COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
CANSEVEN – TÜRKĐYE  
(Başvuru no. 70317/01)  
KARAR  
STRAZBURG  
15 Şubat 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, şekle  
ilişkin değişiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, bir Türk vatandaşı olan Bektaş Canseven  
(“başvuran”) tarafından, 9 Mayıs 2000 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan  
başvurudan (no. 70317/01) kaynaklanmaktadır.  
Başvuran, Đzmir Barosu’na bağlı avukat S. Şahin tarafından temsil edilmiştir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Başvuran 1975 doğumludur. AĐHM’ye başvurduğu dönemde Gebze Cezaevi’nde  
hapis cezasını çekmekteydi.  
Başvuran, 26 Aralık 1993 tarihinde, DEV-SOL (Devrimci Sol) isimli yasadışı örgüte  
üye olduğu şüphesi üzerine yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.  
Başvuran, polis nezaretinde kötü muameleye tabi tutulduğunu iddia etmiştir.  
Dövülğünü, kendisine elektrik şoku verildiğini, yemek ve su verilmediğini, soğuk suya  
sokulduğunu ve falakaya yatırıldığını iddia etmiştir.  
7 Ocak 1994 tarihinde, başvuran ve on iki diğer şüpheli, sağlık muayenesi için  
Đstanbul Adli Tıp Kurumu’na götürülmüşlerdir. Doktor, başvuranın vücudunda kötü muamele  
gördüğüne dair herhangi bir iz olmadığını kaydetmiştir.  
Aynı tarihte, başvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın  
huzuruna çıkartılmış ve burada polise verdiği ifadeleri reddetmiş ve nezarette olduğu sürede  
işkenceye maruz bırakıldığını iddia etmiştir. Aynı günün sonrasında, başvuran bir hakimin  
önüne çıkarılmış ve hakim onun tutukluluğunu emretmiştir.  
Cumhuriyet Savcısı, DEV-SOL’a yönelik bir soruşturma zarfında yakalanan başvuran  
ve diğer şüphelilerin kötü muameleye ilişkin şikayetleri karşısında dava dosyasını Đstanbul  
Cumhuriyet Savcılığı’na göndermiştir. Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı, şikayetlere yönelik  
soruşturma başlatmasının ardından, 10 Mayıs 1994 tarihinde, iki polis memuru hakkında delil  
yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı vermiştir.  
Belirli olmayan bir tarihte, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
başvuran hakkında sunduğu iddianame ile Ceza Kanunu’nun 168 § 2. ve 369. maddeleri  
uyarınca onu yasadışı bir örgüte üye olmakla ve kundakçılık yapmakla suçlamıştır.  
Müteakiben, başvuran hakkındaki dava, aynı örgüte üye olmakla suçlanan diğer on  
dokuz kişi hakkındaki ceza davası ile birleştirilmiştir.  
1
8 Nisan 1997 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı yasadışı bir  
örgüte üye olmaktan ve muhtelif bankalara molotof kokteyli atmaktan mahkum etmiştir. Bu  
karar, 21 Mayıs 1998 tarihinde, Yargıtay tarafından bozulmuştur.  
Đşlemler zarfında, başvuran, nezarette bulunduğu sürede kötü muamele görmüş  
olduğunu birkaç sefer tekrarlamıştır.  
24 Aralık 1998 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranı yasadışı bir  
örgüte üye olmaktan ve 1991 yılında muhtelif bankalara molotof kokteyli atmaktan mahkum  
etmiştir. Başvuran, toplam yirmi bir yıl, bir ay ve on dört günlük hapis cezasına ve para  
cezasına çarptırılmıştır.  
18 Ocak 1999 tarihinde, başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Dilekçesinde,  
diğer şeylerin yanı sıra, ilk derece mahkemesinin, kararını, polise baskı altında verdiği  
ifadelere dayandırdığını ileri sürmüştür.  
30 Eylül 1999 tarihinde, Yargıtay, kararı onamıştır. Bu karar ilk derece mahkemesine  
gönderilmiştir.  
10 Nisan 2003 tarihinde, başvuranın cezasının infazı, sağlık nedenlerinden ötürü altı  
ay süreyle ertelenmiştir. Başvuran serbest bırakılmıştır. 27 Aralık 2005 tarihinde, Đzmir Ağır  
Ceza Mahkemesi, yeni Ceza Kanunu hükümleri ışığında başvuranın cezasının infazını  
durdurmuştur.  
HUKUK  
I. ÖN GÖRÜŞLER  
Hükümet, başvurunun sunulduğu tarihe ilişkin olarak bir yanlışğın meydana geldiğini  
ileri sürmüştür. Başvurunun 9 Mayıs 2000 tarihinde değil 5 Eylül 2000 tarihinde sunulmuş  
olduğunu belirtmiştir.  
Başvuran, başvurusunu 20 Haziran 2000 tarihinde sunmuş olduğunu ileri sürmüştür.  
AĐHM’nin yerleşik usulüne göre başvurunun sunulduğu tarih, başvuruda bulunma  
niyeti belirten ve şikayetin içeriğine dair işaret veren ilk mektubun tarihidir. Ancak,  
başvuranın, sunmuş olduğu başvurusuna ilişkin ek bilgiyi aradan önemli bir süre geçtikten  
sonra sunması halinde AĐHM, hangi tarihin başvurunun sunulduğu tarih olarak kabul  
edileceğine ve AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde ortaya konan altı ay süresinin hangi tarihten  
itibaren işlemeye başlayacağına karar vermek üzere davanın özel koşullarını inceler (bkz.,  
diğerlerinin yanı sıra, Alzery – Đsveç, no. 10786/04, 26 Ekim 2004 ve Gaillard – Fransa, no.  
47337/99, 11 Temmuz 2000).  
Sözkonusu davada, AĐHM, başvuranın, 20 Haziran 2000 tarihli bir mektup ile olaylara  
ilişkin kısa bir açıklama sunduğunu ve nezarette maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ve  
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak görülmesini  
isteme hakkı konularında şikayetçi olduğunu kaydetmiştir. Tam başvuru formu 5 Eylül 2000  
tarihinde, yani iki ay on altı gün sonra sunulmuştur. AĐHM aradaki bu süreyi makul olarak  
2
değerlendirmiştir. Bu nedenle, başvurunun sunulduğu tarihin 20 Haziran 2000 olduğuna karar  
vermiştir.  
II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuran, polis nezaretinde olduğu sürede, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı olarak, kötü  
muameleye maruz kaldığı konusunda şikayetçi olmuştur. Sözkonusu madde şöyledir:  
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”  
Hükümet, AĐHM’den, başvurunun bu kısmını, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca  
olan içi hukuk yollarını tüketme şartına uymadığı için kabuledilmez olduğu gerekçesiyle  
reddetmesini talep etmiştir. Başvuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın takipsizlik kararına itiraz  
etmediğini belirtmiştir.  
Başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın kararının kendisine tebliğ edilmediğini iddia  
etmiştir. Durum her ne olursa olsun, iç hukuk yolları etkili olmadığı için itirazda bulunmanın  
sonuç getirmeyeceğini ileri sürmüştür.  
AĐHM, başvuranın AĐHS’nin 35. maddesi anlamı dahilinde iç hukuk yollarını tüketip  
tüketmediğini belirlemenin gerekli olmadığını, zira başvurunun bu kısmının aşağıda belirtilen  
gerekçelerden ötürü kabuledilmez olduğunu değerlendirmiştir.  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun deliller ile desteklenmesi gerektiğini  
yinelemiştir (bkz., özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri – Türkiye, no. 45907/9, 22 Ekim 2002).  
AĐHM, başvuranın gözaltı süresinin bitiminde düzenlenen sağlık raporunun, onun  
polis tarafından kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir gösterge içermediğini  
kaydetmiştir. Bu hususta, AĐHM, başvuran tarafından iddia edildiği şekilde uygulanmış olan  
kötü muamelenin, özellikle dayak, falaka ve elektrik şokunun, başvuranın vücudunda izler  
bırakş olacağını kaydetmiştir (bkz., özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri – Türkiye,no.  
29918/96, no. 29919/96 ve no. 30169/96, 24 Şubat 2005). AĐHM, bu raporda yeterli ayrıntı  
bulunmadığının farkındadır. Bununla beraber, dava dosyasında, rapordaki bulgular konusunda  
kuşku uyandıracak veya başvuranın iddialarını destekleyecek herhangi bir belge  
bulunmadığını kaydetmiştir. AĐHM, bilhassa, yerel işlemler zarfında başvuranın dava  
dosyasının içeriğine herhangi bir itirazda bulunmadığını ve dava dosyasında başvuranın başka  
bir doktor tarafından muayene edilme talebinde bulunduğuna ve bu talebinin reddedildiğine  
dair herhangi bir gösterge olmadığını belirtmiştir.  
Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, başvuranın, polis nezaretinde kötü muamele  
gördüğü şeklindeki iddiasını kanıtlamadığı görüşündedir. Başvurunun bu kısmının asılsız  
olduğu ve AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması  
gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.  
III. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi  
heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme  
3
tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuştur. Ayrıca, baskı  
altında alınan ifadelerine dayanılarak mahkum edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran, son  
olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendisine hiçbir zaman tebliğ  
edilmediğini ve böylece karşı iddia ortaya koyma fırsatından mahrum bırakıldığını iddia  
etmiştir. Başvuran bu şikayetini AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıştır. Sözkonusu maddenin  
ilgili kısmı şöyledir:  
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,  
yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …, hakkaniyete  
uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca başvuranın bu başlık altındaki  
şikayetlerinin altı ay kuralına uymama gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.  
Başvuranın, Yargıtay kararının ilk derece mahkemesine gönderildiği tarihten itibaren altı ay  
içinde başvuruda bulunmuş olması gerektiğini belirtmiştir. Bunun yerine, başvuranın,  
AĐHM’ye 5 Eylül 2000 tarihinde başvurduğunu kaydetmiştir.  
Başvuran, Hükümet’in iddialarını reddetmiştir.  
AĐHM, sözkonusu davada, Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının 30 Eylül 1999  
tarihinde Yargıtay tarafından onandığını ve 27 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne gönderildiğini gözlemlemiştir. Ayrıca, başvurunun AĐHM’ye 20 Haziran 2000  
tarihinde yapıldığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla, başvuru uygun süre içinde yapılmıştır.  
Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmiştir.  
Ancak, başvuranın, sözde baskı altında alınan ifadelerine dayalı mahkumiyet kararına  
ilişkin şikayeti hususunda, AĐHM, başvuranın AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan şikayetini  
incelediğini ve asılsız bulduğunu hatırlatmıştır. Başvurunun bu kısmının da AĐHS’nin 35 § 3  
ve 4. maddesi anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilmez  
olduğu kararını vermiştir.  
Başvuranın bu başlık altındaki kalan şikayetleri hususunda, AĐHM, yerleşik içtihadı  
ışığında (bkz., birçok kararın yanı sıra, Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve  
kendisine sunulan belgeler karşısında, bu şikayetlerin, sonuçları esasların incelenmesine bağlı  
olan AĐHS uyarınca karmaşık hukuki ve olgusal konular ortaya koyduğunu değerlendirmiştir.  
AĐHM, bu nedenle, başvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamı dahilinde  
temelsiz olmadığı kararını vermiştir. Başvurunun bu kısmı başka açılardan da kabuledilmez  
değildir.  
B. Esaslar  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
AĐHM, bu davada ortaya konan konularla benzer konular ortaya koyan çok sayıda  
dava incelemiş ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz., yukarıda  
anılan, Özel ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, 6 Şubat 2003).  
4
AĐHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için bir gerekçe görmemiştir. Dolayısıyla,  
AĐHM, 6 § 1. maddenin ihlal edildiği kararına varmıştır.  
2. Đşlemlerin hakkaniyete uygunluğu  
Başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun  
olarak görülmesi hakkının ihlal edildiği kararını göz önünde tutan AĐHM, AĐHS’nin 6.  
maddesi uyarınca olan diğer şikayetleri incelemenin gerekli olmadığını değerlendirmiştir  
(bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar ve Ükünç ve  
Güneş – Türkiye, no. 42775/98, 18 Aralık 2003).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi şöyledir:  
“ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
AĐHM, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 60. maddesine göre, herhangi bir adil tazmin  
talebinin ayrıntılarıyla belirtilmesi gerektiğini ve ilgili belge veya makbuzlarla birlikte yazılı  
olarak sunulması gerektiğini belirtmiştir. “Bu gereğin karşılanmaması halinde Daire, talebi  
kısmen veya tamamen reddedebilir.”  
Sözkonusu davada, 21 Şubat 2006 tarihinde, AĐHM, başvuranın, 10 Mayıs 2006  
tarihine kadar adil tazmin taleplerini sunmasını istemiştir. Ancak, başvuran, belirlenen süre  
içinde herhangi bir talep sunmamıştır.  
Yukarıda belirtilenler karşısında, AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir  
tazminat ödenmemesine karar vermiştir.  
Bununla birlikte, AĐHM, sözkonusu davada olduğu gibi bir kişinin AĐHS’nin  
bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum  
edilmesi halinde talep üzerine yeniden yargılama veya davanın yeniden açılmasının esas  
itibariyle uygun bir tazmin yolunu temsil ettiğini değerlendirmiştir (bkz. Öcalan – Türkiye,  
no. 46221/99 [BD]).  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Başvuranın davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun  
olarak görülmesi hakkına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün tebliğ  
edilmemesine ilişkin şikayetlerin kabuledilebilir; başvurunun kalanının kabuledilmez  
olduğuna;  
2. Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayet  
hususunda AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
5
3. Başvuranın AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca olan adil yargılamaya ilişkin diğer  
şikayetlerini incelemenin gerekli olmadığına;  
KARAR VERMĐŞTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 15 Şubat 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Santiago QUESADA  
Zabıt Katibi  
Boštjan M. ZUPANČIČ  
Başkan  
6