CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
BAYRAK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 42771/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
12 Ocak 2006  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
bazı düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 42771/98 bavuru no’lu davanın nedeni, Türk  
vatandaları Teybet Bayrak, Mehmet Hayri Bayrak, Cemal Bayrak, Ali Bayrak, Kemal  
imek, Arjiyan Bayrak, Rabia Bayrak, Adalet Bayrak, Yıldız Bayrak, Semra imek,  
Medya, irin imek, Emine imek ve Fevziye imek’in (Bavuranlar) Avrupa Đnsan  
Hakları Komisyonu’na (Komisyon) 15 Haziran 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuranlardan bei (Teybet, Rabia, Cemal, Ali ve Adalet Bayrak) adli yardımdan  
faydalanmıtır. Bavuranlar, Ankara Barosu avukatlarından M. Ayhan tarafından temsil  
edilmektedirler.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar, hiç bir örgüt tarafından üstlenilmeyen bir saldırının ardından 23 Eylül  
1993 tarihinde ölen Abdülkadir Bayrak (A.B.) ve Medeni imek’in (M..) yakın  
akrabalarıdır.  
A. Olayın meydana geliꢀ ꢀekli  
Olaylar sırasında A.B. Nusaybin’in merkezinde bir eczane iletirken, M.. aynı  
ehirde elektrikçiydi.  
23 Eylül 1993 tarihinde, saat 15:30-16:00 sularında bu kiiler Nusaybin’in (Mardin)  
ana caddesinin kaldırımında beraber yürürken yüzü maskeli iki kiinin düzenlediği saldırının  
kurbanı olmulardır. M.. olay yerinde ölürken A.B. Nusaybin Devlet Hastanesi’ne  
kaldırıltır. Mardin Devlet Hastanesi’ne sevk edilen A.B. daha sonra Diyarbakır  
Hastanesine sevk edilmive burada aynı gün gece yarısına doğru vefat etmitir.  
B. Makamlar tarafından yürütülen soruturma  
1. Nusaybin Cumhuriyet Basavcığı tarafından yapılan hazırlık soruturması  
A.B. ve M..’ye açılan atein ardından Nusaybin Cumhuriyet basavcılığı, resen  
soruturma balatmıtır. Öncelikle olay günü polis olay mahallinde soruturma yapmıve altı  
adet bomermi kovanı bulmutur. Daha sonra polisler Nusaybin’in ana caddesinde ticaret  
yapan A.Çakmak, S. Gökhan ve A.Aslan’ı dinlemitir.  
A. Çakmak verdiği beyanlarda oğluyla birlikte kuaför salonunda bulunurken silah  
sesleri duyduğunu, ancak kimin veya kimlerin ateaçtığını görmediğini belirtmitir.  
Pastane ileten S. Gökhan, silah seslerini duyduktan sonra buzdolabının arkasına  
saklanğını belirtmitir.  
Bakkal ileten A.Aslan, dükkanının önünden gelen silah seslerini duyduğunu ve yaralı  
olan A.B.’nin içeri girdikten sonra buzdolabının yanında yere düğünü, bir kaç dakika sonra  
bu kiinin hastaneye kaldırıldığını belirtmitir. A.Aslan, A.B. ve M..’ye kimin ateettiğini  
2
görmediğini ve olaydan sonra kendisine üpheli bir kiinin Hamam caddesine doğru koarken  
polislerin peine düğünü ancak kaçmayı baardığının söylendiğini belirtmitir.  
Yine 23 Eylül 1993 tarihinde, diğerleri meyanında Nusaybin Cumhuriyet Basavcısı,  
doktor, M..’nin babası Osman imek ve A.B.’nin yakın akrabası Ahmet Bayrak’ın hazır  
bulunduğu bir ortamda cesetlerin dımuayenesi yapılmıtır. Otopsi raporlarına göre M..’nin  
ölümüne ciğerlerinin tahrip olmasına neden olan sırtından aldığı bir kurun sebep olmutur.  
A.B. hakkındaki raporlarda, A.B.’nin vücuduna üç kurunun girip çıktığı belirlenmive  
ölümüne sebep olan kurunlardan birinin kafasında olduğu yer almaktadır. Ölüm nedeni açık  
olup klasik otopsi yapılmasına gerek görülmemitir.  
Bavuranlardan A.B.’nin kardei ve M..’nin kuzeni Ali Bayrak, cezai soruturma  
kapsamında 29 Eylül 1993 tarihinde polise ifade vermitir. Ali Bayrak kimseden  
üphelenmediğini, saldırının nedeni hakkında bir bilgisinin bulunmadığını zira kardeinin  
siyasi görüünün bulunmadığını ve dümanının olmadığını belirtmitir. Ali Bayrak suçluların  
bulunmasını ve cezalandırılmasını istemitir.  
Olay yerinde bulunan mermi kovanlarının balistik incelemesi polis laboratuarında  
yapıltır. 29 Eylül 1993 tarihli raporda altı mermi kovanının bir “Makarov” tipi tek bir  
ateli silahtan çıktığı belirtilmitir.  
Nusaybin Cumhuriyet Basavcığı, 7 Ekim 1993 tarihinde suçun niteliğini, ileniꢀ  
eklini ve delil unsurlarını göz önünde bulundurarak soruturmanın Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin “DGM” yetki alanına girdiğine kanaat getirmive ratione materiae  
yetkisizlik kararı vermitir.  
2. Diyarbakır Cumhuriyet Basavcığı tarafından yapılan hazırlık soruturması  
1995 yılında Nusaybin de dahil olmak üzere Türkiye’nin güneydoğusunda bir çok  
saldırı düzenlemekle suçlanan Hizbullah’a karı geniçaplı bir polis operasyonu  
düzenlenmitir.  
Söz konusu operasyon sırasında tutuklanan ve Hizbullah üyesi olduğu üphelenilen  
A.Ö. adlı bir ahıs, 16 Mart 1995 tarihinde A.B. ve M.. cinayetinin Hizbullah militanları  
olan Ömer Saruhan ve Beir Demir tarafından düzenlenmiolduğunu duyduğu yönünde  
beyanda bulunmutur.  
Soruturma kapsamında, 17 Mayıs 1995 tarihinde çok sayıda ateli silah Hizbullah  
üyesi olduğundan üphelenilen bir ahıs tarafından gösterilen apartmanda bulunmutur.  
DGM Cumhuriyet Basavcısı 23 Mayıs 1995 tarihinde, Hizbullah üyesi olduklarından  
üphelenilen yirmi bekiiyi, çok sayıda kiiyi öldürmek ve sözkonusu örgüt adına yürütülen  
terör faaliyetlerinde bulunmakla suçlamıtır.  
18 Haziran 1995 tarihinde 17 Mayıs’ta ele geçirilen silahların balistik incelemesine  
ilikin bilirkii raporu dosyaya konulmutur. Bilirkii raporuna göre 23 Eylül 1993 tarihli olay  
mahallinde bulunan mermi kovanlarının söz konusu apartmanda bulunan “Marakov” marka  
tabancadan çıktığı anlaılmıtır.  
3
5 ubat 1998 tarihinde, bavuranların avukatı hazırlık soruturmasının durumu  
hakkında bilgi almak amacıyla talepte bulunmutur.  
DGM Cumhuriyet Basavcısı 10 ubat 1998 tarihli mektupla bavuranın avukatına,  
hazırlık soruturmasının dikkate değer bir sonucunun olmamasıyla beraber hala devam  
etmekte olduğu yönünde bilgi vermitir.  
Bavuranların avukatı 5 ubat 2000 tarihinde AĐHM’ye bavuruda bulunduktan sonra  
soruturmanın durumu hakkında bilgi almak amacıyla DGM Cumhuriyet Basavcısı’na  
bavurmutur. Avukat ayrıca dosyada bulunan belgelerin birer fotokopisini istemitir.  
Cumhuriyet Basavcısı, 15 ubat 2000 tarihinde hazırlık soruturmasının hala devam  
ettiğinden, üphelilerin henüz tutuklanmadığı ve ön soruturmanın hala askıda olmasından  
dolayı belgelerin fotokopilerini veremeyecekleri yönünde bilgi vermitir.  
22 Ekim 2002 tarihli bir iddianameyle, DGM Cumhuriyet Basavcısı Ceza  
Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca, Hizbullah örgütüne mensup olduğu ve M.ile A. B’nin  
ölümüyle ilgisi olduğu gerekçesiyle Mehmet Salih Kölge aleyhine dava açmıtır. Selami  
Sevim’in 12 Kasım 2000 tarihinde Cumhuriyet Basavcısı, Hakim ve polis tarafından alınan  
ifadesinde, bu kiinin eylemin sorumlusu olduğu, emrin Kaan Aktatarafından verildiği,  
Selami Sevim tarafından yerine getirildiği, Kuzluca köyünden “Đsmail”in ise kendisini  
gözetlediği belirtilmitir.  
Hazırlanan Đddianamede Cumhuriyet Basavcısı:  
-23 Mayıs 1995 tarihli bir iddianameyle, Türk Ceza Kanunu’nun 125. madde uyarınca Kaan  
Aktaaleyhine cezai soruturma balatıldığını,  
-hazırlanan bu iddianamede bavuranların yakınının öldürülmesi olayı yer almadığından, 23  
Ocak 2001 tarihinde yeni bir iddianame hazırlandığını,  
-Selami Sevim’in 8 Kasım 2000 tarihinde yakalandığını, aleyhinde cezai soruturma  
balatıldığını ve cinayet fiilinin atılı suçlar arasında yer aldığını;  
-Đsmail’in kimliğinin tespit edilemediğini ve halen arandığını;  
-6 Haziran 2002 tarihli iddianameyle Cumhuriyet Basavcılığı’nın Türk Ceza Kanunu’nun  
146. maddesi uyarınca Mehmet Salih Kölge aleyhine cezai soruturma balattığını  
belirtmektedir.  
28 Kasım 2002 tarihinde, DGM birinci dairesi duruma yapmıtır. Mehmet Salih  
Kölge, Hizbullah örgütüne mensup olduğunu kabul etmifakat bavuranların yakınlarının  
ölümü ile ilgili olarak üzerine atılı bütün suçlamaları reddetmitir. Aynı gün Mahkeme  
davarların birletirilmesine karar vermitir.  
4 Ocak 2005 tarihinde, Hükümet AĐHM’ye, 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi  
Gazete’de yayınlanan 5190 sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince, Hizbullah üyesi olduğu  
iddia edilen kiiler aleyhine açılan iki davanın Diyarbakır DGM’den Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne nakledildiğini. Ayrıca bu örgütün yöneticileri oldukları iddia edilen kiiler  
aleyhine balatılan cezai yargılamanın bu mahkemede devam ettiğini bildirmitir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI HAKKINDA  
4
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını ileri sürmektedir. Yerel  
mahkemelerde devam eden bir cezai soruturmanın bulunduğunun altını çizmektedir.  
AĐHM, 23 Eylül 2004 tarihli kabul edilebilirlik kararında, AĐHS’nin 2. maddesi  
uyarınca idari ve hukuki yollara bavurulmasının gerekli olmadığını belirttiğini ve  
bavuranların yakınlarının ölümüne ilikin olarak cezai soruturmanın halen devam ettiğini  
gözlemlediğini hatırlatmaktadır. AĐHM bununla birlikte bavuranın AĐHS’nin 2. maddesine  
dayanan ikayeti ile bağlantılı olan sorunları gündeme getirdiğinden itirazın esasla  
birletirilmesi gerektiğini düünmektedir.  
AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yapılan ikayetin esasına ilikin kararını dikkate  
alınarak, ön itirazın ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermitir (Ekinci, adıgeçen,  
§ 62).  
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuranlar, yakınlarının yargısız infaz kurbanı olduklarını ifade etmekte ve AĐHS’nin  
2. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
A. Tarafların Argümanları  
1. Bavuranlar  
Bavuranlar yakınlarının öldürülecek listesine alındıklarını iddia etmektedir.  
Bavuranlar, Hükümet görülerinde de atıfta bulunulan bir belgede, maktullerden birinin PKK  
sempatizanı olduğunun ifade edildiğine AĐHM’nin dikkatini çekmektedir. Bavuranlar ayrıca  
cinayetle ilgili olarak etkili ve eksiksiz bir soruturma yürütülmediğini ileri sürmektedir.  
Ayrıa hastane yetkililerinin, kan kaybından ölen A.B.’nin tedavisine gereken özeni  
göstermediklerini iddia etmektedirler.  
2. Hükümet  
Hükümet, bavuranların yakınlarının ölümlerinde güvenlik güçlerinin müdahalesi  
olduğu yönündeki iddiaları kesin olarak reddetmektedir. Hükümet ayrıca, Midyat Emniyet  
Müdürğü’nün raporunda, A.B.’nin PKK’nın aktif bir sempatizanı olduğunun belirtildiğini  
ve bu nedenle Hizbullah militanları tarafından öldürülmüolabileceğini ifade etmektedir.  
Cinayetlere ilikin soruturma ile ilgili olarak, Hizbullah’ın yöneticileri ve mensupları  
aleyhine balatılan üç davanın, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olduğunu  
belirtmektedir.  
B. AĐHM’nin değerlendirmesi  
1. Bavuranların yakınlarının ölümü hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin, AĐHS’nin temel maddeleri arasında yer aldığını ve  
sözkonusu maddenin, 3. madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluturan demokratik  
toplumların temel değerlerinden birini ifade ettiğini hatırlatır (Bkz., Çakıcı- Türkiye [GC],  
no 23657/94, § 86, CEDH 1999-IV, et Finucane-Birleik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71,  
5
CEDH 2003-VIII). Dahası AĐHS’nin 2. maddesi ile tanınan güvencenin önemi dolayısıyla  
AĐHM, yaam hakkına ilikin ikayetleri son derece büyük bir titizlikle inceleyerek bir görüꢀ  
oluturmak zorundadır (Bkz., Ekinci- Türkiye, adıgeçen, § 70). Đnsan haklarının korunmasına  
yönelik olan AĐHS’nin amacı aynı zamanda 2. maddeyi etkili ve somut bir ekilde  
yorumlamayı ve uygulamayı gerektirir (Avar-Türkiye, no: 25657/94, § 390, CEDH 2001-  
VII).  
ikayetler AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerine dayanılarak dile getirildiğinde, AĐHM  
derinlemesine bir incelemede bulunmalıdır, bunu yapabilmek için de tarafların kendisine  
sunduğu ya da gerektiğinde res’en elde ettiği unsurlara dayanmaktadır (H.L.R.-Fransa, 29  
Nisan 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler 1997-III, s. 758, § 37).  
AĐHM delilleri değerlendirirken “her türlü makul üpheciliğin ötesinde” ilkesinden  
yararlanmaktadır. Fakat bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu bir  
dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluabilir (Irlanda-Birleik Krallık, 18  
Ocak 1978, A serisi no: 25, s. 65, § 161). Delillerin değerlendirilmesi konusunda AĐHM  
ikincil bir role sahiptir ve belirli bir davanın koulları kendisini bunu yapmaya zorlamadığı  
sürece, olguları ele almakla yetkili olan ilk derece mahkemesinin rolünü üstlenemez (Tahsin  
Acar-Türkiye [GC], no: 26307/95, § 216, CEDH 2004-…).  
AĐHM bu iddiaların somut ve doğrulanabilir olgulara dayanmadığını ve herhangi bir  
tanık ifadesiyle ya da diğer delil unsurları ile kesin bir ekilde desteklenmediğini saptamıtır.  
Dosyada yer alan verilerden, olayın meydana geldiği gün alınan tanık ifadelerine göre,  
bavuranlarının yakınlarının, 23 Eylül 1993 tarihinde yüzü maskeli iki kii tarafından  
öldürülğü anlaılmaktadır. A.B.’nin kardei ve M..’nin kuzeni olan Ali Bayrak’ın 29 Eylül  
1993 tarihinde ifadesi alınmıtır. Ali Bayrak kimseden üphelenmediğini, saldırının nedeni  
hakkında bir bilgisinin bulunmadığını zira kardeinin siyasi görüünün bulunmadığını ve  
manının olmadığını belirtmitir. Balistik inceleme raporları sonucunda kullanılan silah  
tespit edilmive bu silah daha sonra bulunmutur. Olaydan sorumlu oldukları iddia edilen  
kiiler aleyhine yerel mahkemelerde balatılan cezai soruturmalar devam etmektedir. Bu  
koullarda AĐHM, bavuranların yakınlarının öldürülmesi olayında devletin sorumluluğunun  
her türlü makul üphenin ötesinde ortaya konmadığını tespit etmitir.  
Hastane personelinin gerekli özeni göstermedikleri konusunda ifade edilen iddiaya  
ilikin olarak AĐHM ihmalkârlık yapılıp yapılmadığına ve bunun A. B.’nin ölümü ile ilgisi  
bulunup bulunmadığına karar verebilmesi için ikna edici unsurların bulunması gerektiği  
görüündedir. Bu türden unsurlar bulunmamaktadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 2. maddesinin esas yönünden ihlali söz konusu değildir.  
2. Yürütülen soruturmalar hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaam hakkının korunması  
yükümlülüğünün, 1. madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese bu  
Sözleme’nin (...)de belirtilen hak ve özgürlükleri tanı[ması]” eklinde Devlete düen genel  
görevle birlikte, zor kullanmaya bavurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin  
bir soruturma yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu art kotuğunu hatırlatır (Bkz.,  
uygulanabildiği ölçüde McCann ve diğerleri-Birleik Krallık, 27 Eylül 1995 tarihli karar, A  
serisi no: 324, s. 49, § 161, ve Kaya-Türkiye, 19 ubat 198 tarihli karar, Derleme 1998-I, s.  
6
329, § 105, Sabuktekin, adıgeçen, § 97, ve Ekinci, adıgeçen, § 77). Fail oldukları iddia  
edilenler ister devlet görevlileri isterse üçüncü kiiler olsun, zor kullanımının bir kiinin  
ölümüyle sonuçlandığı her durumda benzeri bir soruturma yürütülmelidir. Bununla birlikte,  
devlet görevlilerinin ya da devlet makamlarının dava konusu olayda etkisi olduğu iddia  
edildiğinde, bavurunun etkili olup olmadığı konusunda özel gereklilikler ortaya çıkabilir  
(Tahsin Acar, adıgeçen, § 220).  
AĐHM, yukarıda bahsedilen yükümlülüğün, yalnızca, ölüme bir Devlet görevlisinin  
neden olduğunun tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığını vurgular. Zira yetkili  
mercilerin ölüm olayından haberdar edilmeleri, ölümün meydana geldiği koullar hakkında  
Sözleme’nin 2. maddesinden kaynaklanan etkin bir soruturma yürütme yükümlülüğünü  
ipso facto doğurur (Bkz., mutadis mutandis, Ergi-Türkiye, 28 Temmuz 1998 tarihli karar,  
Derleme 1998-IV, s. 1778, § 82, Yaa-Türkiye, 2 Eylül 1998, Derleme 1998-IV, s. 2438, §  
100, Hugh Jordan-Birleik Krallık, no: 24746/94, §§ 107-109, CEDH 2001-III, Ekinci,  
adıgeçen, § 78, ve Sabuktekin, adıgeçen, § 98).  
Yürütülen soruturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde  
cezalandırılmalarını sağlayacak ekilde etkili olmalıdır (Oğur-Türkiye, [GC] no 21594/93, §  
88, CEDH 1999-III). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlara ilikin bir yükümlülüktür.  
Yetkili mercilerin, olaylara ilikin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık  
olan tedbirleri almaları gerekmektedir (Tanrıkulu-Türkiye, [GC], no: 23763/94, § 109, CEDH  
1999-IV, ve Salman-Türkiye [GC], no 21986/93, § 106, CEDH 2000-VII). Sorumlu kii ya da  
kiilerin tespit edilmesini sağlayabilecek soruturmada oluabilecek her türlü eksiklik,  
soruturmanın etkisiz olduğuna karar verilmesine neden olabilir (Akta-Türkiye, no: 24351/94,  
§ 300, CEDH 2003-V).  
Mevcut davada, olay sonrasında hazırlık soruturmasını yürütmekle görevli mercilerin  
ve yetkili Savcılığın bulunduğu giriimler ihtilafa neden olmamaktadır.  
Dosyada yer alan unsurlardan, olayın hemen sonrasında, polislerin olay yerinde  
inceleme yaptığı ve bu incelemeler sonunda bokovan buldukları anlaılmaktadır. Aynı gün,  
olayın meydana geldi yerde iyeri bulunan üç esnafın ifadelerini almıtır.  
Cinayetlere ilikin olarak yürütülen ön soruturma, olayın hemen sonrasında  
balatılmıtır. Nusaybin Cumhuriyet Basavcılığı res’en soruturma balatmıtır. Yine aynı  
gün, Nusaybin Cumhuriyet Basavcısı’nın, doktorun ve maktullerin iki yakının eliğinde  
cesetlerin dımuayenesi yapılmıtır. Yapılan balistik inceleme, 29 Eylül 1993 tarihli rapora  
göre kurunların “Makarov” marka bir tabancaya ait olduğunun tespit edilmesini sağlamıtır.  
7 Ekim 1993 tarihinde Nusaybin Cumhuriyet Basavcığı’nın ratione materiae yetkisizlik  
kararı vermesi ile dosya Diyarbakır DGM Cumhuriyet Basavcısı’na sevk edilmitir.  
Diyarbakır DGM Cumhuriyet Basavcısı ise bunun üzerine hazırlık soruturması balatmıtır.  
1995 tarihinde, Hizbullah aleyhine yürütülen operasyon sonrasında, bavuranların  
yakınlarının ölümü ile ilgili olarak yeni bilgiler elde edilmitir. Örgüt üyesi olduğu iddia  
edilen bir kii tarafından belirtilen apartmanda bulunan silahlarla ilgili olan 18 Haziran 1995  
tarihli rapordan, 23 Eylül 1993 tarihli olay mahallinde bulunan mermi kovanlarının sözkonusu  
apartmanda bulunan “Makarov” marka tabancadan çıktığı anlaılmaktadır. 5 ubat 1998 ve  
15 ubat 200 tarihlerinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Basavcısı, hazırlık soruturmasının  
devam ettiğini bavuranların avukatına bildirmitir.  
7
22 Ekim 2002 tarihinde, bavuranların yakınlarının ölümünden sorumlu olduğu iddia  
edilen kiiler aleyhine ceza davası açmıtır. 4 Ocak 2005 tarihinde, Hükümet AĐHM’ye, 30  
Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 5190 sayılı Kanunu’nun 2. maddesi  
gereğince, Hizbullah üyesi olduğu iddia edilen kiiler aleyhine açılan iki davanın Diyarbakır  
DGM’den, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildiğini ve bu örgütün mensubu  
oldukları iddia edilen yöneticileri aleyhine açılan cezai yargılamanın bu mahkemede devam  
ettiğini bildirmitir.  
AĐHM, bir kiinin ölümü ile ilgili soruturma yapılması sözkonusu olduğunda, eitlik  
ilkesi çerçevesinde kamu güveninin muhafaza edilmesi ve yasadıı eylemlere müsamaha  
gösterildiğinin düünülmemesi için, makamların ivedi cevabının önem tekil ettiği  
ünülebilir (Bkz. uygulanabildiği ölçüde, H.Y. ve Hu.Y.-Türkiye, no:40262/98, § 127, 6  
Ekim 2005). Davanın genel koulları dikkate alındığında, makamların konuya gereken özeni  
göstermediği düünülemez. Hizbullah tarafından yapılan eylemlerin aydınlığa kavuturulması  
amacıyla yürütülen adli soruturmaların, büyük çaplı bir çalıtırma gerektirdiği kesindir. Bu  
çalımalar makamların olay tarihinden birkaç yıl sonra dahi olsa, bavuranların yakınlarının  
ölümünden sorumlu oldukları iddia edilen kiilerin hakim karısına çıkarılmasını sağlamıtır (  
Finucane ile karılatırılan, adıgeçen, §§ 72-84).  
AĐHM, soruturma dosyasında yer alan unsurlardan, halen devam etmekte olan  
soruturmanın etkisiz olduğunun ortaya konulmadığını ve yetkili makamların bavuranlarının  
ölüm koullarına karı etkisiz kaldıklarının iddia edilemeyeceğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, bavuranların yakınlarının ölüm koulları ile ilgili olarak yürütülen  
soruturmaların, AĐHS’nin 2. maddesinin gerekliliklerini yerine getirdiği kanaatindedir. Bu  
nedenle, AĐHS’nin 2. maddesinin usulden ihlal edildiği ortaya konulmamıtır.  
III. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuranlar, ikayetlerine ilikin etkili bir bavuru yoluna sahip olmadıklarından  
ikayet etmekte ve AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadırlar. AĐHM bu  
ikayetleri AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında incelemeye karar vermitir.  
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS’de benimsenen hak ve özgürlüklerden  
yararlanılmasını sağlayacak bir bavuru yolunun iç hukuktaki varlığını güvence altına aldığını  
hatırlatır. Dolayısıyla Sözlemeci Devletler, bu hükmün kendilerine yüklediği yükümlülüklere  
ne ekilde uyacakları konusunda belli bir takdir payına sahip olsalar bile, sözkonusu hüküm,  
yetkili “ulusal merci”ye Sözleme’ye dayalı ikayetin içeriğini inceleme ve uygun telafiyi  
sunma yetkisi veren bir iç hukuki yolunu gerekli kılmaktadır. Bu yol hukuken olduğu gibi  
pratikte de “etkili” olmalıdır; özelikle u anlamda ki Savunmacı Devletin yetkili mercilerinin  
fiilleri ve ihmalleri, sözkonusu hukuki yolun kullanılmasını haksız bir biçimde  
engellememelidir. Bununla birlikte bu hüküm yalnızca AĐHS nazarında savunulabilir  
ikayetlerde geçerlidir (Bkz. Çakıcı, adıgeçen, s. 691, § 112, ve Boyle ve Rice-Birleik  
Krallık, 27 Nisan 1988, A serisi no: 131, s.23. §52).  
Mevcut davada alınan çeitli önlemleri inceleyen AĐHM, yetkili makamların cinayet  
konusunda etkisiz kaldıkları sonucuna ulaılamayacağına karar vermitir. Bu nedenle,  
yukarıda ifade edilen nedenlerden dolayı, Savunmacı Devletin AĐHS’nin 13. maddesinde  
8
ifade edilen gereklilikleri yerine getirdiği düünülebilir. Sonuç olarak AĐHM bu maddenin  
ihlal edilmediğine karar vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞYLE,  
1. Hükümet’in ön itirazının reddedilmesine;  
2. Abdülkadir Bayrak ve Medeni imek’in ölümüne ilikin olarak AĐHS’nin 2.  
maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. Sözkonusu ölüm sonrasında yürütülen soruturmalar ile ilgili olarak AĐHS’nin 2.  
maddesinin ihlal edilmediğine;  
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine,  
karar vermitir.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3  
maddesine uygun olarak 12 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmitir.  
9