  
masraflarına karılık 181 Euro talep etmitir. Bavuran mahkeme masraflarını kanıtlamak için  
muhtelif faturalar sunmu; ancak bunun dıında temsilcisiyle yaptığı ücret sözlemesi gibi ek  
bir belge sunmamıtır.  
Hükümet, bu miktarlara karı çıkmıtır.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, AĐHM,  
bavuranın, avukat masrafları talebine ilikin olarak sadece Đstanbul Barosu’nun fiyat listesini  
sunduğunu ve baka ek bir belge sunmadığını kaydetmitir. AĐHM, dolayısıyla, bavurana,  
belgelenmimahkeme masraflarına karılık olarak 120 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
4
2. AĐHS’nin 5/3 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
(i) manevi tazminat olarak 15.000 Euro (on bebin Euro) ile bu miktara tabi  
olabilecek her türlü vergi;  
(ii) yargılama masraf ve giderlerine karılık 120 Euro (yüz yirmi Euro) ile bu miktara  
tabi olabilecek her türlü vergi;  
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve  
3. paragrafları gereğince 31 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Françoise Elens-Passos  
Katip Yardımcısı  
FrançoiseTulkens  
Bakan  
5