CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÇELĐK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:74500/01)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
26 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (74500/01) bavuru no’lu davanın nedeni bu ülke  
vatandaları olan Güllü Çelik (G.Ç.), YemiAltınta(Y.A.), Fatma Sevük (F.S.), Emine  
Kıyançiçek (E.K.) ve Naciye Sevük’ün (N.S.) (bavuranlar), Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne (AĐHM) 5 Haziran 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin  
Temel Đnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından K. Genç ve G. Zorcu  
tarafından temsil edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1938, 1939, 1925, 1926, 1980 ve 1944 doğumlu olup Tunceli’de  
ikamet etmektedirler.  
Bavuranlara göre, G.Ç., Y.A., F.S., E.K. ve A.A. zazaca konumaktadır ve Türkçe  
bilmemektedirler.  
Bavuranlar, 6 Ekim 1999 tarihinde PKK üyeleri aleyhinde yürütülen bir operasyon  
sonrasında gözaltına alınmılardır. Operasyon sırasında bu örgütün iki üyesi öldürülmütür.  
6 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında ölen kiilerin  
üzerlerinde bulunan iki tüfeğe, bu tüfeklere ait kurunlara ve el bombasına el konulduğu  
belirtilmitir.  
7 ve 8 Ekim 1999 tarihlerinde düzenlenen tutanaklara göre bavuranlar jandarma  
tarafından sorgulanmıtır. Yakalanan kiilerin arasında bulunan N.S., tercüman olarak G.Ç.,  
Y.A., F.S. ve E. K. adına ifade tutanaklarını imzalamısözkonusu kiiler de bu tutanaklara  
parmak basmılardır. N.S. aynı zamanda diğer bebavuranın da PKK’ya yardım eden kiiler  
olduklarını ifade etmitir. PKK’nın Çiğdem Gedik (Ç.G) ve Semra Arslan (S.A.) isimli iki  
eski üyesi bavuranlar kendilerini görmeksizin bavuranları tehis etmilerdir. Ayrıca  
bavuranlar operasyon sırasında ölen PKK üyelerini fotoğraflardan yola çıkarak tehis  
etmilerdir. Đki maktulün üzerlerinde bavuranların kod adlarının yazılı olduğu bir not  
defterinin bulunduğu belirtilmitir.  
8 Ekim 1999 tarihinde bavuranlar, kendilerine isnat edilen suçlamaları ve gözaltında  
bulundukları sırada verdikleri ifadeleri Cumhuriyet Basavcısı huzurunda reddetmitir.  
Bavuranlar PKK’nın eski üyeleri ile kendi aralarında herhangi bir çatımanın olmadığını  
belirtmilerdir. Tunceli Adalet Sarayı’nda görev yapan A.Arslan, Türkçe bilmediklerini ifade  
eden G.Ç., Y.A., F.S. ve E.K. isimli bavuranların tercümanı sıfatıyla sorguya katılmıtır.  
Aynı gün Cumhuriyet Basavcısı tutanak düzenlemive bu tutanakta Jandarma’ya  
telefon açarak bavuranlarla yüzletirilmeleri amacıyla PKK’nın eski üyelerinin getirilmesi  
talep edilmitir. Jandarma sözkonusu kiilerin kendi denetimleri altında bulunmadığını fakat  
ertesi gün getirebileceklerini beyan etmilerdir.  
Cumhuriyet Basavcısı, delillerin durumunu, sabit bir ikametgâhlarının bulunmasını  
ve N.S.’nin diğer dört bavurana tercümanlık yapmadığını beyan etmesini dikkate alarak  
bavuranların tutuksuz olarak yargılanmalarına karar vermitir.  
2
20 Ekim 1999 tarihinde Tunceli Sulh Mahkemesi Hakimi, N.S. ve A.A.’nın ifadelerine  
bavurmutur. Hakim N.S. ve A.A.’nın tutuklu olarak yargılanmasına gerek olmadığına karar  
vermitir.  
Tunceli Cumhuriyet Basavcısı, 20 Ekim 1999 tarihinde ratione materiae bakımından  
yetkisizlik kararı vermive dosyayı Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM) sevk  
etmitir.  
Cumhuriyet Basavcısı, 28 Ekim 1999 tarihinde sunulan bir iddianameyle  
bavuranların Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca mahkum edilmelerini talep  
etmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi 8 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Ağır Ceza  
Mahkemesi’nden bavuranların ifadelerini almasını istemitir. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi  
aynı zamanda Tunceli Đli Jandarma Komutanlığı’ndan, öldürülen PKK’lıların üzerilerinde  
bulunan not defterlerinin gönderilmesini istemitir.  
Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Kasım 1999 tarihinde Tunceli Cumhuriyet  
Basavcısı’na Komutanlık kayıtlarında not defterlerine ilikin herhangi bir tutanağın mevcut  
olmadığını bildirmive 6 Ekim 1999 tarihli olay yeri tespit tutanağını göndermitir.  
Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 1999 tarihinde istinabe yoluyla bavuranların  
ifadelerini almıtır. G.Ç., Y.A., F.S. ve E.K. isimli bavuranlara bu sorgulama sırasında  
tercüman yardımı sağlanmıtır. Bavuranlar kendilerine isnat edilen suçlamaların tamamını  
reddetmilerdir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 7 Aralık 1999 tarihinde gerçekletirilen durumada olay  
yeri tespit tutanağını ve maktullerin üzerlerinde bulunan ve Tunceli Jandarması tarafından  
gönderilen not defterlerini dosyaya eklemitir.  
29 Aralık 1999 ve 27 Ocak 2000 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından  
Ç.G. ve S.A. isimli aleyhte tanıkların ifadeleri alınmıtır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 Ocak 2000 tarihli bir kararla TCK’nın 169. maddesi  
ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca bavuranların suçlu  
olduklarına kanaat getirmive her birinin üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkum  
edilmelerine karar vermitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranların suçlu olduklarına  
kanaat getirirken gözaltında bulundukları sırada verdikleri ifadeleri ve PKK’nın eski üyeleri  
ile yüzletirme tutanaklarını dikkate almıtır. Mahkeme aynı zamanda bavuranların, 5 Ekim  
1999 tarihinde öldürülen PKK üyelerini tehis ettikleri tutanakları ve maktullerin üzerlerinde  
bulunan not defterlerini dikkate almıtır.  
15 Mayıs 2000 tarihinde bavuranlar temyiz talebinde bulunmulardır. Bavuranlar  
mahkemeye sundukları lâyıhalarında aralarından bekiinin Türkçe okuma ve yazma  
bilmediğini, yalnızca zazaca konutuklarını ve N.S.’nin iyi ile kötüyü birbirinden ayırt  
edebilecek yetenekte biri olmadığını belirtmilerdir. Bavuranlar ifadelerin gerçek olmadığını  
ve PKK’nın eski üyeleri ile yüzletirme tutanaklarının var olmadığını ileri sürmülerdir.  
Bavuranlar, PKK üyelerinin 1999 yılının Mart ve Nisan aylarında yakalanmaları sonrasında  
alınan ve içerisinde bavuranların köyü ile ilgili herhangi bir bilginin yer almadığı ifadelere  
3
atıfta bulunmulardır. Bavuranlar ayrıca 6 Ekim 1999 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit  
tutanağına ve Tunceli Đli Jandarma Komutanlığı’nın 16 Kasım 1999 tarihli yazısına dayanarak  
5 Ekim 1999 tarihinde öldürülen PKK üyelerinin üzerlerinde herhangi bir not defterinin  
bulunmadığını iddia etmilerdir. Bavuranlar usul kaidelerine ve hukuka aykırı olduğu  
gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmilerdir.  
8 Aralık 2000 tarihinde alınan ve 13 Aralık 2000 tarihinde açıklanan bir kararla  
Yargıtay temyiz edilen kararı onamıtır.  
20 Mart 2001 tarihinde A.A., N.S. ve F.S., 24 Mart 2001 tarihinde Y.A., G.Ç. ve E.K.  
cezalarını çekmeye balamılardır. A.A., F.S., Y.A., G.Ç. ve E.K. 9 Ağustos 2003 tarihinde  
tahliye edilmilerdir.N.S. ise 11 Ağustos 2003 tarihinde tahliye edilmitir.  
ꢀĐKAYETLER  
AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve c) maddelerine atıfta bulunan bavuranlar, Malatya  
Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmamaları sebebiyle adil olarak yargılanmadıklarını  
ileri sürmektedirler. Bavuranlar ayrıca kendilerine anladıkları bir dilde bilgi verilmemesi ve  
jandarmaya ifade verdikleri sırada tercüman yardımının sağlanmaması nedeniyle davalarının  
hakkaniyete uygun olarak görülmediğini iddia etmektedirler. Bavuranlar mahkumiyet  
kararlarının bu ifadelere dayanarak alındığını ileri sürmektedirler. Son olarak bavuranlar  
Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediğinden dolayı  
ikayetçi olmaktadırlar.  
HUKUK BAKIMINDAN  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
AĐHM, tarafların argümanlarının tümü ıığında bavurunun incelenmesinin bu  
aamasında çözülemeyecek fakat olaylar ve hukuk açısından, esastan incelemeyi zorunlu  
kılan ciddi sorular ortaya koyduğu kanaatindedir; sonuç olarak bavuru AĐHS’nin 35 § 3.  
maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak ilan edilemez. Bavuruda baka hiçbir  
kabuledilemezlik gerekçesi tespit edilmemitir. Bu nedenle bavurunun kabuledilebilir ilan  
edilmesi uygun olacaktır.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önüne çıkarılmamaları nedeniyle  
adil olarak yargılanmadıklarından dolayı ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlar ayrıca  
kendilerine anladıkları bir dilde bilgi verilmemesi ve jandarmaya ifade verdikleri sırada  
tercüman yardımının sağlanmaması nedeniyle davalarının hakkaniyete uygun olarak  
görülmediğini iddia etmektedirler. Bavuranlar mahkumiyet kararlarının bu ifadelere  
dayanarak alındığını ileri sürmektedirler. Son olarak bavuranlar Yargıtay Cumhuriyet  
Basavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmediğinden dolayı ikayetçi  
olmaktadırlar. Bavuranlar bu itibarla AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a), b) ve c) maddesine atıfta  
bulunmaktadırlar.  
1. Bavuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde gerçekletirilen durumaya  
katılmamaları hususunda  
4
Hükümet, bavuranların ikamet ettikleri Tunceli ilinin, yargılandıkları Malatya ilinden  
uzak olması sebebiyle bavuranların ifadelerinin istinabe yoluyla alındığını belirtmektedir.  
Đstinabe Komisyonu’nun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulmasından önce Mahkeme  
tarafından bavuranlara bu muhakeme usulünü kabul edip etmedikleri sorulmutur.  
Hükümet’e göre bavuranlar kendi istekleri ile durumalara katılmamılardır ve bunun  
sorumluluğu da kendilerine aittir.  
Bavuranlar kendileri yargılayan mahkemenin duruma gününü kendilerine tebliğ  
etmediğini ifade etmilerdir. Bavuranlar istinabe yoluna giden Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından tebliğ edilen tebliğnameyi almılardır. Bavuranlar, Türkçe konumadıklarından ve  
okuma yazma bilmediklerinden dolayı “istinabe komisyonu” ifadesinin ne anlama geldiğini  
bilmediklerini ileri sürmülerdir. Ayrıca bavuranlara göre Yargıtay önünde bir avukat  
tarafından temsil edilmiolmaları bu durumu telafi etmemitir.  
AĐHM sanığın durumaya katılmasının sağlanmasının AĐHS’nin 6. maddesinin amaç  
ve hedefleri arasında bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca 3. paragrafta yer alan c) ve d)  
bentleri “her sanığa” kendini savunma” ve “tanıkları sorguya çekmek veya çektirme” hakkını  
tanımaktadır, ilgili kii mevcut olmadan bu hakların kullanılması mümkün değildir (Colozza-  
Đtalya, 12 ubat 1985, Monnell ve Morris-Birleik Krallık, 2 Mart 1987 tarihli karar, Zana-  
Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler).  
6. maddenin 3. paragrafında yer alan güvenceler, 1. paragrafta ifade edilen adil  
yargılanma hakkının kendine özgü unsurlarını tekil ettiğinden dolayı AĐHM bavuranlar  
tarafından ileri sürülen ikayetlerin bu iki paragraf dikkate alınarak değerlendirilmesinin  
uygun olacağına kanaat getirmektedir (Bkz, diğerleri arasında, Van Geyseghem-Belçika  
[Büyük Daire], no: 26103/95).  
AĐHM mevcut davada bavuranların kendilerini üç yıl dokuz ay hapis cezasına  
mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekletirilen durumaya  
çağrılmadıklarını tespit etmektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemeleri Usulü  
Kanunu’nun 226 § 4. maddesine uygun olarak bavuranların savunma ifadelerini almakla  
görevlendirilmitir.  
AĐHM, Türkçeyi iyi bilmedikleri anlaılan bavuranların içinde bulundukları durum  
dikkate alındığında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın adil olarak görülmesini sekteye  
uğratmadan, aağıda yer alan nedenlerden dolayı bavuranların ahsi tanıklıklarını doğrudan  
değerlendirmeden karar vermesinin mümkün olmadığı kanaatindedir (Bkz., mutatis mutandis,  
Zana, ve Kalem).  
Öncelikle bavuranlar hakkında verilen mahkumiyet kararının temel olarak soruturma  
safhasında elde edilen delil unsurlarına dayandığı konusu kuku götürmemektedir. Bu delil  
unsurları, soruturma safhasında bavuranlardan alınan ifadeler, 5 Ekim 1999 tarihinde  
öldürülen PKK üyelerinin bavuranlar tarafından tehis edildiğine dair tutanaklar ve ölen  
kiilerin üzerlerinde bulunan not defterlerinden olumaktadır. Aynı ekilde PKK’nın iki eski  
üyesi ile yapılan yüzletirmeye ilikin tutanaklar da soruturma safhasında düzenlenmitir.  
Üstelik iddia tanıkların esasa bakan hakimler tarafından dinlenmiolması hususu hiçbir  
ekilde bu durumu telafi etmemizira bavuranlar tanıkların dinlenmesi sırasında orada  
bulunmamı,  
tanıkları  
sorguya  
çekememiꢀ  
veya  
çektirememiꢀ  
ve  
onlarla  
yüzletirilmemilerdir.  
5
AĐHM’nin, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekletirilen durumaya  
katılmama sorumluluğun yalnızca bavuranlara ait olduğunu belirten Hükümet görüüne  
katılması mümkün değildir. AĐHM bu itibarla AĐHS ile güvence altına alınan bir hakkın  
kullanımından feragat edildiğinin, üphe götürmeyecek ekilde ortaya konulması gerektiğini  
vurgulamaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Colozza-Đtalya, 12 ubat 1985 tarihli karar, Zana  
kararı, Sejdovic-Đtalya, no: 56581/00, ve Kalem kararı). Zira bavuranların, Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından ifadelerinin alınması sırasında durumaya katılmak istememeleri  
hususu, hiçbir ekilde kendilerini savunmaktan vazgeçtikleri ve mahkeme önüne çıkmayı  
reddettikleri anlamına gelmemektedir.  
Esasında bavuranların davranılarını ve ifadelerinin inandırıcılığını yakından  
inceleyebilecek olan esasa bakan mahkeme tarafından bavuranların ifadelerinin alınması  
büyük önem arz etmitir. Bu ekilde bavuranlar bazı delillerin inandırıcı olup olmadıklarını  
ileri sürebilir, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadelerinin alınması sonrasında toplanan  
deliller hakkında görübildirebilir, iddia tanıklarını sorgulayabilir veya sorguya çektirebilir ve  
bu tanıklıkların inandırıcılıkları hakkında görübildirebilirlerdi (Bkz., mutatis mutandis,  
Kalem kararı). Kukusuz esasa bakan hakimler istinabe yoluyla alınan ifadeleri büyük bir  
titizlikle incelemive bavuranlara bunlara itiraz etme imkanını sağlamıtır fakat bu durum,  
bir durumanın gerçeklemesi ya da doğrudan hakim karısında çıkılması yerine  
geçmemektedir.  
AĐHS uyarınca adil yargılanma hakkının demokratik bir toplumdaki önemini dikkate  
alan AĐHM, bu nedenlerden dolayı savunma haklarına yönelik bu türden bir ihlalin haklı  
gösterilemeyeceğine kanaat getirmektedir.  
Sonuç olarak AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesi ihlal edilmitir.  
2. “iddianın” en kısa sürede ve bavuranların anlayacakları bir dilde tebliğ edilmemiꢀ  
olması hususunda  
AĐHM, 6. maddenin 3 paragrafının a) bendine yer alan hükümlerin ilgili kiiye  
kendisine yöneltilen suçlama hakkında bilgi verilmesi gerekliliğini vurguladığını  
hatırlatmaktadır. Đddianame, cezai soruturmalarda belirleyici bir rol oynamaktadır: tebliğ  
edilmesi ile birlikte, sözkonusu kii hukuki esaslar ve olgusal hususlar hakkında resmi olarak  
bilgilendirilir (Kamasinski-Avusturya, 19 Aralık 1989 tarihli karar). AĐHS’nin 6 § 3 a)  
maddesi sanığa, yöneltilen suçlamanın yalnız nedeninden yani iddianamenin dayandırıldığı  
aleyhindeki maddi olaylardan değil aynı zamanda suçlamanın niteliğinden de haberdar edilme  
hakkını tanımaktadır ve bu Komisyon’un da belirttiği üzere ayrıntılı bir ekilde olmalıdır  
(Pélissier ve Sassi-Fransa [Büyük Daire], no: 25444/94).  
Bu maddenin kapsamı, özellikle AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı tarafından  
güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ıığında değerlendirilmelidir (Bkz., mutatis  
mutandis, Deweer-Belçika, 27 ubat 1980 tarihli karar; Artico-Đtalya, 13 Mayıs 1980 tarihli  
karar; Goddi-Đtalya, 9 Nisan 1984 tarihli karar; Colozza-Đtalya, 12 ubat 1985 tarihli karar).  
AĐHM ceza alanında bir sanık aleyhine yöneltilen suçlamalar ve dolayısıyla mahkemenin  
aleyhinde kabul edebileceği hukuki nitelendirme hakkında tam ve kesin bir bilginin verilmesi,  
adil yargılanma için vazgeçilmez temel koullardan birisini tekil etmektedir (Pélissier ve  
Sassi-Fransa kararı).  
6
Buna karılık AĐHM her ne kadar gözaltı süresince yapılan tercümenin gerçekletiği  
koullar taraflar arasında tartıma konusu olsa da bavuranların yargılama süresince üç defa  
tercüman yardımından faydalandıklarını tespit etmektedir. Bununla birlikte 8 Ekim 1999  
tarihinde Cumhuriyet Basavcısı huzurunda bir görevli ve 30 Kasım 1999 tarihinde Tunceli  
Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda ise bir tercüman kendilerine tercümanlık etmive bu  
ekilde bavuranlar kendilerine yöneltilen suçlamanın niteliği hakkında bilgilendirilmilerdir.  
Bu hususta AĐHM 6 § 3 a) maddesi hükümlerinin, sanığın kendisine yöneltilen suçlamanın  
niteliği ve nedeninden ne ekilde haberdar edileceği hususunda herhangi bir usulün art  
koulmadığını hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa kararı).  
Sonuç olarak AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a) maddesi ihlal edilmitir.  
3. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin bavuranlara tebliğ  
edilmemesi hususunda  
AĐHM bavuranlar tarafından dile getirilen ikayete benzer ikayetleri daha önce  
incelediğini ve Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin bavuranlara tebliğ  
edilmemesi sebebiyle ve yargılanabilir bir kiinin yazılı olarak buna cevap verememesini göz  
önüne alarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar aldığını  
hatırlatmaktadır (Bkz. Göç-Türkiye [Büyük Daire], no: 36590/97, ve Abdullah Aydın-Türkiye  
(no: 2) [Büyük Daire], no: 63739/00, 10 Kasım 2005 tarihli karar).  
AĐHM mevcut davayı incelemive Hükümet’in davayı farklı ekilde sonuçlandıracak  
hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmitir.  
Sonuç olarak mevcut davada AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranların her biri 8.915 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.  
Bu tutar 283 Euro tutarındaki asgari ücret temel alınarak hesaplanmıolup otuz bir ayı akın  
bir süre cezaevinde kalmaları nedeniyle uğradıkları gelir kaybına tekabül etmektedir.  
Bavuranların her biri ayrıca 50.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHM mevcut davada adil tazmine gidilmesine sebep olacak tek unsurun,  
bavuranların 6 §§ 1 ve 3 c) maddelerinde belirtilen güvencelerden faydalanamadıkları  
hususunun olacağını tespit etmektedir. AĐHM’nin aksi durumda davanın ne ekilde  
sonuçlanacağı hususunda spekülasyon yapması hiç kukusuz mümkün değildir.  
Buna karın AĐHM, bavuranların mevcut kararda yer alan ihlal tespitinin telafi  
edemeyeceği ekilde bir takım manevi zarara uğramıolabileceklerini kabul etmektedir.  
AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak bavuranların her birine manevi  
tazminat olarak 10.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
7
Bavuranlar, AĐHM önünde temsil edilmek amacıyla yaptıkları masraf ve harcamalar  
adına 9.491 Euro (avukatlık masrafı olan 8.691 Euro ile 800 Euro tutarındaki genel masraflar)  
talep etmektedirler. Bavuranlar taleplerini desteklemek amacıyla ilgili belgeleri  
sunmulardır.  
AĐHM elindeki mevcut unsurları dikkate alarak bavuranlara tüm masraflarla birlikte  
toplu olarak 2.500 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuranların Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekletirilen  
durumaya katılmamıolmaları sebebiyle AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c) maddesinin  
ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6 §§ 1 ve 3 a) maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemiolması  
sebebiyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek  
üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavuranlara:  
i. manevi tazminat olarak bavuranların her birine 10.000 Euro (on bin)  
ödenmesine;  
ii.masraf ve harcamalar için toplu olarak 2.500 Euro (iki bin beyüz)  
ödenmesine;  
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;  
b)Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,  
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının  
üç puan fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
6. Adil tazmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi  
gereğince 26 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
8