ettiremediği farz edilse dahi, kendisini öldürdüğü görüşüne göre ikinci teşebbüsünde başarılı
olmuş olması gerekir – ancak silahı ateşlemek için üçüncü bir teşebbüste bulunduğu
anlaşılmaktadır. Bu husus, başvuranların askeri savcının kararına itirazını reddeden askeri
mahkeme tarafından incelenmemiştir. Ayrıca, AĐHM’nin aleni talebi hilafına Hükümet’in
görüşlerinde bu konuya değinilmemiştir.
Soruşturmaya ilişkin ikinci ciddi ve açıklanamayan husus, otopsi raporuna ve başının
sol tarafından vurulmuş olmasına ve Hükümet’in de bunu kabul etmesine rağmen, askeri
savcının Beker’in kendisini başının sağ kısmından vurmuş olduğu sonucuna varmasıdır.
Hükümet, bunun yalnızca askeri savcının yaptığı maddi bir hata olduğu kanaatindedir. Ancak,
başvuranların savcının kararına itirazını inceleyen askeri mahkemenin neden sözkonusu
maddi hatayı incelemediğini açıklamamıştır. Bu nedenle AĐHM, bunun yalnızca bir hata
olduğuna ikna olmamıştır.
Üçüncü olarak, Beker’in cesedinin yanında bulunan silah üzerinde, Beker tarafından
kullanılıp kullanılmadığını belirlemek üzere parmak izi araştırması yapılmamıştır. Silahın,
Beker’e değil bir başka askere ait olduğu göz önüne alındığında parmak izlerinin
incelenmemesi daha ciddi bir hal almaktadır. Benzer şekilde, Beker’in silahını almış olduğu
dolap üzerindeki parmak izleri de incelenmemiştir.
Dördüncü olarak, Beker’in kendisini öldürmüş olduğu odada bulunan ve olayı
görmediklerini kaydeden dört uzman çavuşun ifadeleri de AĐHM’nin dikkatini çekmektedir.
AĐHM, silahın iki kez ateşlendiği odada bulunan dört eğitimli askerin olayı görmemiş ya da
yaşadıkları şokla yüzlerini kapatmış olmalarını ikna edici bulmamaktadır. Ancak,
soruşturmadan sorumlu makamlar gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla sözkonusu uzman
çavuşlara baskı da yapmamışlardır.
Beşinci olarak, askeri yetkililer otopsi raporunun bir nüshasını kendilerine teslim
etmenin dışında Beker’in ailesine bilgi ya da belge sağlamamıştır. Ailenin ve avukatlarının
bilgi ve belge elde etme girişimlerine rağmen, soruşturmaya erişimlerine izin vermemişlerdir.
AĐHM, yetkili makamların başvuranları soruşturmaya dahil etmemesinin ya da onlara bilgi
sağlamamasının – ki Hükümet bu konuda herhangi bir açıklama yapmamıştır –, başvuranları
yasal menfaatlerini korumaktan mahrum bıraktığı kanaatindedir. Bu durum aynı zamanda
soruşturmanın kamuya açık olmasını da engellemiştir (bkz. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998,
82. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV).
Benzer şekilde, başvuranlar askeri savcının soruşturmayı yeniden açmasını ve önceki
soruşturmada görülen ciddi hataları soruşturmasını istediklerinde, herhangi bir cevap
alamamışlardır. AĐHM’nin başvuranların soruşturmanın yeniden açılması taleplerine ilişkin
herhangi bir dava açılıp açılmadığını netleştirmesini istediği Hükümet, “başvuranların 18
Mart 2003’te Milli Savunma Bakanlığı’na böyle bir başvuruda bulunmadıklarını”
kaydetmiştir. AĐHM, başvuranların hiçbir zaman Milli Savunma Bakanlığı’na başvuruda
bulunduklarını belirtmediklerini kaydeder. Her halükarda, Hükümet’in başvuranların 18 Mart
2003’te bu tür konuları incelemekle yetkili askeri savcılığa başvuruda bulunduğunu kabul
ettiği göz önüne alınmalıdır. Başvuranların soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin
taleplerinin cevapsız bırakılması özellikle üzücü bir husustur çünkü, AĐHM,, başvuranlar
tarafından ortaya konulan meseleler soruşturulsaydı, yetkili makamların ölümü çevreleyen
koşulları tespit etmiş ve böylece AĐHS’nin 2. maddesi bağlamındaki yükümlülüklerini yerine
getirmiş olacakları kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Anık ve Diğerleri/Türkiye, no.
63758/00, 76. paragraf, 5 Haziran 2007).
7