CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
ÇAKMAK VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE  
(Başvuru no. 53672/00)  
KARAR  
(Özet Çeviri)  
STRAZBURG  
25 Ocak 2005  
Bu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik  
kazanacaktır. Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.  
USULİ İŞLEMLER  
Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Hürriyetler Sözleşmesi'nin ("Sözleşme")  
34. maddesi uyarınca AİHM'ne, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Ayhan Çakmak  
ve Süreyya Çakmak isimli iki Türk vatandaşı ("başvuranlar") tarafından 2  
Ağustos  
1999  
tarihinde  
yapılan  
başvurudan  
(no.  
53672/00)  
kaynaklanmaktadır.  
23 Eylül 2003 tarihli bir kararla, Mahkeme başvurunun kabul edilebilir  
olduğunu beyan etmiştir.  
OLAYLAR  
Başvuranlar sırasıyla 1952 ve 1959 doğumludur ve İzmir'de yaşamaktadır.  
1987 yılında, başvuranların kızı C. Ç bir kazada ağır yaralanmıştır. Saçları  
yanmış ve saç derisi hasara uğramıştır.  
24 Kasım 1992 tarihinde C.Ç saç dersindeki hasan tedavi amacıyla Ege  
Üniversitesi Plastik Cerrahi Bölümü'nde cerrahi operasyon geçirmiştir.  
13 Ocak 1992 tarihinde, C.Ç'nin durumu kötüleşince doktorlar ikinci bir  
operasyon yapmışlardır. Ancak, C.Ç'nin fiziksel görünümünde operasyondan  
sonra bir iyileşme olmamıştır.  
24 Kasım 1993 tarihinde, başvuranlar operasyonu yapan doktorlar hakkında  
İzmir İlk-Derece Hukuk Mahkemesi'nde dava açmıştır ve tıbbi hatadan  
kaynaklanan maddi ve manevi kayıp tazminat için istemişlerdir.  
28 Aralık 1993 tarihinde İzmir İlk-Derece Mahkemesi, görevlerini yaparken  
memurların fiiliyatını inceleme yetkisi olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı  
vermiştir.  
16 Şubat 1994 tarihinde başvuranlar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (bundan  
böyle "sanık" olarak anılacaktır) aleyhine İzmir idare Mahkemesi'nde dava  
açmış ve tıbbi hatanın tazminini istemişlerdir.  
27 Ocak 1995 tarihinde İzmir İdare Mahkemesi'nde bir duruşma yapılmış ve  
mahkeme sanıktan başvuranların kızına yapılan operasyonla ilgili bütün  
dosyaları sunmasını bildiren geçici bir karar vermiştir.  
7 Nisan 1995 tarihinde sanık, operasyona ilişkin otuz yedi belge sunmuştur.  
23 Kasım 1995 tarihinde bilirkişi raporu mahkemeye teslim edilmiştir.  
_______________________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve  
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür  
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
18 Mart 1996 tarihinde İzmir idare Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak  
C.Ç 'ye yapılan tedavide Tıp Fakültesi'nden kaynaklanan herhangi bir ihmal  
belirtisi olmadığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla mahkeme başvuranın tazminat  
isteğini reddetmiştir.  
5 Eylül 1996 tarihinde başvuranlar, ilk-derece mahkemesinin kararını temyiz  
etme yoluna gitmiştir.  
28 Ekim 1998 tarihinde Danıştay, duruşma yapmaksızın, başvuranların temyiz  
talebini reddetmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS MADDE 6 § 1'İN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar tazminat işlemlerinin AİHS Madde 6 § 1'in gerekli kıldığı "makul  
süre"yi aştığı hususunda şikayetçi olmuşlardır, ilgili madde şu şekildedir:  
"1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar... konusunda... yasayla  
kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre  
içinde, ...görülmesini istemek hakkına sahiptir."  
AİHM, işlemlerin, Madde 6 § 1'de ifade bulan "makul süre" zorunluluğunu  
yerine getirip getirmediğini belirlerken dikkate alınması gereken sürenin, 16  
Şubat 1994 tarihinde başvuranların İzmir idare Mahkemesi'nde dava  
açmalarıyla başlayıp 28 Ekim 1998 tarihinde Danıştay'ın ilk derece  
mahkemesinin kararını onamasıyla sona erdiğini not etmiştir. Dolayısıyla,  
sözkonusu işlemler, iki mahkeme huzurunda toplam dört yıl sekiz ay  
sürmüştür.  
Hükümet, davanın karmaşık olduğunu zira, tıbbi uzmanlarca izahat gerektiren  
bazı tıbbi konular içerdiğini ifade etmiştir, idari ve yargı makamlarına  
yüklenebilecek herhangi bir gecikmenin olmadığını belirtmiştir.  
Başvuranlar, davanın karmaşık olmadığını zira, bir tazminat bedelinin  
belirlenmesi ile ilgili olduğunu iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, idare  
mahkemesinin karar vermek için yalnızca bir duruşma yapması ve bir bilirkişi  
görüşüne başvurması dikkate değerdir. Ayrıca, davanın niteliği, işlemlerin  
hızla yapılmasını gerekli kılmıştır.  
AİHM, işlemlerin süresinin uzunluğunun makuliyetinin, davanın şartlan  
çerçevesinde, özellikle davanın karmaşıklığı ve AİHM içtihadıyla kesin ifade  
bulan ölçütlere dayanarak, başvuranın ve ilgili makamların tutumları ile bu  
anlaşmazlıkta başvuranın karşı karşıya olduğu riskleri dikkate alarak  
değerlendirilmesi gerektiğini yinelemiştir (bkz. diğerlerinin yanı sıra, Sekin ve  
Diğerleri - Türkiye, no. 26518, § 35, 22 Ocak 2004, ve Kranz -Polonya, no.  
6214/02, § 33,17 Şubat 2004).  
AİHM, davanın biraz karmaşık olduğunun düşünülebileceğini zira, tıbbi hata  
iddiaları içerdiği kanısındadır. Ancak, ilk derece mahkemesinin karar verme  
sürecinde yalnızca bir duruşma yaptığını ve bir bilirkişi görüşüne  
başvurduğunu dikkate alır. Bu nedenle, işlemlerin uzunluğunun, yalnızca  
davanın karmaşıklığı ile açıklanabileceği hususunda ikna olmamıştır.  
Başvuranların tutumuna gelince, AİHM, başvuranların işlemlerin uzatılmasına  
dair bir katkıda bulunmadıklarını dikkate alır. Hükümet, bunun aksi herhangi  
bir görüş belirtmemiştir.  
Yerel makamların tutumu ile ilgili olarak, AİHM, İzmir idare Mahkemesi'nin  
davayı ele alış biçiminin, özellikle 8 Temmuz 1994 ve 27 Ocak 1995; 7 Nisan  
1995 ve 7 Kasım 1995 ile 23 Kasım 1995 ve 18 Mart 1996 tarihleri arasında  
ıklaması yapılamayan faaliyetsizlik dönemleri göz önüne alındığında,  
tenkitten muaf olmadığını belirtmiştir. Ancak, bu davadan önceki işlemlerin,  
davanın makul olmayan bir gecikme ile yürütüldüğü sonucunu kaçınılmaz  
kılmayacağını belirtir.  
Ayrıca, AİHM, tarafların görüşleri ile birlikte davanın, dosyası gönderildikten  
sonra Danıştay'da iki yıldan az bir süre beklediğini not eder. AİHM sürekli  
olarak 6 § 1. maddenin, Sözleşmeci Devletlere kendi yargı sistemlerini,  
mahkemelerinin AİHM'nin bütün gerektirdiklerini karşılayacak şekilde  
düzenlemesi görevini yüklediğini öne sürmüştür; ki bunlara duruşmaları makul  
bir sürede yapmak da dahildir. Bu yükümlülük yüksek mahkemeler için de  
geçerlidir. Bununla birlikte, bu şekilde uygulandığında, ilk derece mahkemesi  
için yorumlandığı gibi yorumlanamaz. Yüksek mahkemeler, kimi zaman  
davaların listeye eklenmesi gibi salt kronolojik sıralamadan öte, bir davanın  
niteliği veya gerektirdiği ivedilik gibi bazı hususları dikkate almakla yükümlüdür.  
Ayrıca, 6. madde, adli işlemlerin hızla yapılmasını zorunlu kılarken, daha  
genel anlamda, adaletin yerinde uygulanması ilkesine de vurgu yapar (bkz.  
örneğin Gast ve Popp - Almanya, no. 29357/95, s. 487, § 75, AİHM 2000-11).  
Buna göre, AİHM, bu davanın şartlan çerçevesinde, bu mahkemeden önceki  
işlemlerin "makul süre" zorunluluğunu aştığının söylenebileceği kanısında  
değildir (bkz.mutatis mutandis, Mehmet Kaya ve Diğerleri - Türkiye, no.  
54335/00, § 25, 24 Haziran 2004, a contrario, Caillot - Fransa, no. 36932/97,  
§ 26, 4 Haziran 1999, Lambourdiere -Fransa, no. 37387/97, § 32, 2 Ağustos  
2000, Domanska - Polonya, no. 74073/01, § 32, 25 Mayıs 2004, ve Nuri  
Özkan - Türkiye, no. 50733/99, § 22, 9 Kasım 2004).  
AtHM, başvuranların yerel mahkemelerde karşı karşıya olduğu riskleri de  
dikkate almıştır. Davanın sonucunun onlar için önemli olmasına rağmen,  
AİHM, işlemlerin uzunluğunun, bu şartlarda, başvuranların tazminat  
taleplerinin hızla belirlenmesi istekleriyle mütenasip olduğu görüşündedir.  
Davanın kendine özgü şartlarını dikkate alarak ve özellikle bir bütün olarak  
işlemlerin süresini göz önünde bulundurarak AİHM, bu davada, AlHS'nin 6 § 1.  
maddesinde ifade bulan "makul süre" zorunluluğuna uygun hareket edildiği  
sonucuna ulaşmıştır.  
YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AlHM OYBİRLİĞİYLE, AlHS'nin  
6 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.  
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme iç Tüzüğü 77 § 2 ve 3 uyarınca 25  
Ocak 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
S.Dolte  
J.-P.Costa  
Sekreter  
Başkan