Bir şikayet, yalnızca dayanılan yasal temeller ve iddialarla değil, aynı zamanda içerisinde
sözü geçen olaylarla da nitelendirilir (bkz. Guerra ve Diğerleri/Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli
karar, Raporlar 1998-I, § 44, Powell vw Rayner/İngiltere, 21 Şubat 1990 tarihli karar, A
Serisi no. 172, sayfa 13, § 29, bkz. aynı zamanda Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim
1998 tarihli karar, Raporlar 1998-VIII, § 132).
105. Her durumda AİHM, sözkonusu sıkıntılar yetkili makamların, soruşturma
yürütme yollarına ilişkin başvuranın daha genel şikayetleri ile bağlantılı olduğu için, benzer
şikayetleri 6. madde yerine 13. madde uyarınca incelemekte olduğunu gözlemlemiştir. 13.
maddenin ilgili madde olduğu düşünülmektedir, özellikle AİHS’nin 2. maddesinin ihlali
olarak, mağdurun yakınlarına tazminat ödenmesi yolu ile telafi edilemez (bkz., mutatis
mutandis, Kaya, yukarıda kaydedilen, §§ 104-105).
106. Sözkonusu davada AİHM, başvuranın şikayetinin Cumhuriyet Savcısı tarafından
erkek kardeşinin öldürülmesine ilişkin başlatılan soruşturma aleyhine yöneltilmiş olduğunu
ve başvuranın, dava açmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla başvuru, yalnızca AİHS’nin aşağıda
kaydedilmiş olan 13. maddesi uyarınca incelenmelidir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan
kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme
hakkına sahiptir.”
107. AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, Sözleşme’nin öngördüğü haklar ve özgürlükler,
yerel yasal düzenden ne şekilde korunmakta olsa da bir iç hukuk yolunun, sözkonusu hakları
ve özgürlüklerin esasını yerel düzeyde teyit edeceğini temin eder. 13. maddenin etkisi, AİHS
uyarınca “ileri sürülebilir bir şikayetin” esasını karara bağlamak için bir iç hukuk yolu şartını
gerektirmek ve Sözleşmeci Devletler, sözkonusu şart uyarınca değerlendirildiği halde, destek
sağlamaktır. Ancak 13. maddenin öngördüğü iç hukuk yolu, kanunen olduğu kadar
uygulamada da “etkin” olmalıdır ve özellikle uygulanması, Sorumlu Devlet’in yetkili
makamlarının faaliyetleri veya ihmalleri sonucu nahak yere engellenmemelidir (bkz.
Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Raporlar 1996-VI, sayfa 2286, § 95;
Aydın/Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Raporlar 1997-VI, sayfa 1895-96, § 103, Kaya,
yukarıda kaydedilen, § 106).
108. Yaşam hakkının temel önemi dikkate alındığında, 13. madde, uygun durumlarda
tazminat ödenmesinin yanı sıra, ölümden sorumlu kişilerin tespiti ile cezalandırılmasını ve
şikayetçinin soruşturma sürecinden etkin bir şekilde yararlanmasını sağlayabilecek, etkili bir
soruşturma da gerektirmektedir (bkz. yukarıda anılan Kaya, § 107).
109. Sözkonusu davada sunulan kanıtlar temelinde, AİHM, sorumlu Devlet’in,
AİHS’nin ikinci maddesi uyarınca başvuranın kardeşinin ölümünden sorumlu olduğu
hükmüne varmıştır. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki şikeyetleri 13. madde uyarınca
“savunulabilir” özelliktedir (bkz. yukarıda anılan Salman, § 122 ve orada anılan diğer
davalar).
110. Dolayısıyla, yetkili makamların başvuranın kardeşinin ölüm şartlarına ilişkin
etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilen nedenlerle (bkz. 86-93.
paragraflar), 2. madde ile getirilen soruşturma yürütme yükümlülüğünden daha kapsamlı
şartlar gerektiren 13. Madde’ye uygın bir soruşturma yürütülmemiştir (bkz. yukarıda anılan
Kaya, § 107). Bu nedenle AİHM, başvuranın, kardeşinin ölümüne ilişkin olarak, etkili bir
hukuk yolundan yararlanamadığı ve dolayısıyla faydalanabileceği tazminat talebi gibi diğer
hukuk yollarını kullanamadığı hükmüne varır.