CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
BA- TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 49548/99)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
24 Haziran 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup bazı  
ekli düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (49548/99) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Sefine Ba’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 13 Ocak 1999  
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözlemesi’nin (AĐHS)  
34. maddesi uyarınca yapmıoldukları bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Z. Polat ve G. Altay tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
1957 doğumlu olan bavuran Giresun’da ikamet etmektedir. Müteveffa Nevzat Ba’ın dul ei  
olan bavuran dört çocuk annesidir.  
A. Olayın ortaya çıkıı  
Đlkokul öğretmeni olan Nevzat Ba, 25 Kasım 1972 tarihinde Aktepe Đlkokulu’na tayin  
edilmesiyle birlikte kamu hizmetine balamıtır.  
Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi 4 Mayıs 1982 tarihinde Nevzat Ba’ı 2 ay 15 gün süreyle  
görevden uzaklatırma cezasına çarptırmıtır.  
21 Mayıs 1982’de, sözkonusu dönemde Erzincan Askeri Mahkemesi’nin görev alanına giren  
bir suçtan yakalanmıve tutuklanmıtır.  
Bunun üzerine Giresun Đl Milli Eğitim Müdürlüğü davanın sonucunu beklemek üzere Nevzat  
Ba’ı ihtiyaten açığa almıtır.  
Đlgilinin tutukluluğu 30 Ağustos 1982 tarihinde sona ermitir. 31 Ağustos 1982 tarihinde ise  
disiplin cezası yürürlüğe konulmutur.  
Nevzat Ba’ın hakkındaki disiplin cezasının sona erdiği 15 Kasım 1982 tarihinde görevine  
dönmesi gerekirken Milli Eğitim Müdürlüğü bavuranın açığa alınma kararının devamına  
karar vermitir. Bu cezanın uygulanmasına ilgilinin vefat ettiği 18 Haziran 1983 tarihine  
kadar devam edilmitir.  
Devlet Memurları Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca sağğında görevinden uzaklatırıldığı  
süre zarfında aylık maaının üçte ikisini alma hakkına sahip olan Nevzat Ba%50 oranında  
emeklilik kesintisi ödemeye devam etmitir.  
Bavuran 5 Temmuz 1983 tarihinde Emekli Sandığı’na bavurarak dul aylığı tahsisi talebinde  
bulunmutur.  
Bu türden bir aylığın tahsis edilmesi için gerekli koulların olumadığı kanaatine varan  
Emekli Sandığı bavuranın talebini reddetmitir. Buna bağlı olarak Emekli Sandığı bavurana,  
einin görevden uzaklatırılmasından önce ödediği emeklilik kesintilerinin iadesi bağı  
2
altında 57.249 eski Türk Lirası, emeklilik ikramiyesi olarak ise 47.549 TL tutarında ödeme  
yapmıtır.  
Sözkonusu dönemde bu meblağların toplamı yaklaık 310 ABD Doları’na (1 ABD Doları =  
337,75 TL) tekabül etmekteydi.  
Bilahare Erzincan Askeri Mahkemesi Nevzat Bahakkında ölümünden sonra beraat kararı  
vermitir. Bu hüküm 20 Nisan 1987 tarihinde kesinlemitir.  
B. Takip eden idari süreçler  
1. Đlk süreç  
Bavuran 14 Nisan 1987 tarihinde Emekli Sandığı’na yeniden bavurarak kendisine dul aylığı  
bağlanması talebinde bulunmutur.  
Einin hizmet süresinin bu türden bir aylık bağlanabilmesi için 5434 sayılı Kanun’un 66.  
maddesinde istenen asgari on yıl hizmet süresinden az olduğu gerekçesiyle bavuranın bu  
talebi reddedilmitir.  
Bunun üzerine bavuran Ankara Đdare Mahkemesi’nde bir iptal davası açmıtır. 27 Kasım  
1989 tarihli kararla Ankara Đdare Mahkemesi asgari hizmet süresinin doldurulduğu kanaatine  
vararak bavuranı haklı bulmutur.  
Hakimlere göre Nevzat Ba’ın 1 Aralık 1972 ile 30 Mayıs 1982 tarihleri arasında 9 yıl 6 aylık  
hizmeti olduğu konusunda bir üphe bulunmamaktaydı. Ancak 5434 sayılı Kanun’un 31.  
maddesi uyarınca sözkonusu süreye bavuranın tutuklandığı tarihten vefat ettiği tarihe kadar  
geçen 1 yıl 27 günün yarısı olan 6 ay 13 günlük sürenin de eklenmesi gerekmekteydi.  
Böylelikle ihtilaflı çalıma süresi 10 yıl 13 gün olmaktaydı. Bu durum bavuranın dul aylığı  
bağlanması hakkına kavumasını sağlamaktaydı. Bununla birlikte, bavuran, kocasının vefat  
ettiği 18 Haziran 1983 tarihinden itibaren yargıya bavurmadığı için dul aylığının 14 Nisan  
1987 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bağlanması gerektiğine hükmedilmitir.  
Milli Eğitim Müdürlüğü bu kararı 5 Haziran 1990 tarihinde temyize götürmütür.  
Danıtay 2 ay 15 günlük disiplin cezasının toplam çalıma süresinden düülmesi gerektiği  
gerekçesiyle 5 Ekim 1992 tarihinde bu kararı bozmutur. Böylelikle çalıma süresi 9 yıl 11 ay  
olmaktaydı.  
Mahkeme 5 Mayıs 1994 tarihinde bu karara uyarak bavuranın talebini reddetmitir.  
Bavuran Danıtay’a bavurmuancak Danıtay 9 Nisan 1996 tarihli bir kararla bavuranın  
talebini geri çevirmitir.  
Bavuran 19 Haziran 1996 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmutur. Bavuranın bu  
talebi 20 Mayıs 1998 tarihinde reddedilmitir.  
2. Đkinci süreç  
3
Bavuran Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yeniden dul aylığı tahsisi talebinde bulunmutur.  
Emekli Sandığı’na havale edilen bu talep 12 Nisan 2001 tarihinde reddedilmitir.  
Bunun üzerine bavuran, kararın iptali istemiyle Ankara Đdare Mahkemesi’nde ikinci bir dava  
açmıtır. Mahkeme bavuranın taleplerinin daha önce kesin hüküm gücü kazanmıbir karara  
konu olduğu gerekçesiyle bu talebi geri çevirmitir.  
3. Üçüncü yargılama  
28 Mart 2002 tarihinde, bavuran, açığa alındığı süre boyunca yarısını ei Nevzat Ba’ın  
ödediği emeklilik aidatlarını tamamlamak için gerekli olan farkı Emekli Sandığına ödemitir.  
15 Eylül 2002 tarihinde, bavuran, sözkonusu dönemde einin aylığından kesilen miktarın  
kendisine geri ödenmesini talep etmitir.  
Bavuran, ödemeyi yapmayan idare aleyhinde Ordu Đdare Mahkemesi’nde dava açmıtır.  
Sözkonusu dava, 10 Ekim 2002 tarihinde, idarenin bavurana sözkonusu kesintiyi yani 28  
Mart 2002 tarihinden itibaren ileyecek olan gecikme faizi ile birlikte 78.000 TL’yi ödemeye  
mahkum edilmesiyle sona ermitir.  
Temyiz bavurusunda bulunulmadığından, sözkonusu karar nihai hale gelmitir.  
17 Temmuz 2003 tarihinde, gecikme faizi ile birlikte bavurana 150.000 TL tutarında ödeme  
yapıltır. Bu miktar olayların meydana geldiği dönemde yaklaık 110 Amerikan Doları’na  
tekabül etmekteydi.  
4. Dördüncü yargılama  
15 Eylül 2003 tarihinde, bavuran, bir kez daha kendisine dul aylığı bağlanması talebinde  
bulunmutur.  
17 Aralık 2003 tarihinde, Emekli Sandığı, einin tam zamanlı olarak çalımaya balamadan  
öldüğü gerekçesiyle bavuranın dul aylığı alma hakkını bir kez daha reddetmitir.  
Bavuran, bu son karara Ankara Đdare Mahkemesi önünde itiraz etmitir. Bavuran, einin  
aylığından yapılan kesintilerin geri ödenmesinin, einin on yıldan fazla bir süre boyunca ve  
tam zamanlı olarak çalığının kabul edilmesi olarak değerlendirildiği anlamına geldiğini  
belirtmitir. Üstelik einin açığa alındığı döneme ilikin emeklilik kesintilerinin tamamı  
ödenmiolduğu cihetle Emekli Sandığı kendisine dul aylığı bağlamakla yükümlüydü.  
9 ubat 2005 tarihli bir kararla, mahkeme, “hukuka aykırı” olduğuna kanaat getirerek Emekli  
Sandığı’nın kararını iptal etmitir. Mahkeme, bavuranın einin vefatından sonra beraat  
etmesi nedeniyle açığa alındığı bir yıl 27 günlük sürenin yarısı değil tamamı çalıolarak  
kabul edilmesi gerektiğine kanaat getirmitir. Sonuç olarak müteveffanın çalıma süresi 10  
yılı geçmektedir.  
17 Haziran 2005 tarihinde Emekli Sandığı kararı temyiz etmitir. Dava halen Danıtay’da  
derdesttir.  
4
5. Beinci yargı süreci  
Bavuran sözü edilen mahkemece de tanınan hakkıyla ilgili durumunu öne sürerek 5 Mayıs  
1994 tarihli yargı kararı ile kapanan davanın yeniden incelenmesi bavurusunu yapmıtır.  
17 Mayıs 2005 tarihinde Mahkeme, itiraz edilen idari kararın 9 ubat 2005 tarihinde iptal  
edilmiolması nedeniyle davanın yeniden görülmesine gerek olmadığına karar vermitir.  
C. Bavurana yapılan ödemeler  
Emekli Sandığı, bu konudaki hüküm kesinlemediği halde, bavurana 1 Ocak 2004  
tarihinden 1 Nisan 2008 tarihine dek olan dönem için dul aylığı bağı altında toplam  
18.260,55 YTL. (o dönemde yaklaık 8.850 Euro’ya karılık gelmekte) tutarında ödeme  
yapmıtır. Dosyaya eklenen makbuzlardan dul aylıklarının düzenli aralıklarla zam gördüğü  
anlaılmaktadır:  
1 Ocak -1 Aralık 2004:  
1 Ocak -1 Haziran 2005:  
241,92 YTL  
326,05 YTL  
1 Temmuz -1 Aralık 2005: 346,21 YTL  
1 Ocak -1 Haziran 2006: 354,89 YTL  
1 Temmuz -1 Aralık 2006: 372,24 YTL  
1 Ocak -1 Haziran 2007: 395,80 YTL  
1 Temmuz -1 Aralık 2007: 413,32 YTL  
1 Ocak 2008 tarihinden bu yana bavuran aylık 427,85 YTL (yaklaık 207 Euro) maaꢀ  
almaktadır  
Yine ödeme belgelerine göre Emekli Sandığı açısından bavuran 1 Ocak 2004’ten itibaren  
dul aylığına hak kazanmıtır. Bununla birlikte, Emekli Sandığı mahkeme kararında yer alan  
dies a quo’yu izleyen ayın ilk günü olan bu tarihi 1 Ekim 2003 olarak düzeltmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran 6/1 maddesinin ilgili hükümleri bakımından bavuru konusunu tekil eden idari  
mahkemeler önündeki sürenin genel olarak uzunluğundan ve bilhassa hakkaniyete uygun  
olmadığından ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet bu iddialara karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, Hükümetin kabuledilebilirliğe ilikin hiçbir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM ayrıca ikayetin ihtilaf konusu yargılama sürelerine ilikin bölümünün AĐHS’nin 35/3  
maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baka herhangi bir  
kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir.  
Buna karın, sözkonusu yargılamaların ulusal mahkemelerin yasaları yanlıuygulaması ve  
yorumlaması nedeniyle hakkaniyetten yoksun olduğu yönündeki ikayetin temelden yoksun  
5
olduğunu tespit eden AĐHM, sözkonusu ikayetin bu gerekçeyle reddedilmesi gerektiği  
kanaatine varmaktadır.  
Mevcut davadaki yargılama sürelerinin uzunluğuna ilikin olarak AĐHS’nin 6/1 maddesi  
kapsamında dile getirilen ikayeti kabul eden AĐHM, AĐHS’nin 35/3 ve 4 maddesi uyarınca  
ikayetin geriye kalanını reddeder.  
B. Esasa ilikin  
1. Tarafların argümanları  
Bavuran, idare mahkemelerinin müteveffa kocasının görevde olduğu döneme ilikin olarak  
yapılan yanlıbir hesaplamadan yola çıktıklarını, buna bağlı olarak adaletin yerine gelmesi  
için yirmi yıl süren bir yargılama yapılması gerektiğini iddia etmektedir.  
Bu bakımdan bavuran, çözümlenmesi gereken yegâne mesele olan sözkonusu hesaplamanın  
karmaık bir tarafının bulunmadığını belirtmektedir. Bavuran, bu meselenin çözüme  
kavuturulması için konuyla ilgili uzman bir bilirkii tayin edilmesinin yeterli olacağını  
belirtmektedir.  
Hükümet mevcut davada, yargılamanın seyri, durumaların sıklığı hele de mahkemelerin  
bağımsızlık ve tarafsızlığı konularında mahkemelere hiçbir suçlamada bulunulamayacağını  
ileri sürmektedir.  
Buchholz – Almanya (6 Mayıs 1981 tarihli karar) ve Zimmermann ve Steiner – Đsviçre (13  
Temmuz 1983) davalarına atıfta bulunan Hükümet, mevcut davada Devlet’e atfedilebilecek  
herhangi bir yavağın bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet, bavuranın iki kez  
Danıtay’a bavurması ve karar düzeltme talebinde bulunmasının yargılama süresinin  
uzamasında etkili olduğunu belirtmektedir.  
2. AĐHM’nin değerlendirmesi  
AĐHM dikkate alınması gereken dönemin Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne bavuru  
yapıldığı 14 Nisan 1987 tarihinde baladığı kanaatindedir.  
Bu dönemin sonuna ilikin olarak ise AĐHM makul olup olmadığı yönünden kontrol edilmesi  
gereken sürenin “ihtilafı” ortadan kaldıran kararın alınmasına kadar geçen yargılama süresinin  
tamamını kapsadığını anımsatır (Guillemin – Fransa, 21 ubat 1997 tarihli karara, prg. 36).  
Halihazırda bu karar Ankara Đdare Mahkemesince 9 ubat 2005 tarihinde verilen karardır.  
Bavuranın dosyanın yeniden açılmasına yönelik son bavurusu, davanın yeniden balamasını  
etkin bir biçimde sağlayamağından, hesaba katılmaması gereken olağanüstü bir yol tekil  
etmektedir (bkz., diğer birçokları arasında, Jean-Claude Pufler – Fransa, no: 23949/94, 18  
Mayıs 1994 tarihli Komisyon kararı, ve Mehmet Özel ve diğerleri – Türkiye, no: 50913/99,  
prg. 34, 26 Nisan 2005).  
Đhtilafın karara bağlanması için dört ayrı yargılama yapılması gerekmitir. Bu yargılamaların  
toplam süresi yaklaık on sekiz yıla ulatır. Yargılamalar arasında geçen süreler dikkate  
alındığında dahi hesaplanması gereken süre on üç yılı amaktadır.  
6
Prima facie makullükten uzak olan böylesi bir süre, davanın koulları ve AĐHM içtihadıyla  
konulan kıstaslar bilhassa da davanın karmaıklığı, bavuranın ve yetkili makamların tutumu  
gibi hususlar göz önünde bulundurularak AĐHS’nin 6/1 maddesi (Guillemin, adıgeçen, prg.  
37) açısından son derece titiz bir incelemeyi gerekli kılmaktadır (Frydlender – Fransa, no:  
30979/96, prg. 43, Zimmermann ve Steiner – Đsviçre, adıgeçen, prg. 24, ve Allenet de  
Ribemont – Fransa, 10 ubat 1995, prg. 47).  
Bu hususlara bir de davanın ilgili açısından önemi eklenmektedir ki bu unsur mevcut davada  
olduğu gibi maalarla ilgili bir ihtilaf sözkonusu olması halinde son derece belirleyici  
olmaktadır (bkz., sözgelimi, Nibbio – Đtalya, 26 ubat 1992, prg. 18).  
Davanın karmaıklığına ilikin olarak ise AĐHM, esas meselenin geçici olarak görevinden  
uzaklatırılan ancak daha sonra hakkında beraat kararı verilen bir kamu görevlisinin hizmet  
süresinin hesaplanmasından ibaret olduğunu gözlemlemektedir. AĐHM bu çerçevede, Nevzat  
Ba’ın hizmet süresini etkileyen inkıtalara ilikin olgusal verilerin vefat ettiği 18 Haziran  
1983 tarihinden öncesine dayandığını kaydetmektedir. Vefatından sonra hakkında verilen  
beraat kararı ise Emekli Sandığı’nın bavuranın ilk talebini reddettiği 8 Eylül tarihinden evvel  
kesinlik kazanmıtır.  
Bu konuyla ilgili olarak resmi bir açıklama yapılmadığından, Ankara Đdare Mahkemesi  
tarafından 9 ubat 2005 tarihli kararda ortaya konulduğu haliyle fiili ve hukuki durumun  
Emekli Sandığı’nın bavuranın aylık bağlanması talebi hakkında on sekiz yıl önce karar  
verdiği durumdan farklı olması beklenemez.  
Bu durumda, AĐHM, - Hükümet’in belirttiği gibi haksız hiçbir gecikme olmaksızın- Nevzat  
Ba’ın hayatta iken eine dul aylığı bağlanması için istenen hizmet süresi koullarını yerine  
getirip getirmediğini tespit etmenin on üç yıldan fazla süren bir yargılama süresi  
gerektirmesini anlamakta güçlük çekmektedir.  
Bu bağlamda, -kısmen de olsa- geçim kaynağını kaybetme riski bulunması nedeniyle  
ivedilikle talebinin yerindeliğine dair hukuki bir karara ulaılmasında bavuranın yadsınamaz  
bir kiisel menfaatinin bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir.  
Özellikle mülkiyet hakkından yararlanma hakkı üzerindeki aırı yavağın olası sonuçlarını  
göz önüne alarak, haklarının belirlenmesinde özel bir ihtimam gösterilmesi gerekirdi  
(mutatis, mutandis, Meryem Güven ve bu kararda yapılan atıflar, Mehmet Özel ve diğerleri).  
Oysa dosyadaki hiçbir unsur, hesaba dayalı soruna son vermek için bilirkii raporu  
düzenlemesinin gerekli olduğuna dahi kanaat getirmeyen ulusal mahkemelerin sözkonusu  
ihtimama itibar ettiklerini göstermektedir.  
Yukarıda söylenenler göz önüne alındığında, AĐHM, Hükümet’in, bavuranın aleyhindeki  
kararlara karı denediği bavuru yollarının süreyi uzattığı itirazına katılamayacaktır.  
AĐHM’ye göre, hiç kukusuz bu sayede sonunda davayı kazanmıolarak, haklarını savunmak  
amacıyla bavuranın iç hukuk tarafından sunulan tüm imkanları kullanması bavurana  
kesinlikle bir yarar sağlamıtır (örneğin, Erkner ve Hofauer-Avusturya, 23 Nisan 1987 tarihli  
karar).  
Bu durumda, davanın uzamasına neden olan hiçbir tutum bavurana isnat edilemez.  
7
Sözkonusu unsurlar, AĐHM’nin “makul sürenin” aıldığı dolayısıyla AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaması için yeterlidir.  
II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ilk paragrafı uyarınca, mallarına saygı  
hakkının ihlalinden ikayetçidir.  
Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, yukarıda sunulan aynı gerekçelerle, bavurunun bu kısmının da kabuledilebilir  
nitelikte olduğunu ilan etmektedir.  
B. Esas  
1.Tarafların argümanları  
Hükümet, AĐHS’nin nizalı bir yargılamanın her seferinde yargılanabilir açısından tatmin edici  
bir sonuçla sonlanmasını gerektirmediğinden, sözkonusu ikayetin “savunulabilir” olmadığına  
kanaat getirmektedir.  
Hükümet, bavurana einin vefatından sonra hemen dul aylığı bağlanmaolsa da  
bavuranın, einin emeklilik tazminatından faydalandığı belirtmektedir. Bilahare 9 ubat 2005  
tarihli kararla, bavurana emekli aylığı da bağlanmıtır. Bavuranın iddiaları, hâlihazırda,  
mesnetten yoksundur.  
Diğer konularda ise, Hükümet’in argümanları, bavuru iletildiğinde AĐHM tarafından  
Hükümet’e yöneltilen sorular çerçevesinde oluturulmutur.  
Bu çerçevede, Hükümet, bavuranın emekli aylığına hak kazandığının 9 ubat 2005 tarihli bir  
mahkeme kararı ile belirlendiği ve bu hakkın bavuranın Emekli Sandığı’na bavurduğu 15  
Eylül 2003 tarihinden beri geçerli olduğunu ifade etmektedir. 15 Eylül 2003 tarihinden önceki  
bütün bavurular nihai olarak reddedilmiolduğundan, 9 ubat 2005 tarihli karar geriye  
dönük olarak bu tarihten önceki döneme uygulanamaz.  
Bavuran, 24 yıldan fazla bir süre boyunca haksız bir biçimde dul aylığından yoksun  
bırakılğını ifade etmektedir. Bavuran, kendisini haklı bulan kararın çok geç verildiğini ve  
bunun aylık 400 YTL olarak belirttiği maddi zararının giderilmesi için yeterli olmadığını  
belirtmektedir.  
2. AĐHM’nin takdiri  
9 ubat 2005 tarihli Ankara Đdare Mahkemesi’nin kararının talep edilebilir bir “alacak”  
yaratğı konusunda kimsenin itirazı bulunmamaktadır. (mutatis, mutandis, Smirnitskaya ve  
diğerleri-Rusya, bavuru no: 852/02, 5 Temmuz 2007) (Stran ve Stratis Andreadis Yunan  
Rafineleri-Yunanistan, 9 Aralık 1994 tarihli karar).  
8
Bu durumda bavuranın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında «mülkiyet» oluturan  
bir hakkı bulunmaktadır.  
Ayrıca, bu hak, bavuranın emekli sandığına «bavurduğu» tarihten itibaren geçerli olacak  
ekilde geriye dönük olarak tanınmıtır. Ancak, mahkeme kararında ilki 14 Nisan 1987  
yılında yapılmıolan bavurulardan hangisinin kastedildiği konusunda bir açıklık yoktur.  
Bu hususta, emekli sandığı tarafından düzenli ödenen miktarlara karılık gelen banka alındı  
makbuzlarını değerlendirmek gerekir ki bu makbuzlar yalnızca 1 Ocak 2004 tarihinden  
itibaren yapılan aylık ödemeleri kapsamaktadır.  
Hükümetin de ifade ettiği üzere, iç hukukta, 9 ubat 2005 tarihli mahkeme kararının  
bavuranın Emekli Sandığı’na yaptığı son bavuru tarihi olan 15 Eylül 2003’den öncesine  
denk gelen dul aylıklarını kapsamadığı eklinde yorumlandığı anlaılmaktadır.  
Bu koullar çerçevesinde, Hükümetin söylediğinin aksine, idare mahkemelerinin, bavuranın  
15 Eylül 2003’ten geçerli olmak üzere dul aylığına hak kazandığının tespit edilmesinin  
bavuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı söylenemez. Bunun olabilmesi ileri sürülen  
ihlalin hem zamanlıca, hem mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi  
yoluna gidilmesi gerekirdi. (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen, Guillemini kararı).  
Mevcut bavuruda durum böyle değildir. Hukuki merciler yaklaık 200 aya yayılan Nisan  
1987- Aralık 2003 tarihleri arasındaki dönemdeki dul aylıklarına ilikin oluan zararı dikkate  
almadıklarından mevcut bavuruda yukarıdaki koulların sağlandığı söylenemez. Bu  
bağlamda, AĐHM bavuran tarafından mahkemeye sunulan banka makbuzlarına isnaden,  
hareket noktası olarak ödenen en düük dul aylığını yani 241.92 YTL’yi temel almaktadır. Bu  
durumda ihtilaflı döneme ait bavuranın kaybı 48.384 YTL, yani yaklaık 24.000 Euro  
olmaktadır  
Hükümet bu aamada detaya girmeden bavurana toplu bir tazminat ödendiğini  
belirtmektedir. Bunun Nisan 1984’te bavuranın hesabına aktarılan 104.798 TL (anılan  
dönemde 310 ABD doları/200 Euro’ya tekabül etmektedir) olduğu anlaılmaktadır  
(sözkonusu meblağın 17 Temmuz 2003’te iade edilmesi bu ikayetin konusu dıında  
kalmaktadır).  
AĐHM bu çerçevede banka hesabına 200 Euro karılığında yatırılan paranın geçen süre  
zarfında uğranılan maddi kaybın sonuçlarını gidermeye yetmediğine itibar etmektedir.  
Sadece Devlet’e yarar sağlayan sözkonusu süre, ilgili dönemde Türkiye’de paranın hızla  
değer kaybetmesi göz önüne alındığında, daha da çarpıcıdır.  
Türkiye’de bu duruma karı çeitli bavuru yollarının mevcut olup olmamasının bir önemi  
bulunmamaktadır. Zira bavuranın haklarını ileri sürmek için açtığı davaların sayısı ve  
sürecin ne kadar yavailediği göz önüne alındığında, AĐHM, bavuranın yeni davalar  
açmasına kesinlikle gerek olmadığı kanaatindedir.  
Sözkonusu unsurlar göz önüne alındığında, AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin  
ihlal edildiğini tespit etmektedir.  
9
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, 276 ay boyunca yoksun kaldığı dul aylığı olarak aylık 400 YTL’den hesapladığı  
110.400 YTL’yi (yaklaık 59.000 Euro) maddi tazminat olarak talep etmektedir. Bavuran,  
Emekli Sandığı tarafından önceden kendisine ödenen toplam miktarların AĐHM tarafından  
ödenmesine hükmedilecek toplam miktardan düülmesi gerektiğini belirtmektedir.  
Bavuran ayrıca 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, bavuranın iddiaları ile ileri sürülen AĐHS ihlalleri arasında bir illiyet bağı  
bulunmadığını savunmaktadır.  
Manevi tazminata ilikin olarak ise Hükümet, hiçbir tazminat ödenmesinin gerekli olmadığını  
ayrıca sözkonusu talebin aırı olduğunu belirtmektedir.  
Mevcut dava koullarında, Danıtay’da davanın derdest olmasını ve özellikle tarafların  
dostane çözüme ulama ihtimallerini göz önüne alarak AĐHM, maddi tazminat bakımından  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun saklı tutulması kanaatindedir.  
Buna karın, AĐHM, mevcut dava koullarında, tespit edilen AĐHS ihlallerinin niteliğini göz  
önüne alarak, bavuranın hâlihazırda yadsınamaz bir manevi haksızlığa uğradığı  
kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak ve davaya ilikin farklı unsurların tamamını  
değerlendiren AĐHM, bavurana bu balık altında 5.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapmıolduğu yargı giderleri için 10.400 YTL.  
(yaklaık 5.500 Euro) talep etmektedir. Bavuranın öne sürdüğü ekliyle bu miktarın 10.000  
YTL.’si avukatlık ücreti, 250 YTL.’si tercüme masrafları, 90 YTL.’si büro giderleri ve 60  
YTL.’si ise diğer giderler içindir.  
Kanıtlayıcı belgelerin yokluğunda Hükümet bu meblağlara karı çıkmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderleri elde edebilir (Bkz. Bottazzi-Đtalya kararı no: 34884/97 ve  
Sawicka-Polonya kararı no: 37645/97, 1 Ekim 2002). AĐHM bu uygulamaya değin herhangi  
bir belgenin ve açıklamanın yokluğunda bu talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE;  
10  
1. AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ve söz konusu yargılamanın uzunluğu  
nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ilikin ikayetlerin kabuledilebilir  
olduğuna;  
2. Diğer ikayetlerin kabuledilemez olduğuna;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 5.000 Euro (beꢀ  
bin Euro) manevi tazminat ödenmesine ve sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren  
ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için  
geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına  
6. Maddi tazminata ilikin olarak AĐHS’nin 41. maddesinin bu aamada uygulanmamasına;  
a) Hükümet ve bavuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinlemesinden  
itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görülerini yazıyla kendisine bildirmeye ve  
bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlamadan kendisini haberdar etmeye davet  
edilmesine;  
b) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek süreci  
belirlemeye yetkili kılınmasına  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 24 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
11