CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
ÇALIŞIR - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:52165/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
21 ŞUBAT 2006  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 52165/99 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaşı Ahmet Turan Çalışır’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 6  
Ekim 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından  
Alp Tekin Ocak ve Oya Ersoy tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
1950 doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.  
A. Davaya Neden Olan Olaylar  
Başvuran, 22 Mayıs 1997 tarihinde yakalanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde  
gözaltına alınmıştır. Aynı gün, iki saat sonra başvuranın Emniyet Müdürlüğü’nden  
ayrılmasına izin verilmiştir.  
Başvurana göre, polisler kendisini uyuşturucu kaçakçılığı konusunda bilgi vermeye  
zorlamışlardır. Başvuran reddedince, polisler kendisine kötü muamele yapmışlardır.  
B. Güvenlik Güçlerine Karşı Başlatılan Cezai İşlemler  
Başvuran, 30 Mayıs 1997 tarihinde, gözaltı sırasında soruşturmayı yapan polis  
memurları aleyhine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunmuştur. Başvuran,  
polisleri, kendisinden bilgi almak amacıyla kötü muamele yapmakla itham etmiştir. Başvuran  
özellikle polislerin kendisini dövdüğünü savunmuştur. Başvuran, polislerin kendisinin sağlık  
raporu almasını engellediklerini eklemiştir.  
Başvuran, 30 Mayıs 1997 tarihinde Savcılığın talebi üzerine Taksim Devlet Hastanesi  
doktoru tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen raporda çeşitli yara ve darp izlerine yer  
verilmiştir. Raporda doktor, nihai raporun ancak başvuranın Adli Tıp Kurumu tarafından  
muayene edilmesinin ardından düzenlenebileceğini belirtmiştir.  
Başvuran aynı gün, Beyoğlu Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene edilmiştir.  
Doktor yeni bir rapor düzenleyerek ilk raporun tespitlerini onamıştır. Doktor sözkonusu  
yaraların on günlük iş göremezlik raporu gerektirdiğini not etmiştir.  
Beyoğlu Savcılığı 3 Haziran 1997 tarihinde, başvuranın mağduru olduğu kötü  
muamelelere ilişkin şikayetini incelemek için ratione loci görevsizlik kararı vermiş ve dava  
dosyasını Fatih (İstanbul) Savcılığı’na göndermiştir.  
Fatih Savcılığı, 3 Temmuz 1997 tarihinde, polis memurlarının idari görevleri  
çerçevesinde hareket ettiklerini belirttikten sonra, görevsizlik kararı vermiş ve başvuranın  
uğradığı sözümona kötü muamele iddialarına ilişkin dosyayı, İdari Kurul’un davadaki ön  
soruşturmaları yapması için İstanbul Valiliği’ne göndermiştir.  
Bu soruşturma çerçevesinde müfettiş olarak atanan Başkomiser, 1999 yılı Şubat  
ayında başvuranın şikayetçi olduğu üç polis memurunu dinlemiştir. Sözkonusu polis  
memurları belirtilen tarihte başvuranı komiserlerinin emri üzerine Emniyet Müdürlüğü’ne  
götürdüklerini ve başvuranın, iki saat boyunca komiserleriyle görüştükten sonra Emniyet  
Müdürlüğü’nden ayrıldığını belirtmişlerdir.  
2
İstanbul Valiliği İdari Kurulu 7 Nisan 1999 tarihinde, aralarından birinin ölmesi ve  
diğerlerini itham etmek için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle, polis memurları aleyhinde  
ceza mahkemelerine başvurmaya gerek olmadığı sonucuna varmıştır. Kurul, bu son nokta  
konusunda başvuranın yakalanması ile muayene edilmesi arasında çok zaman geçtiğini ve  
bunun da iddia edilen muameleler ile başvuranın vücudunda tespit edilen semptomlar arasında  
nedensellik bağının kurulmasını engellediğini not etmiştir.  
Dosya hakkında kendisine re’sen başvurulan Danıştay, 11 Ocak 2001 tarihli kararla,  
bazı cezai suçlar için yargılama ve cezaların ertelenmesini ve iptalini sağlayan ve 21 Aralık  
2000 tarihinde çıkarılan 4616 sayılı Kanun gereğince, atılı suçun zamanaşımına kadar  
(olayların meydana geldiği dönemde suçun işlendiği tarihten itibaren beş yıl) davanın  
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. Cezai yargılama 2002 yılında nihai olarak sona  
ermiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
Başvuran, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.  
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI HAKKINDA  
Hükümet, Danıştay sözkonusu davanın devamına henüz karar vermediğinden dolayı iç  
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.  
Başvuran, iç hukuk yollarını tükettiğini savunmaktadır.  
AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu polis memurlarının, bazı cezai suçlar için  
yargılama ve cezaların ertelenmesini ve iptalini sağlayan 21 Aralık 2000 tarihinde çıkan 4616  
sayılı Kanun hükümlerinde faydalandıklarını not etmektedir. Haklarında başlatılan cezai  
yargılama 2002 yılında nihai olarak sona ermiştir.  
Bu koşullarda başvuran, iç hukuk yollarını tüketmiş olarak değerlendirilmeli ve  
Hükümet’in bu konudaki itirazı reddedilmelidir.  
II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuran, kendisinden mahallesindeki yasadışı uyuşturucu kaçakçılığı hakkında bilgi  
almak isteyen polis memurları tarafından gözaltı sırasında uygulanan kötü muameleye maruz  
kaldığını belirtmektedir. Başvuran özellikle, polislerin kendisini ciddi şekilde dövdüklerini  
iddia etmektedir. Başvuran kaçakçılık şubesindeki polis memurlarının tehditlerinden  
korktuğundan, bu memurlar hakkında hemen şikayetçi olmaya ve olayın ardından muayene  
olmaya cesaret edememiştir. Başvuran, ağrıları dayanılmaz hal aldığında muayene olmaya  
gitmiştir.  
Hükümet, başvuranın 22 Mayıs 1997 tarihinde gözaltına alınmadığını ileri  
sürmektedir. Zira bu konudaki polis kayıtlarında bu bağlamda hiçbir kayıt bulunmamaktadır.  
Hükümet, ayrıca başvuranın iddia edilen tutukluluğundan sekiz gün sonra muayene olduğuna  
ve vücudunda bulunan izlerin daha sonra meydana gelmiş olabileceğine dikkati çekmiştir.  
Ayrıca başvuran hiçbir makam önünde maruz kaldığı muameleleri ayrıntılı olarak  
anlatmamıştır.  
3
AİHM, polis memurlarının denetimlerinde bulunmasına rağmen bir kimse gözaltı  
sırasında yaralandığında, bu dönemde meydana gelebilecek her türlü yaralanmaların güçlü  
maddi karineler oluşturacağını hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 100,  
AİHM 2000-VII). Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı konusunda inandırıcı açıklama  
getirmek ve mağdurun özellikle sağlık belgeleriyle desteklenen iddiaları hakkında şüphe  
uyandıran olayları ortaya koyan delilleri sunmak Hükümet’in üzerine düşmektedir (Bkz.  
diğerleri arasında, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Berktay-Türkiye, no:  
22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).  
AİHM, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların polis kontrolü altındayken  
meydana gelip gelmediği sorusu konusunda, ilk olarak kötü muamele yapmakla suçlanan ve  
müfettiş tarafından dinlenen polis memurlarının, belirtilen tarihte başvuranı kendisinden  
uyuşturucu satıcılarının kimlikleri hakkında bilgi almak amacıyla polis merkezine  
götürdüklerini gözlemlemektedir. Buradan, çok kısa sürede bile, yani yaklaşık iki saat  
boyunca, başvuranın polislerin kontrolü altında olduğu ortaya çıkmaktadır.  
AİHM ayrıca, başvuranın vücudunda bulunan yaraların ilgilinin tarif ettiği kötü  
muamelelerin (darp ve yara) sonucunda meydana gelenlere benzediğini not etmektedir.  
Ayrıca davada müdahalede bulunan idari makamlar, başvuranın vücudundaki yaraların  
polislerin kendisini tutuklamasından sonra meydana gelmiş olabileceği yönünde bir  
değerlendirmede bulunsa da AİHM, künt travmaların meydana geldiği zaman konusunda tıbbi  
raporlarda açıklama bulunmaması ve tutukluluk sona erdiği anda muayene yapılmaması  
gözönüne alınırsa, sözkonusu izlerin tutukluluğun ardından başkası tarafından yapılan fiil  
sonucunda meydana geldiklerinin ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir. Bunun yanısıra  
AİHM, soruşturma organlarının bu noktayı aydınlatmak için hiçbir ek soruşturma  
gerçekleştirmediklerini not etmektedir.  
AİHM, değerlendirilmesine sunulan unsurların tümünü gözönüne alarak, 30 Mayıs  
1997 tarihli tıbbi raporlarda belirtilen yaraların Hükümet’in sorumlu olduğu muameleden  
kaynaklandığının ortaya konulduğu kanısına varmıştır.  
AİHM, başvuranın maruz kaldığı muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğuna ve  
AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuran, işbu başvurunun yapılmasına neden olan olaylar nedeniyle işlettiği kafenin  
aylarca kapalı kaldığı gerekçesiyle 21.500 Euro tutarında maddi zarara ve aynı zamanda  
20.000 Euro tutarında manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM,  
maddi  
tazminat  
konusunda  
başvuranın iddialarının belgelere  
dayandırılmadığını not etmektedir. Ancak, Devlet görevlilerinin sorumlu olduğu muamelenin  
ardından, başvuranın on gün süreyle çalışamadığını kabul etmek gerekir. AİHM, yapılan  
değerlendirmeler sonunda, bu amaçla başvurana 700 Euro ödenmesinin uygun olacağına  
kanaat getirmektedir.  
4
AİHM, manevi tazminat konusunda, başvuranın AİHS’nin ihlalinden dolayı bir takım  
sıkıntılar duymuş olabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM ,hakkaniyete uygun olarak  
manevi zararı 10.000 Euro olarak hesaplamış ve sözkonusu tutarın başvurana ödenmesine  
karar vermiştir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Başvuran, AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için toplam 8.173 Euro  
istemektedir. Başvuran bu talebine ilişkin hiçbir belge sunmamaktadır.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönüne alarak, yapılan  
bütün masraflar için başvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat  
getirmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,  
1. Hükümet’in ön itirazının reddine;  
2. AİHS’nin 3. maddesine göre yapılan şikayetin kabul edilebilir olduğuna;  
3. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve Savunmacı  
Hükümet tarafından başvurana;  
i. maddi tazminat için 700 (yedi yüz) Euro;  
ii. manevi tazminat için 10.000 (on bin) Euro  
iii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro;  
iv. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet’in,  
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit  
oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 21 Şubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
5