COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ÇELĐK/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 39326/02)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 39326/02 no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Murat Çelik’in (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Mayıs 2002  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından S. Ballıkaya Çelik tarafından temsil  
edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1966 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır. Bavuruyu yaptığı sırada  
Đstanbul Barosu yönetim kurulu üyesiydi ve olayların gerçekletiği tarihte ÇağdaHukukçular  
Derneği Đstanbul ubesi bakanıydı. Bavuran ayrıca Türkiye’de insan haklarının  
korunmasının sağlanması için çeitli faaliyetlere yürütmütür.  
A. Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleen olay  
21 Nisan 1998’de bavuran altı polis memurunun, bir tutuklaya ikence ederek onu  
öldürmekten suçlu bulunduğu yönünde verilen bir karar ardından Aydın Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde gerçekleen halk ayaklanması sırasında yararlanmıtır. Halk arasında görev  
baında olmayan sivil polis memurları, gazeteciler, çeitli dernek temsilcileri ve kurbanın  
yakınları bulunmaktaydı. Bavuran, durumaya kurbanın yakınlarının yasal temsilcilerinden  
biri olarak katıldığını iddia etmektedir. Olay sırasında yedi polis memurunun da dahil olduğu  
on yedi kii çeitli derecelerde yaralanmıtır.  
Bavuran, bavuru formunda davalı polislere giydirilen hüküm okunur okunmaz,  
arasında görev baında olmayan sivil polis memurları ile davalı polis memurlarının  
davacılara, davacıların avukatlarına ve kurbanın yakınlarına sözlü ve fiziksel saldırıda  
bulunmaya baladıklarını iddia etmitir. Daha sonra acil müdahale gücü duruma salonuna  
girmiinsanları döverek ve sürükleyerek salondan çıkarmaya balamıtır. Bavuran ayrıca  
sivil giyimli polis memurlarının Ağır Ceza Mahkemesi koridorlarından geçii engellediklerini  
ve kendisi ile diğerlerini linç etmeye kalkıtıklarını ileri sürmütür.  
Sözkonusu günde görevde olan polis memurlarının hazırladıkları olay yeri tutanağına  
göre, olaylar kaydedilen ekilde gerçekletirmitir: Çeitli siyasi partilerin ve derneklerin  
aldıkları kararı müteakiben durumaya çeitli ehirlerden önemli sayıda kiinin katılacağına  
dair bilgi alan polis, adliye sarayına gelmive 13.00’da adli sarayının içinde ve civarında tüm  
gerekli tedbirler alınmıtır. Güvenlik güçleri, olası provokasyonlar için hazırlıklı olmaları  
hususunda uyarılmılar ve duruma salonuna giren herkesin üzeri aranmıtır. Duruma  
15.40’ta balamıtır. Mahkeme 18.00’da kararını verir vermez, müteveffanın kız  
kardelerinden biri elleri havada oynamaya balamıve bir diğer kii de bağırarak adaletin  
yerini bulduğunu ve faist polislerin cezalarını çekeceklerini söylemitir. Đki grup arasında  
sözlü ve fiziksel meydan okuma balamıtır. Acil müdahale gücü duruma salonuna girmive  
kamu düzenini sağlamak için güç kullanmak durumunda kalmıtır. Olay raporuna göre, adliye  
sarayında yaanan çatımada yaralanan ve aralarında bavuranın da olduğu bekii, tedavi  
görmek üzere doktora gönderilmitir.  
18.45’te bavuran, boynunun sağ kısmında yüzeysel sıyrıklar, çenesinde yüzeysel bir  
kesik ve sağ bacağının üst kısmında genibir kızarıklık tespit eden Aydın Devlet Hastanesi  
doktoru tarafından muayene edilmitir.  
B. Ceza soruturması  
21 Nisan 1998’de bavuran, Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede durumada davacıyı  
temsil ettiğini kabul etmiÇağdaHukukçular Derneği adına bir gözlemci olarak orada  
bulunduğunu kabul etmitir. Hakim, davalıların aldığı cezaları okurken, sıralarda oturan sivil  
polis memurlarının avukatlara ve basına sözlü olarak saldırmaya baladıklarını iddia etmitir.  
Bavuran çıkan çatımada dayak yediğini ve 5 ya da 6 polis memuru tarafından duruma  
salonundan sürüklenerek çıkarıldığını iddia etmitir. Davranıtarzlarından polis memurları  
olduklarını anladığını ve kendilerini görürse, tanıyabileceğini ileri sürmütür.  
22 Nisan 1998’de bavuran Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na bavurarak bu olaylara  
ilikin suç duyurusunda bulunmuve Aydın Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesinde  
görevli sivil polis memurları aleyhinde takibat balatılmasını talep etmitir. Polis  
memurlarının kimliklerini tespit edebileceğini iddia etmitir. Bavuran tedavi edilmesi için  
Adli Tıp Kurumu’na gönderilmeyi talep etmitir.  
Aynı gün bavuran, çizilmiolan çene bölgesindeki acıdan ikayetçi olduğunu, baının  
arka kısmında 1 cm.lik bir çürük bulunduğunu, sağ kalça kemiğinin arka kısmında 2x1 cm.lik  
çürük bulunduğunu ve üst bacaklarından ağrılardan ikayetçi olduğunu kaydeden Bakırköy  
Adli Tıp ube Müdürlüğü’nde görevli bir doktor tarafından muayene edilmitir. Doktor tespit  
edilen yaraların bavuranı begün süreyle çalımaktan alıkoyduğu sonucuna varmıtır.  
Bu süre içerisinde Đzmir Barosu, ÇağdaHukukçular Derneği ve bir grup avukat  
olaydan sorumlu olanlar aleyhinde takibat balatılmasını talep ederek Aydın Cumhuriyet  
Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmutur.  
24 Nisan 1998’de Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, ratione loci (yer yönünden)  
yetkisizlik kararı vermive soruturma dosyasını Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na yollamıtır.  
15 Mayıs 1998’de Bakırköy Adli Tıp ube Müdürlüğü, bavuranın 21 Nisan 1998  
tarihli sağlık raporunu dayanak olarak göstererek, kaydedilen yaraların bavurunu begün  
süreyle çalımaktan alıkoyduğu sonucuna varmıtır.  
C. Cezai takibat  
21 Nisan 1998’de bavuran Aydın Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 456.  
Maddesi uyarınca fiziksel zarar vermiolmaları nedeniyle iki gazeteci, bir yerel politikacı ve  
Aydın Emniyet Müdürlüğü’nde görevli yedi polis memurunun da dahil olduğu on üç kii  
aleyhinde bir iddianame yayınlamıtır. Đzmi Barosu, Aydın Barosu, ÇağdaHukukçular  
Derneği, sanıklar dıındaki yedi polis memuru da dahil olmak üzere on dokuz kii ve  
bavuran olayda müteki olarak kaydedilmilerdir.  
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu tarihte görev baında olan polis memurları  
hususunda ratione loci (yer yönünden) yetkisizlik kararı vermive soruturma dosyasını  
Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na yollamıtır.  
10 ubat 1999’da bavuran yargılamaya üçüncü taraf olarak katılmayı talep etmitir.  
24 Mart 1999’da bavuran, Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’ne suçlanan polis  
memurları aleyhinde takibat balatılmasını talep ettiği bir yazı sunmutur. Bavuran bu yazıda  
kendisinin ve diğerlerinin sivil memurları tarafından sözlü ve fiziksel saldırıya uğradıklarını,  
sivil polis memurlarının kendisini döverek mahkeme salonundan çıkardıklarını ve polisin  
kendisini mahkeme salonu koridorlarında linç etmek istediğini yinelemitir.  
2 Nisan 2001’de Aydın Asliye Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı Kanun’un ilgili  
maddeleri uyarınca cezai takibatın askıya alınmasına ve beyıl içerisinde suçlular tarafından  
buna benzer ya da daha ciddi nitelikte bir suç ilenmediği takdirde durdurulmasına karar  
vermitir.  
26 Kasım 2001’de bavuranın yedi polis memuruna ilikin karara itirazı Aydın Asliye  
Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
D. Polis teftikurulunun yürüttüğü soruturma  
Bu süre içerisinde, 23 Nisan 1998’de on üç polis memuru aleyhinde polis teftikurulu  
tarafından soruturma balatılmıtır. Olaya ve kötü muameleye ilikin rapor hazırlamaları için  
iki emniyet amiri (“soruturma yetkilileri”) atanmıtır.  
Rapordan anlaıldığına göre hazırlık aamasında soruturma yetkilileri suçlanan polis  
memurlarının, sözkonusu gün görev baında olan diğer polis memurlarının, sözkonusu gün  
yaralananlar da dahil olmak üzere altı gazetecinin ve E.Y.’nin ifadelerini almılardır. EGE TV  
ve ATV kanallarının video görüntüleri ile yaralananların fotoğraflarını ve sağlık raporlarını  
incelemilerdir.  
29 Mayıs 1998’de soruturma kuruluna sunulan raporda, delil eksikliği nedeniyle  
kurulun, sözkonusu günde görev baında olan polis memurları aleyhinde takibat balatma  
yetkisinden vazgeçmesi tavsiye edilmitir. Soruturma yetkilileri, sözkonusu günde görev  
baında olmayan iki polis memurunun direkt olarak Cumhuriyet Savcısı tarafından  
sorgulandığını kaydetmitir. Soruturma yetkilileri ayrıca on üç polis memuru hususunda delil  
yetersizliği nedeniyle disiplin cezası istenmediği kanısına varmıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine dayanarak 21 Nisan 1998’de Aydın  
Adliyesi’nde gördüğü muameleden ve yetkili makamların soruturmayı ve ardından gelen  
cezai takibatı, sorumluların cezasız kalması ile sonuçlanan yürütme ekillerinden ikayetçi  
olmutur.  
AĐHM bu ikayetlerin yalnızca 3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet AĐHM’den AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği  
için bavuruyu reddetmesini talep etmitir. Bavuranın hukuk mahkemeleri ya da idari  
mahkemeler önünde dava açarak uğradığını iddia ettiği zararın telafisini talep edebileceğini  
iddia etmitir.  
AĐHM benzer davalarda daha önce Hükümet’in ön itirazını incelemive reddetmiꢀ  
olduğunu hatırlatmaktadır (bkz., örneğin, Nevruz Koç/Türkiye, no. 18207/03, 31. paragraf, 12  
Haziran 2007). Mevcut davada yukarıda kaydedilen bavurularda vardığı sonuçlardan farklı  
bir sonuca varmasını gerektiren özel koullar tespit etmemektedir. Sonuç olarak, AĐHM  
Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.  
Buna ek olarak, AĐHM, bavurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35/3 maddesi  
bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmitir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu  
sonuca varmak için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna  
varılmalıdır.  
B. Esas  
1. Tarafların görüleri  
Hükümet bavuranın iki taraf arasında meydana gelen bir kavgada yaralandığını ve  
aldığı darbelere, kasıtlı olarak neden olunmadığını iddia etmitir. Ayrıca devletin, görev  
baında olmayan polis memurlarının eylemlerinden sorumlu tutulamayacağını kaydetmitir.  
Hükümet son olarak Cumhuriyet Savcısı ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olaya ilikin  
dikkatli bir soruturma yürütüldüğünü ileri sürmütür.  
Bavuran hem sivil polis memurlarının hem de o gün görev baında olan polis  
memurlarının güç kullanmaları sonucu ciddi ekilde yaralandığını kaydetmitir. Ayrıca,  
suçlanan polis memurlarının hiçbirinin yaralanmamıolmasının, olayın polis tarafından  
önceden tasarlandığını gösterdiğini iddia etmitir. Bavuran olay nedeniyle ve özellikle de  
dövülürken ve adliye binasından sürüklenerek çıkartılırken çekilen fotoğraflarının ve video  
görüntülerinin Türkiye’deki v diğer ülkelerdeki milyonlarca insan tarafından görülmesinden  
ötürü ruhsal olarak yara aldığını iddia etmitir. Ayrıca, suçlanan polis memurlarına disiplin  
cezası verilmediğini, aleyhlerinde takibat balatılmağını ve olaya ilikin batan savma bir  
soruturma yapıldığını kaydetmitir. Son olarak, Hükümet tarafından sunulan video  
görüntülerinin – olaya ilikin genel olarak doğru bir görüntü tekil etmesine rağmen – kasıtlı  
olarak eksik çekildiğini ve kendisinin ileri sürdüğü olayları gösteren sahneleri içermediğini  
iddia etmitir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
3. madde, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birini ortaya koymaktadır.  
Đꢀkenceyi, insanlık dıı ya da küçük düürücü muameleyi ya da cezalandırmayı kesin bir dille  
yasaklamaktadır. AĐHS’nin 1. maddesi bağlamında Yüksek Sözlemeci Devletler’in  
yükümlülüğü, yetki alanlarına giren kimselerin AĐHS’de tanımlanan hak ve özgürlüklerini  
güvence altına almaktır. 1. madde, 3. maddeyle birlikte, devletlerin yetki alanları dahilindeki  
kimselerin, bireylerin uyguladığı kötü muamele de dahil olmak üzere, ikenceye ya da  
insanlık dıı veya küçük düürücü muameleye maruz kalmamalarını sağlamaya yönelik  
tedbirler almasını gerektirmektedir.  
AĐHM mevcut davada, bavuranın 21 Nisan 1998’de Aydın Ağır Ceza  
Mahkemesi’nde gerçekleen olaylar sırasında yaralandığı hususunda taraflar arasında ihtilaf  
bulunmadığını gözlemlemektedir. Dava dosyasını, bu dosyada bulunan belgeleri ve diğer  
delilleri ve özellikle de bavuranın, yerel mahkemeler önünde verdiği ifadeleri inceleyen  
AĐHM, tarafların sundukları delillerin, makul üphenin ötesinde, bavuranın 21 Nisan 1998  
tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görev baında olan polis memurlarınca 3.  
maddenin yasakladığı ağır kötü muameleye maruz kaldığı sonucuna varılmasını sağlamadığı  
sonucuna varmaktadır. Ayrıca, adliye binasında bulunan sivil polis memurlarının görev  
baında olmamaları ve bavuranı hususi bir sıfatı haiz olarak dövmeleri nedeniyle AĐHM,  
polislerin ahsi hareketlerinden dolayı Türkiye’nin direk olarak sorumlu tutulamayacağı  
kanaatindedir. Buna ek olarak, AĐHM devlet yetkililerinin bavuranı kötü muameleden  
korumak amacıyla etkili adımlar attığına dair göstergelerin bulunmadığı kanaatindedir.  
AĐHM, bu sonuca varırken, yetkililerin olaydan önce birçok tedbir aldıklarını; bavuranın  
karıt taraflar arasında çıkan ve polis memurları da dahil olmak üzere birçok kiinin  
yaralanğı sözlü ve fiziksel bir çatıma sırasında yaralandığını; bavuranın aldığı yaraların  
uzun süreli sonuçlar doğurmayacak kadar yüzeysel olduğunu ve polisin çatıma baladıktan  
hemen sonra müdahale ettiğinin anlaıldığını göz önüne almıtır.  
Ancak AĐHM, 3. maddenin ayrıca devletlerin, ahsi bütünlüğe karı suç ilenmesini  
önleyici ihlal edilmelerinin engellenmesi, baskı altına alınması ve cezalandırılması için  
emniyet görevlilerince desteklenen, etkili ceza hukuku hükümleri getirmesini gerekli  
kılmaktadır ve bu gereklilik, bireylerin uyguladığı kötü muameleyi de kapsamaktadır. Bu  
madde özellikle yetkili makamların “tartımaya açık” olduklarında ve “makul bir üphe ortaya  
koyduklarında”, kötü muamele iddialarını – bu tür bir muamele bireyler tarafından  
uygulanmıolsa dahi – soruturmalarını gerektirmektedir. Buna ek olarak, resmi soruturma  
sonucu ulusal mahkemelerde dava açıldığında, sözkonusu dava ilemleri, yargılama aaması  
da dahil olmak üzere, bütün olarak, bu tür konuların ağırlıklı gereklerini yerine getirmelidir.  
Tüm takibatların suçlu bulunma ya da mahkumiyetle sona ermesi gerekmemekle birlikte,  
ulusal mahkemeler hiçbir koul altında fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılması muhtemel ciddi  
saldırıların cezasız kalmasına izin vermemelidir.  
AĐHM mevcut davada, Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleen sözkonusu olaya  
ilikin koullara dair cezai bir soruturma balatıldığını gözlemlemektedir. Soruturma  
sonucunda Cumhuriyet Savcısı, görev baında olmayan yedi polis memurunu Ceza  
Kanunu’nun 456. maddesi uyarınca diğer hususlar meyanında kiilere fiziksel zarar vermekle  
itham etmitir. Ancak, bavuranın taraf olduğu ve görülerini sunduğu müteakip cezai takibat,  
4616 sayılı Kanun’un uygulanması gereğince sanık aleyhinde balatılan takibatın geçici  
olarak durdurulması sonucu somut bir sonuç alınmaksızın sona ermitir. AĐHM bu bağlamda  
bir takım bavurularda, Türk ceza hukuku sisteminin bu davalarda titiz bir ekilde  
uygulanmadığı ve 4616 sayılı Kanun’un uygulanması nedeniyle aleyhlerinde balatılan cezai  
takibat geçici olarak durdurulduğunda, devlet yetkililerinin ya da bireylerin gerçekletirdikleri  
yasaı eylemlerin etkili ekilde önlenmesini sağlayan caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı  
yönünde vardığı sonucu hatırlatmaktadır. AĐHM, 4616 sayılı Kanun’un uygulanması  
sonucunda olaylar, yetkili bir mahkeme tarafından tespit edilmediği için mevcut davada,  
faillerin durumundan bağımsız olarak farklı bir sonuca varmayı gerekli görmemektedir. Bu  
bağlamda, getirilen cezai yaptırımların asıl amacının, suçlunun daha fazla zarar vermesini  
engellemek ve onu caydırmak olduğunu yinelemektedir. Ancak, bu amaçlar etkili bir ceza  
mahkemesi olayları tespit etmedikçe yerine getirilememektedir.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, mevcut davada yürütülen cezai  
takibatın ilgili bireyler üzerinde yeterli derecede caydırıcı etkiye sahip olduğunun ya da  
bavuranın ikayette bulunduğu eylemler gibi yasadıı eylemlerin etkili ekilde  
engellenmesini sağlayabildiğinin söylenemeyeceği kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 3.  
maddesi usul açısından ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, bavuru formunda, yukarıda kaydedilen iddiaları dayanak olarak göstererek,  
AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca, yetkili makamların kötü muamele ikayetleri hususunda etkili  
bir soruturma balatmamalarının, suçun kendisine yüklendiği yaralamaların sorumlularının  
cezalandırılmasını ya da bu sorumlular aleyhlerinde cezai takibat balatılmasını imkansız  
kıldığından ikayetçi olmutur. Bavuran AĐHS’nin 14. maddesi uyarınca insan hakları  
alanında yaptığı eylemler nedeniyle ayrımcılığa uğradığını iddia etmitir.  
Hükümet AĐHM’den bavuranın AĐHS’nin 14. maddesi bağlamındaki ikayetini,  
AĐHS’nin 35/1 maddesi dahilindeki iç hukuk yollarının tüketilmemiolması nedeniyle  
reddetmesini istemitir. Ayrıca, 6. maddenin mevcut yargılamaya uygulanamayacağı  
kanaatindedir.  
AĐHM, Hükümet’in itirazlarının bavuranın bu balık altındaki ikayetlerinin esasıyla  
yakından ilgili olduğu ve bu nedenle ayrı olarak incelenemeyecekleri kanaatindedir. Bu  
nedenle, sözkonusu ikayetlerin esasları hususunda pein yargıda bulunmamak için bu  
konular birlikte incelenmelidir. Bavuranların ikayetleri yukarıda incelenen ikayetle  
yakından ilgili olduğu için aynı ekilde kabuledilebilir oldukları sonucuna varılabilir. Ancak,  
dava koullarını, tarafların ifadelerini ve AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini göz önüne  
alan AĐHM, mevcut bavurudaki asıl konuyu incelemiolduğu kanaatindedir. Bu nedenle,  
sözkonusu balık altında ayrıca bir sonuca varmanın gerekli olmadığı sonucuna varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aağıda kaydedilmitir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun  
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Zararlar ve yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran maddi zarar için toplam 20,000 Euro talep etmitir. Bu meblağa sağlık  
masrafları, begün boyunca çalıamaması nedeniyle uğradığı gelir kaybı ile yerel  
mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraflar dahildir. Bavuran, avukatıyla yapmıolduğu  
avukatlık ücreti sözlemelerini ve Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesini sunmutur. Ayrıca,  
manevi zarar için 30,000 Euro talep etmitir.  
Hükümet bu meblağlara itiraz etmitir.  
AĐHM, bavuranın uğradığı maddi zarara ilikin olarak, tüm sağlık masrafları ve gelir  
kayıpları hususunda, tespit edilen ihlal ve dayanaktan yoksun maddi zarar iddiası arasında  
illiyet bağı olmadığı sonucuna varmıtır. AĐHM yargılama masraf ve giderleri hususunda  
bavuranın ancak gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve meblağların makul  
olduğunu kanıtladığı müddetçe, yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak kazandığını  
yinelemektedir. Mevcut davada, sunulan belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne  
alan AĐHM, bavurana tüm balıklar altında 2,000 Euro tazminat ödenmesini makul  
bulmaktadır.  
AĐHM, bavuranın manevi zarar iddiası hususunda, bavuranın gördüğü kötü  
muameleye ilikin yeterli soruturma yapılmaması nedeniyle sıkıntı yaamıolması  
gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle, bavurana hakkaniyet temelinde bu balık altında  
9,000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
B. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle oluacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmutur.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM  
1. Oybirliğiyle bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. 2’ye 5 oyla, AĐHS’nin 3. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6. ve 14. maddeleri bağlamındaki ikayetleri ayrı ayrı incelemenin gerekli  
olmadığına;  
4. 2’ye 5 oyla  
(a) Sorumlu Devlet’in, kararın AĐHS’nin 44 § 2 maddesi’ne göre kesinlik kazandığı tarihten  
itibaren üç ay içerisinde bavurana, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere aağıdaki miktarları ve buna ek olarak ödeme gününde uygulanabilecek her  
tür vergiyi ödemesine:  
(i) manevi zarar için 9,000 Euro (dokuz bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;  
(ii) masraf ve harcamalar için 2,000 Euro (iki bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;  
(b) yukarıda kaydedilmiolan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluacak faiz  
oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü  
olduğuna,  
5. Bavuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıolup 27 Mayıs 2010 tarihinde, Đçtüzüğün 77.  
maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.