anlaꢀılmaktadır. Hükümet ayrıca, baꢀvuranların polise verdikleri ifadelerin mahkûmiyetlerinin
yegâne delili olmadığını hatırlatmaktadır.
Baꢀvuranlar, Hükümetin bu tezine karꢀı çıkmakta ve ꢀikâyetlerinde ısrar etmektedirler.
AĐHM, altı ay kuralı ile ilgili olarak yerleꢀik içtihadını hatırlatmakta (Birleꢀik Krallık
aleyhine John Murray davası, 8 ꢁubat 1996, prg. 63, Karar ve hükümlerin derlemesi 1996-I, ve
Türkiye aleyhine Ditaban davası, no 69006/01, prg. 47, 14 Nisan 2009) ve bu içtihat gereğince
bir yargı sürecinin hakkaniyete uygun gerçekleꢀip gerçekleꢀmediğinin dava unsurlarının bütünü
ıꢀığında değerlendirildiğini kaydetmektedir. AĐHM, mevcut davada 28 Nisan 2003 tarihli
Yargıtay kararının baꢀvuranların avukatına 26 Haziran 2003 tarihinde tebliğ edildiğini ve bu
tarihin AĐHS’nin 35/1 maddesi anlamında iç hukuktaki nihai karar tarihi olduğunu
gözlemlemektedir. AĐHM, ilgili ꢀahısların baꢀvurularını 16 Aralık 2003 tarihinde yani nihai
karar tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde yaptıklarını not etmektedir. AĐHM bu
durumda Hükümetin altı ay kuralına iliꢀkin itirazını reddetmektedir.
AĐHM yapılan ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu
itibarla baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
AĐHM, davanın esası hakkında, Türkiye aleyhine Salduz davası ([GC], no 36391/02, prg.
45-63, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle mevcut davada da
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl
edildiği sonucuna varmaktadır. AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını kaydetmektedir.
Baꢀvuranlar ayrıca, gözaltı sırasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı nitelik taꢀıyan
uygulamalara maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Öte yandan baꢀvuranlar, AĐHS’nin 13.
maddesiyle bağlantılı olarak 3. ve 6/1 maddelerine atıfta bulunmakta ve yetkili makamları
iddia edilen kötü muameleler hakkında etkili bir soruꢀturma yürütmemekle suçlamaktadırlar.
Son olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragraflarına atıfta bulunan baꢀvuranlar,
yalnızca gözaltı sırasında baskı altında zorla verdikleri ifadelere dayanarak mahkûm
edildiklerini ve suçluluklarının maddi delillerle desteklenmediğini ileri sürmektedirler.
AĐHM, ꢀikâyetleri baꢀvuranların sunduğu ꢀekliyle incelemiꢀ ve elinde bulunan tüm
unsurları dikkate almıꢀtır. Bu bağlamda AĐHS tarafından teminat altına alınan hak ve
özgürlüklerin ihlâl edildiğini gösteren herhangi bir olgu bulunmadığını gözlemleyen AĐHM,
bu ꢀikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususu kalmaktadır. Baꢀvuran taraf maddi
tazminat olarak Mehmet Ali Çelebi için 25.000 Euro, Abdurrahim ꢁen için 30.000 Euro ve
Cevdet Sinan Özdemir için 15.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran taraf manevi tazminat
baꢀlığı altında ise Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim ꢁen’in her biri için 20.000 Euro ve
Cevdet Sinan Özdemir için 10.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca AĐHM önünde
yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri için Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini
dikkate alarak 15.500 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
4