CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BAARAN-TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:19878/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (19878/03) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaları Ayen Baaran, engül Baaran ve Hüseyin Baaran’ın (bavuranlar) Avrupa  
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 2 Nisan 2003 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini  
güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca  
yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından C. Hortoğlu tarafından temsil  
edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, sırasıyla 1992, 1966 ve 1964 doğumlulardır ve Kırklareli’nde ikamet  
etmektedirler.  
Birinci bavuran Ayen Baaran, engül ve Hüseyin Baaran’ın kızıdır. 27 Nisan 1995  
tarihinde, Ayen Baaran, zatürre tedavisi nedeniyle SSK Lüleburgaz Hastanesi’ne iğne  
olmutur. Sözkonusu iğnenin hatalı yapılmasının ardından, Ayen Baaran’ın sol kolu  
kangren olmutur. Ayen Baaran’ın sol kolu yedi kez ameliyat edilmi, son olarak da dirsek  
hizasından kesilmitir.  
A. Ceza Davası  
31 Mayıs 1995 tarihinde, Hüseyin Baaran, Fatih Savcılığı’na ikayette bulunmutur. 2  
Haziran 1995 tarihinde, Fatih Savcılığı, ratione loci bakımından yetkisi olmadığını açıklamıꢀ  
ve ikayet dilekçesini Lüleburgaz Savcılığı’na göndermitir. 27 Haziran 1995 tarihinde,  
Lüleburgaz Savcılığı, istemeden adam yaralamaya sebebiyet vermekten hastane personeli  
hakkındaki iddianameyi Lüleburgaz Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunmutur. 16 Kasım 1995  
tarihinde ilk duruma gerçeklemitir.  
18 Ocak 1996 tarihli durumada, Asliye Ceza Mahkemesi, Yüksek Sağlık urası’ndan  
bilirkii raporu istemive sözkonusu rapor 10 Nisan 1996 tarihinde sunulmutur.  
26 Haziran 1996 tarihli durumada, Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların beraatına karar  
vermitir.  
Sözkonusu süre zarfında müdahil tarafı oluturan Hüseyin Baaran temyize bavurmutur.  
1 Mayıs 1997 tarihinde, Yargıtay, Adli Tıp Kurumu bilirkii raporu bulunmaması sebebiyle  
sözkonusu kararı bozmutur. Temyizden sonraki ilk duruma 10 Haziran 1997 tarihinde  
gerçeklemitir.  
15 Temmuz 1998 tarihinde, Adli Tıp Kurumu raporunu sunmutur.  
9 Aralık 1998 tarihli durumada, Asliye Ceza Mahkemesi, ek bilirkii raporu istemitir.  
2
2 Mart 1999 tarihli durumada, Asliye Ceza Mahkemesi, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’nun  
görüünü istemitir. 23 Aralık 1999 tarihinde Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu, raporunu  
sunmutur.  
22 Mart 2000 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklardan birinin mahkumiyetine karar  
vermitir.  
21 Haziran 2001 tarihinde, Yargıtay, kararı bozmutur.  
21 Haziran 2001 tarihinde temyiz kararına uygun olarak hareket eden Asliye Ceza  
Mahkemesi, 23 Nisan 1999 tarihinden önce ilenen bazı suçların hükme bağlanmasının  
teciline ilikin 4616 sayılı yasa uyarınca davanın beyıl süre ile askıya alınmasına karar  
vermitir.  
8 Kasım 2002 tarihinde, sözkonusu karara yapılan itiraz Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi  
tarafından reddedilmitir.  
B. Hukuk Davası  
25 Nisan 1996 tarihinde, bavuranlar, Lüleburgaz Đꢀ Mahkemesi’nde SKK ‘ya karı dava  
açmılardır. Đlk duruma 13 Haziran 1996 tarihinde gerçeklemitir.  
18 Temmuz 1996 tarihli durumada, Đꢀ Mahkemesi, yukarıda sözü edilen ceza davasının  
sonucunu beklemeye karar vermitir. Yedi durumanın ardından, 11 Aralık 1997 tarihinde,  
Mahkeme, ratione materiae bakımından yetkisi olmadığını açıklamıve dosyayı Lüleburgaz  
Asliye Hukuk Mahkemesi’ne havale etmitir.  
3 Mart 1998 tarihinde, mahkeme, hasar tespiti için bir bilirkii görevlendirmitir. Cezai sürece  
bağlı olarak birçok dava ertelenmitir.  
9 Aralık 1998 tarihli durumada, mahkeme, Ayen Baaran’ın maluliyet oranının tespiti için  
Adli Tıp Kurumu’ndan ek bilirkii raporu talep etmitir.  
8 ubat 2001 tarihinde, mahkeme, Sosyal Sigortalar Kurumu’nu bavuranlara tazminat  
ödemeye mahkum etmitir. Sözkonusu iki tarih arasında, mahkeme, ek bilirkii raporlarının  
sunulmasını beklemitir.  
5 Kasım 2001 tarihinde, davalının temyiz bavurusu üzerine, Yargıtay, sözkonusu kararı  
bozmutur.  
5 Mart 2002 tarihli durumada, mahkeme, ek bilirkii raporu talep etmitir.  
30 Nisan 2002 tarihinde, mahkeme, Sosyal Sigortalar Kurumu’nu, olayın meydana geldiği  
tarihten itibaren hesaplanmak üzere gecikme faizi ile birlikte bavuranlara 27 milyar TL’ye  
yakın tazminat ödemeye mahkum etmitir.  
15 Ekim 2002 tarihinde sözkonusu karar Yargıtay tarafından onanmıtır.  
6 ubat 2003 tarihinde, bavuranlar, icra dairesi aracılığıyla yaklaık 128 milyar TL’nin  
tahsili için idareye çağrıda bulunmulardır.  
3
28 ubat 2003 tarihinde, Sosyal Sigortalar Kurumu, icra dairesine ödemeyi yapmıtır.  
Vergiler düüldükten sonra, Sosyal Sigortalar Kurumu, bavuranlara, yaklaık 117 milyar TL  
(sözkonusu tarihte 68.000 Euro) tutarında tazminat ödemitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 6/1 maddesi bakımından, bavuranlar, 4616 sayılı yasa uyarınca ceza davasının beꢀ  
yıl süre ile askıya alınması nedeniyle, ceza kararı verilmesinin mümkün olmamasından  
ikayetçidirler. Bavuranlar ayrıca, sözkonusu iki davanın AĐHS’nin 6/1 maddesi ile  
öngörülen “makul süre” ilkesine riayet etmediğini ileri sürmektedirler.  
Hükümet, bu iddialara karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Ceza davasında karar verilmemesine ilikin ikayet konusunda AĐHM, AĐHS’nin 6.  
maddesinin, bavurana, üçüncü kiilerin mahkum ettirilmesini sağlama hakkı tanımadığını  
hatırlatmaktadır (Perez-Fransa, bavuru no: 47287/99).  
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesi ile ratione materiae bağdamadığı gerekçesiyle  
sözkonusu ikayeti AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddetmektedir.  
Mevcut davada yargılama süreleri kapsamında yapılan ikayete ilikin olarak, Hükümet, iç  
hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve AĐHM’den sözkonusu ikayetin  
kabuledilemez ilan edilmesini talep etmektedir. Hükümet, görülerinde, bavuranların AĐHM  
önünde ileri sürdükleri ikayeti ulusal mahkemeler önünde dile getirmediklerini  
belirtmektedir.  
Bavuranlar, Hükümet’in görüüne karı çıkmaktadırlar.  
Hükümet’in bavuranların etkili iç hukuk yoluna sahip olduklarını ortaya koymaması  
nedeniyle AĐHM, cezai yargılama süresi kapsamında yapılan ikayetlere ilikin olarak  
Hükümet tarafından yapılan benzer itirazları daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır (Tendik  
ve diğerleri, bavuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005; Yağcı ve Sargın-Türkiye, 8 Haziran  
1995). Mevcut davada Hükümet, AĐHM’nin sözkonusu içtihattan ayrılmasını sağlayacak bir  
görüsunmatır  
Bu durumda AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
4
B. Esasa ilikin  
Ceza davasında dikkate alınacak süreç 31 Mayıs 1995 tarihinde balamıve 8 Kasım 2002  
tarihinde sona ermitir. Dolayısıyla, sözkonusu dava iki kere bavurulan iki dereceli  
mahkemede yaklaık 7 yıl 6 ay sürmütür.  
Hukuk davasına ilikin olarak ise dava, 25 Nisan 1996 tarihinde balamıve 28 ubat 2003  
tarihinde sona ermitir. Dolayısıyla dava iki kere bavurulan iki dereceli mahkemede yaklaık  
6 yıl 10 ay sürmütür.  
AĐHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koullarını takiben ve mahkeme yerleik  
içtihatları, özellikle davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer  
bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.  
diğerleri arasından Frydlender-Fransa, bavuru no: 30979/96).  
AĐHM, daha önce birçok kez mevcut davaya benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiꢀ  
ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulatır (Bkz, sözü edilen  
Frydlender).  
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, bu davada farklı bir  
sonuca ulamak için Hükümet’in ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.  
Konuya ilikin içtihadını göz önüne alarak AĐHM, mevcut davada yargılama sürelerinin çok  
uzun olduğu ve “makul süre” ilkesinin gereğine riayet etmediği kanaatindedir.  
Bu durumda AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınmıolan haklarının ihlal edildiğine  
ilikin ikayetlerini dile getirebilecekleri etkili bir iç hukuk yolu bulunmayıından da  
ikayetçilerdir.  
Bavuranlar, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
Hükümet, sözkonusu ikayet hakkında görülerini belirtmemitir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Ceza davasında karar verilmemesine ilikin ikayetin kabuledilebilirliği hakkında yukarıda  
ulağı sonucu göz önüne alarak AĐHM, bu ikayetin AĐHS bakımından savunulabilir olarak  
değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.  
Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkrası uyarınca ikayetin bu kısmını  
mesnetten yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmektedir.  
Yargılama süresinin telafisi için iç hukukta etkili bavuru yolunun bulunmadığına ilikin  
ikayetin ikinci kısmı ile ilgili olarak, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde  
bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan  
5
bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru  
kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM içtihadına göre, AĐHS’nin 13. maddesi, AĐHS’nin 6/1 maddesiyle getirilen davaların  
makul bir süre içerisinde görülmesi yükümlülüğüne yönelik bir ihlal hakkında ulusal bir  
mahkeme önünde ikayette bulunabilme imkanı tanıyan etkili bavuruyu güvence altına alır  
(Kudla-Polonya, bavuru no: 30210/96).  
Yargılanabilir kiilerin iç hukukta sahip oldukları yolların, ileri sürülen ihlalin meydana  
gelmesini veya devamını önleyebilecek veya halihazırda meydana gelen ihlaller için ilgililere  
uygun tazmin sağlayabilecek ekilde etkili olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir  
(Hartman-Çek Cumhuriyeti, bavuru no: 53341/99). AĐHS’nin 13. maddesi bu konuda bir  
seçenek sunmaktadır: bir bavuru, bavuruda bulunulan mahkemelerin kararını hızlandırma  
ya da önceden meydana gelmiolan gecikmelerden dolayı yargılanabilir kiiye yeterli  
tazminat sağladığında “etkilidir” (Mifsud-Fransa, bavuru no: 57220/00).  
Mevcut davada bavuranlar, Devlet’in, yargılamayı hızlandırmak amacıyla mahkemeler  
üzerindeki denetim yetkisini kullanması hiçbir bavuru yoluna sahip değillerdi (Bkz, Tendik  
ve diğerleri-Türkiye, bavuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005).  
Bu durumda, AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuranlar, 20.000 Euro maddi zarar ve maruz kaldıkları manevi zarar için 90.000 Euro  
talep etmektedir.  
Hükümet, sözkonusu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını  
gözlemlemekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın, AĐHM, Ayen Baaran’a  
9.000 Euro ve engül Baaran ve Hüseyin Baaran’a ortaklaa olarak 9.000 Euro ödenmesi  
gerektiği kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama masraf ve giderleri için 18.000 Euro  
talep etmektedirler. Ancak bavuranlar, bu bağlam hiçbir belge sunmamılardır.  
Hükümet, çok fazla olduğuna hükmettiği sözkonusu talebi reddetmesi için AĐHM’ye çağrıda  
bulunmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak,  
6
bavuranların, iddialarını destekleyici hiçbir belge sunmamaları nedeniyle AĐHM, AĐHM  
önünde yargılama masraf ve giderlerine ilikin olarak yapılan talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Yargılama süresinin çok uzun olması ve bu konuda bavuruda bulunabilecek iç hukuk  
yolu bulunmaması kapsamında yapılan ikayetlere ilikin bavurunun kabuledilebilir  
olduğuna;  
2. Bavurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından Ayen  
Baaran’a 9.000 Euro (dokuz bin Euro) ve engül Baaran ve Hüseyin Baaran’a  
ortaklaa olarak 9.000 Euro (dokuz bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7