CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
CESĐM YILDIRIM VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 29109/03 )  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
17 Haziran 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19728/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Cesim Yıldırım, Ali Yıldırım, Osman Yıldırım, M. Emin Yıldırım, emsettin Yıldırım,  
Cevahir Bayraktar ve Zezo Yıldırım’ın (bavuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(AĐHM) 19 Ağustos 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından N. Osmanoğlu ve H. Kaya tarafından  
temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1954, 1945, 1952, 1953, 1949, 1948 ve 1920 doğumludur ve Van’da  
ikamet etmektedirler. Bavuranlar Đzzettin Yıldırım’ın erkek, kız kardeleri ve annesidir.  
Đzzetin Yıldırım Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı’nın (Zehra Vakfı) bakanıydı. Kürt kökenli  
olan adı geçen bu vakıf bünyesindeki eğitim faaliyetleri ile tanınmaktaydı. Zehra Vakfı 1990  
yılında kurulmuve Doğu Anadolu Bölgesi de dahil Türkiye’nin çeitli bölgelerine  
yayıltır. Vakıf yoksul öğrencilere barınak, yiyecek ve çeitli yardımlarda bulunmakta;  
kültürel faaliyetler yürütmekteydi.  
Đzzettin Yıldırım’ın arkadaları Mehmet Kanlıbıçak ve Mehmet ehit Avcı sırasıyla 27 ve 28  
Aralık 1999 tarihlerinde kaybolmutur. Kayıpların aileleri gerekli bavurularda bulunmutur.  
Đzzettin Yıldırım’ın avukatı 30 Aralık 1999 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na  
ikayette bulunarak müvekkilinin 29 Aralık 1999 tarihinden bu yana kayıp olduğunu  
bildirmitir. Avukat sivil giyimli iki kiinin Đzzettin Yıldırım’ı H.B. ile beraber oturduğu  
evinden kaçırdıklarını öne sürmütür.  
31 Aralık 1999 tarihinde Mazlum-Der (Đnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanıma Derneği)  
ve Zehra Vakfı Đstanbul’da son aylarda meydana gelen bir dizi kayıp olayı ile ilgili ortak bir  
basın toplantısı düzenlemilerdir. Dokuz kayıp olayı polise bildirilmiancak sonuçsuz  
kalmıtır. Yayınlanan kayıplar listesinde Mehmet Kanlıbıçak, Mehmet ehit Avcı ve Đzzettin  
Yıldırım’ın adları da yer almıtır.  
Zehra Vakfı aynı gün baka bir basın toplantısı yaparak vakfın «yasadıı hiçbir örgüt ile  
bağlantısı» olmadığının altını çizmive kimseyi suçlamadıklarını, bakan Đzzet Yıldırım’ın  
«tek amacının demokratik ve yasal bir platformda ülke sorunlarına çözüm bulunması  
olduğunu ve bunun için yapıcı görüve eletiriler yönelttiğini» ifade etmitir.  
Polis kayıplar hakkında yürütülen soruturmalar çerçevesinde 31 Aralık 1999 tarihinde saat  
21.30’da Mehmet Kanlıbıçak’ın eini dinlemitir. Bu kii kocasının dayısı Mehmet ehit  
Avcı’nın irketinde denetçi olarak çalığını ifade etmi, polis kendisine Đzzettin Yıldırım’ı  
tanıyıp tanımadığını sormu, o da adı geçenden bahsedildiğini hiç duymadığı karılığını  
vermitir.  
2
Polis aynı gece saat 22.30’da Mehmet ehit Avcı’nın ortağı B.S.’nin ifadesine bavurmutur.  
B. S. 29 Aralık 1999 tarihinde yanında çalıan F.S.’nin Mehmet Kanlıbıçak’ın ve Mehmet  
ehit Avcı’nın iyerine gelmediklerini kendisine haber verdiğini ifade etmitir. B.S. Đzzettin  
Yıldırım’ı Zehra Vakfı’ndaki kültürel faaliyetleri nedeniyle tanıdığını fakat nerede olduğunu  
bilmediğini söylemitir.  
Polis yine aynı gece Mehmet Kanlıbıçak’ın arkadaı R.K.’yı ve Mehmet ehit Avcı’nın eini  
dinlemi, ancak kayıplar hakkında daha fazla bilgi edinmemitir. Bu kiiler de aynı ekilde  
Đzzettin Yıldırım’ı Zehra Vakfı’ndaki faaliyetleri nedeniyle tanıdıklarını dile getirmilerdir.  
Takip eden günlerde kırk kadar sivil toplum örgütü kamuoyunun dikkatini kayıplara çekmi,  
kayıplar arasında bir kültür vakfının bakanı olarak Đzettin Yıldırım’ı ve kadının durumuna  
ilikin açıklamaları ve Kuran’a getiridiği modern yorum ile tanınan islamcı yazar Konca  
Kuri’i saymıtır.  
5 Ocak 2000 tarihinde, polis, Mehmet Kanlıbıçak’ın arkadaı F.S.’nin ifadesini almıtır. F.S.  
Đzzettin Yıldırım’ı Zehra derneğinin faaliyetlerinden tanıdığını ancak ortadan kaybolması  
hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını ifade etmitir.  
Aynı gün B.S., polis tarafından yeniden dinlenmitir. B.S. Đzzettin Yıldırım hakkında verdiği  
ilk ifadesini teyit etmitir.  
17 Ocak 2000 tarihinde, Đstanbul’un Beykoz mahallesinde, yasadıı örgüt olan Hizbullah’a  
yönelik yürütülen bir operasyon sırasında, polis, bir apartman dairesinde sözkonusu örgütün  
militanları tarafından Đzzettin Yıldırım’a ikence yapılırken çekilen bir kaset bulmutur.  
Sözkonusu kaydın çözümünden, iki sesten birinin kurbana diğerinin ise “X” kii olarak  
tanımlanan kiiye ait olduğu anlaılmıtır. Polis, arama sırasında Đzzettin Yıldırım’ın nüfus  
cüzdanını ve kaybolmalarından beri hesaplarından para çekildiği anlaılan Mehmet ehit Avcı  
ve Mehmet Kanlıbıçak’ın banka dekontlarını bulmutur. Ayrıca, birçok belgeye, çok sayıda  
silaha ve aralarında yazar Konca Kuri’in de bulunduğu alıkonulan kiilere uygulanan ikence  
görüntülerinin yer aldığı videokasetler de bulmutur.  
Sözkonusu operasyon sırasında, Hizbullah örgütünün lideri Hüseyin Velioğlu öldürülmüve  
diğer iki örgüt mensubu yakalanmıtır. Besaat süren operasyon, televizyon kanallarında  
naklen yayınlanmıtır.  
19 Ocak 2000 tarihinde, Đstanbul Üsküdar’da bir evin bahçesinde, aralarında Konca Kuri’in  
de bulunduğu on ceset çıkarılmıtır. Kimlik tespiti için polis bavuranları çağırmıtır.  
Cesetlerin çürümülük derecesinden dolayı bavuranların kardelerini tehis edememeleri  
üzerine bavurulan diçisi, cesetlerden hiçbirinin Đzzettin Yıldırım’a ait olmadığını  
belirtmitir.  
20 ve 27 Ocak 2000 tarihlerinde, Doğu ve Güneydoğu’da Mardin ve Batman illeri çevresinde  
yürütülen operasyonlar sırasında, Hizbullah’a ait evlerde ateli silahlar ve cephaneler ele  
geçirilmive bunlar medya aracılığıyla sergilenmitir. Kaçırılan kiileri hapsetmek için özel  
olarak yapılmıve sadece yiyecek yollamaya yarayan delikler dıında tamamen kapalı olan  
hücreler de bulunmutur.  
28 Ocak 2000 tarihinde Hizbullah’a ait bir evde düzenlenen ikinci operasyon sırasında,  
bahçede gömülü dokuz ceset bulunmutur. Polis bir basın toplantısı düzenlemive ilk  
3
bulgulara göre, sözkonusu cinayetlerin Beykoz’da gerçekletirilen operasyon ardından  
ilenmiolabileceğini ifade etmitir. Aynı gün, bavuranlardan biri, dokuz ceset arasından  
Đzzettin Yıldırım’ın cesedini tehis etmitir. Mehmet ehit Avcı ve Mehmet Kanlıbıçak’ın  
cesetleri de bahçede bulunmutur. Đstanbul Savcılığı ön soruturma balatmıtır.  
Đzleyen günlerde, basına göre, Đstanbul, Ankara, Konya, Tarsus ve Adana’da toplam 33 ceset  
bulunmutur. Bavuranlar tarafından dosyaya eklenen gazete kupürlerinden, “domuz bağı ile  
boğma” olarak nitelendirilen “ çömelmipozisyonda boğazını sıkarak boğma”, “ erimiꢀ  
naylon parçacıkları veya sigara ile yakma”, “kafatasına çivi çakma” “kolları, bacakları kesip  
diri diri toprağa gömme”, “tırnaklarının altından iğneler batırma” gibi barbar eylemler olarak  
nitelendirilen ve kurbanlara uygulanan ikencelerin temsili resimlerinin, cesetlerin  
bulunmasının ardından genibir biçimde medyada yayınladığı anlaılmaktadır. Sözkonusu  
yayınların ardından, milletvekilleri, gazete yazarları, siyasetçiler, “Susurluk raporuna” atıfta  
bulunarak, siyasi kiiler, devlet kurumları ve mafya arasındaki üçlü gayrımeru ilikilere  
yönelik imalarda bulunmulardır. Ulusal gazetelerde, devlet görevlilerinden bazılarının  
Hizbullah’a yardım ettiklerini ileri süren iddiaları içeren çok sayıda yazı yayımlamıtır.  
31 Ocak 2000 tarihinde, Đzzettin Yıldırım’ın cesedine otopsi yapılmıtır. 30 Haziran 2000  
tarihli otopsi raporu, Đzzettin Yıldırım’ın 31 Ocak 2000 tarihinden üç ila yedi gün önce  
ikence gördükten sonra boğazlanarak öldürülmüolabileceğini belirtmektedir.  
4 Mart 2000 tarihinde, Đzzettin Yıldırım’ın ev arkadaı H.B.’nin ifadesi alınmıtır. H.B. 29  
Aralık 1999 tarihinde, sivil üç kiinin, saat 18’e doğru evlerine geldiklerini ve Đzzettin  
Yıldırım’dan kendileri ile gelmesini istediklerini beyan etmitir. Đzzettin Yıldırım  
endielenmiancak arkadaı Mehmet ehit Avcı ile telefon görümesi yaptıktan sonra  
sözkonusu kiiler ile gitmeyi kabul etmitir. Bilahare gece, H.B. bir saatliğine evden çıkmıꢀ  
ve döndüğünde, Đzzettin Yıldırım’ın odasının karıtırılmıolduğunu fark etmitir. H.B., Zehra  
Derneği’ndeki arkadalarını aramıve bu kiiler aracılığıyla, olay, polisin bilgisine  
sunulmutur.  
24 Mayıs 2000 tarihinde, Hacı Đnan diye biri yakalanmıve Hizbullah’a yönelik düzenlenen  
operasyon çerçevesinde Savcılık tarafından ifadesi alınmıtır.  
Hacı Đnan, Đzettin Yıldırım’ın Müslüman Kürt kimliği ile Hizbullah’a rakip olan Zehra  
Derneği’nin bakanı olduğu için Hüseyin Velioğlu tarafından öldürülmüolabileceğini  
söylemitir. Sessiz kalma hakkını kullanan Hacı Đnan daha fazla bilgi vermeyi reddetmitir.  
Đstanbul DGM Savcılığı 8 Haziran 2000 tarihli bir iddianame ile on bekiinin kaybolması ve  
aralarında Mehmet ehit Avcı ve Mehmet Kanlıbıçak’ın da bulunduğu 23 kiinin öldürülmesi  
ile ilgili olarak cezai takibat balatmıtır. Mağdur yakınlarından kırk üç kii müdahil taraf  
olmulardır. Cumhuriyet Savcısı Hacı Đnan’ın da aralarında bulunduğu on bir kii aleyhinde  
Hizbullah’a üye olmak ve anayasal düzeni değitirerek eriat esaslarına dayalı bir sistem  
kurmak amacıyla suç eylemleri düzenledikleri suçlamasında bulunmutur. Đzzettin Yıldırım’ın  
kaybolması ve avukatlarının yaptığı suç duyurusu da isnat edilen suçlar arasında sayılmıtır.  
Đddianameye ayrıca Hacı Đnan’ın emri üzerine Đzzettin Yıldırım’ın bankadaki parasını çekmek  
üzere Đzzettin Yıldırım’ın hüviyetini kullanan sanık A.A.’nın ifadesi de eklenmitir. Ancak  
Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi sanıklara isnat edilen suçlar arasında yer almamıtır.  
4
Bavuranların otopsi raporunun bir nüshasını elde etmeye yönelik taleplerine 12 Ocak 2001  
tarihine kadar bir cevap verilmemitir. Sözkonusu tarihte raporun okunamayacak durumdaki  
bir nüshası bavuranlara tebliğ edilmitir.  
Bavuranların avukatı 25 ubat 2003’te Đstanbul DGM Savcılığı’ndan Đzzettin Yıldırım’ın  
ölümü üzerine açılan ceza soruturmasının sonuçları hakkında bilgi talep etmitir.  
Aynı gün savcılık sözkonusu talebi ‘Hizbullah davasına’ bakmakla görevli Đstanbul DGM’ye  
sevk etmitir. Đstanbul 5 No’lu DGM Hakimliği, görülmekte olan davanın Đzzettin Yıldırım’ın  
ölümünü kapsamadığı cevabını vermitir.  
Savcı 31 Mart 2006 tarihli ek iddianamesinde Đzzettin Yıldırım ile ilgili ön soruturmanın  
Hacı Đnan ve diğer ahısların sanık olduğu Hizbullah ile ilgili ceza davasıyla birletirilmesini  
talep etmitir. Savcı talebini, sanıkların Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesiyle ilgili olarak sessiz  
kalma haklarını kullanmalarına karın adıgeçen ahsın cesedinin ilgililerce kiralanan evde  
bulunduğunun kanıtlandığı gerekçesine dayandırmıtır. Savcı, Hacı Đnan ve diğer sanıklardan  
bazılarının Hizbullah’ın karar kurulunda yer aldıklarına bu nedenle de sorguya çekme ve  
kaçırılan ve zorla alıkonulan kimseleri infaz etme konularında örgütün bunlara yetki verdiğine  
dikkat çekmitir. Savcı son olarak Hacı Đnan’ın ifadesine atıfta bulunmutur.  
16 Mayıs 2006 tarihli duruma tutanağına göre sanıklar Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi  
olayından kendilerini sorumlu tutan ek iddianameye itiraz ederek kendilerine bir avukat tayin  
edilmesini talep etmilerdir. Đstanbul DGM durumayı ertelemitir. Bavuran tarafın müdahil  
olma talebini kabul etmive Cesim Yıldırım’ı ifade vermek üzere çağırmıtır.  
Dava hala derdesttir.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA  
Hükümet Đzzettin Yıldırım’ın katil zanlıları hakkında yürütülen ceza davasının iç hukukta  
halen devam etmesi dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve  
kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.  
Bavuranlar Hükümetin savına karı çıkmakta ve Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesine ilikin  
iddianamenin adıgeçenin kaybolmasından altı yıl üç ay sonra ve bu bavurunun Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne yapılmasının ardından yapıldığını ileri sürmektedirler.  
AĐHM, davanın mevcut koullarında Hükümetin itirazının bavuranların AĐHS’nin 2. maddesi  
bakımından yapmıoldukları ikayet ile ilintili olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM sonuç  
olarak bu itirazı ikayetin esası ile birletirmekte ve bavuruyu kabuledilebilir bulmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar Đzzettin Yıldırım yargısız infaz kurbanı olduğundan AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edildiğinden ikayetçi olmaktadırlar. Bavuranlara göre yakınlarının hayatını koruyamayan ve  
katil zanlısına karı etkili bir soruturma yürütemeyen Hükümet bu durumdan sorumludur.  
Bavuranlar bu yönde AĐHS’nin 2. maddesini ileri sürmektedir.  
5
A. Tarafların görüleri  
1. Bavuranlar  
Bavuranlar Đzzettin Yıldırım’ın bilhassa Risale-i Nur cemaatiyle ilintili bazı Đslami  
çevrelerde saygınlığı olan bir kii olduğunu savunmaktadır. Bakanı olduğu Zehra Vakfı  
bünyesindeki eğitim faaliyetleri dolayısıyla, özellikle memleketi olan Doğu Anadolu’da  
tanınmaktaydı. Bavuranlara göre ulusal merciler Đ. Yıldırım’ın Hizbullah örgütüne bir rakip  
tekil ettiğini biliyorlardı. Bavuranlar özellikle kaybolutarihi ile öldürülmesi arasında geçen  
zaman zarfında ulusal yetkililerin Đzzettin Yıldırım’ın yaamını koruma sorumluluğunu yerini  
getirmediklerini öne sürmektedir.  
Bavuranlar bu çerçevede özellikle AĐHM’nin Kılıç-Türkiye (sözü edilen) ve Akkoç-Türkiye  
(bavuru no: 22947/93 ve 22948/93) kararlarına atıfta bulunmakta ve 1993 yılında Meclis  
Aratırma Komisyonu’nun Hizbullah terör örgütünün karığı kaybolma olayları ve yargısız  
infaz cinayetleri ile ilgili olarak bir rapor yayınladığını hatırlatmaktadırlar. Bavuranlar Milli  
Đstihbarat Tekilatı (MĐT) ile Türk Hizbullah örgütü arasında bir bağ olduğunu ve adli  
mercilerin ceza davası sırasında pek çok kaybolma ve cinayetlerin kaynağı olan bu bağı  
incelemekten kaçındıklarını ileri sürmektedirler. Bavuranlar ceza kovuturmasındaki  
yetersizliklerin bu düüncelerini pekitirdiğini belirtmekte, Đzzettin Yıldırım’ın önce  
kaybolması ve ardından öldürülmesi ile ilgili yürütülen resmi soruturmanın yetersiz bir  
yapıda olmasından ve savcılık tarafından balatılan ceza soruturmasının akıbeti hakkında  
yeterince aydınlatılmadıklarından yakınmaktadırlar. Bavuranlar yakınları hakkındaki  
soruturma dosyasının, ancak AĐHM’ye yaptıkları bavuru Hükümet’e tebliğ edildikten sonra,  
Hizbullah üyeleri hakkında açılan ceza davası ile birletirildiğini gözlemlemektedirler.  
2. Hükümet  
Hükümet güvenlik güçlerinin bavuranların yakınlarının öldürülmesi olayına karıꢀ  
olmaları olasılığını tümüyle reddetmektedir. Hükümet Đzzettin Yıldırım’ın 29 Aralık 1999  
tarihinde polis memurları tarafından yakalanmadığını gözlemlemekte, soruturma ile ilgili  
olarak ise herhangi bir bilgiye sahip olabilecek herkesin ifadesine bavurulduğunu  
kaydetmektedir. Hükümet, Đzzettin Yıldırım’ın kaybolmasının Hizbullah tarafından  
gerçekletirilen kaçırılma olayları ile ilintili olduğunun anlaıldığını ve bununla ilgili ceza  
davasının Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen sürdüğünü ifade etmektedir. Çok geniꢀ  
çaplı soruturmaların ve yasadıı silahlı örgütün çökertilmesini gerektiren bir dava  
sözkonusudur. Ayrıca, bavuranların yakını ile ilgili olarak sanıkların susma hakkını  
kullanolmaları nedeniyle baka soruturmalar yapılması gerekmitir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Đzzettin Yıldırım’ın hayatını koruma yükümlülüğündeki eksikliklere ilikin iddialar  
hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2/1 maddesinin ilk cümlesi Devlet’in yalnızca bilerek ve kanunsuz ölüme  
sebebiyet vermekten kaçınmasını değil, aynı zamanda iç hukuki düzende kendi yargısına tabi  
kiilerin yaam haklarının korunması için gerekli önlemleri almasını da zorunlu kılmaktadır  
(Bkz. L.C.B.-Birleik Krallık kararı, 9 Haziran 1998). Bu bağlamda Devletin birinci  
sorumluluğu, kii hayatına yönelik eylemleri caydırıcı somut bir ceza mevzuatı oluturmak ve  
ihlalleri caydırmak, önlemek ve cezalandırmak için oluturulmubir uygulama  
6
gerçekletirmek suretiyle yaam hakkını güvenceye almaktır. AĐHS’nin 2/1 maddesi, bazı  
belli artlarda, devletler için, üçüncü kiilerin suç fiilleri nedeniyle yaamı tehdit altında olan  
kiileri korumak üzere önleyici tedbirler almak yönünde pozitif bir yükümlülük de  
getirmektedir (Bkz. Osman-Birleik Krallık kararı, 28 Ekim 1998).  
Günümüz toplumlarında, polisin görevini yerine getirirken karılağı zorlukları, insan  
davralarının öngörülemezliği ve öncelikler ile kaynaklar açısından yapılması gereken  
ilevsel seçimleri göz önüne alarak, bu pozitif yükümlülüğün kapsamı, yetkili makamlara  
yüklenecek dayanılmaz ve aırı bir yük getirmeyecek biçiminde yorumlanmalıdır. Bu  
çerçevede, AĐHS bakımından yetkililer, insan yaamına yönelik olası her hayati tehdidin  
ortadan kalkması için somut önlemler almakla yükümlü değillerdir. Pozitif yükümlülüğün  
olması için, yetkililerin, sözkonusu esnada, ahıs ya da ahısların yaamlarının üçüncü  
kiilerin suç fiilleri nedeniyle gerçek ve yakın bir tehdit altında bulunduğunu bildikleri veya  
bilmeleri gerektiği ve makul bir açıdan bakıldığında yetkileri dahilinde sözkonusu tehlikeyi  
bertaraf etmek için kukuya yer bırakmayacak ekilde önlem almadıkları ortaya konulmalıdır  
(sözü edilen Osman).  
Ulusal makamların sorumluluğunu belirlemek için, AĐHS’nin amaçları doğrultusunda  
uygulanacak kıstas, “her türlü makul üphenin ötesinde” kanıt kıstasıdır; böylesi bir kanıt,  
yeterince ciddi, belirli ve tutarlı emareler veya çürütülemeyen karineler demetinden de  
doğabilmektedir (Đrlanda-Birleik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar). AĐHM, kanıtların  
değerlendirilmesi konusunda ikinci derecede role sahiptir ve dava koulları verilen kanıtların  
değerlendirilmesini gerektirmediğinde olaylara bakmaya yetkili olan ilk derece mahkemesinin  
rolünü üstlenmede ihtiyatlı davranmalıdır (Tahsin Acar- Türkiye, bavuru no: 26307/95).  
Mevcut davada AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın cesedinin 28 Ocak 2000 tarihinde, diğer dokuz  
ceset ile birlikte, Hizbullah militanları tarafından kiralanan bir evin bahçesinde bulunduğunu  
belirtmektedir. AĐHM, diğer iki kiinin cesedinin de kurbanın kendi çevresinden olduğunu  
gözlemlemektedir. Adli soruturmadan, Hizbullah örgütü mensuplarının sözkonusu  
cinayetlerle suçlandıkları sonucuna ulaılmaktadır. AĐHM önünde kimse, bu cinayetlerin  
sözkonusu örgüt tarafından ilendiğine karı çıkmamaktadır. Dosyada, sözkonusu kiilerin,  
devlet görevlileri ile bağlantılı olduklarını veya onlar adına hareket ettiklerini ortaya  
koyabilen doğrudan hiçbir kanıta ulaılamamaktadır.  
Geriye ulusal makamların, hayati bir tehlike karısında ilgiliyi koruma pozitif yükümlülüğünü  
ihmal edip etmediklerinin aratırılması kalmaktadır.  
Bu konuda AĐHM, ne kurbanın avukatının kurbanın ortadan kaybolması hakkındaki ilk  
ikayetinde ne ortadan kaybolmalar çerçevesinde ifadesi alınan diğer kiilerin devlet  
görevlilerinin yükümlülüğünü ileri süren iddialarını yetkili merciler önünde dile getirdiklerini  
tespit etmektedir. Ayrıca bavuranlar tarafından, ortadan kaybolmasından önce, Đzzettin  
Yıldırım’ın, hayati tehdit aldığı yönünde ulusal makamlara bavuruda bulunduğu da iddia  
edilmemitir. AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın ölümünden önce tehdit altında olduğunu  
ündürecek bir unsur tespit etmemitir..  
Genel olarak inandırıcılığını inceleyen AĐHM, bavuranların iddialarının, somut olgulara  
dayanmadığı, ikna edici somut kanıtlarla veya tanık ifadeleriyle ya da baka bir kanıt unsuru  
ile desteklenmediği kanaatindedir (Mordeniz-Türkiye, bavuru no: 49160/99, 10 Ocak 2006).  
7
Sahip olduğu unsurlar ıığında AĐHM, kurbanın Devlet görevlileri tarafından veya Devlet  
görevlileri adına hareket eden ya da Devlet görevlileri ile bağlantılı olan kiiler tarafından  
öldürülğü sonucunun güvenilir emarelerden çok varsayım ve spekülasyondan ibaret  
olduğuna kanaat getirmektedir. Bu koullarda AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesinde  
Devletin sorumluluğunun her türlü makul üphenin ötesinde ortaya konmadığı kanaatindedir.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesi esas bakımından ihlal edilmemitir.  
2. Cezai soruturmanın yetersiz olduğu iddiası hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaam hakkının korunması yükümlülüğünün, 1.  
madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de belirtilen hak ve  
özgürlükleri tanıma[sı]” eklinde Devlete düen genel görevle birlikte değerlendirildiğinde,  
güç kullanmaya bavurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin bir soruturma  
yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu art kotuğunu hatırlatmaktadır (Kaya-Türkiye, 19  
ubat 1998; McCann ve diğerleri- Birleik Krallık, 27 Eylül 1995). Fail oldukları iddia  
edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü ahıslar olsun, güce bavurmanın ardından bir  
kimsenin ölümüne sebebiyet verildiği her durumda benzeri bir soruturma yürütülmelidir  
(Tahsin Acar). Sorgulamalar özellikle derinlemesine, tarafsız olarak ve dikkatli yapılmalıdır  
(Çakıcı-Türkiye, bavuru no: 23657/94, McCann ve diğerleri).  
AĐHM, yukarıda bahsedilen yükümlülüğün, yalnızca, ölüme bir devlet görevlisinin neden  
olduğunun ortaya konduğu durumlar için geçerli olmadığını belirtmektedir. Yetkili mercilerin  
ölüm olayından haberdar edilmeleri bile, ölümün meydana geldiği koullar hakkında  
AĐHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan etkin bir soruturma yürütme yükümlülüğünü ipso  
facto doğurmaktadır (mutatis, mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar, Yaa-  
Türkiye, 2 Aralık 1998 tarihli karar, Hugh Jordan-Birleik Krallık bavuru no: 24746/94, sözü  
edilen Ekinci, sözü edilen Sabuktekin).  
Yürütülen soruturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip gerektiği takdirde  
cezalandırılmalarını sağlayacak ekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, bavuru no:  
21594/93). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlara ilikin bir yükümlülüktür.  
Yetkililerin, olayla ilgili delillerin toplanması için makul olarak ulaılabilir olan tedbirleri  
almıolmaları gerekmektedir (Salman-Türkiye, bavuru no: 21986/93). Sorumlu kii ya da  
kiilerin tespit edilmesini sağlayabilecek soruturmadaki her türlü eksiklik, soruturmanın  
etkisiz olduğuna karar verilmesine neden olabilir (Bayrak ve diğerleri-Türkiye, bavuru no:  
42771/98, 12 Ocak 2006).  
Bu bağlamda makul derecede ivedililik ve özen gereği zımni olarak kendini göstermektedir.  
Belli bir durumda, soruturmanın ilerlemesini önleyen zorluklar ve engellerin de ortaya  
çıkabileceğini kabul etmek gerekir. Ancak, a fortiori barbarca eylemlerle böylesi  
cinayetlerin ilenmesi gibi ölüme sebebiyet veren güç kullanımı hakkında yapılan bir  
soruturma sözkonusu olduğunda, yetkililerin hızlı hareket etmesi, gayrımeru eylemlere göz  
yumulduğu veya suç ortaklığı yapıldığı izleniminin olumaması ve kamuoyunun meruiyet  
ilkesine güveninin devam etmesi açısından arttır (mutatis, mutandis, Mc Kerr-Birleik  
Krallık, bavuru no: 28883/95).  
Mevcut davada, dosyadan, polisin, Mehmet Kanlıbıçak’ın ve Mehmet ehit Avcı’nın ortadan  
kaybolmasının ardından derhal sözkonusu kiilerin yakınlarının ifadelerine bavurduğu  
sonucuna ulaılmaktadır. Ancak buna karın, Đzzettin Yıldırım’ın ortadan kaybolmasının  
8
ardından, ne aile fertlerinin, ne Zehra derneğinin yönetiminde bulunan kiilerin ne de  
Yıldırım’ın avukatının ifadesine bavurulmutur. Oysa ortadan kaybolan kiilerin hepsinin  
sözkonusu derneğin faaliyetlerine katılan kiiler olduğu görülmektedir. AĐHM, Đzzettin  
Yıldırım’ın ev arkadaı H.B.’nin 4 Mart 2000 tarihinde yani kurbanın avukatının ikayetini  
sunmasının ardından iki aydan fazla bir süre sonra dinlendiğini gözlemlemektedir. Ayrıca  
otopsi raporu, kurbanın otopsisinin ardından beay sonra 30 Haziran 2000 tarihinde  
düzenlenmitir.  
Hacı Đnan ve diğer Hizbullah üyeleri hakkında düzenlenen iddianamede kaybolma ve diğer  
kanıt unsurlarından da söz edilse bile, hiçbir tedbir alınmamı, sanıklarla Đzzettin Yıldırım  
cinayeti arasında bir bağlantı kurulmaya çalıılmamıtır. 24 Mayıs 2000 tarihli ifadesinde  
cinayetin nedenleri ile ilgili önemli bilgiler veren basanık Hacı Đnan, her ne kadar itirafta  
bulunmamıve sesiz kalma hakkını kullanmak istediğini ifade etmise de, bu durum, cinayet  
hakkında derinlemesine bir aratırma yapılmamasını haklı kılamamaktadır.  
Đzzettin Yıldırım’ın ortadan kaybolması ile ilgili olarak yürütülen polis soruturmasındaki  
eksiklikler ve ailesine hiçbir bilgi iletilmemesi AĐHM’yi aırtmıtır. AĐHM, özellikle, sürekli  
taleplerine rağmen, avukatına hiçbir bilgi iletilmediğini ve otopsi raporunun bavuranlara  
ancak 12 Aralık 2001 tarihinde iletildiğini kaydetmektedir. Bilahare Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, hiçbir açıklamada bulunmaksızın, Đzzettin Yıldırım’ın cinayetinin, Hizbullah  
mensubu olduğu varsayılan kiiler hakkında yürütülen ceza davası çerçevesindeki suçlamalar  
kapsamında olmadığına hükmetmitir.  
Hükümet ön soruturmadaki eksiklere ilikin bir izahat vermemektedir. Bunun yanında  
Hükümet Hacı Đnan’ın ifadesine ve diğer emarelere rağmen neden 8 Haziran 2000 tarihli  
iddianamede Đzzettin Yıldırım’ın cinayetinden sanıkların sorumlu tutulmadığı hususunda bir  
izahat vermemektedir. Ayrıca kurbana ilikin ön soruturma dosyasının, nihayet mevcut  
bavurunun Hükümete tebliğ edilmesinden sonra 31 Mart 2006 tarihinde esas dava dosyasına  
eklenmesi son derece dikkate değerdir.  
Üstelik, bu cinayetleri ilemekle suçlanan sanıkların ceza davasının 24 Mayıs 2000 tarihinden  
bu yana halen devam ettiği görülmektedir. AĐHM bu hususta, kamu görevlileri ya da üçüncü  
ahısların faili olduğu iddia edilen güç kullanımı nedeniyle ölümle sonuçlanan vakalara ilikin  
ceza davalarındaki eksiklikleri tespit ederek Türkiye aleyhinde birçok karar verdiğini  
anımsatır (AĐHS’nin 2. maddesine ilikin olarak, bu meyanda, mutatis mutandis Kaya –  
Türkiye, 19 ubat 1998 tarihli karar, prg. 86-92 ; Ergi – Türkiye 28 Temmuz 1998 tarihli  
karar, prg. 82-85 ; Yaa adıgeçen ; Tanrıkulu – Türkiye, no: 23763/94, prg. 101-111,  
AĐHS’nin 13. maddesine ilikin olarak, mutatis mutandis Aksoy – Türkiye 18 Aralık 1996  
tarihli karar, prg. 95-100 ; Aydın – Türkiye 25 Eylül 1997 tarihli karar, prg. 103-109 ; Menteꢀ  
ve diğerleri – Türkiye 28 Kasım 1997 tarihli karar, prg. 89-92 ; Selçuk ve Asker – Türkiye 24  
Nisan 1998 tarihli karar, prg. 93-98 ; Kurt – Türkiye 25 Mayıs 1998 tarihli karar, prg. 135-142  
; Tekin – Türkiye 9 Haziran 1998 tarihli karar, prg. 62-69 ; Akkoç, adıgeçen, prg. 89 ; Kılıç,  
adıgeçen, prg. 73).  
Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesine ilikin olarak yürütülen ceza soruturmasındaki  
gecikmeleri, eksiklikleri ve tutarsızlığı göz önünde bulunduran AĐHM konuyla ilgili kaygısını  
belirtme ihtiyacı duymaktadır. Đzzettin Yıldırım’a ve diğer kurbanlara yapılan barbarca  
muameleler kamuoyunda haklı olarak yankı bulmutur.  
9
Bu cihetle AĐHM ceza soruturmasının egüdümlü ve tek merkezden yürütülmediği, bunun da  
soruturmanın etkililiğine zarar verdiği kanaatine varmaktadır.  
Türk Hizbulla’nın güvenlik güçlerinden siyasi ve askeri destek aldığı yönündeki iddiaya  
ilikin olarak AĐHM, daha evvel de kimliği meçhul kimselerce ilenen yargısız infazlara ve  
cinayetlere ilikin olarak 1993 yılında hazırlanan bir meclis aratırma komisyonu raporuna  
atıfta bulunmutu (Akkoç ve Kılıç, adıgeçen kararlar).  
Aynı muhakeme tarzı mevcut davaya da uygulanabilir.  
AĐHM’ye göre, Türk Hizbullahı’nın 1993’ten beri meydana gelen yüzlerce kayıp ve öldürme  
vakasına karığı konusunda kamuoyunca beslenen yaygın kanaatlere rağmen yetkili  
makamlar onlarca cesedin bulunduğu 2000 yılına kadar terörist grubun eylemlerine karı  
gerekli tedbirler almayı ihmal etmilerdir. ayet gerekli tedbirler alınmıolsa idi kamu  
vicdanının rahatlaması ve hukuk devletine olan güven artması mümkün olabilirdi.  
Tespit edilen eksiklikleri göz önünde bulunduran AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi  
hakkında ulusal makamlarca yapılan aratırmaların ve geç bir tarihte balatılan cezai takibatın  
etkili olarak addedilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla Hükümetin iç hukuktaki  
bavuru yollarının tüketilmediği yolundaki itirazı reddedilmelidir.  
Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi anlamında Savunmacı Devletin üzerine düen usul  
yükümlülüklerine riayet etmediği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 3., 5., 6., 8. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar aynı olaylar temelinde AĐHS’nin 3., 5., 6., 8. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini  
iddia etmektedirler.  
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.  
AĐHS’nin 2. maddesi bakımından vardığı ihlal tespitini göz önünde bulunduran AĐHM  
mevcut bavuruda gündeme getirilen asıl hukuki sorunu incelediği kanaatindedir.  
Dava olaylarının ve tarafların argümanlarının tamamının dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin 3., 5.,  
6., 8. ve 13. maddeleri yönünden yapılan ikayetler hakkında ayrıca bir karara varmasına  
gerek kalmadığını değerlendirmektedir (Kamil Uzun – Türkiye, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007,  
prg. 64, ve Feyzi Yıldırım – Türkiye, no: 40074/98, 19 Temmuz 2007, prg. 96).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar herhangi bir maddi tazminat talebinde bulunmamılardır. Buna karın  
bavuranlar 150.000 Euro manevi tazminat talep etmektedirler. Bavuranlar, basında ve  
televizyon kanallarında betimlenen ebeveynlerinin maruz kaldığı barbarca muamelelerden  
telafisi imkansız bir ekilde etkilendiklerini, Đzzettin Yıldırım’ın öldürülmesi konusunda  
soruturma yapılmaması hele de diğer cesetlerin bulunmasının ardından Hizbullah davasının  
10  
son derece hızlı bir ekilde balamasına rağmen bu davanın Đzzettin Yıldırım’ın vakasını  
kapsamaması sebebiyle kaygı ve akınlık içinde yaadıklarını bildirmektedirler.  
Hükümet bu talepleri aırı bulmaktadır.  
AĐHM, Đzzettin Yıldırım’ın kaybolmasına ve ölümüne ilikin olarak yürütülen polis  
aratırmasının da cezai takibatın da, AĐHS’nin 2. maddesinden doğan usul yükümlükleri  
hilafına yetkili makamlarca etkili bir biçimde yürütülmediğini anımsatır. AĐHS’nin 41.  
maddesi uyarınca AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, yedi bavuranın her birine 12.000 Euro  
manevi tazminat ödenmesine hükmeder.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 20.000  
Euro talep etmektedirler. Bavuranlar avukatlarıyla imzaladıkları 12.000 ABD Doları  
tutarındaki bir vekalet sözlemesini, Đzmir Barosu avukatlık ücret tarifesini ve gerçekletirilen  
hizmet süresini gösteren bir tarife sunmaktadırlar.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir. Hükümet bavuranların, özel bir sözleme haricinde  
yargılama masraf ve giderlerine ilikin herhangi bir belge sunmadıklarına dikkat çekmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi bakımından yalnızca gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda  
olduğu kanıtlanan masrafların iadesinin mümkün olduğunu anımsatır (Đatridis – Yunanistan  
(adil tatmin), no: 31107/96, prg. 54). Mevcut davada elindeki bilgileri ve yukarıda anılan  
kıstasları göz önünde bulunduran AĐHM bu yönde bavuranlara her türlü vergiden muaf  
tutulmak üzere ortaklaa 6.000 Euro ödenmesinin makul olacağına hükmeder.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Hükümetin ilk itirazının esasa eklenmesine ve bu itirazın reddedilmesine ;  
2. Bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesine ;  
3. Đzzettin Yıldırım’ın ölümüne ilikin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin esas bakımından ihlal  
edilmediğine ;  
4. Đzzettin Yıldırım’ın ölümüne ilikin cezai süreçteki eksiklikler nedeniyle AĐHS’nin 2.  
maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine ;  
5. ikayetlerin geriye kalanı hakkında bir karara varmaya gerek olmadığına ;  
6.  
a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından,  
11  
i. yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat için yedi  
bavuranın her birine 12.000 Euro (on iki bin Euro) ödenmesine ;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için ise yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf  
tutularak bavuranlara ortaklaa 6.000 Euro (altı bin Euro) ödenmesine ;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
7. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
Karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
12