77. Komisyon, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin Sözleşme’nin 6.
Maddesinin 1. fıkrası uyarınca bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak kabul
edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Komisyon bu görüşü ile ilgili olarak 25 Şubat
1997 tarihinde benimsenen Incal – Türkiye davası raporunun 31. Maddesi ve
görüşünü destekleyen nedenlere gönderme yapmıştır.
78. Mahkeme, 9 Haziran 1998 tarihli Incal – Türkiye kararı (1998-IV
Raporları, s. 1504) ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar – Türkiye kararında (1998-
Raporları, s. …) mevcut dava için Hükümet tarafından öne sürülen hususlara benzer
hususların ele alınmış olduğunu vurgulamaktadır. Anılan kararlarda Mahkeme,
Devlet Güvenlik Mahkemesinde bulunan askeri hakimlerin durumunun bağımsızlık
ve tarafsızlık açısından belli teminatları içerdiğini belirtmiştir (bakınız yukarıda
anılan Incal kararı, s. 1571, madde 65). Diğer yandan Mahkeme, bu hakimlerin
statüsünün bazı hususlarının bağımsızlık ve tarafsızlıklarını tartışma konusu yaptığı
kararına varmıştır (aynı yerde, Madde 68) : örneğin, orduya ait görevliler
olduğundan ve dolayısıyla amirinden emirler aldığı; veya askeri disipline tabi
kaldıkları; ve atamalarına ilişkin kararların büyük ölçüde idari yetkililer ve ordu
tarafından alındığı gerçekleri (bakınız yukarıdaki 28. paragraf).
79. Incal kararında olduğu üzere Mahkeme görevinin, Devlet Güvenlik
Mahkemelerinin kuruluşunun gerekliliğini Hükümet tarafından öne sürülen haklı
sebepler ışığında tespit edilmesi olmadığı düşüncesindedir. Görevi, İstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesinin işleyiş şeklinin Sn. Başkaya ve Sn. Okçuoğlu’nun adil
yargılanma hakkını ihlal edip etmediği, özellikle de tarafsız olarak incelendiğinde
kendilerini yargılayan mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin haklı bir
korkunun mevcut olup olmadığını tespit etmektir (bakınız yukarıda anılan Incal
Kararı, s. 1572, Madde 70; ve yukarıda anılan Çıraklar kararı, s. …, Madde 38).
Bu soruya ilişkin olarak, Mahkeme mevcut başvuru sahipleri gibi sivil olan Sn.
Incal ve Sn. Çıraklar’ın davasında varılan sonuca varılmaması için herhangi bir
neden görmemektedir. Devletin toprak bütünlüğünü ve ulusal birliği zedelemeye
yönelik propaganda yapma suçundan bir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan
başvuru sahiplerinin, Askeri Hukuk Dairesi üyesi olan bir düzenli askeri görevlisinin
katılımını içeren bir heyet tarafından yargılanma konusunda endişe içinde olmaları
anlaşılır bir husustur (bakınız, yukarıda anılan Sürek 1. nolu kararın 34. paragrafı).
Bu itibarla, yargılamanın birinci aşamasında beraat etmelerine bakılmaksızın,
yargılamanın ikinci aşamasında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın
özü ile herhangi bir ilişkisi olmayan hususlardan gereksiz yere etkilenebileceğini
düşünmek için yeterli sebepleri mevcuttur. Bir başka deyişle, başvuru sahiplerinin
mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin korkularının haklı sebebe
dayandığı kabul edilebilir. İstinaf Mahkemesindeki yargılama da, ilgili mahkemenin
tam yetkili olmaması nedeniyle bu korkuların bertaraf edilmesini sağlayamamıştır