CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÇAYAN BĐLGĐN - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 37912/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
8 Aralık 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup, ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37912/04) bavuru no’lu davanın nedeni  
T.C. vatandaı Çayan Bilgin’in (bavuran) 5 Temmuz 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından  
E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1978 doğumlu olup Tekirdağ’da ikamet etmektedir.  
A. Bavuran aleyhine yürütülen ceza davası  
20 ubat 2001 tarihinde bavuran, Halkın Devrimci Adaleti diye bilinen yasadıı örgüte  
karı yürütülen bir operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
27 ubat 2001 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı (« savcı » ve  
« Devlet Güvenlik Mahkemesi») tarafından dinlendikten sonra, aynı mahkemenin nöbetçi  
hakimi önüne çıkarılan bavuran tutuklanmıtır.  
Savcı, 12 Nisan 2001 tarihli iddianameyle bavuran aleyhine bir ceza davası açmıve  
anayasal düzene karı gerçekletirilen eylemleri cezalandıran eski Türk Ceza Kanunu’nun  
146. maddesi gereğince mahkûm edilmesini istemitir.  
Hazırlık müzakereleri aamasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi bavuranın ifadesini almıꢀ  
ve savcılıktan ilgili ahsa isnat edilen eylemlerle ilgili belgeleri istemitir. Daha sonra  
mahkeme, ilenen suçun niteliğini, delil durumunu ve kaçma riskini dikkate alarak bavuranın  
tutukluluk halinin devamına hükmetmitir.  
5 Temmuz 2001 tarihli durumada, Devlet Güvenlik Mahkemesi dosyaya konulan  
tutanakları imzalayanların dinlenmesine ve yasadıı eylemlerden mağdur olanların  
ifadelerinin alınmasına karar vermitir. Bavuran, delillerin henüz toplanamadığı gerekçesiyle  
tutuklu yargılanmaya devam etmitir.  
13 Eylül 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi gerekçe göstermeden bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir. Gerekli tanık ifadelerinin tamamlanması ve  
bavurana isnat edilen eylemlerle ilgili bilgilerin, videokasetlerinin ve bilgisayar disketlerinin  
toplanması için bu duruma ertelenmitir.  
13 Kasım 2001 ve 12 ubat 2002 tarihli durumalar eksik kalan tanık ifadelerinin  
beklenmesi için ertelenmitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, daha önce tutukluluk halinin  
devamını gerektiren gerekçeler ortadan kalkmadığından bavuranın tahliye taleplerini  
reddetmive tutukluluk halinin uzatılmasına hükmetmitir.  
30 Nisan 2002 tarihinde, savcı iddianamesinde bavuranın eski Türk Ceza Kanunu’nun  
146. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini istemitir. Avukat, savcıya cevap verebilmek ve  
2
davanın esası hakkında son layihalarını hazırlamak için ek süre istemitir. Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, avukata bu ek süreyi vermive gerekçe göstermeden bavuranın tutukluluk  
halinin devamına hükmetmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Haziran 2002 tarihli kararında, bavuranı isnat edilen  
eylemlerden dolayı suçlu bulmu, önce ölüm cezasına mahkûm etmive daha sonra bu cezayı  
ömür boyu hapis cezasına çevirmitir.  
26 Kasım 2002 tarihinde, Yargıtay bu kararı bozmuve davayı ilk derece mahkemesine  
geri göndermitir.  
10 Nisan 2003 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay kararına uymuve  
savcılıktan bavuranın mensubu olmakla suçlandığı yasadıı örgüt hakkında bilgi istemitir.  
Đlgili ahısın talebi üzerine mahkeme, layihalarını sunmak için ek süre vermive kaçma riski  
ile diğer nedenler doğrultusunda tutukluluk halinin uzatılmasına, tutukluluğun devamına  
hükmetmitir.  
Daha sonra, tanıkların dinlenmesine ve bavuranın cezai bakımdan eylemlerinden sorumlu  
olup olmadığını belirlemek için Adli Tıp Kurumu’ndan bir bilirkii raporu alınmasına  
hükmeden Devlet Güvenlik Mahkemesi, yedi duruma ertelemitir. Bu durumalar sırasında  
mahkeme, bavuranın tahliye taleplerini reddetmive suçun niteliğini, delil durumunu ve  
kaçma riskini dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 14 Ekim 2004 tarihli kararında eski Türk Ceza Kanunu’nun  
146. maddesinde belirtilen suç unsurlarının olumadığı gerekçesiyle bavuranın beraatına  
karar vermitir. Bununla birlikte, isnat edilen suçların eski Türk Ceza Kanunu’nun sırasıyla  
kasti adam öldürme, patlayıcı imal etme ve kamu mallarına zarar verme gibi suçları  
cezalandıran 448, 264 ve 516. maddelerinin kapsamına girdiğini gerekçe gösteren mahkeme  
konu bakımından yetkisizlik kararı alarak dosyayı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne (« ağır  
ceza mahkemesi ») göndermitir.  
10 Ocak 2005 tarihinde, ağır ceza mahkemesi bavuranın tahliye talebini reddetmi, delil  
ve dosya durumunu dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar vermitir. Ağır ceza  
mahkemesi, mağdurların ifadelerinin alınması için durumayı ertelemitir.  
2 Mart 2005 tarihli kararında ağır ceza mahkemesi, delil yetersizliğinden bavuranın  
beraatına ve tahliyesine karar vermitir.  
Herhangi bir temyiz bavurusu yapılmadığından, bu karar kesinlemitir.  
B. 466 sayılı yasaya dayalı tazminat davası  
1 Haziran 2005 tarihinde, bavuran, beraatla sonuçlanan davalarda tutuklu kalınan süreler  
için tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasa gereğince, tutukluluk halinden dolayı  
uğradığı zarar karılığı olarak Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi önünde Devlet Hazinesi aleyhine  
bir tazminat davası açmıtır.  
9 Haziran 2005 tarihinde, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi yer bakımından yetkisiz olduğunu  
ilan etmive dosyayı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermitir.  
3
6 Temmuz 2007 tarihli kararında Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranın talebini  
haklı bulmuve Hazine’yi maddi tazminat olarak 1 954,63 Türk Lirası (TRL) ve manevi  
tazminat olarak da 20 000 TRL ödemeye mahkûm etmitir.  
Bu dava halen Yargıtay önünde devam etmektedir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına atıfta bulunmakta ve tutukluluk süresinin  
uzunluğundan ikâyetçi olmaktadır.  
ikâyetin kabuledilebilirliği hakkında Hükümet, bavuranın 466 sayılı yasaya dayalı olarak  
balattığı davanın halen Yargıtay’da görülmekte olması dolayısıyla bavurunun zamanından  
önce sunulduğunu savunmaktadır.  
AĐHM, bavuranın ikâyetinin tutukluluk süresinin uzunluğu olduğunu, oysa ki Hükümetin  
atıfta bulunduğu 466 sayılı yasanın, örneğin beraatla sonuçlanan davalarda tutuklu kalınan  
süre için Devlet aleyhine sorumluluk davası açma imkânı sunduğunu not etmektedir. AĐHM,  
makul bir süre içerisinde yargılanma ya da yargılama sürecinde tahliye edilme hakkının,  
beraatla sonuçlanan davalarda haksız yere tutuklu kalma dolayısıyla tazminat almayla  
karıtırılmaması gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı, yukarıda  
belirtilen birinci hakkı ve 5. maddenin 3. paragrafı ise ikinci hakkı kapsamaktadır (Türkiye  
aleyhine Yağcı ve Sargın davası, 8 Haziran 1995, prg. 44, seri A no 319-A). Bu itibarla, AĐHM  
Hükümetin itirazını reddetmektedir.  
AĐHM ayrıca, bu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça  
dayanaktan yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını  
kaydetmektedir. Dolayısıyla, bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
Esasa ilikin olarak AĐHM, mevcut davada olduğu gibi tutukluk halinin birçok kez devam  
ettirildiği durumlarda sözkonusu tutukluluk döneminin tamamının değerlendirilmesinin daha  
doğru olacağını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 37,  
CEDH 2007-II (alıntılar)).  
Mevcut davada, AĐHM bavuranın ilk tutukluluk döneminin yakalandığı gün olan 20 ubat  
2001 tarihinde baladığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kararla 4  
Haziran 2002 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir. Böylece, bu ilk tutukluluk dönemi  
bir yıl üç ay on üç gün sürmütür. Bavuranın bu doğrultuda incelenen ikinci tutukluluk  
dönemi Yargıtay’ın 4 Haziran 2002 tarihli kararı bozduğu 26 Kasım 2002 tarihinde balamıꢀ  
ve ağır ceza mahkemesinin tahliye kararıyla 2 Mart 2005 tarihinde son bulmutur. Böylece,  
bu ikinci tutukluluk dönemi de iki yıl üç ay altı gün sürmütür.  
Dolayısıyla bavuranın toplam tutukluluk süresi üç yıl altı aydan fazladır.  
Dosyadaki unsurlardan anlaıldığına göre, adli makamlar hemen hemen aynı gerekçeleri  
kullanarak, bazen de gerekçe göstermeyi gereksiz bularak bavuranın tutukluluk halinin  
4
devamına karar vermilerdir (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Temel ve Takın davası,  
no 40159/98, prg. 50-54, 30 Haziran 2005).  
Bu koullar altında, bavuranın uzun süren tutukluluk halini dikkate alan AĐHM,  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
A. Yargılama süresine ilikin  
Bavuran, ceza yargılaması süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen  
« makul süre » ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.  
Hükümet, bu ikâyetin kabuledilebilirliğine ilikin herhangi bir görübelirtmemektedir.  
AĐHM, bu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını kaydederek, kabuledilebilir ilan etmektedir.  
Esasa ilikin olarak Hükümet, davanın karmaıklığını ve bavurana isnat edilen suçların  
niteliğini ileri sürmektedir. Kendi gözünde yetkililer yüzünden yargılamanın aksadığı hiçbir  
dönem bulunmadığından, Hükümet, yargılama süresinin mantıksız olarak kabul  
edilemeyeceğini savunmaktadır.  
Bavuran, bu argümana karı çıkmaktadır.  
AĐHM, ilk önce ihtilaflı yargılamanın bavuranın tutuklanmasıyla 20 ubat 2001 tarihinde  
baladığını ve ağır ceza mahkemesinin kararıyla 2 Mart 2005 tarihinde son bulduğunu not  
etmektedir. Dolayısıyla yargılama iki dereceli mahkeme önünde dört yıldan fazla sürmütür.  
AĐHM, daha sonra, her ne kadar bu süre AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında  
öngörülen çabukluğa cevap verse de, özellikle tanıkların dinlenmesi için ertelenen durumalar  
nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülen yargılamanın aksadığı bazı dönemler  
olduğunu kaydetmektedir. AĐHM ayrıca, tüm yargılama boyunca bavuranın tutuklu kaldığını  
ve bu durumun davaya bakmakla görevli mahkemelerin adaletin en kısa sürede tecelli etmesi  
için itina göstermeleri gerektirdiğini vurgulamaktadır (Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no  
47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI).  
Mevcut koulları ve bu konudaki yerleik içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM  
(bakınız, örneğin, Temel ve Takın, ilgili bölüm, prg. 67-72), AĐHS’nin 6. maddesinin 1.  
paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
B. Yargılamanın adil olmadığına ilikin  
Bavuran ayrıca, gözaltı sırasında baskı uygulanarak alındığını iddia ettiği ifade ve itirafın  
karar aamasında ceza mahkemeleri tarafından göz önünde bulundurulduğunu ileri sürerek,  
davasının adil bir ekilde görülmediğini savunmakta ve bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesinin  
1. paragrafına atıfta bulunmaktadır.  
5
AĐHM, bu ikâyetin desteklenmediği ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu, dolayısıyla  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği  
kanaatine varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 2. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, kendi gözünde aırı bir ekilde ve makul nedenleri olmaksızın uzatılan  
tutukluluk halinin, uygulamada, AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafında öngörülen  
masumiyet karinesi aykırı olarak, zamanından önce bir mahkûmiyete dönüğünü iddia  
etmektedir.  
AĐHM, bu konuyla ilgili olarak, genelde tutukluluk süresi konusunda 6. maddenin 2.  
paragrafı açısından ayrı bir sorun ortaya çıkmadığını zira bu alanda sözkonusu ilkeye  
uyulmasını sağlama amacının zaten 5. maddenin 3. paragrafı tarafından yerine getirildiğini  
vurgulayan yerleik içtihadını hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đsviçre aleyhine  
W. davası, 26 Ocak 1993, prg. 30, seri A no 254-A, ve Türkiye aleyhine Tekin ve Baltaꢀ  
dava, no 42554/98 ve 42581/98, prg. 47, 7 ubat 2006).  
AĐHM, mevcut dava koullarının farklı bir sonuca varmak için haklı nedenler sunmadığı  
ve dolayısıyla bu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları gereğince açıkça  
dayanaktan yoksun olduğu ve bu itibarla kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kanaatine  
varmaktadır (Đtalya aleyhine Francesco Aggiato davası (karar), no 35207/97, 16 Mart 1999).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesi kapsamında bavuran, maddi tazminat olarak 100 000 Türk Lirası  
(TRL) (yani adil tatmin talebinin sunulduğu tarihte yaklaık 47 000 EUR) ve manevi tazminat  
olarak ise 100 000 TRL (47 000 EUR) talep etmektedir. Bavuran ayrıca, ulusal mahkemeler  
ve AĐHM önünde görülen yargılama gider ve masrafları için 253 188 TRL (120 000 EUR)  
talep etmektedir. Bavuranın avukatı, bu talebi desteklemek üzere, Đstanbul barosunun ücret  
tarifesini ve çeitli masrafları (posta, telefon, kırtasiye, tercüme masraflar ile bavuranla  
hapishanede görümek üzere ödenen yol ücretleri, v.s.) ve bavurunun hazırlanması için  
harcanan isaatlerini ayrıntılarıyla gösteren bir notun fotokopisini sunmaktadır.  
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.  
AĐHM, iddia edilen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında nedensellik bağı  
bulamadığından, talebin bu kısmını reddetmektedir. Buna karın, bavurana manevi tazminat  
olarak 4 250 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına hükmetmektedir. Yargılama  
gider ve masrafları konusunda ise AĐHM, elindeki belgelere bakarak 1 000 Euro ödenmesinin  
uygun olacağı kanaatine varmaktadır.  
AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini kaydetmektedir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Tutukluluk süresinin ve yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki ikayetlerin  
kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak  
üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana 4.250 (dört bin iki yüz elli) Euro manevi  
tazminat ve yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara  
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eit oranda basit  
faizin uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
7