CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÇELEBĐ VE DĐĞERLERĐ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 2910/04 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Eylül 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22190/04) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Mehmet Ali Çelebi, Abdurrahim en ve Cevdet Sinan Özdemir (bavuranlar)  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Aralık 2003 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından H. Çekiç tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1956, 1971 ve 1974 doğumludur.  
Bavuranlar, 11 Kasım 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele  
ubesi ekibi tarafından yasadıı silahlı bir terör örgütü olan PKK’ya karı düzenlenen  
operasyon sırasında yakalanarak gözaltına alınmılardır.  
Sorgulamalar 14 Kasım 1997 tarihine kadar sürmütür. Gözaltı süresince bir avukat  
tarafından temsil edilmeyen bavuranlar, bu terör örgütünün mensubu olduklarını ve aynı  
örgüt adına birçok eyleme katıldıklarını itiraf etmilerdir.  
Gözaltı sonrasında Adli Tıp Kurumu Đstanbul ube Müdürlüğünde görevli bir doktor  
tarafından ilgili ahıslar üzerinde yapılan tıbbi muayene sonucu düzenlenen raporda darp ve  
cebir izine rastlanmadığı, ancak Çelebi ve en’in ağrılardan ikayetçi oldukları belirtilmitir.  
Aynı gün, yani 14 Kasım 1997 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
savcığına sevk edilen bavuranlar kendilerine yöneltilen suçlamaları kabul etmemilerdir.  
Ayrıca, Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim en ifadelerini polis baskısı altında zorla  
verdiklerini ileri sürmülerdir.  
Yine aynı tarihte, ilgili ahıslar Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne  
çıkarıllardır. Savcılığa verdikleri ifadeleri doğrulayan bavuranlar, gözaltı sırasında polise  
verdikleri ifadeleri değitirerek kendilerine isnad edilen suçları reddetmilerdir.  
Hakim, « isnad edilen suçun niteliğini », « dosyanın içeriğini » ve «delil durumunu »  
dikkate alarak bavuranların tutuklanmalarına karar vermitir.  
Bavuranlar, 19 Kasım 1997 tarihinde DGM’ye bir yazı göndererek gözaltı sırasında  
ikence gördüklerinden ikayetçi olmulardır.  
Savcı, 31 Aralık 1997 tarihli iddianamesinde Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim en’i  
ulusal toprakların bir bölümünün ayrılmasını tahrik eden eylemler gerçekletirmekle suçlamıꢀ  
ve Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince mahkûm edilmelerini istemitir. Savcı,  
2
Cevdet Sinan Özdemir’i ise yasadıı bir örgüte üye olmakla suçlamıve Türk Ceza  
Kanunu’nun 168. maddesinin 2. fıkrası kapsamında mahkûm edilmesini istemitir.  
14 Mayıs 1998 tarihli durumada avukatları tarafından temsil edilen bavuranlar,  
haklarındaki tüm suçlamalara itiraz etmiler ve gözaltı sırasında ikenceye maruz kaldıklarını  
söylemilerdir.  
Bavuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülen 21 Ağustos 2001 tarihli durumada  
Terörle Mücadele ubesi’nde maruz kaldıkları olayları anlatmılardır: kollardan asılma,  
falaka, elektrook, basınçlı su uygulaması, testislerin ezilmesi, dayak, tecavüz.  
Yine aynı durumada savcı, bavuranların mahkûm edilmelerini istediği iddianamesini  
mahkemeye sunmutur.  
4 Nisan 2002 tarihli durumada bavuranlar, avukatları aracılığıyla Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nden ikence iddialarıyla ilgili soruturma açılmasını talep etmilerdir. Bu talep,  
gözaltı sonrasında düzenlenen Adli Tıp raporunda ilgili ahısların hiçbir ekilde iddete maruz  
kalmadıkları belirtildiği için hakimler tarafından reddedilmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 21 Kasım 2002 tarihli kararında, isnad edilen suçlardan  
dolayı bavuranları suçlu bulmuve Mehmet Ali Çelebi ile Abdurrahim en’i ömür boyu  
hapse mahkûm etmitir. DGM, Cevdet Sinan Özdemir’i ise on iki yıl altı ay hapis cezasına  
çarptırmıtır. Mahkeme, karar gerekçesinde, sanıkların gözaltı sırasında suçlarını itiraf  
etmelerini, biri davacı olan altı tanığın ifadelerini ve tutuklama, nakil, kimlik belirleme ve  
yüzletirme tutanaklarını dikkate almıtır.  
16 Nisan 2003 tarihinde, bavuranların avukatı 21 Kasım 2002 tarihli mahkeme kararını  
temyize götürmüve bir duruma yapılmasını talep etmitir. Avukat, diğer argümanların yanı  
sıra özellikle bavuranların gözaltı sırasında baskı altında zorla ifade verdiklerini ve bu  
nedenle bu ifadelerin dikkate alınmaması gerektiğini savunmutur.  
28 Nisan 2003 tarihinde görülen duruma sonrasında Yargıtay, temyiz edilen kararın  
bavuranlarla ilgili kısmını onamıtır. Yargıtay kararı 7 Mayıs 2003 tarihinde bavuranlar ve  
avukatlarının gıyabında ilan edilmitir. Yargıtay kararı, 26 Haziran 2003 tarihinde  
bavuranların avukatına tebliğ edilmitir.  
HUKUK  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/3 maddesinin c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6/1 maddesine atıfta  
bulunmakta ve gözaltındaki ilk sorgulama sırasında avukat bulundurma hakkından  
yararlanamamaları nedeniyle savunma haklarının ihlal edildiğini öne sürmektedirler.  
Hükümet, ilgili ahısların gözaltı sürelerinin 14 Kasım 1997 tarihinde sona ermesi  
dolayısıyla bu ikâyetin altı aylık süre kuralına takıldığını ileri sürmektedir. Hükümet,  
bavuranlara yasal olarak uygulanan avukat eriimi kısıtlamasının esasen AĐHS’nin 6.  
maddesi tarafından teminat altına alınan adil yargılanma hakkını ihlâl niteliği taımadığını  
savunmaktadır. Hükümet, bir yargılamanın adil olup olmadığının belirlenmesi için  
yargılamanın bütününün ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Buradan yola çıkan  
Hükümete göre, bavuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bir avukat tarafından  
temsil edildikleri dikkate alındığında, adil yargılanma haklarının ihlâl edilmediği  
3
anlaılmaktadır. Hükümet ayrıca, bavuranların polise verdikleri ifadelerin mahkûmiyetlerinin  
yegâne delili olmadığını hatırlatmaktadır.  
Bavuranlar, Hükümetin bu tezine karı çıkmakta ve ikâyetlerinde ısrar etmektedirler.  
AĐHM, altı ay kuralı ile ilgili olarak yerleik içtihadını hatırlatmakta (Birleik Krallık  
aleyhine John Murray davası, 8 ubat 1996, prg. 63, Karar ve hükümlerin derlemesi 1996-I, ve  
Türkiye aleyhine Ditaban davası, no 69006/01, prg. 47, 14 Nisan 2009) ve bu içtihat gereğince  
bir yargı sürecinin hakkaniyete uygun gerçekleip gerçeklemediğinin dava unsurlarının bütünü  
ıığında değerlendirildiğini kaydetmektedir. AĐHM, mevcut davada 28 Nisan 2003 tarihli  
Yargıtay kararının bavuranların avukatına 26 Haziran 2003 tarihinde tebliğ edildiğini ve bu  
tarihin AĐHS’nin 35/1 maddesi anlamında iç hukuktaki nihai karar tarihi olduğunu  
gözlemlemektedir. AĐHM, ilgili ahısların bavurularını 16 Aralık 2003 tarihinde yani nihai  
karar tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde yaptıklarını not etmektedir. AĐHM bu  
durumda Hükümetin altı ay kuralına ilikin itirazını reddetmektedir.  
AĐHM yapılan ikayetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Bu  
itibarla bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
AĐHM, davanın esası hakkında, Türkiye aleyhine Salduz davası ([GC], no 36391/02, prg.  
45-63, 27 Kasım 2008) kararına atıfta bulunmakta ve aynı gerekçelerle mevcut davada da  
AĐHS’nin 6. maddesinin 3 c) paragrafının 6. maddenin 1. paragrafıyla bağlantılı olarak ihlâl  
edildiği sonucuna varmaktadır. AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca varmaya  
yetecek nitelikte inandırıcı hiçbir delil veya argüman sunmadığını kaydetmektedir.  
Bavuranlar ayrıca, gözaltı sırasında AĐHS’nin 3. maddesine aykırı nitelik taıyan  
uygulamalara maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Öte yandan bavuranlar, AĐHS’nin 13.  
maddesiyle bağlantılı olarak 3. ve 6/1 maddelerine atıfta bulunmakta ve yetkili makamları  
iddia edilen kötü muameleler hakkında etkili bir soruturma yürütmemekle suçlamaktadırlar.  
Son olarak AĐHS’nin 6. maddesinin 1 ve 3 d) paragraflarına atıfta bulunan bavuranlar,  
yalnızca gözaltı sırasında baskı altında zorla verdikleri ifadelere dayanarak mahkûm  
edildiklerini ve suçluluklarının maddi delillerle desteklenmediğini ileri sürmektedirler.  
AĐHM, ikâyetleri bavuranların sunduğu ekliyle incelemive elinde bulunan tüm  
unsurları dikkate almıtır. Bu bağlamda AĐHS tarafından teminat altına alınan hak ve  
özgürlüklerin ihlâl edildiğini gösteren herhangi bir olgu bulunmadığını gözlemleyen AĐHM,  
bu ikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.  
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususu kalmaktadır. Bavuran taraf maddi  
tazminat olarak Mehmet Ali Çelebi için 25.000 Euro, Abdurrahim en için 30.000 Euro ve  
Cevdet Sinan Özdemir için 15.000 Euro talep etmektedir. Bavuran taraf manevi tazminat  
bağı altında ise Mehmet Ali Çelebi ve Abdurrahim en’in her biri için 20.000 Euro ve  
Cevdet Sinan Özdemir için 10.000 Euro talep etmektedir. Bavuranlar ayrıca AĐHM önünde  
yapmıoldukları yargılama giderleri için Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini  
dikkate alarak 15.500 Euro talep etmektedirler.  
Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
4
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında hiçbir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karın, bavuranların her birine  
hakkaniyete uygun olarak 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlatırmaktadır. Öte  
yandan AĐHM, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulağında, ilke olarak en  
uygun telafi yolunun, bavuranlar için sözkonusu hükmün gerekleri yerine getirilmiolsaydı  
içinde bulunacakları duruma olabildiğince tekabül eden bir durum yaratmak olduğu  
kanaatinde olduğunu yinelemektedir (Bkz. sözü edilen Salduz, Teteriny-Rusya no: 11931/03,  
30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-Türkiye kararı  
no: 52658/99, 17 Temmuz 2007). AĐHM bu ilkenin bu bavuruya uygulanabileceği  
görüündedir. Sonuç itibarıyla AĐHM, en uygun telafi yönteminin bavuranların talep etmesi  
halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karılayacak ekilde yeniden  
yargılanmaları olacağı kanısındadır (Bkz. mutatis mutandis Gençel-Türkiye kararı no:  
53431/99, 23 Ekim 2003).  
AĐHM yargılama masrafları ve giderlerine ilikin bu konudaki yerleik içtihadını  
hatırlatmakta ve buna göre bir bavuranın gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebileceğini vurgulamaktadır. Mevcut bavuruda  
bavuranların öne sürmüoldukları yargılama giderlerini kanıtlayıcı herhangi bir belge  
sunmadıklarını saptayan AĐHM, bavuranlara bu yönde bir ödeme yapılmasını gerekli  
görmemektedir.  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun gözaltında avukat bulundurma hakkından yararlanılmaması kapsamında  
yapılan ikayete ilikin kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. Bavuranların gözaltında avukat yardımından yararlanmamaları nedeniyle AĐHS’nin 6/3 c)  
maddesiyle bağlantılı olarak 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavuranların her  
birine 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5