CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
DÖRDÜNCÜ DAİRE  
KARAR  
ÇELİK VE İMRET /TÜRKİYE  
Başvuru No: 44093/98  
ÖZET TERCÜME  
STRAZBURG  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULİ İŞLEMLER  
Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) eski 25. maddesi uyarınca  
Abdurrahman Çelik ve Kasım İmret isimli iki Türk vatandaşı tarafından Avrupa İnsan  
Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 7 Eylül 1998 tarihinde, 44093/98 no ile yapılan  
başvurudan kaynaklanmaktadır.  
Adli yardım alan başvuranlar, T. Elçi tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ise,  
dava için ajan tayin etmemiştir.  
Başvuranlar gözaltındayken kötü muamele ve işkenceye maruz kaldıklarını ve şikayetleri  
hakkında etkili ve yeterli soruşturma yürütülmediğini ve bu nedenle Sözleşmenin 3. ve 13.  
maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.  
Mahkeme, 26 Eylül 2000 tarihinde başvuru hakkında kısmi kabul edilebilirlik kararı  
vermiştir.  
Başvuranlar ve Hükümet, esaslar hakkındaki görüşlerini sunmuşlardır.  
DAVA OLAYLARI  
1958 doğumlu Abdurrahman Çelik ve 1947 doğumlu Kasım İmret Batman’da  
yaşamaktadırlar.  
A. Gözaltı ve kötü muameleyi belgeleyen tıbbi raporlar  
PKK’ya kuryelik yapmakla suçlanan başvuranlar 17 Mayıs 1998 tarihinde Batman  
Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurlarınca tutuklanmışlardır.  
Gözaltına alınmadan once başvuranlar tıbbi muayeneden geçmiş ve başvuranların  
herhangibir yara izi taşımadığı sonucuna varılmıştır. Başvuranlar daha sonra sorgulama  
için Batman Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüş ve gözaltına alınmışlardır.  
Savcı 18 Mayıs 1998 tarihinde başvuranların gözaltı süresini 20 Mayıs 1998 tarihine  
kadar uzatmıştır.  
Başvuranlar 18 ve 20 Mayıs tarihlerinde iki doktor tarafından tekrar muayene edilmiş ve  
muayene sonucunda başvuranların kötü muameleye uğramadığı ortaya çıkmıştır.  
Başvuranlar gözaltında iken, işkence ve insanlık dışı muameleye tabi tutulduğunu iddia  
etmiştir. Gözlerinin bağlandığını ve basınçlı soğuk suya maruz kaldıklarını, elektrik şoku  
verildiğini iddia etmişlerdir. Dövüldüklerini, yiyecek içecek verilmediğini, ayrıca tuvalet  
ihtiyacının karşılanmasının engellendiğini, hakaret edildiğini ve ölümle tehdit  
edildiklerini ileri sürmüşlerdir.  
Başvuranlar 20 Mayıs 1998 tarihinde Batman Savcısının ve daha sonra da Batman Sulh  
ve Ceza Mahkemesi’nin huzuruna çıkarılmıştır. Altı polis memurunun imzaladığı 20  
Mayıs 1998 tarihli protokole göre, başvuranlar polis otosundan çıkarken çarpışmışlar ve  
Abdurrahman Çelik yere düşmüştür. Başvuranların sözkonusu protokole itiraz ettiği  
belirtilmelidir.  
Başvuranlar hem savcı hem de Batman Sulh Ceza Mahkemesi huzurunda polise  
verdikleri ifadeleri reddetmişler ve gözaltında iken kötü muameleye maruz kaldıklarını  
belirtmişlerdir. Batman Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Abdurrahman Çelik’in sol  
gözündeki morluğu farketmiş ve ifadelerin baskı altında alındığını belirtmiştir. Batman  
Sulh Ceza Mahkemesi başvuranların tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.  
Aynı gün başvuranlar, Batman Cezaevi’ne götürülmüştür.  
Başvuranlar, 21 Mayıs 1998 tarihinde cezaevi doktoru T.D. tarafından muayene  
edilmiştir. Muayene sonucunda Abdurrahman Çelik’in vücudunda yara izleri tespit  
edilmiştir.  
Kasım İmret hakkında ise Dr. T.D. vücudunda yara olmadığını belirtmiştir.  
Başvuranlar aynı gün Batman Sulh Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sunmuş ve Mahkeme’nin  
tutuklu yargılanma kararının iptalini istemişlerdir. Başvuranlar, polis tarafından alınan  
ifadeleri baskı altında imzaladıklarını belirtmişlerdir.  
Abdurrahman Çelik 15 Temmuz 1999 tarihinde İzmir Tabipler Odası uzmanlarınca  
muayene edilmiştir. Komisyon tarafından hazırlanan rapora göre, başvuran bedensel ve  
psikolojik problemler yaşamıştır ve başvuranın vücudundaki izler fiziksel kötü  
muamelenin sonucudur.  
B. Başvuranlar Aleyhindeki Cezai İşlemler  
12 Haziran 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı başvuranlar  
aleyhinde Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesine dayanarak hazırladığı iddianame ile  
PKK üyelerine yardım ve yataklık etmekle suçlamıştır.  
Başvuranların yasal temsilcisi 27 Temmuz 1998 tarihinde sunduğu dilekçe ile  
başvuranların Batman Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında iken işkence gördüğünü ileri  
sürmüştür. Batman Cezaevi Yönetimi’nin cezaevi doktorunun hazırladığı 21 Mayıs 1998  
tarihli tıbbi raporları göndermesini istemiştir.  
Batman Cezaevi Yönetimi 29 Temmuz 1998 tarihinde tıbbi raporların nüshalarını  
Batman Savcılığı’na göndermiş daha sonra bu raporlar Diyarbakır DGM’ye  
gönderilmiştir.  
Diyarbakır DGM’de 13 Ağustos 1998 tarihinde düzenlenen ilk duruşmada başvuranlar  
suçlamaları reddetmiş ve gözleri bağlı haldeyken içeriğini bilmedikleri ifadeleri  
imzalamaya zorlanmışlardır.  
Diyarbakır DGM Batman Cezaevi Doktoru tarafından düzenlenen 21 Mayıs 1998 tarihli  
raporları okumuş ve başvuranların avukatı raporların içeriği hakkında bir itirazı  
olmadığını belirtmiştir. Ayrıca Batman Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polislerin aldığı  
ifadeler dışında kanıt olmadığını ve sözkonusu ifadeler baskı altında alındığı için de  
ifadelerin kabul edilemez olduğunu 21 Mayıs 1998 tarihli tıbbi raporla ilgili olarak  
başvuranların temsilcisi kötü muameleden sorumlu polis memurları ve gözaltından  
çıkmalarını takiben başvuranları muayene eden doctor hakkında 20 Mayıs 1998 tarihli  
raporunda başvuranların vücudundaki izlerden ve yaralardan bahsetmediği için suç  
duyurusunda bulunmuştur.  
Diyarbakır DGM başvuranların talebini reddetmiş ve savcılığa bireysel olarak  
başvurmaları gerektiğine, başvuranların tutukluluk halinin devamına gerek olmadığına ve  
salıverilmelerine karar vermiştir.  
Diyarbakır DGM 4 Şubat 1999 tarihinde başvuranların beraat etmelerine karar vermiştir.  
Mahkeme Batman Emniyet Müdürlüğü’nde alınan ifadeler dışında başvuranlar aleyhinde  
kanıt olmadığını düşünmektedir.  
C. Polis Memurları Aleyhindeki Cezai İşlemler  
Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Dairesi 11 Kasım 1999 tarihinde  
Batman Savcılığı’na mektup göndererek başvuranın AİHM’ye yaptığı şikayet hakkında  
bilgi vermiştir.  
11 Kasım 1999 tarihli mektubun ardından Batman Savcısı başvuranın iddiaları hakkında  
soruşturma başlatmıştır. Suçlamaları reddeden polis memurlarının ifadelerini almıştır.  
Batman Savcısı 15 Şubat 2001 tarihinde ilgili zamanda Batman Emniyet Müdürlüğü’nde  
görevli dokuz polis memuru aleyhinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuranlara  
kötü muamele uygulandığı gerekçesiyle iddianame sunmuştur. Suçlamalar Türk Ceza  
Kanunu’nun 243/1 maddesine dayanarak yapılmıştır. Ancak savcı iddianamesinde  
başvuranların polis tarafından kötü muameleye uğradığını kanıtlayacak delillerin  
olmadığını belirtmiştir.  
Batman Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Şubat 2001 ve 22 Mayıs 2003 tarihleri arasında on üç  
duruşma düzenlemiştir. Mahkeme, polis memurlarının, tanıkların ve başvuranların sözlü  
ifadelerini dinlemiştir.  
22 Mayıs 2003 tarihinde Batman Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların başvuranlara kötü  
muamele yaptıkları sonucuna varmak için kanıtların yeterli olmadığını belirterek  
başvuranların beraatine karar vermiştir.  
Batman Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı 25 Haziran 2003 tarihinde kesinleşmiştir.  
HUKUK  
1. Sözleşme'nin 3. Maddesi’nin İhlal Edildiği İddiası  
1. Başvuranlar  
Başvuranlar, Batman Emniyet Müdürlüğü'nde tutuldukları süre içinde kötü  
muameleye maruz kaldıklarını ve şikayetleri hakkında etkili ve yeterli bir soruşturma  
yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal edildiğini iddia  
etmişlerdir.  
Başvuranlar gözlerinin bağlandığını, soğuk ve basınçlı suya maruz bırakıldıklarını,  
elektrik şoku uygulandığını, el ve ayaklarının bağlandığını, yiyecek ve içecek  
verilmediğini, dövüldüklerini, tuvalete gitmelerine izin verilmediğini ileri sürmüşlerdir.  
Hazırlanan adli tıp raporlarının güvenilir olmadığını iddia etmişlerdir. Gözaltındaki  
kimseleri muayene eden doktorların devlet memuru olduklarını ve bu nedenle kötü  
muamele bağlamındaki bulguların rapora eklenmemesi yönünde baskı gördüklerini iddia  
etmişlerdir.  
Bu nedenle 20 Mayıs 1998 tarihli raporda kötü muamele ile ilgili bir  
bulgudan bahsedilmemiştir. Ancak Batman Sulh ve Ceza Mahkemesi Hakimi ilk  
başvuranın sol gözündeki morluğu farketmiştir. Batman Cezaevi Doktoru 21 Mayıs 1998  
tarihli raporunda bu durumu belirtmiştir. Başvuranlar, 20 Mayıs 1998 tarihli protokolün  
sahte olduğunu; sözkonusu protokolün Türk Hükümeti’ne başvuru hakkında bilgi  
verildikten sonra düzenlendiğini ileri sürmüşlerdir. Bu bağlamda başvuranlar ilgili  
belgenin dava dosyasında olmadığını iddia etmişlerdir.  
2. Hükümet  
Hükümet, başvuranların gözaltına alınmadan önce ve serbest bırakıldıktan sonra  
muayene edildiklerini belirtmiştir. Bu durum ilk rapordaki bulguların ikinci raporda  
belirtilen bulgularla karşılaştırılmasını sağlamıştır. Cezaevi doktorunun hazırlamış olduğu  
rapordaki bulgular bağlamında Kasım İmret’in alt dudağındaki 0,5 cm büyüklüğündeki  
yara izi ile ilgili olarak Hükümet, gözaltında yüzlerinde ve vücutlarında bu tür izler  
taşıyan birçok şahıs bulunduğunu belirtmiştir. Ancak bunun işkence gördükleri anlamına  
gelmediğini belirtmiştir. Hükümet’in kabuledilebilirlik aşamasından sonra AİHM’ye  
sunduğu belgelere göre başvuranlar 20 Mayıs 1998 tarihinde Batman Savcılığı’na  
götürülürken polis otosundan çıkarlarken sözkonusu izler oluşmuştur.  
B. AİHM’nin Değerlendirmesi  
1. Genel Kurallar  
Mahkeme, Hükümet’in sağlıklı bir şekilde gözaltına alınıp serbest bırakıldığında  
vücudunda yara izleri bulunan şahıslar için, sözkonusu izlerin nasıl oluştuğu hakkında  
açıklama yapma sorumluluğu olduğunu tekrarlamıştır.  
AİHM, kanıtları değerlendirirken, kanıtların “makul şüphenin ötesinde” olmasına dikkat  
etmiştir. Bu tür kanıtlar, olaylarla ilgili kesin, güçlü reddi mümkün olmayan karinelerin  
birlikte mevcut olmasını gerektirir. Sözkonusu olaylar hakkında yetkililerin kısmen veya  
tamamen bilgisi olduğu durumlarda, gözaltında meydana gelen yara izleri bağlamında  
güçlü varsayımlar ortaya çıkacaktır. Yeterli ve ikna edici bir açıklama yapma  
sorumluluğu Hükümet’e aittir.  
2. Yukarıdaki Kuralların Mevcut Davaya Uygulanması  
a) Abdurrahman Çelik İsimli Başvurana İlişkin  
Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak AİHM, 17 ve 21 Mayıs 1998 tarihleri arasında  
başvuran dört kere muayene edilmiş ve hakkında dört ayrı rapor hazırlanmıştır. 21 Mayıs  
1998 tarihli son rapor, daha önce hazırlanan raporlarla çelişmektedir. Son rapora göre  
başvuran kötü muameleye maruz kalmıştır. 21 Mayıs 1998 tarihli rapor başvuranın kötü  
muamele iddiaları ve İzmir Tabipler Odası’nın 15 Temmuz 1999 tarihli raporu ile  
tutarlıdır.  
21 Mayıs 1998 tarihli rapordaki bulgularla ilgili olarak Hükümet, AİHM’ye bazı belgeler  
sunmuş ve başvuranın diğer başvuranla çarpışması sonucu yere düştüğünü ve başını yere  
çarpması sonucunda yaraların oluştuğunu ifade etmiştir. AİHM, bu açıklamanın ikna  
edici olmadığı görüşündedir. Ayrıca, 20 Mayıs 1998 tarihli protokol başvuranların  
imzasını taşımadığı için güvenilir değildir.  
Bu bağlamda, AİHM, başvuranın Batman Savcılığı’na, Sulh Ceza Mahkemesi’ne ve daha  
sonra da DGM’ye verdiği ifadelerinin birbirini tutmadığını dikkate almalıdır. Dahası,  
başvuran, gözaltında iken verdiği ifadeyi reddetmiş ve baskı altında alındığını iddia  
etmiştir.  
AİHM, Devlet’in gözaltında tutulan şahıslardan sorumlu olduğunu tekrarlamıştır.  
Gözaltındaki şahıslar hassas bir durumdadırlar ve yetkelilerin sözkonusu şahısları koruma  
sorumluluğu vardır. AİHM, 21 Mayıs 1998 tarihli rapordaki yara izlerine ilişkin  
bulguların Hükümet’in sorumlu olduğu bir muamelenin sonucunda gerçekleştiğini  
düşünmektedir.  
Abdurrahman Çelik isimli başvuran ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varılmıştır.  
b) Kasım İmret’e İlişkin  
AİHM, Kasım İmret ile ilgili olarak 21 Mayıs 1998 tarihli raporda başvuranın dudağında  
yarım cm çapındaki yaraya ilişkin bulguyu gözlemlemiştir. AİHM, başvuranın kötü  
muameleye ilişkin bir kanıt sunmadığını, raporda belirtilen yara izi ile ilgili olarak  
gözaltında iken maruz kaldığı muamele hakkında detaylı bilgi vermediğini belirtmiştir.  
AİHM, Hükümet’in sunduğu belgelerde anlatılan olayların ikna edici olmadığı  
görüşündedir. Kasım İmret’in kötü muameleye maruz kaldığı iddiası hakkında sunulan  
belgeler, iddiayı destekleyecek yeterlikte değildir.  
Sonuç olarak, başvuranın 3. madde kapsamında değerlendirilebilecek bir şiddet  
düzeyinde kötü muamele gördüğü bütün şüpheleri ortadan kaldıracak şekilde  
ispatlanamadığı için AİHM, kötü muamele bağlamında Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna varmak için kanıtların yeterli olmadığı görüşündedir.  
Bu nedenle Kasım İmret ile ilgili olarak AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği  
söylenemez.  
AİHM, soruşturmadaki kusurlar ve eksiklikler ile ilgili olarak AİHS’nin 3. madde  
bağlamında ayrı bir tespitte bulunmanın gerekli olduğu görüşünde değildir. Bu konu  
AİHS’nin 13. maddesi bağlamında incelenmiştir.  
AİHS’nin 13. Maddesi  
A. Tarafların İfadeleri  
1. Başvuranlar  
Başvuranlar, kötü muamele şikayetleri hakkındaki şikayetleri ile ilgili olarak etkili  
iç hukuk yollarından faydalanamamaları sebebiyle 13. maddenin ihlal edildiğini ileri  
sürmüşlerdir.  
Başvuranlar, adli makamlar huzurunda kötü muamele ile ilgili şikayetlerini  
sunmuş ve iddialarının ilgili makamlarca soruşturulmasını sağlamak için gerekli adımları  
atmışlardır. Yetkililerin tepkisi tamamiyle yetersiz olmuştur Başvuranlar, 1999 yılında  
başlayan soruşturmanın ve takip eden cezai işlemlerin etkili olmadığını ve polis  
memurlarının korunmasını amaçladığını iddia etmişlerdir.  
2. Hükümet  
Hükümet, başvuranların şikayetlerini sadece Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi huzurunda dile getirdiklerini belirtmiştir. Bu Mahkeme, Devlet Güvenlik  
Mahkemesine bağlı bir savcının bu tür iddiaları soruşturmaya yetkili olmadığını; bu  
nedenle yetkili savcıya başvurmaları gerektiğini belirtmiştir. Ne başvuranlar ne de avukat  
Batman Savcılığı’na başvurmamıştır. Hükümet ayrıca başvuru hakkında AİHM  
tarafından bilgi verildikten sonra Batman Savcılığı’nın soruşturma başlattığını  
savunmuştur. Batman Emniyet Müdürlüğü’nde görevli kötü muameleden sorumlu polis  
memurları aleyhinde dava açıldığını belirtmişlerdir.  
B. Mahkeme’nin Değerlendirmesi  
1. Genel Kurallar  
AİHM. 3. madde ile güvenceye alınan hakkın 13. madde ile bağlantılı olduğunu  
tekrarlamıştır. Bir şahsın devlet görevlileri tarafından kötü muamele veya işkenceye  
uğradığını iddia ettiği durumlarda “etkili iç hukuk yolu” kavramı uygun olan durumlarda  
tazminat ödenmesinin yanısıra sorumluların kimliğinin tespitini ve cezalandırılmalarını  
sağlayacak detaylı bir soruşturmanın yapılmasını ve şikayetçinin soruşturma prosedürüne  
etkin katılımını gerektirir.  
Bu bağlamda işlemlerin en kısa zamanda tamamlanması çok büyük bir önem taşımaktadır.  
Bazı hallerde soruşturmada ilerlemeyi engelleyen birtakım zorluklarla karşılaşılabileceği  
kabul edilmelidir. Ancak yetkililerin bu konuda hızlı davranması kamuoyunun hukukun  
üstünlüğü ilkesine inancının sağlanmasında ve yasadışı eylemlere göz yumulduğu  
izleniminin verilmemesi açısından büyük önem arzetmektedir.  
2. Bahsekonu Kuralların Mevcut Davaya Uygulanışı  
Dava ile ilgili kanıtlar temelinde AİHM, Abdurrahman Çelik’in gözaltında iken  
maruz kaldığı kötü muamele ile ilgili olarak Devlet’in AİHS’nin 3. maddesi bağlamında  
sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Dolayısıyla başvuranın bu husustaki şikayeti  
Sözleşmenin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddenin amaçları doğrultusunda  
“tartışılabilir” niteliktedir.  
Diğer başvuran Kasım İmret ile ilgili olarak AİHM, başvuranın gözaltında kötü  
muameleye uğradığı iddiası hakkında AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği görüşünde  
değildir. Ancak bu 13. maddenin sağladığı güvencenin kapsamı dışında olduğu anlamına  
gelmez. Sözkonusu şikayetler kabul edilemez bulunmamıştır. Dolayısıyla, başvuranın 3.  
madde bağlamındaki şikayeti 13. maddenin amaçları doğrultusunda bir ihlalin sözkonusu  
olduğu şeklinde tartışılabilir bir iddiayı gündeme getirmiştir.  
AİHM, başvuranların Batman Savcılığı, Batman Sulh Ceza Mahkemesi ve Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda şikayetlerini sunduğunu belirtmiştir.  
Başvuranların iddialarına rağmen, yargı makamları ilgili polis memurları aleyhinde suç  
duyurusu bulunmakta çabuk davranmamışlardır. Bu bağlamda AİHM, başvurunun  
Hükümet’e iletilmesinin ardından ancak bir yıl altı ay sonra yeni bir soruşturma  
açıldığını gözlemlemiştir. Batman Savcısı bir yıl üç ay sonra Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
iddianame sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi ilgili polis memurlarının dava işlemlerinin  
başlamasından üç yıl altı ay sonra ve sözkonusu olaylar gerçekleştikten beş yıl sonra  
beraat etmelerine karar vermiştir.  
AİHM, başvuranların iddiaları karşısında yetkililerin bir yıl altı ay boyunca hiçbir  
girişimde bulunmamaları ve daha sonraki işlemlerin hızı “ işlemlerin kısa süre içinde  
tamamlanması” kuralına uymamaktadır. Bu nedenle dava işlemlerinin 13. maddenin  
gereklerini karşılayacak derecede etkin ve detaylı olduğu söylenemez.  
Sonuç olarak her iki başvuran bağlamında Sözleşme’nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.  
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI  
A. Zararlar  
Başvuranlar, manevi tazminat için 60,000 ABD Doları ( 65,445 Euro) talep etmiştir.  
Hükümet, başvuranların iddialarını desteklemek için kanıt sunmadığını ileri sürmüş ve  
iddiaların temelden yoksun olduğunu savunmuştur.  
AİHM, ilk başvuran Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak gözaltındaki kötü muameleden  
ve yetkililerin etkili bir soruşturma yapmamış olmasından dolayı, 3. ve 13. maddelerin  
ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirme yaparak  
Abdurrahman Çelik’e 10,000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.  
Kasım İmret ile ilgili olarak AİHM, yetkililerin etkili bir soruşturma yapmamasından  
dolayı 13. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. AİHM, hakkaniyete uygun bir  
değerlendirme yaparak manevi tazminat başlığı altında Kasım İmret’e 5,000 Euro  
ödenmesine karar vermiştir.  
B. Mahkeme Masrafları  
Başvuranlar, mahkeme masrafları için 6,377 Euro ödenmesini talep etmişlerdir.  
Hükümet, iddiaların temelden yoksun olduğunu savunmuştur. Başvuranın taleplerini  
desteklemek için fatura sunmadığını belirtmiştir.  
AİHM, mahkeme masrafları ile ilgili olarak makul miktarlardaki talepler için ödeme  
yapacaktır. AİHM, kendisine sunulan bilgilerz ışığında değerlendirme yapmış ve miktara  
yansıtılabilecek vergiler hariç Avrupa Konseyi’nden adli yardım başlığı altında verilen  
625 Euro’nun 3,000 Euro’dan düşülerek ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puan eklemek suretiyle eldi edilen oranın gecikme faiz oranı olarak  
benimsenmesinin uygun olacağı görüşündedir.  
YUKARIDAKİ NEDENLERDEN DOLAYI AİHM OYBİRLİĞİYLE  
1. Abdurrahman Çelik ile ilgili olarak AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;  
2. Kasım İmret ile ilgili olarak AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Her iki başvuran hususunda AİHS’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Sorumlu Devlet’in Sözleşme’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği  
tarihten itibaren üç ay içinde aşağıdaki meblağları ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek ödemesine:  
i)  
Manevi tazminat başlığı altında Abdurrahman Çelik’e 10,000 Euro  
ödemesine;  
ii)  
Manevi tazminat başlığı altında Kasım İmret’e 5,000 Euro ödemesine;  
iii)  
iv)  
Her iki başvurana da toplam olarak mahkeme masrafları başlığı altında  
adli yardım için alınan 625 Euro’nun 3,000 Euro’dan düşülerek  
ödemesine;  
Yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek vergileri ödemesine;  
b) Üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için yukarıdaki  
meblağlara Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına sağladığı  
faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın basit faiz oranı olarak  
benimsenmesine;  
5. Başvuranların diğer adil tazmin taleplerinin reddedilmesine  
KARAR VERMİŞTİR.  
Karar, İngilizce çıkmıştır ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 26 Ekim 2004 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.