CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
CAHĐT DEMĐREL – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 18623/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
7 Temmuz 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaı Cahit Demirel (“bavuran”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine,  
29 Nisan 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan  
18623/03 numaralı bavuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Bavuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Betave M. Betatarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1972 doğumludur ve Batman’da ikamet etmektedir.  
1 Nisan 1996 tarihinde, bavuran Batman’dan ayrılmakta olduğu sırada jandarmalar  
tarafından yakalanmıtır. Bavuran daha sonra yasadıı bir örgüt olan PKK’nın (Kürdistan  
Đꢀçi Partisi) faaliyetlerinde yer aldığı üphesiyle Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle  
Mücadele ubesi’ne teslim edilmitir.  
18 Nisan 1996 tarihinde, bavuran Batman Cumhuriyet Savcısı ve Batman Sulh Ceza  
Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmıtır. Hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
Belirli olmayan bir tarihte, Batman Cumhuriyet Savcısı görevsizlik kararı vermive  
dava dosyasını Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na  
göndermitir.  
22 Mayıs 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, diğer kiilerle birlikte bavuran  
hakkında, eski Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca, PKK örgütüne üyelik suçlaması ile  
dava açmıtır.  
30 Temmuz 1996 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esasına  
ilikin ilk durumayı düzenlemitir.  
25 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Dördüncü Dairesi  
bavuranı iddia makamının talebi doğrultusunda mahkum etmive on iki yıl altı ay hapis  
cezasına çarptırmıtır.  
Yargılama süresince, bavuran ve temsilcisi birçok kez bavuranın serbest bırakılması  
talebinde bulunmulardır. Düzenlenen her durumanın sonunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak  
bavuranın taleplerini reddetmitir.  
9 Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. Dava  
dosyası daha sonra Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade edilmitir.  
13 Mayıs 2003 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranın serbest  
bırakılmasına karar vermitir.  
1
23 Mart 2004 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı bir kez daha eski  
Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi uyarınca mahkum etmive on iki yıl altı ay hapis cezasına  
çarptırmıtır.  
19 Ekim 2004 tarihinde, Yargıtay, 23 Mart 2004 tarihli kararı bozmutur.  
30 Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve devlet güvenlik  
mahkemelerinin kaldırılmasına yönelik olan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun  
uyarınca, bavuran hakkındaki dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye  
balanmıtır.  
2 Mayıs 2005 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Kanunu’nun 102.  
maddesi’nde öngörülen kanuni zamanaımı süresinin dolması nedeniyle bavuran hakkındaki  
davanın dümesine karar vermitir. Davanın dümesi kararı, bavuran ve Cumhuriyet Savcısı  
tarafından karara itiraz edilmemesi üzerine kesinlemitir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, bavurunun diğer koullar açısından  
incelendiğinde de kabuledilemezlik unsuru taımadığını tespit etmitir. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNE YÖNELĐK ĐHLAL ĐDDĐALARI  
Bavuran, AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca aırı uzunlukta süreyle tutuklu  
bulundurulduğu konusunda ikayetçi olmutur. AĐHS’nin 5/4 maddesine dayanarak  
tutukluluğunun devamına ilikin ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararlara karı  
bavurulabilecek etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olmadığı konusunda ikayetçi olmutur.  
A. AĐHS’nin 5/3 maddesi  
Hükümet, terörle ilgili bir suçla suçlanan bavuranın tutuklu bulundurulmasında hakiki  
kamu yararı olduğunu belirtmitir. Tutukluluğunun ayrıca baka bir suç ilemesini, kaçmasını  
ve delilleri ortadan kaldırmasını önlemek amacıyla da gerekli olduğunu ileri sürmütür.  
Bavuran iddialarında ısrar etmive Hükümet’in görülerine karı çıkmıtır.  
AĐHM, göz önünde bulundurulacak süre hesaplanırken bavuranın çeitli ve birbirini  
izleyen tutukluluk sürelerinin bir bütün olarak sayılması gerektiğini kaydetmitir. Bavuranın  
tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken, AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi  
uyarınca birikmitutukluluk sürelerinin toplu değerlendirmesini yapmalıdır (bkz., Solmaz –  
Türkiye, no. 27561/02). Dolayısıyla, bavuranın AĐHS’nin 5/1 (a) maddesi uyarınca  
mahkumiyet sonrası hükümlülük süresini – yani 25 Aralık 2001 ve 9 Ekim 2002 tarihleri  
arasındaki süreyi – özgürlüğünden yoksun bırakıldığı toplam süreden çıkardıktan sonra,  
somut davada dikkate alınacak süre yaklaık altı yıl dört aydır.  
2
AĐHM, ayrıca, dava dosyasındaki delillere dayanarak, Devlet Güvenlik Mahkemesinin  
bavuranın tutukluluğunu her duruma sonunda gözden geçirdiğini kaydetmitir. Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, her seferinde, “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dava dosyasının  
içeriğini göz önünde bulundurarak” gibi aynı kalıplaifadeleri kullanarak tutukluluğun  
uzatılması kararını vermitir.  
AĐHM, genel olarak, “delillerin durumu” ifadesinin, ciddi suç göstergelerinin  
mevcudiyeti ve devamlılığı hususunda bir etken olabileceğini değerlendirmitir. AĐHM,  
ayrıca, bavuranın suçlandığı suçun ciddiyetini ve suçlu bulunması halinde çarptırılacağı  
cezanın ağırlığını kabul etmektedir. Bu hususta, AĐHM, cezanın ağırlığının kaçma riskinin  
değerlendirilmesinde ilgili bir unsur olduğu konusunda hemfikirdir (bkz., Getiren – Türkiye,  
no. 10301/03, 22 Temmuz 2008). Ancak, AĐHM, söz konusu davada, ne delillerin durumunun  
ne suçlamanın ciddiyetinin altı yıl dört aydan uzun tutukluluk süresini haklı çıkaracağı  
görüündedir (bkz., Mehmet Yavuz – Türkiye, no. 47043/99, 24 Temmuz 2007).  
Bu bağlamda, AĐHM, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bavuranın serbest  
kalmasının, belli bir süre geçtikten sonra, özellikle de kovuturmanın ileri safhalarında ne  
ölçüde risk oluturacağını ortaya koymadığını gözlemlemitir. Ayrıca, ilk derece mahkemesi,  
ülkeden çıkma yasağı veya kefaletle serbest bırakma gibi, bavuranın tutukluluğunun  
devamının dıında önleyici tedbirlerin uygulanmasını hiç göz önünde bulundurmamıtır (bkz.,  
yukarıda anılan Mehmet Yavuz).  
Yukarıda belirtilen değerlendirmeler, AĐHM’nin, ilk derece mahkemesinin basmakalıp  
gerekçeleri göz önüne alındığında, bavuranın tutukluluk süresinin haklılığının ortaya  
konmağı sonucuna varması için yeterlidir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmitir.  
B. AĐHS’nin 5/4 maddesi  
Hükümet, bavuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi uyarınca ileri sürdüğü iddialara ilikin  
herhangi bir görüsunmamıtır.  
Bavuran iddialarında ısrar etmitir.  
AĐHM, balangıç olarak, bavuranın, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde  
birçok kez serbest kalma talebinde bulunduğunu ve mahkemenin bu talepleri reddettiğini  
gözlemlemitir. Dolayısıyla, mahkemenin, bavuranın iddia edilen uzun süreli tutukluluğunu  
sona erdirmek ve bir AĐHS ihlali iddiasını engellemek veya telafi etmek için fırsatı vardı  
(bkz., Acunbay – Türkiye, no. 61442/00 ve no. 61445/00, 31 Mayıs 2005; Mehmet ah Çelik –  
Türkiye, no. 48545/99, 24 Temmuz 2007).  
AĐHM, ayrıca, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 297-304 maddelerinde  
öngörülen ve bavurana tutukluluğunun devamı yönündeki kararlara itiraz etme hakkı veren  
hukuk yolunun, uygulamada düük baarı ihtimali vaat ettiğini ve sanığa gerçek anlamda  
çekimeli bir hukuk yolu sağlamadığını kaydetmitir (bkz., Koti ve Diğerleri – Türkiye, no.  
74321/01, 3 Mayıs 2007; Bağrıyanık – Türkiye, no. 43256/04, 5 Haziran 2007; Doğan Yalçın  
– Türkiye, no. 15041/03, 19 ubat 2008).  
3
Somut davada, AĐHM’nin geçmikararlarından sapmasını gerektirecek bir unsur  
mevcut değildir. AĐHM, dolayısıyla, bavuranın AĐHS’nin 5/4 maddesi dahilinde  
tutukluluğunun yasaya uygunluğuna ilikin olarak bavurabileceği bir hukuk yolunun mevcut  
olmadığı kararına varmıtır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 5/4 maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNE YÖNELĐK ĐHLAL ĐDDĐASI  
Bavuran, hakkında balatılan cezai yargılamanın süresi konusunda ikayetçi  
olmutur. Bavuran bu ikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesine dayandırmıtır. Söz konusu  
maddenin ilgili kısmı öyledir:  
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir  
mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.”  
Hükümet, somut dava koullarında, cezai yargılama süresinin makul sürenin üzerinde  
sayılamayacağını ileri sürmütür. Bu hususta, terörle ilgili suçlarla ilgili olarak yargılanmıꢀ  
olan sanık sayısına atıfta bulunmutur. Hükümet, ayrıca, bavuranın ve diğer sanıkların,  
savunma ifadelerini sunmak üzere uzatma talep ederek yargılamanın süresinin uzamasında  
etkili olduklarını belirtmitir.  
Bavuran iddialarında ısrar etmitir.  
AĐHM, dikkate alınması gereken sürenin, bavuranın yakalanıp gözaltına alındığı tarih  
olan 1 Nisan 1996’da baladığını ve Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin kovuturmayı  
durdurma kararı aldığı 2 Mayıs 2005 tarihinde sona erdiğini gözlemlemitir. Dolayısıyla,  
incelenmekte olan iki aamalı yargılama süreci, dokuz yıl bir ay sürmütür.  
AĐHM, yargılamanın süresinin makul olup olmadığının, davaya ilikin olaylar ıığında  
ve davanın karmaıklığı, bavuranın ve ilgili makamların tutumu kriterleri göz önünde  
tutularak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğer pek çok kararın yanı sıra,  
Pélissier ve Sassi – Fransa [BD], 25444/94).  
AĐHM, bu bavurudaki konularla benzer konular ortaya koyan davalarda sıklıkla  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmitir (bkz., örneğin, Sertkaya – Türkiye, no.  
77113/01, 22 Haziran 2006; Hasan Döner – Türkiye, no. 53546/99, 20 Kasım 2007; Uysal ve  
Osal – Türkiye, no. 1206/03, 13 Aralık 2007).  
Kendisine sunulan tüm verileri inceleyen AĐHM, Hükümet tarafından somut  
bavuruda farklı bir sonuca varmasını sağlayacak bir olgu veya iddianın ortaya konmadığını  
değerlendirmitir. Konuya ilikin içtihadını göz önünde tutan AĐHM, söz konusu davada  
yargılama süresinin fazlasıyla uzun olduğuna ve “makul süre” artına uymadığına karar  
vermitir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
IV. AĐHS’NĐN 46. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
4
AĐHS’nin 46. maddesi öyledir:  
“1. Yüksek Sözlemeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin kesinlemikararlarına uymayı  
taahhüt ederler.  
2. Mahkeme’nin kesinlemikararı, kararın uygulanmasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne  
gönderilir.”  
AĐHM, balangıç olarak, 1 Ocak 2009 tarihine kadar, Türkiye aleyhine kesinlemi,  
bavuranların tutuklu yargılanma sürelerinin uzunluğunun temel hukuki sorunu tekil ettiği ve  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlalinin tespit edildiği 68 adet karar bulunduğunu gözlemlemitir.  
AĐHM, ayrıca, Türkiye aleyhindeki bazı kararlarda, bavuranların tutukluluklarının yasaya  
uygunluğuna ilikin olarak bavurabilecekleri gerçek anlamda çekimeli olan veya makul  
oranda baarı ihtimali sunan bir iç hukuk yolunun mevcut olmaması nedeniyle AĐHS’nin 5/4  
maddesinin ihlalini de tespit etmiolduğunu kaydetmitir (bakınız yukarıda paragraf 32).  
Ayrıca, Türkiye aleyhine yapılmı, bavuranların tutukluluklarına ilikin olarak AĐHS’nin 5/3  
veya 5/4 maddelerinin ihlalini iddia ettiği 140’tan fazla bavuru, AĐHM önünde halen  
incelenmektedir.  
AĐHM, ayrıca, Türkiye aleyhine verdiği ve 5/3 maddesinin ihlaline hükmettiği  
kararlarının neredeyse tümünde, yerel mahkemelerin “suçun niteliğini, delillerin durumunu ve  
dava dosyasının içeriğini göz önünde bulundurarak” gibi aynı kalıplaifadeleri kullanarak  
bavuranın tutukluluğunun uzatılması kararını vermiolduğunu gözlemlemitir (bkz, diğer  
pek çok kararın yanı sıra, Dereci – Türkiye, no. 77845/01, 24 Mayıs 2005; yukarıda anılan  
Solmaz; Akyol – Türkiye, no. 23438/02, 20 Eylül 2007). AĐHM, ayrıca, mahkemelerin,  
ülkeden çıkma yasağı ve kefaletle salıverme gibi, Türk kanunlarının öngördüğü, tutukluluğun  
devamının dıındaki önleyici tedbirlerin uygulanmasını göz önünde bulundurmadığını tespit  
etmitir (bkz., yukarıda anılan Yavuz; Duyum – Türkiye, no. 57963/00, 27 Mart 2007;  
yukarıda anılan Getiren – Türkiye). AĐHM, defalarca, Türk hukukunda bavuranların  
AĐHS’nin 5/4 maddesi kapsamında tutukluluklarının yasaya uygunluğuna ilikin itirazda  
bulunabilecekleri bir hukuk yolunun mevcut olmadığını belirtmitir.  
Dolayısıyla, AĐHM, somut davada tespit edilen AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin  
ihlallerinin, Türk ceza hukuku sisteminin yanlıilemesinden ve Türk mevzuatının  
durumundan doğan yaygın ve sistematik sorunlardan kaynaklandığını değerlendirmitir (bkz.,  
Kauczor – Polonya, no. 45219/06, 3 ubat 2009; Gülmez – Türkiye, no. 16330/02, 20 Mayıs  
2008).  
Bu bağlamda, AĐHM’nin ihlal tespitinde bulunması durumunda, davalı Hükümet’in,  
AĐHS’nin 46. maddesi uyarınca, sadece 41. madde uyarınca hükmedilen hakkaniyete uygun  
tazminatı ilgili kiilere ödemek yönünde değil; aynı zamanda AĐHM tarafından tespit edilen  
ihlale son vermek ve zararları mümkün olduğunca telafi etmek amacıyla, Bakanlar  
Komitesi’nin denetimine tabi olarak, iç hukuk sisteminde kabul edeceği genel ve/veya, uygun  
olduğu ölçüde, bireysel tedbirleri belirlemek yönünde bir yasal yükümlülüğü olduğu  
yinelenmelidir. Davalı Hükümet, Bakanlar Komitesi’nin denetimine tabi olarak, AĐHS’nin 46.  
maddesinde öngörülen yasal yükümlülüğünü yerine getirmede kullanacağı yolları - bu  
yolların AĐHM’nin kararında ortaya konan sonuçlarla uyumlu olması artıyla - seçmekte  
serbesttir (bkz., yukarıda anılan Kauczor; Scozzari ve Giunta – Đtalya [BD], no. 39221/98 ve  
no. 41963/98).  
5
Tespit ettiği sistematik durumu göz önünde bulunduran AĐHM, özgürlük ve güvenlik  
hakkının, AĐHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinde ortaya konan güvencelerle uyumlu olarak, etkili  
bir ekilde korunmasını sağlamak amacıyla, mevcut kararın infazında ulusal düzeyde genel  
tedbirlerin alınması gerektiği görüündedir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran, 36.975 Türk Lirası (17.900 Euro) maddi tazminat ve 75.000 Türk Lirası  
(36.300 Euro) manevi tazminat talebinde bulunmutur.  
Hükümet, bu taleplere karı çıkmıtır.  
Bavuran tarafından görüldüğü iddia edilen maddi zarar hususunda, AĐHM bavuranın  
iddiasına ilikin bir belge sunmadığını gözlemlemive dolayısıyla söz konusu talebi  
reddetmitir.  
Ancak, AĐHM, bavuranın tek baına ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde  
manevi zarar görmüolduğunu kabul etmitir. Dolayısıyla, AĐHM, davaya ilikin olayları  
dikkate alarak ve içtihadını göz önünde bulundurarak bavurana 7.000 Euro tazminat  
ödenmesine karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan yargılama masraf ve giderlerine karılık 16.850  
Türk Lirası (8.154 Euro) talep etmitir. Bu bağlamda, yasal temsilcisi tarafından yürütülmüꢀ  
olan yirmi sekiz saatlik yasal çalımayı gösteren icetveli ile masraflar ve giderler tablosu  
sunmutur.  
Hükümet, sadece gerçekten yapılan masrafların ödenebileceğini ileri sürmütür. Bu  
bağlamda, tüm yargılama masraf ve giderlerinin bavuran tarafından belgelenmesi gerektiğini  
belirtmitir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
takdirde mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, elindeki belgeleri  
ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AĐHM, bu balık altında 1.000 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı  
orana üç puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
6
AĐHM, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere  
Savunmacı Hükümet tarafından bavurana aağıdaki miktarların ödenmesine;  
(i) 7.000 Euro (yedi bin Euro) manevi tazminat ile birlikte bu miktarın tabi olabileceği  
her türlü vergi;  
(ii) 1.000 Euro (bin Euro) mahkeme masrafları ile birlikte bu miktarın tabi olabileceği  
her türlü vergi;  
b) Yukarıda belirtilen tutarlar üzerine, söz konusu üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren  
ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi  
kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz  
uygulanmasına;  
6. Bavuranın adil tatmine ilikin diğer taleplerinin reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
Françoise Elens-Passos  
Katip Yardımcısı  
Françoise Tulkens  
Bakan  
7