Yerel makamların tutumu ile ilgili olarak, AİHM, İzmir idare Mahkemesi'nin
davayı ele alış biçiminin, özellikle 8 Temmuz 1994 ve 27 Ocak 1995; 7 Nisan
1995 ve 7 Kasım 1995 ile 23 Kasım 1995 ve 18 Mart 1996 tarihleri arasında
açıklaması yapılamayan faaliyetsizlik dönemleri göz önüne alındığında,
tenkitten muaf olmadığını belirtmiştir. Ancak, bu davadan önceki işlemlerin,
davanın makul olmayan bir gecikme ile yürütüldüğü sonucunu kaçınılmaz
kılmayacağını belirtir.
Ayrıca, AİHM, tarafların görüşleri ile birlikte davanın, dosyası gönderildikten
sonra Danıştay'da iki yıldan az bir süre beklediğini not eder. AİHM sürekli
olarak 6 § 1. maddenin, Sözleşmeci Devletlere kendi yargı sistemlerini,
mahkemelerinin AİHM'nin bütün gerektirdiklerini karşılayacak şekilde
düzenlemesi görevini yüklediğini öne sürmüştür; ki bunlara duruşmaları makul
bir sürede yapmak da dahildir. Bu yükümlülük yüksek mahkemeler için de
geçerlidir. Bununla birlikte, bu şekilde uygulandığında, ilk derece mahkemesi
için yorumlandığı gibi yorumlanamaz. Yüksek mahkemeler, kimi zaman
davaların listeye eklenmesi gibi salt kronolojik sıralamadan öte, bir davanın
niteliği veya gerektirdiği ivedilik gibi bazı hususları dikkate almakla yükümlüdür.
Ayrıca, 6. madde, adli işlemlerin hızla yapılmasını zorunlu kılarken, daha
genel anlamda, adaletin yerinde uygulanması ilkesine de vurgu yapar (bkz.
örneğin Gast ve Popp - Almanya, no. 29357/95, s. 487, § 75, AİHM 2000-11).
Buna göre, AİHM, bu davanın şartlan çerçevesinde, bu mahkemeden önceki
işlemlerin "makul süre" zorunluluğunu aştığının söylenebileceği kanısında
değildir (bkz.mutatis mutandis, Mehmet Kaya ve Diğerleri - Türkiye, no.
54335/00, § 25, 24 Haziran 2004, a contrario, Caillot - Fransa, no. 36932/97,
§ 26, 4 Haziran 1999, Lambourdiere -Fransa, no. 37387/97, § 32, 2 Ağustos
2000, Domanska - Polonya, no. 74073/01, § 32, 25 Mayıs 2004, ve Nuri
Özkan - Türkiye, no. 50733/99, § 22, 9 Kasım 2004).
AtHM, başvuranların yerel mahkemelerde karşı karşıya olduğu riskleri de
dikkate almıştır. Davanın sonucunun onlar için önemli olmasına rağmen,
AİHM, işlemlerin uzunluğunun, bu şartlarda, başvuranların tazminat
taleplerinin hızla belirlenmesi istekleriyle mütenasip olduğu görüşündedir.
Davanın kendine özgü şartlarını dikkate alarak ve özellikle bir bütün olarak
işlemlerin süresini göz önünde bulundurarak AİHM, bu davada, AlHS'nin 6 § 1.
maddesinde ifade bulan "makul süre" zorunluluğuna uygun hareket edildiği
sonucuna ulaşmıştır.
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AlHM OYBİRLİĞİYLE, AlHS'nin
6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme iç Tüzüğü 77 § 2 ve 3 uyarınca 25
Ocak 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
S.Dolte
J.-P.Costa
Sekreter
Başkan