COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
CENNET AYHAN VE MEHMET SALĐH AYHAN/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 41964/98)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Haziran 2006  
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ekle ilikin  
değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Davanın nedeni, Türk vatandaları Cennet Ayhan ve Mehmet Salih Ayhan’ın  
(“bavuranlar”), 26 Nisan 1998 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya  
Dair Sözleme’nin (“Sözleme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan  
Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı bavurudur (bavuru no. 41964/98).  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Đlk bavuran, Cennet Ayhan, kimliği belirsiz saldırganlarca öldürülen doktor Mehmet  
Emin Ayhan’ın dul eidir. 1962 senesinde Eskiehir’de dünyaya gelmitir ve Ankara’da  
ikamet etmektedir. 1961’de Nusaybin’de dünyaya gelen ve Mardin’deki Akçatarla Köyü’nde  
ikamet etmekte olan ikinci bavuran, ölen kiinin erkek kardeidir. Her iki bavuran da Türk  
vatandaıdır.  
A. Davaya ilikin özel durumlar  
Dava olayları, taraflar arasında ihtilaflıdır.  
1. Bavuran tarafından sunulan ekliyle olaylar  
1954 senesinde Mardin’de dünyaya gelmiolan Mehmet Emin Ayhan, Kürt asıllı bir  
Türk vatandaıdır. 1991 senesinde bahekim olarak hizmet verdiği Silvan Devlet Hastanesi’ne  
atantır. Sözkonusu tarihte acil durum yönetimine tabi olan Mardin’de yoğun olarak, Kürt  
kökenli Türk vatandalarının yaamaktadır. Mehmet Emin Ayhan, çoğu kez sol taraflı  
görülerini ve “Kürt kimliği ve Kürt toplumunun demokratik hakları ve özgürlüklerinin  
tanınmasına” destek verdiğini açıkça ifade etmitir.  
1992 senesi balarında Silvan Emniyet Müdürü, Mehmet Emin Ayhan’ı aramıve  
kendisinden, bir özel polis birimi mensubunun belirli bir süre için hastanede yatırılmasını rica  
etmitir. Ayhan, polis memurlarının hastane personeline dahil olmadığı ve bu nedenle  
hastanede yatırılma hakları bulunmadığı yönünde cevap vermitir. Emniyet Müdürü, sert bir  
dille hayalkırıklığını belirtmive Ayhan’a, “gününü göreceğini” söylemitir. Müteakiben  
kimliği belirsiz kiilerce telefonla tehdit edilmitir.  
10 Haziran 1992 tarihinde 21.30 sularında Mehmet Emin Ayhan ve ei evlerine  
dönerken, hastane yakınlarındaki apartman binalarının zemin katında bulunan bir kahvede  
oturan üç adamdan biri, yanlarına yaklatır. Diğer iki adam aniden paltolarının altında  
sakladıkları silahları çıkararak sokak lambalarına ateetmitir. Üçüncü adam Ayhan’a  
yaklaarak bir tabanca ile onu boynundan vurmutur. Ayhan, olay yerinde ölmütür. Adamlar,  
beyaz bir Renault Toros arabaya binerek uzaklalardır.  
Bedakika içerisinde güvenlik güçleri mensupları, olay mahalline ulalardır. Ölen  
kiinin ei, memurlara arabanın uzaklağı yönü göstererek sokakların ve evlerin, hızlı bir  
ekilde aratırılmasını istemitir. Ayrıca sözlü olarak da kahve sahibinin, sözkonusu üç  
adamın kimlikleri hususunda sorgulanmasını talep etmitir. Memurlar, bu istekleri yerine  
getirmemilerdir.  
2
10 Haziran 1992 tarihinde Terörle Mücadele ubesi’nden dört polis memuru olay  
mahallinde bir rapor hazırlamıtır. Bu raporda, olay mahalli tasvir edilmi, bir tabanca ve bir  
Kalanikof tüfekten ateedilmive yerde bulunmu, kullanılmıfiekler tehis edilmitir.  
Raporda, tanıklardan ifade alındığına değinilmemitir. Ayrıca 10 Haziran 1992 tarihli ve aynı  
dört memur ile beinci bir diğer memur tarafından imzalanan diğer bir raporda, polislerin olay  
yerine vardığı sırada olay mahallinde birçok kiinin bulunduğu belirtilmitir. Rapora göre, hiç  
kimse, olanlara ilikin tanıklık etmemitir.  
Ölen kiinin cesedi, Silvan Devlet Hastanesi’ne getirilmitir. Hastanede Silvan  
Cumhuriyet Savcısı, iki doktorun da katılımıyla bir otopsi gerçekletirmitir. Bu doktorlardan  
biri olan Zeki Tanrıkulu, Mehmet Emin Ayhan’ın meslektaı ve arkadaıdır ve müteakiben  
aynı ekilde öldürülmütür. Bir sayfalık otopsi raporu, ölen kiinin fiziksel özelliklerini de  
içermektedir. Ölüm nedeni, silahların neden olduğu yaralanmalar sonucu oluan beyin  
hasarıdır. Raporu imzalayan doktorlar, yaraların açık olması nedeniyle “klasik bir otopsi”  
yürütmeye gerek görmediklerini belirtmilerdir.  
30 Haziran 1992 tarihinde Silvan polisi tarafından alınan bir ifadede ilk bavuran,  
katillerin yüzlerini görmediğini ve kimliklerine ilikin üphesi olmadığını belirtmitir.  
16 Eylül 1992 tarihinde ilk bavuran, emeklilik haklarını talep etme amacıyla, Silvan  
Cumhuriyet Savcısı’na, einin bir hastasını ziyaretten dönerken teröristlerce öldürüldüğüne  
ilikin bir yazı göndermitir.  
23 Kasım 1993’de Silvan Cumhuriyet Savcılığı, hazırlık soruturmasını  
tamamlamıtır. Sözkonusu suçun, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’nca  
soruturulmasına karar vermive dava dosyasını, Savcılığa göndermitir. Yazılı olarak, karara  
itiraz edilebileceğini belirtmitir. Bavuranlar, haberdar edilmedikleri için karara itiraz  
etmediklerini belirtmektedirler.  
4 Nisan 1994 tarihinde ilk bavuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisini, soruturmanın sonucuna ilikin haberdar etmesini  
istemitir. 4 Nisan 1994 tarihli cevabında Savcılık, ilk bavurana einin katillerinin izlenmekte  
olduğunu bildirmitir.  
25 Kasım 1994 tarihinde Sağlık Bakanlığı, Mehmet Emin Ayhan ve Zeki  
Tanrıkulu’nun öldürülmelerine ilikin yürütülmekte olan hazırlık soruturmalarına ilikin  
bilgi talep etmek üzere Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na yazı  
göndermitir. 7 Aralık 1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcılığı, Sağlık Bakanlığı’na her ikisinin de devlet memurlarına gözdağı vermek amacıyla  
“yasaı bölücü örgüt” tarafından öldürülmüolduğu eklinde cevap vermitir.  
19 Kasım 1997’de bavuranlar bir kez daha Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcılığı’na yazı göndererek soruturmanın sonucu hakkında bilgi istemilerdir.  
26 Kasım 1997’de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı,  
bavuranlara 2 Aralık 1993’de kendisinin yetki sahibi olmadığına karar vererek dava  
dosyasını, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdiğini bildirmitir.  
9 Ocak 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı,  
ilk bavurana kendi soruturma dosyalarını bir kez daha incelediklerini bildirmitir.  
3
Cumhuriyet Savcısı, katillerin yasadıı silahlı bir örgüt olan Hizbullah’a mensup olduklarının  
tespit edildiğini ancak henüz yakalanamadıklarını belirtmitir.  
29 Aralık 2005 tarihli bir mektupta bavuranlar Mahkeme’ye, Dr Ayhan’ın katili olan  
K.A. aleyhindeki cezai takibatın halen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6. Dairesi  
huzurunda devam etmekte olduğunu bildirmitir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Aralık 2005  
tarihli duruma tutanaklarına göre, u an bir kaçak olan M.A.’nın gözaltına alınması için  
arama emri çıkarılmıtır ve cezai takibat devam etmektedir.  
2. Hükümet tarafından sunulduğu ekliyle olaylar  
Dr Ayhan’ın öldürülmesini müteakiben yetkili makamlar ivedi olarak soruturma  
balatmıtır. Ayrıca, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarı’nda yürütülen bir balistik  
incelemede olay mahallinde bulunan fieklerin, 11 Kasım 1993’de Silvan Kazası’ndaki Sulak  
Köyü’nün Düzova Mezrası’nda güvenlik güçlerince düzenlenen bir operasyon sırasında ölü  
olarak ele geçirilen .B. isimli teröriste ait bir silahtan atelendiği tespit edilmitir.  
Hizbullan mensubu Đ.B., M.A. ve B.O.’nun ifadelerinden, Dr Ayhan’ın yine Hizbullah  
mensubu olan K.A. tarafından öldürülmüolduğu anlaılmaktadır. Sözkonusu tarihte  
bölgedeki koullar, özellikle PKK ve Hizbullah terör örgütleri arasındaki rekabet ve ölen  
kiinin, PKK sempatizanı olması gözönüne alındığında Hizbullah tarafından öldürülmüꢀ  
olması büyük bir olasılıktır.  
Dolayısıyla yetkili makamlar, yukarıda anılan Hizbullah mensuplarınca ileri sürülen  
iddialara ilikin bir soruturma balatmıtır. Bu bağlamda, K.A.’nın gözaltına alınması için bir  
arama emri çıkarılmıtır.  
29 Ağustos 2001’de K.A., Bursa Đli’nde polis tarafından yakalanmıtır.  
19 Eylül 2001 tarihli bir iddianamede K.A., diğer suçlar yanında, Dr Mehmet Emin  
Ayhan’ın öldürülmesi ile suçlanmıtır. Sanık aleyhindeki cezai takibat devam etmektedir.  
B. Taraflarca sunulan belgeler  
1. Bavuran tarafından sunulan belgeler  
Bavuranlar, iddialarına desteklemek üzere bir takım belgeler sunmulardır.  
Sözkonusu belgeler, ilgili kısımları ile, aağıda özetlenmitir:  
(a) Ocak 1998 tarihli Susurluk raporu  
Mahkeme huzurunda bavuran, ilk olarak Yaa/Türkiye davasında Mahkeme’ye  
sunulan sözde Susurluk Raporu’na değinmitir (2 Eylül 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar  
Raporla1998-VI, 2423-24, § 46). Rapor, bavuranın avukatı Komisyon önündeki davalarda  
bavuran adına son savunmaları sunduktan sonra 1998 senesi ubat ayında hazır hale  
gelmitir. Sözkonusu gizli rapor ilk olarak yalnızca, 13 Ağustos 1997 tarihinde raporu yetki  
alanı içerisinde yer alan Müfettiler Kurulu’ndan talep eden Babakan için hazırlanmıtır.  
1998 senesi Ocak ayında raporu kabul etmesini müteakiben Babakan, esasından ve  
eklerinden on bir sayfanın gizli tutulması yoluyla, halka sunmutur.  
4
Girikısmında raporun, adli tahkikata dayanmadığı ve resmi bir soruturma raporu  
tekil etmediği belirtilmektedir. Bilgi alma ve esasen Türkiye’nin güneydoğusunda meydana  
gelen ve siyasi ahsiyetler, hükümet kurumları ve gizli gruplar arasındaki üç taraflı ilikinin  
mevcudiyetini doğrulayan belli olayları tanımlama amacıyla hazırlanmıtır.  
Rapor, verilen emirler üzerine gerçekletirilen adam öldürmeler, tanınmıꢀ ꢀahsiyetlerin  
veya Kürt yandalarının öldürülmesi ve Devlet’e hizmet ettikleri kabul edilen bir grup  
“muhbir” tarafından düzenlenen kasıtlı eylemler gibi olay dizilerini incelemitir. Raporda  
bölgede terörizmi canlandırmak için verilen mücadele ve özellikle uyuturucu ticaretinin  
yapıldığı alanda oluturulan yeraltı ilikileri arasında bir bağlantı olduğu sonucuna varılmıtır.  
(b) Silvan Cumhuriyet Basavcısı’nın yetkisizlik kararı  
23 Kasım 1993 tarihinde Silvan Cumhuriyet Basavcısı, bir yetkisizlik kararı çıkarmıꢀ  
ve Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine ilikin soruturmayı, Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ndeki Cumhuriyet Basavcılığı’na havale etmitir.  
(c) Olay mahalli ve 10 Haziran 1992 tarihli teftiraporu  
Silvan Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ubesinden dört polis memuru, olay  
mahallinde iki rapor hazırlamıtır. Đlk raporda, olay mahalli tanımlanmıve bir tabanca ile  
Kalanikof tüfeklerden ateedilen ve yerde bulunmukullanılfiekleri tehis edilmitir.  
Aynı dört polis memuru ve beinci bir diğer polis memurunca imzlanan ve yine 10  
Haziran 1992 tarihli ikinci raporda, polis geldiği sırada olay mahallinde birçok kiinin mevcut  
bulunduğu belirtilmitir. Rapora göre, kimse olanlara ilikin tanıklık edememitir.  
(d) Olay mahallinin taslağı  
Sözkonusu taslak, cinayet mahallinde bulunan iki polis tarafından hazırlanmıtır.  
Taslakta cesedin yeri, bulunan fiekler, çevredeki bina ve sokaklar tarif edilmektedir.  
(e) 10 Haziran 1992 tarihli otopsi raporu  
Rapor, Silvan Silvan Cumhuriyet Basavcılığı’na bağlı bir savcı tarafından  
hazırlanmıtır. Ölen kiinin fiziksel özelliklerinin bir tanımını kapsamaktadır. Ölüm  
nedeninin, ateedilmesi nedeniyle oluan sonucu meydana gelen beyin hasarı olduğu  
belirtilmektedir.  
(f) 11 Haziran 1992 tarihli balistik raporu  
Olay mahallinde ele geçirilen 10 fiek ve 2 kurun üzerinde yapılan balistik testleri  
Bölge Polis Laboratuvarı tarafından gerçekletirilmitir. Karılatırmalı bir inceleme, çeitli  
bakımlardan uyuma olduğunu ortaya koyarak, tek kaynak olduğuna iaret etmitir. Fiek ve  
kurunlar, soruturmayı yürütenlerin eline geçecek silahlarla karılatırılmaları amacıyla  
laboratuvar arivlerinde tutulmutur.  
(g) Cennet Ayhan’ın 30 Haziran 1992 tarihli ifadesi  
Bavuran, kocasının öldürülmesiyle ilgili polise verdiği ifadede, kocasının evlerinin  
önünde ona bir kez ateeden biri tarafından öldürüldüğünü ve katilin ateettikten sonra iki  
kiiyle birlikte kaçtığını anlatmıtır. Polis memurları ateedildikten hemen sonra gelmive  
5
katilleri durdurmak için havaya ateetmitir. Ancak aynı anda ehrin elektriği kesilmive  
katiller kaçmıtır. Bavuran, ayrıca, katillerin yüzünü görmediğini ve kocasının  
öldürülmesinden üphelendiği kimsenin bulunmadığını ifade etmitir.  
(h) Diyarbakır Cumhuriyet Basavcısı’nın Sağlık Bakanı’na yazısı  
Cumhuriyet Basavcısı, 7 Aralık 1994 tarihli yazısında, Sağlık Bakanı’na, Silvan  
Devlet Hastanesi’nde çalıan Dr. Mehmet Emin Ayhan ve Dr. Zeki Tanrıkulu’nun  
teröristlerce öldürüldüğünü ve cinayetin faillerinin bulunup tutuklanmaları için yapılan  
soruturmanın askıda olduğunu bildirmitir.  
(i) Diyarbakır Cumhuriyet Basavcısı’nın bavuranların temsilcisine yazısı  
Diyarbakır Cumhuriyet Basavcısı, 9 Ocak 1998 tarihli yazısında, bavuranlardan  
Cennet Ayhan’a, avukatı aracılığıyla, Mehmet Emin Ayhan’ın katillerini bulmak için  
yürütülen soruturmanın devam ettiğini bildirmitir.  
(j) 14 Aralık 1999 tarihli balistik raporu  
Olay mahallinde ele geçirilen fiekler üzerinde yapılan balistik testler Diyarbakır  
Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından gerçekletirilmitir. Yapılan karılatırmalı inceleme,  
ehmus Bal adlı teröriste ait olarak bulunan 8002594 1989 seri numaralı Tabuk (Kalanikof)  
tipi tüfekle benzerlik ortaya koymutur.  
(k) Mehmet Emin Ayhan cinayetinin failleri oldukları iddia edilen kiiler  
aleyhinde cezai takibat  
3 Mayıs 1995 tarihinde, I.B., M.A. ve B.O., polis memurları tarafından Hizbullah’la  
olan bağlantılarıyla ilgili olarak sorgulanmıtır. Zanlılar örgütün yasadıı eylemlerine  
karıtıklarını, kendilerini savunmak ve Đran benzeri bir devlet kurmak amacıyla PKK’ye karı  
savatıklarını kabul etmilerdir. I.B. örgütün askeri kanadından sorumlu olduğunu, M.A.’nın  
ise yardımcısı olduğunu açıklamıtır. I.B. ayrıca Dr. Mehmet Emin Ayhan da dahil olmak  
üzere bazı PKK sempatizanlarını öldürdüklerini kaydetmitir.  
4 Mayıs 1995 tarihinde, üç zanlı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı  
Cumhuriyet Basavcılığı’nda sorgulanmıtır. Zanlıların tümü Hizbullah veya bu örgütün  
yasaı eylemleriyle ilgileri olduğunu reddetmiler, 3 Mayıs 1995 tarihli ifadelerinin baskı  
altında alındığını iddia etmilerdir. Aynı gün, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
çıkarıllar ve mahkemenin tek hakimi tarafından sorgulanmılardır. Zanlıların tümü  
suçlamaları reddetmi, polis memurları tarafından alınan ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını  
ve baskı altında alındığını iddia etmilerdir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunulan 9 Haziran 1995 tarihli  
iddianamede, I.B. ve M.A. da dahil olmak üzere on bir kii hakkında, ülkenin bir bölümünü  
ayırıp bir Kürt-Đslam devleti kurmak amacında olan yasadıı terör örgütü Hizbullah’a üye  
olmaları nedeniyle cezai takibat açılmıtır. Bu kiiler Silvan’da Dr. Ayhan haricinde 40-45  
kadar kiiyi öldürmekle de suçlanmılardır.  
6
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Nisan 1999 tarihinde, I.B. ve M.A.’yı,  
Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca yasadıı terör örgütüne üye olmaktan suçlu  
bulup, on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
30 Nisan 1999 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Basavcılığı, 29 Nisan 1999 tarihli karara itiraz etmive delil yetersizliğine dayanarak I.B. ve  
M.A.’nın beraat etmelerini talep etmitir. I.B. ve M.A. da, belirlenemeyen bir tarihte Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nin kararına itiraz etmitir.  
Yargıtay, 29 Kasım 1999 tarihinde, zanlıların örgüt üyeliğinden suçlu bulunmaları için  
yeterli delil bulunmaması ve ilk derece mahkemesinin I.B. ve M.A.’yı yasadıı ateli silah  
bulundurmaktan suçlu bulmaması nedeniyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 29 Nisan 1995  
tarihli kararını bozmutur.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ubesi Müdürü, 4 Temmuz 2000  
tarihli bir yazıyla, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı Cumhuriyet Basavcısı’na, K.A.’nın  
M.A. ve (ehmus kod adlı) I.B.’nin emriyle gerçekleen Dr. Ayhan cinayetinden arandığını  
bildirmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcılığı, 10 Temmuz 2000  
tarihli ek iddianamede, I.B. ve M.A.’yı, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesini planlamak  
ve ölüm emrini vermekle suçlamıtır. Cumhuriyet Savcısı cinayetin K.A. tarafından  
ilendiğini kaydetmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Basavcılığı, 6 Kasım 2000  
tarihinde, K.A. hakkında, K.A.’yı Hizbullah terör örgütü adına silahlı saldırılar  
gerçekletirmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıtır. Đddianamede, K.A.’nın, M.A. ve  
I.B.’nin verdiği emirlerle, Dr. Ayhan’ı öldürdüğünü iddia etmitir. Bu nedenle K.A.’nın, Türk  
Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi kapsamında cezalandırılmasını, gıyabında yargılanmasını ve  
K.A. aleyhindeki cezai yargılamanın, M.A. ve I.B. aleyhinde askıda bulunan cezai  
yargılamayla birletirilmesini talep etmitir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Kasım 2000 tarihinde, K.A. hakkında,  
Hizbullah terör örgütünün gerçekletirdiği silahlı saldırılara karığı gerekçesiyle gıyabi  
tutuklama kararı çıkarmıtır.  
Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın katili olduğu iddia edilen K.A., 29 Ağustos 2001  
tarihinde Bursa’da yakalanmıtır.  
Olay mahallinde düzenlenen 12 Eylül 2001 tarihli soruturma raporuna göre, K.A.  
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutuluyordu. Aynı tarihte, polis memurlarıyla  
beraber bir cumhuriyet savcısı ve bir katip, K.A.’yı, suçu ilediği olay mahalline götürmütür.  
K.A., Dr. Ayhan’ın öldürüldüğü yerde, cinayeti M.E. ve Z.B. ile beraber ilediğini itiraf  
etmitir. Ayrıca cinayet planının ayrıntılarını ve cinayetin ardından nasıl kaçtıklarını  
anlattır.  
K.A. ve beraberindeki zanlılar aleyhinde, 19 Eylül 2001 tarihinde sunulan  
iddianamede, Cumhuriyet Basavcısı, K.A.’nın Hizbullah terör örgütünün etkin bir üyesi  
olduğunu ve Dr. Mehmet Emin Ayhan da dahil olmak üzere bekiinin öldürülmesine  
karığını öne sürtür. Dr. Ayhan’ın M.E. ve Z.B. tarafından PKK sempatizanı olduğu için  
7
vurularak öldürüldüğünü ve cinayet sırasında K.A.’nın silahlı gözcü olarak hareket ettiğini  
kaydetmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Ocak 2002 tarihinde, K.A. aleyhindeki cezai  
yargılamayı, B.O. aleyhinde askıda olan cezai yargılamadan ayırmaya karar vermitir.  
K.A. 21 Ocak 2002 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çıkarılmıtır.  
Durumada, aleyhine yapılan suçlamaları reddetmi, Hizbullah üyesi olmadığını ve  
cinayetlerin hiçbiriyle ilgisi olmadığını iddia etmitir. Suçları itiraf ettiği ifadesinin,  
gözaltında tutulduğu sırada polis memurları tarafından ikence altında alındığını ileri  
sürmütür. K.A., ayrıca, olay mahallinde düzenlenen 12 Eylül 2001 tarihli soruturma  
raporuyla ilgili sorgulandığında, Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırladığı raporun içeriğinin  
gerçeği yansıtmadığını, cinayet mahalline hiç götürülmediğini ve önceden hazırlanan ifadeleri  
vermeye zorlandığını iddia etmitir.  
5 ubat 2002 tarihinde, K.A.’nın suç ortağı olduğu iddia edilenlerden I.B.  
yakalanmıtır. Cumhuriyet Savcısı’yla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tek hakimine verdiği  
6 ubat 2002 tarihli ifadesinde, I.B., Hizbullah üyesi olduğunu ve bu örgütün yasadıı  
eylemlerine katıldığını reddetmitir.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI  
Đlgili iç hukuka dair tam açıklama izleyen davada ortaya konmutur: Tanrıkulu –  
Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 52-61, AĐHM 1999-IV.  
HUKUK  
1. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI  
Hükümet, bavuranların, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirtilen iç hukuk yollarının  
tüketilmesi koulunu yerine getirmediğini belirtmitir. Bu bağlamda, Mehmet Emin Ayhan’ın  
ölümünün yetkili makamlarca halen aratırıldığını ve sanıklar aleyhindeki cezai yargılamanın  
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen askıda olduğunu beyan etmitir. Bununla  
beraber, bavuranlar, yetkili makamlara, hiçbir aamada, cinayetin arkasında Devlet  
ajanlarının olduğunu ve AĐHM’ye sundukları ikayetin, bavuranlardan Cennet Ayhan’ın  
polise verdiği 30 Haziran 1992 tarihli ifadesi ile Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı 16 Eylül  
1992 tarihli yazıyla tamamen çelitiğini iddia etmemilerdir. Hükümet ek olarak,  
bavuranlardan Cennet Ayhan’ın, kocasının ölümüyle ilgili olarak hiç tazminat talebinde  
bulunmadığını belirtmitir.  
Bavuranlar, AĐHM’nin içtihadına atfederek, yetkili makamların sorumlu tutulacağı  
kanuni bir mazerete dayanmayan adam öldürme ikayeti konusunda, Türkiye’nin  
güneydoğusundaki iç hukuk yollarının etkili olmadığını iddia etmilerdir. Bavuranlar, yetkili  
makamları bavurularında belirttikleri iddialardan sorumlu tutmaları durumunda,  
yaamlarının riske gireceğini belirtmilerdir. Bununla ilgili olarak, bavuranlar, Dr. Zeki  
Tanrıkulu’nun einin yetkili makamları kocasının ölümüyle ilgileri olmakla suçladığında,  
baskıya maruz kaldığını gözlemlemilerdir. Buna ek olarak, Mehmet Emin Ayhan’ın katilleri  
tehis edilmediği için, ölümüyle ilgili tazminat da talep etmemilerdir.  
8
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde atıfta bulunulan iç hukuk yollarının tüketilmesi  
koulunun, bavuranları, iddia edilen ihlallerinin düzeltilmesini sağlamak için, öncelikle iç  
hukuk sisteminde mevcut ve yeterli bulunan bavuru yollarını kullanmaya zorunlu kıldığını  
yinelemektedir. Bavuru yolları, hem teoride hem de uygulamada yeterince güvenilir  
olmalıdır, bu koullar sağlanmadığı takdirde gerekli eriilebilirlik ve etkinlikten yoksun  
olacaklardır. 35 § 1. Madde, ayrıca, sonrasında AĐHM’ye sunulacak ikayetlerin, en azından  
içeriği ve iç hukukun belirlediği biçim bakımından, gerekli koullar ve süre sınırıyla uyumlu  
olarak uygun iç birimlere yapılmaları ve bunun yanında, AĐHS’nin ihlalini önleyebilecek  
usule ilikin her türlü yöntemin kullanılması artlarını komaktadır. Öte yandan, yetersiz ve  
etkisiz iç hukuk yollarına bavurma mecburiyeti bulunmamaktadır. (bkz. Aksoy – Türkiye, 18  
Aralık 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1996-VI, s. 2275-76, §§ 51-52  
ve Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Reports 1996-IV, s. 1210, §§  
65-67)  
Đç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Sorumlu Hükümet, AĐHM’ye,  
bavuranların müracaat etmediği bavuru yollarını yeterince açık olarak tanımlamakla ve  
bavuru yollarının sözkonusu zamanda hem teoride hem de uygulamada etkili ve mevcut  
olduğu, baka bir deyile eriilebilir olduğu, bavuranların ikayetlerini telafi edebilecek  
yetkinlikte olduğu ve sonuca götürme yolunda makul olasılıkların bulunduğu konusunda ikna  
etmekle yükümlüdür (bkz. Akdivar ve Diğerleri, yukarıda sözü edilen, s. 1211, § 68).  
AĐHM, 29 ubat 2000 tarihli kabuledilebilirlik kararında, bavuranlardan Cennet  
Ayhan’dan medeni hukuk ya da idare hukuku kapsamında tazminat davası açmasının  
istenmemesine karar verildiğini anımsar. Ayrıca, ihtilaf konusu olan cezai soruturmanın  
AĐHS kapsamında etkili addedilip addedilemeyeceği sorusunun, bavuranların ikayetlerinin  
içeriğiyle yakından ilikili olduğuna ve esaslara eklenmesine karar vermitir. Bu soruyla ilgili  
olarak tarafların sunduğu görüleri dikkate alarak, AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 13. Maddeleri  
uyarınca ikayetlerin içeriğinin incelenmesinde bu hususa yönelmeyi uygun bulmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ı Devlet ajanlarının vurup öldürdüğünü veya  
buna göz yumduklarını ve yetkili makamların Dr. Ayhan’ın öldürülmesiyle ilgili etkili bir  
soruturma yapmadıklarını iddia etmilerdir. Bavuranlar AĐHS’nin 2. Maddesi’ne  
dayanlardır. Bu Madde’ye göre:  
“1. Herkesin yaam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan  
dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıında hiç kimse kasten  
öldürülemez.  
2. Öldürme, aağıdaki durumlardan birinde kuvvete bavurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi  
sonucunda meydana gelmise, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmısayılmaz:  
a) Bir kimsenin yasadıı iddete karı korunması için;  
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiinin  
kaçmasını önlemek için;  
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”  
A. Tarafların Savları  
9
1. Bavuranlar  
Bavuranlardan Cennet Ayhan, Cumhuriyet Savcısı’na yazdığı 16 Eylül 1992 tarihli  
yazıda “terörist” sözcüğünü kullandığında, kocasının ölümünde parmağı bulunan Devlet’in  
ırkçı ve gerilla karıtı tehlikeli güçlerini ima etme niyetinde olduğunu iddia etmitir. Bu  
nedenle Hükümet’in, Cennet Ayhan’ın einin ölümüyle ilgisi oldukları gerekçesiyle yetkili  
makamları suçlamadığı görüü doğru değildir. Ayrıca Cennet Ayhan’ın polise verdiği 30  
Haziran 1992 tarihli ifade, einin ölümünden ne PKK ne de Hizbullah üyelerinden  
üphelendiğinin teyidi olarak görülmelidir. Cennet Ayhan’ın bunlardan üphelenmek için bir  
neden yoktur.  
Bavuranlar, yetkili makamlar aleyhindeki iddialarını desteklemek amacıyla, Devlet  
ajanlarının katillerin kaçmasını sağlamak için Silvan’a elektrik ikmalini kestiklerini  
ündüklerine dikkati çekmilerdir. Ek olarak, yetkili makamların yaptığı soruturmanın  
yetersizliği, maksadın, Mehmet Emin Ayhan’ın katillerini korumak olduğunu da ortaya  
koymutur. Bavuranlar, Ayhan’ın öldürülmesini Hizbullah’la ilikilendirmek için ortada  
kanıt olmadığını ve Đ.B., M.A. ve B.O.’nun Hükümet’in dayandığı ifadelerini aslında  
durumada geri aldıklarını iddia etmilerdir. Bu kiilerin Mehmet Emin Ayhan’ı öldürmeye  
tevik etmekle hiç suçlanmamaları önemli bir husustur. Bavuranlara göre, bu kiilerin  
ifadeleri ikence altında alınmıtır. Bavuranlar, K.A.’nın aslında daha sonra tutuklandığını ve  
Mehmet Emin Ayhan’ı öldürdüğünü kabul etmediğini ileri sürmülerdir.  
Bavuranlar, soruturma dosyasındaki bazı öğelerin doğruluğuna da itiraz etmilerdir.  
Olay mahallinin haritasında, kahvehaneyle ilgili her türlü göndermenin görmezden gelindiğini  
ve böylece cinayetin gerçekletiği zaman orada olabilecek tanıkların aranıp bulunması  
gerekliliğini de ortadan kaldırdığını kaydetmilerdir. Bavuranlar, tanık bulunabilmesi için,  
soruturmanın kahvehanede yapılması gerektiğini ileri sürmülerdir. Öte yandan, olayla ilgili  
civarda kimse sorgulanmamıtır. Bavuranlar, Hükümet’in hazırladığı ikinci olay raporunun  
gerçekleri yansıttığına itiraz etmilerdir. Bu raporun, onlar bavurularını gözlemler için  
ilettikten sonra düzenlendiğine inanmaktadırlar. Bavuranlara göre, Hükümet’in hazırladığı  
rapor, polis ulağında olay yerinde pek çok kiinin bulunduğunu, bu kiilerin cinayetle ilgili  
sorgulandığını ancak hiçbirinin ne olduğuyla ilgili tanıklık edemediğini ifade etmektedir.  
Bavuranlar ayrıca, olay raporunun ve otopsi raporunun hazırlanma süresine dikkat  
çekmitir. Otopsiyi yapan doktorlardan biri olan Zeki Tanrıkulu’nun, birinci bavurana, tam  
otopsi yapmak istediğini ancak, güvenlik güçlerinin baskısı altında bunu yapamadığını ve  
otopsi raporunu imzaladığını söylediğini ileri sürmülerdir. Buna ek olarak, cesede ait hiçbir  
fotoğraf çekilmemive Mehmet Emin Ayhan’ı öldüren kurunlar incelemeye alınmamıtır.  
Bunlar, bavuranların, Dr. Zeki Tanrıkulu gibi, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın, Devlet  
tarafından planlanmıbir infaza kurban gittiği sonucuna varmalarına neden olmutur.  
2.Hükümet  
Hükümet, kanıtların, Mehmet Emin Ayhan’ın, bir PKK/Kürt sempatizanı olması ve  
Hizbullah ile PKK arasındaki rekabet dikkate alındığında, Hizbullah üyeleri tarafından  
öldürülğüne iaret ettiğini ifade etmitir. Bu bağlamda, I.B., M.A. ve B.O. isimli, yirmi iki  
cinayetle suçlanan Hizbullah üyelerinin, yine bir Hizbullah üyesi olan K.A.’ya Mehmet Emin  
10  
Ayhan’ı öldürmesi talimatını verdiklerine dikkat çekmitir. Hükümet’e göre, yetkililer, hayatı,  
bir terör örgütünün elinde risk altında olan bir kiinin öldürülmesini önlemek için adım  
atmamaktan sorumlu tutulamaz. Yerel soruturmanın hiçbir safhasında, bavuranların,  
Mehmet Emin Ayhan’ın ölümünden dolayı yetkilileri suçlamadığını da tekrarlamıtır.  
Davadaki kanıtlar, imdiye kadar, Dr. Ayhan’ın öldürülmesi ve Hükümet arasında hiçbir  
sebep sonuç bağı ortaya koymamıtır.  
Hükümet, ayrıca, yetkililerin pasif davrandığı ya da failleri takip etmediğinin  
söylenemeyeceğini belirtmitir. Dr. Ayhan’ı öldürdüğü iddia edilen kii, yakalanarak  
yargılanmasına balanmıtır ve cezai takibat Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam  
etmektedir.  
B.AĐHM’nin değerlendirmesi  
1.Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine ilikin olarak  
Yaam hakkını koruyan ve yaam hakkının elden alınmasına ilikin koulları ortaya  
koyan 2. madde, AĐHS’nin, derogasyona müsaade edilmeyen, en temel maddelerinden biridir.  
3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik toplumların temel  
değerlerinden birini de muhafaza eder. Dolayısıyla, yaam hakkının elden alınmasının haklı  
görülebileceği koullar çok sıkı bir ekilde yorumlanmalıdır. Bireylerin korunmasına ilikin  
bir sözleme olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, 2. maddenin, teminatlarını uygulanabilir ve  
etkili kılabilmeye yönelik yorumlanması ve uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve  
Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 kararı, Seri A no. 324, ss. 45-46, p 146-147).  
2. maddenin sunduğu teminatın korunmasının önemi ıığında, AĐHM’nin, yaam  
hakkının elden alınmasına dair iddiaları, yalnızca Devlet görevlilerinin davranılarını değil  
aynı zamanda tüm koulları dikkate alarak, en titiz ekilde incelemesi gereklidir (bkz.  
diğerlerinin yanı sıra, Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).  
AĐHM, rolünün ikincil niteliğine ilikin olarak hassastır ve belirli bir davanın  
koullarının kaçınılmaz kılmadığı hallerde, birinci derece mahkemesi rolünü üstlenmede  
temkinli olması gereklidir (bkz. örneğin, McKerr – Đngiltere, (karar), no. 28883/95, 4 Nisan  
2000). Yerel yargılamanın yapıldığı hallerde, kendi kanıt değerlendirmesini, ulusal  
mahkemelerin değerlendirmesinin yerine koymak AĐHM’nin görevi değildir ve kural olarak,  
ellerindeki kanıtları incelemek bu mahkemelerin görevidir (Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993  
kararı, Seri A no. 269, s. 17, § 29). AĐHM’nin, yerel mahkemelerin tespitleri ile bağlı  
olmamasına rağmen, normal koullarda, bu mahkemelerin vardığı tespitlerden ayrılması için  
ikna edici faktörlere ihtiyacı vardır (ibid., s. 18, § 30). Yine de, 2. ve 3. madde bağlamında  
iddiaların ortaya konduğu hallerde, bazı yerel ilemler ve soruturmalar yapılmıolsa dahi,  
AĐHM’nin özel itina göstermesi gereklidir (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4  
Aralık 1995 kararı, Seri a A no. 336 § 32, ve Avar – Türkiye, no. 25657/94, § 283, AĐHM  
2001-VII (bölümler)).  
Yukarıdaki ilkeleri dikkate alarak, AĐHM, bu davada ortaya çıkan konuları, taraflarca  
sunulan yazılı belgeler ve özellikle tarafların, sözkonusu olaya yönelik yapılan yargı  
soruturmasına ilikin ortaya koydukları belgeler ve tarafların esaslara ilikin yazılı görüleri  
bağlamında inceleyecektir.  
11  
AĐHM, bavuranların, akrabaları olan Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine  
Devlet görevlilerinin karıolmasına ilikin ciddi iddialar ortaya attıklarını not eder.  
Bavuranlar, akrabalarının, aynı hastanede çalıolan ve davası AĐHM’de incelenmekte  
olan Dr. Zeki Tanrıkulu’nın öldürüldüğü gibi, meçhul saldırganlarca öldürüldüğünü önemle  
vurguladıklarını not eder (Tanrıkulu – Türkiye [BD], no. 23763/94, AĐHM 1999-IV). Bu  
bağlamda, Susurluk Raporu’na atıfta bulunarak, bavuranlar, Dr. Ayhan’ın öldürülmesinin,  
Devlet’in, bölgede tanınmıKürtleri korkutma politikasının bir parçası olduğunu iddia  
etmitir. Ayrıca, Dr. Ayhan’a, bir polisin hastaneye yatmasını reddettiği için yapıldığı iddia  
edilen tehditleri de dayanak olarak almılardır. Bu anlatılanlar bağlamında, AĐHM, Dr.  
Mehmet Emin Ayhan’ın ölümü öncesinde meydana geldiği iddia edilen olayların ve  
sözkonusu tarihte birkaç Kürdün öldürülmesinin, bavuranların, Dr. Ayhan’ın, Devlet  
görevlilerin itirakiyle öldürüldüğüne dair iddialarını destekler nitelikte olduğu kanısındadır.  
Ancak, AĐHM’ye göre, AĐHS’nin maksadı bağlamında gerekli olan kanıt standardı,  
“hiçbir üpheye yer bırakmayacak ekilde” ilkesine dayalıdır ve bu tür bir kanıt, yeterince  
güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu çıkarımların veya benzeri çürütülmemimaddi karinelerin  
birlikte bulunması ile elde edilebilir (bkz. Đrlanda Đngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, Seri A no.  
25, s. 65, § 161). Bu bağlamda, AĐHM, bir Devlet’in AĐHS bağlamında olan ve kendi  
organları ve görevlilerinin davranılarından kaynaklanan sorumluluğunun, herhangi bir  
bireyin cezai sorumluluğu ile karıtırılmaması gerektiğini tekrarlar (bkz. yukarıda anılan  
Avar, § 284).  
Davanın kendine özgü koullarına gelince, AĐHM, ne birinci bavuranın ne de baka  
bir kiinin katillerin yüzünü gördüğünü not eder. Taraflarca sunulan belgelerden,  
bavuranların, soruturma makamlarına verdikleri ifadelerde, Dr. Ayhan’ın katil(ler)i  
olduğundan üphelendikleri kiilerin isimlerini verdikleri görülmemektedir. Bunun aksine,  
birinci bavuran, AĐHM’de bunun maahakkını geri alma amacı taıdığını ifade etmesine  
rağmen, 16 Eylül 1992 tarihli yazısında, kocasının teröristler tarafından öldürüldüğünü iddia  
etmitir. Ayrıca, bavuranların Dr. Ayhan’ın Devlet görevlileri tarafından tehdit edildiği  
iddiaları ya da ölümünden önce hayatının risk altında olduğuna inanmak için yeterli sebep  
olduğu yalnızca onların olanları anlatma ekline dayalı idi.  
Dolayısıyla, bu bağlamda eldeki tek kanıt, olay yerinde bulunan on mermi kovanı ve  
iki mermi idi. Kovan ve mermiler üzerinde yapılan adli tıp muayenesi, bunların ehmus Bal  
isimli teröristin silahına ait olduğunu ortaya koymutur. Ancak, ehmus Bal’ın muhtemel  
itirakini ya da sözkonusu silahın Dr. Ayhan’ın öldürülmesinde baka kiilerce muhtemelen  
kullanılğını tespit etmeye yönelik soruturmayı geniletmek amacıyla herhangi bir adım  
atıldığı görülmediğinden, bu tespit hiçbir sonuç vermemitir.  
Hükümet’in, Dr. Ayhan’ın Hizbullah mensupları tarafından öldürüldüğüne dair  
mütalaasına ilikin olarak, AĐHM, olaya karıtıkları iddia edilen üphelilerin tümünün,  
kendilerine yönelik suçlamaları reddettiklerini ve bugüne kadar, kendilerine yönelik balatılan  
cezai ilemlerin bu tür bir tespitle sonuçlanmadığını not eder.  
Üstelik, bavuranların Susurluk Raporu’na dayanmalarına ilikin olarak, geçmiꢀ  
kararlarında (Yaa – Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, §§ 95-96, Özgür Gündem  
- Türkiye, no. 23144/93, § 40 AĐHM 2000-III), AĐHM, gerekli olan kanıt standardı  
bağlamında, Devlet görevlilerinin adlarının belirli herhangi bir olayda geçtiğini belirlemede  
dayanak olarak alınamayacağına hükmettiğini hatırlatır. Babakan’ın talebi ile hazırlanan ve  
yine kendisinin kamuya açıklanmasına karar verdiği bu raporun, yalnızca, terörle mücadeleyle  
12  
ilgili sorunlara ilikin bilgi sunmak ve bu sorunları analiz etmek ve önleyici ve aratırmaya  
yönelik önlemler tavsiye etmek amacıyla yapılmıciddi bir çaba olduğu düünülebilir.  
Yukarıda anlatılanlar ıığında, AĐHM, bavuranların akrabasının ölüm koullarına  
yönelik iddiaların, spekülasyon ve varsayımdan öteye gitmediğini gözlemler. Dolayısıyla,  
dava dosyasındaki belgelerin, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın, bavuranların iddia ettiği  
koullarda, herhangi bir Devlet görevlisinin veya Devlet makamları adına görev yapan bir  
kimsenin itirakiyle öldürüldüğü sonucuna gerekli kanıt standardı bağlamında ulamasını  
sağlamadığı kanısındadır.  
Dolayısıyla, bu bağlamda 2. madde ihlal edilmemitir.  
2.Soruturmanın yetersiz olduğu iddiasına ilikin olarak  
AĐHS’nin 2. maddesi bağlamında, yaam hakkını korumaya yönelik yükümlülük,  
Devlet’in, AĐHS’nin 1. maddesi bağlamında daha genel olan “kendi yetkisine tabi herkese  
AĐHS’de tanımlanan hak ve özgürlükleri sağlamak” görevi, dolaylı olarak, bireylerin güç  
kullanımı sonucunda öldürüldüklerinde etkili bir resmi soruturma eklinin bulunmasını da  
gerektirir (bkz. yukarıda anılan Kıbrıs, § 131; Hugh Jordan – Đngiltere, no. 24746/94, § 105,  
AĐHM 2001-III (bölümler); Akdeniz ve Diğerleri – Đngiltere, no. 23954/94, § 89, 31 Mayıs  
2001 ve Kaya – Türkiye, 19 ubat 1998 kararı, Reports 1998-I, s. 324, § 86). Bu tür bir  
soruturmanın temel maksadı, yaam hakkını koruyan iç hukukun etkili olarak hayata  
geçirilmesini ve Devlet görevlilerinin veya birimlerinin sözkonusu olduğu davalarda, bunların  
sorumluluğu altında meydana gelen ölümlere izahat getirmelerini sağlamaktır. Hangi tür  
soruturma eklinin bu amaçları karılayacağı, koullara göre farklılık gösterebilir. Ancak,  
uygulanan ekil ne olursa olsun, konunun dikkatlerine sunulmasından itibaren, yetkililer kendi  
inisiyatifleriyle hareket etmelidirler. Resmi bir ikayette bulunmayı ya da herhangi bir  
soruturma yürütme sorumluluğunu üstlenmeyi en yakın akrabaya bırakamazlar (bkz. örneğin,  
mutatis mutandis, Đlhan – Türkiye [BD], no. 22277/93, § 63, AĐHM 2000-VII, ve yukarıda  
anılan Avar, § 393). Ayrıca, en yakın akrabanın, kendi meru çıkarlarını korumak için,  
sürece gerekli olduğu kadar katılması gereklidir (bkz. yukarıda anılan, Hugh Jordan, § 109,  
ve kurbanın ailesinin soruturmaya ve mahkeme belgelerine eriiminin olmadığı Oğur –  
Türkiye [BD], no. 21594/93, § 92, AĐHM 1999-III).  
Devlet görevlilerince yapıldığı meru olmadığı iddia edilen öldürmeye yönelik bir  
soruturmanın etkili olabilmesi için, genel olarak, soruturmadan sorumlu olan ve  
soruturmayı yürüten kiilerin, olaylarda adı geçenlerden bağımsız olmaları gerektiği  
ünülebilir (bkz. Güleç – Türkiye, 27 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, §§ 81-82, ve  
yukarıda anılan Oğur, §§ 91-92). Bu, yalnızca hiyerarik ve kurumsal bir bağlantının  
bulunmaması değil, bir bağımsızlık bulunması anlamına da gelir (bkz. örneğin, iddia edilen  
bir çatımada bir kızın ölümünü soruturan Cumhuriyet Savcısının, olayda adı geçen  
jandarmanın sağladığı bilgiye büyük ölçüde dayanması suretiyle bağımsız olmadığını  
sergilediği, Ergi – Türkiye, 28 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, §§ 83-84).  
Soruturma, bu tür davalarda kullanılan gücün koullar dahilinde haklı olup  
olmadığının belirlenmesi (bkz. yukarıda anılan Kaya, s. 324, § 87) ve sorumluların  
belirlenmesi ve yakalanması (bkz. yukarıda anılan Oğur, § 88) sonucuna ulamaya muktedir  
olması açısından da etkili olmak zorundadır. Bu, sonuca değil, yönteme ilikin bir  
yükümlülüktür. Yetkililerin, baka unsurların yanı sıra, görgü tanığı ifadesini, adli tıp  
kanıtlarını ve uygun hallerde olay yerinde incelemeyi, balistik muayeneyi, yaralanmaya dair  
13  
tam ve doğru bilgi içeren bir otopsiyi, klinik bulguların objektif analizini ve ölüm sebebini  
içeren kanıtları teminata almak için atabilecek adımları atmıolmalar gerekmekteydi (bkz.  
otopsilerle ilgili olarak, Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93, § 106, AĐHM 2000-VII;  
tanıklarla ilgili olarak, yukarıda anılan Tanrıkulu – Türkiye [BD], § 109; adli tıp kanıtlarıyla  
ilgili olarak, Gül – Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000; balistik muayeneyle ilgili  
olarak, yukarıda anılan Oğur). Soruturmada, soruturmanın sorumlu kii veya kiilerin  
belirleme kabiliyetini zedeleyen herhangi bir eksiklik, bu standardı karılamama riskini ortaya  
koyacaktır.  
Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gereği sözkonusudur (bkz. Yaa –  
Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, ss. 2439-2440, §§ 102-104; Çakıcı – Türkiye  
[BD], no. 23657/94, §§ 80-87 ve 106, AĐHM 1999-IV; yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve  
Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-107, AĐHM 2000-III). Belli bir durumda bir  
soruturmada ilerlemeyi engelleyen durumlar veya zorluklar olabileceği kabul edilmelidir.  
Ancak, yetkililerin ölümcül bir güç kullanımını soruturmadaki süratli tepkisi, kamuoyunun,  
kendilerinin hukukun üstünlüğüne olan bağlılıklarını muhafaza etmede ve kanunsuz  
davralara karıma veya bunlara müsamaha gösterme görüntüsü vermeyi önlemede temel  
olarak görülebilir.  
Bu davada, Hükümet, Devlet görevlilerinin bavuranın akrabasının öldürülmesine  
karıtıklarına dair hiçbir kanıt bulunmadığını ileri sürmütür. Ayrıca, bavuranların herhangi  
bir safhada, bu bağlamda açık bir suçlama yapmıolduğuna dair hiçbir kayıt  
bulunmamaktaydı.  
Bu bağlamda, AĐHM, yukarıda değinilen yükümlülüğün, üphelilerin Devlet  
görevlileri olduğu davalarla sınırlı olmadığına iaret eder. Buna göre, bavuranların,  
yetkililerin ölüme karımalarına dair iddiaları temelsiz olsa dahi, bu, 2. madde bağlamında  
ölüme ilikin koullara yönelik etkili bir soruturma yürütmeye ilikin usuli yükümlülüğü  
kapsam dıı bırakmaz (bkz. yukarıda anılan Tanrıkulu – Türkiye, § 103).  
Davanın kendine özgü koullarına dönüldüğünde, AĐHM, bavuranların yetkililerin  
yürütğü soruturmanın iddiaya göre yetersizliğine ilikin olarak birkaç ikâyette bulunmuꢀ  
olmalarına karın, Hükümet’in sözkonusu soruturmanın AĐHS’nin 2. maddesindeki gerekli  
standardı karıladığını iddia ettiğini not eder. AĐHM, dolayısıyla, 2. maddenin bu usuli  
yönüne uygun davranılıp davranılmadığını inceleyecektir.  
AĐHM, Dr. Ayhan’ın öldürülmesine ilikin olarak bir soruturma yapıldığını  
gözlemler. Ancak, soruturmanın baından itibaren ciddi eksiklikler bulunmaktaydı.  
Bu bağlamda, AĐHM, ölüm mahallinin çiziminin kesinlik ve detaydan yoksun  
olduğunu, civardaki kahveye hiçbir atıfta bulunulmadığına iaret eder. Kahvedeki kiilerin  
soruturma yetkilileri tarafından sorgulanmadığını dikkatle not eder. Yine, ölüm mahalli  
civarındaki kiilerden ifade alınmıolduğu da görülmemektedir. Ayrıca, soruturma  
belgelerinden, bavuranlar tarafından katillerin uzaklamak için kullandıkları iddia edilen  
otomobili belirlemek için herhangi bir çaba gösterildiği de ortaya çıkmamaktadır. Dolayısıyla,  
AĐHM, soruturmanın tümünün, atılan adımların yetersiz ve kesin olmayan anlatımıyla  
tanımlandığını gözlemler.  
AĐHM, ayrıca, olay mahallinde bulunan kovan ve mermilerde yapılan balistik  
muayene sonucunda, bunların ehmus Bal isimli bir teröristin elinde bulunan bir silahla  
14  
uyutuğunun ortaya çıktığını da not eder. Ancak, soruturma, Dr. Ayhan’ın öldürülmesinde bu  
kiinin olaya karıolması ya da sözkonusu silahın diğer potansiyel saldırganlar tarafından  
kullanılolması ihtimalini belirlemek için soruturmayı geniletmeye yönelik hiçbir adım  
içermemekteydi.  
Ölen kiinin cesedinde, bir Cumhuriyet Savcısının varlığında, iki pratisyen hekim  
tarafından yapılan post-mortem muayeneye ilikin olarak, AĐHM, bu muayeneden sınırlı adli  
tıbbi bilgi elde edildiğini not eder. Hiçbir adli tıp uzmanının bulunmamasını, tam otopsi  
yapılmamıolmasını ve cesedin fotoğrafının çekilmemiolmasının müessif olduğu  
kanısındadır.  
Daha önce de not edildiği üzere, Hükümet büyük ölçüde, merhumun Hizbullah  
mensupları tarafından öldürüldüğü görüüne dayanmıtır. Bu bağlamda, bir dizi cinayetle  
suçlanan Hizbullah üyelerinden alınan, doktorun öldürülmesi talimatını verdikleri ve onu  
öldürdüklerini teyit eden ifadelere iaret etmitir.  
Ancak, bu konuda doğrunun tespit edilmesi amacıyla anlamlı bir soruturma  
yürütülmediği anlaılmaktadır. Elinde mevcut olan belgeleri göz önünde tutarak, AĐHM,  
Hizbullah üyeleri veya diğer grupların kendisi için tehlike oluturup oluturmağının tespit  
edilmesi amacıyla müteveffanın geçmiine veya siyasi ilikilerine yönelik bir soruturmanın  
yürütülmemiolduğunu tespit etmitir. AĐHM, polis tarafından sorgulandıklarında  
üphelilerin Dr. Ayhan’ı öldürmüolduklarını itiraf ettiklerini ancak daha sonra sözkonusu  
ifadelerin baskı altında alınmıolduğunu iddia ederek Cumhuriyet Savcısı ve Hakim önünde  
bu ifadelerin doğruluğunu reddettiklerini kaydetmektedir. Her halükarda, sözkonusu cezai  
soruturmanın, çabuk ve kapsamlı olmaması nedeniyle itina ile yürütüldüğü söylenemez.  
Yukarıda belirtilenlerin ıığında, AĐHM, Dr. Ayhan’ın öldürülmesi sırasında mevcut  
olan artlara yönelik olarak ulusal makamların yeterli ve etkili bir soruturma  
yürütmediklerini değerlendirmitir. AĐHM, dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk yollarının  
tüketilmemesine ilikin itirazını reddetmive dava usulüne ilikin olarak 2. maddenin ihlal  
edildiğine karar vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi anlamı dahilinde etkili bir bavuru yapabilme  
haklarından mahrum bırakıldıklarından ikayetçi olmulardır. Sözkonusu madde öyledir:  
“Bu Sözleme’de tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, ulusal bir makama etkili  
bir bavuru yapabilme hakkına sahiptir.”  
Bavuranlar, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine yönelik olarak yetkililerin  
etkili bir soruturma yürütmediklerini ileri sürmülerdir. Yetkili mahkemelere eriimlerinin  
reddedildiğini zira Dr. Ayhan’ın öldürülmesinin resmi Devlet politikasının bir parçası  
olduğunu iddia etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların iddialarını reddetmive bavuranların ikayetlerine yönelik  
olarak yetkililerin çok titiz ve etkili bir soruturma yürütmüolduklarını ileri sürmütür.  
15  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS hakları ve özgürlüklerinin esasını yürürlüğe  
koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde eriilebilirliğini, yerel yasal düzende her ne  
ekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. Dolayısıyla, 13. maddenin  
amacı, AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve yerinde  
bir telafi sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü art komaktır, bununla beraber,  
Sözleme’ye taraf olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma  
ekillerine ilikin bir miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün  
kapsamı, bavuranın AĐHS uyarınca yaptığı ikayetin niteliğine bağlı olarak değiir. Bununla  
beraber, 13. madde tarafından art koulan hukuk yolu, uygulama ile birlikte usulde de  
“etkili” olmalıdır, özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin  
fiiliyatları veya ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., yukarıda anılan,  
Aksoy, s. 2286, § 95; Aydın – Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, ss. 1895-  
96, § 103; yukarıda anılan, Kaya, § 106).  
Yaamı koruma hakkının temel önemi gözönünde tutulduğunda, 13. madde, uygun  
olduğu hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, öldürme eyleminden sorumlu kiilerin tehis  
edilmesi ve cezalandırılmasını ve ikayetçinin soruturma sürecine etkili katılımını  
sağlayabilen tam ve etkili bir soruturmayı gerektirir (bkz., yukarıda anılan, Kaya, ss. 330-31,  
§ 107).  
AĐHM, hiçbir üpheye yer bırakmayacak ekilde Devlet görevlilerinin bavuranın  
einin öldürülmesini gerçekletirdiği veya bu olaya karıtıklarının kanıtlandığını tespit  
etmemitir. Ancak, içtihadına göre, bu durum, 2. madde bağlamında yapılan ikayetin, 13  
maddenin maksadı bakımından “savunulabilir” bir ikayet olmasını engellemez (bkz.,  
yukarıda anılan, Orhan § 386; Boyle ve Rice- Đngiltere, 27 Nisan 1988, Seri A no. 131, s. 23,  
§ 52; yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107 ve yukarıda anılan Yaa § 113).  
Dolayısıyla, yetkililerin Dr. Ayhan’ın öldürülmesine ilikin koullara yönelik etkili bir  
soruturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktaydı. Yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı, 2.  
madde yükümlülüklerinin gerektirdiklerinden daha kapsamlı olan 13. maddede yer alan  
yükümlülükler uyarınca etkili bir cezai soruturmanın yürütülmediği düünülebilir (bkz.  
yukarıda anılan Orhan § 387 ve yukarıda anılan Tanrıkulu § 119).  
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kararına varmıtır.  
IV. AĐHS’NĐN 2. VE 13. MADDELERĐ ĐLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDENĐN  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, Dr. Ayhan’ın, AĐHS’nin 14. maddesine aykırı olarak Kürt kökeni  
nedeniyle öldürülmüolduğu konusunda ikayetçi olmulardır. Sözkonusu madde öyledir:  
“Bu Sözlemede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal  
veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum  
veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”  
Bavuranlar, Dr. Ayhan’ın solcu siyasi görülere sahip olması ve Kürt kökenli  
vatandaların hakları konusunda Devlet politikalarına muhalif olması nedeniyle öldürülmüꢀ  
olduğunu iddia etmilerdir.  
16  
Hükümet bu konularla ilgili olarak görüte bulunmamı, sadece ikayetlerin somut  
temelini yalanlamıtır.  
AĐHM, bavuranların iddialarını kendisine sunulan delillerin ıığında incelemiancak  
bu iddiaları asılsız bulmutur. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemitir.  
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“ Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği  
takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”  
A. Maddi tazminat  
Bavuranlar, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın Devlet görevlileri tarafından öldürülmesi  
sonucu maruz kaldıkları maddi zarara ilikin olarak 2.364.800.000.000 Türk Lirası (1.465.000  
Euro) talep etmilerdir. Bu miktarın, Dr. Ayhan’ın gelir kaybını ve müteveffanın ailesi  
tarafından yapılan masrafları kapsadığını ileri sürmülerdir.  
Hükümet, bavuranların taleplerini destekleyici herhangi bir delil sunmadıklarını ve  
bavuranlar tarafından talep edilen miktarın davanın artlarında haklı bir mazerete  
dayanmadığını ileri sürmütür.  
AĐHM, AĐHS ihlali oluturan konular ile bavuranlar tarafından sözde maruz kalınan  
maddi zarar arasında bir sebep sonuç ilikisi olmadığını gözlemlemitir (bkz. Tepe – Türkiye,  
no. 27244/95, § 212, 9 Mayıs 2003 ve Adalı – Türkiye, no. 38187/97, § 284, 31 Mart 2005).  
Dolayısıyla, bavuranların bu balık altındaki talebini reddetmitir.  
B. Manevi tazminat  
Bavuranlar, Dr. Ayhan’ın öldürülmesinin sonucu yaadıkları büyük sıkıntı ve acının  
tazmini için manevi zarara ilikin olarak yukarıda belirtilen miktarla aynı miktar olan  
2.364.800.000.000 (1.465.000 Euro) Türk Lirası talep etmilerdir.  
Hükümet, bavuranların Dr. Ayhan’ın ölümünde Devlet’in parmağı olduğunu  
kanıtlayamadıklarını ve tazminat taleplerini yerel bir makama sunmadıklarını belirterek,  
bavuranların taleplerini, abartılı olması ve haksız iktisaba yol açmasının muhtemel olması  
nedeniyle reddetmitir.  
AĐHM, yetkililerin, AĐHS’nin 13. maddesine ve AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan  
dava usulüne ilikin yükümlülüğe aykırı olarak bavuranların akrabasının öldürülmesine  
ilikin koullara yönelik etkili bir soruturma yürütmemiolduklarını tespit ettiğini  
yinelemektedir. Yerleik içtihadı ıığında (bkz., diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan,  
Tanrıkulu § 138) ve dava artlarını göz önünde tutarak, AĐHM, ödeme günündeki kur  
üzerinden Türk Lirası’na dönütürülmesi ve bavuranların banka hesabına yatırılması üzerine  
21.800 Euro tazminat ve tabi olabilecek her türlü verginin ödenmesine karar vermitir.  
17  
C. Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, bir miktar belirtmeden, AĐHM’ye, bavurunun yapılmasındaki ücretler ve  
masraflar karılığı tazminat talebinde bulunmulardır. Birinci bavuranın yeni temsilcileri Ali  
Uluk ve Hasan Erdoğan, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir talepte bulunmamılar;  
ancak, bavuranların ilk temsilcileri Medeni Ayhan ve Metin Ayhan Erdoğan AĐHS  
kurumlarında bu davanın hazırlanması ve sunulmasında yapılan mahkeme masraflarına  
karılık taleplerde bulunmulardır. AĐHM’den, 250 saatlik adli çalımayı karılamaya yeterli  
miktarda tazminat talep etmilerdir. Buna ek olarak, çeviri ve özet masrafları ile birlikte  
telefon görümeleri, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi arızi masraflara karılık 1.500.000.000  
Türk Lirası (yaklaık 930 Euro) talep etmilerdir. Bavuranların ilk temsilcileri Medeni  
Ayhan ve Metin Ayhan Erdoğan, birinci bavuran tarafından davanın son aamasında haksız  
yere görevden alındıklarını ve bu nedenle bu balık altında ödenmesine karar verilecek olan  
tazminatın ayrı olarak kendi banka hesaplarına ödenmesi gerektiğini iddia etmilerdir.  
Hükümet, destekleyici herhangi bir delil olmadığına göre yukarıda belirtilen taleplerin  
asılsız olarak reddedilmesi gerektiğini ve her halükarda bu masrafların zorunlu olarak  
yapılmadığını ve abartılı olduğunu ileri sürmütür.  
AĐHM, bavuranların, AĐHS uyarınca olan ikayetleri konusunda amaçlarına ancak  
kısmen ulatıklarını kaydetmektedir. Ancak, sözkonusu davanın, detaylı inceleme gerektiren  
karmaık hukuki ve olgusal konular içerdiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, AĐHM, AĐHS’nin  
41. maddesi uyarınca, ancak zorunlu olarak ve gerçekten yapılan mahkeme masraflarının  
ödenebileceğini yinelemektedir. AĐHM, bu davada bütün mahkeme masraflarının zorunlu  
olarak ve gerçekten yapıldığı konusunda ikna olmamıtır. Özellikle, bavuranların ilk  
temsilcileri tarafından öne sürülen toplam adli çalıma saatini (250 saat) abartılı bulmutur.  
Çeviri masrafları ve idari masraflar hususunda, AĐHM, bu masrafların zorunlu olarak ve  
gerçekten yapılmıolduğunun kabul edilebileceğini değerlendirmektedir. Ayrıca, birinci  
bavuranın davanın son aamasında Ali Uluk ve Hasan Erdoğan tarafından temsil edilmesi  
konusuna ilikin olarak, AĐHM, birinci bavuranın herhangi bir mahkeme masrafı yaptığının  
kanıtlanmadığını zira bavuranın yeni temsilcilerinin bu davada herhangi bir görüte  
bulunmadıklarını tespit etmitir.  
Yukarıda belirtilenler karısında ve bavuranlar tarafından öne sürülen iddiaların  
detaylarını göz önünde tutarak, AĐHM, bavuranlara, eski temsilcileri Medeni Ayhan ve  
Metin Ayhan Erdoğan tarafından yapılan mahkeme masraflarına karılık, ödeme günündeki  
kur üzerinden Türk Lirası’na dönütürülmesi üzerine, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım  
olarak ödenen 625,04 Euro hariç, 10.000 Euro tazminat ile tabi olabilecek her türlü verginin  
ödenmesine karar vermitir.  
D. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
18  
1. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilikin ön itirazının reddine;  
2. Bavuranların akrabası Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine ilikin olarak AĐHS’nin  
2. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Bavuranların akrabası Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine ilikin koullara yönelik  
olarak ulusal makamların yeterli ve etkili bir soruturma yürütmemiolmaları hususunda  
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 2.ve 13. maddeleri ile bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edilmediğine;  
6. (a) Sorumlu Devlet’in, bavuranlara, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi  
uyarınca kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde ödemesine:  
(i) ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirası’na dönütürülmesi ve bavuranların  
banka hesabına yatırılması üzerine 21.800 Euro (yirmi bir bin sekiz yüz Euro) manevi  
tazminat ve tabi olabilecek her türlü vergi;  
(ii) bavuranların eski temsilcileri Medeni Ayhan ve Metin Ayhan Erdoğan tarafından  
yapılan mahkeme masraflarına karılık, ödeme günündeki kur üzerinden Türk  
Lirası’na dönütürülmesi üzerine, 625,04 Euro (altı yüz yirmi beEuro dört cent)  
hariç, 10.000 Euro (on bin Euro) tazminat ve tabi olabilecek her türlü vergi;  
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
7. Bavuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi  
uyarınca 27 Haziran 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
T.L. EARLY  
Nicolas BRATZA  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
19  
20