AİHM, polis memurlarının denetimlerinde bulunmasına rağmen bir kimse gözaltı
sırasında yaralandığında, bu dönemde meydana gelebilecek her türlü yaralanmaların güçlü
maddi karineler oluşturacağını hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 100,
AİHM 2000-VII). Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı konusunda inandırıcı açıklama
getirmek ve mağdurun özellikle sağlık belgeleriyle desteklenen iddiaları hakkında şüphe
uyandıran olayları ortaya koyan delilleri sunmak Hükümet’in üzerine düşmektedir (Bkz.
diğerleri arasında, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Berktay-Türkiye, no:
22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
AİHM, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların polis kontrolü altındayken
meydana gelip gelmediği sorusu konusunda, ilk olarak kötü muamele yapmakla suçlanan ve
müfettiş tarafından dinlenen polis memurlarının, belirtilen tarihte başvuranı kendisinden
uyuşturucu satıcılarının kimlikleri hakkında bilgi almak amacıyla polis merkezine
götürdüklerini gözlemlemektedir. Buradan, çok kısa sürede bile, yani yaklaşık iki saat
boyunca, başvuranın polislerin kontrolü altında olduğu ortaya çıkmaktadır.
AİHM ayrıca, başvuranın vücudunda bulunan yaraların ilgilinin tarif ettiği kötü
muamelelerin (darp ve yara) sonucunda meydana gelenlere benzediğini not etmektedir.
Ayrıca davada müdahalede bulunan idari makamlar, başvuranın vücudundaki yaraların
polislerin kendisini tutuklamasından sonra meydana gelmiş olabileceği yönünde bir
değerlendirmede bulunsa da AİHM, künt travmaların meydana geldiği zaman konusunda tıbbi
raporlarda açıklama bulunmaması ve tutukluluk sona erdiği anda muayene yapılmaması
gözönüne alınırsa, sözkonusu izlerin tutukluluğun ardından başkası tarafından yapılan fiil
sonucunda meydana geldiklerinin ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir. Bunun yanısıra
AİHM, soruşturma organlarının bu noktayı aydınlatmak için hiçbir ek soruşturma
gerçekleştirmediklerini not etmektedir.
AİHM, değerlendirilmesine sunulan unsurların tümünü gözönüne alarak, 30 Mayıs
1997 tarihli tıbbi raporlarda belirtilen yaraların Hükümet’in sorumlu olduğu muameleden
kaynaklandığının ortaya konulduğu kanısına varmıştır.
AİHM, başvuranın maruz kaldığı muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğuna ve
AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, işbu başvurunun yapılmasına neden olan olaylar nedeniyle işlettiği kafenin
aylarca kapalı kaldığı gerekçesiyle 21.500 Euro tutarında maddi zarara ve aynı zamanda
20.000 Euro tutarında manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM,
maddi
tazminat
konusunda
başvuranın iddialarının belgelere
dayandırılmadığını not etmektedir. Ancak, Devlet görevlilerinin sorumlu olduğu muamelenin
ardından, başvuranın on gün süreyle çalışamadığını kabul etmek gerekir. AİHM, yapılan
değerlendirmeler sonunda, bu amaçla başvurana 700 Euro ödenmesinin uygun olacağına
kanaat getirmektedir.
4