COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BEKER – TÜRKĐYE DAVASI  
(Başvuru no: 27866/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
24 Mart 2009  
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Davanın nedeni, T.C. vatandaşları Fadik Beker, Özgür Beker, Aytekin Beker ve Sibel  
Beker’in (başvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 27 Mayıs 2003 tarihinde, Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye aleyhine yaptıkları 27866/03 sayılı başvurudur.  
Başvuranlar, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Elazığ Barosu  
avukatlarından Mesut Gündoğdu ve Ali Cemal Zülfikar tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar, sırasıyla 1955, 1976, 1979 ve 1983 doğumlu olup Ankara’da ikamet  
etmektedirler. Birinci başvuran, 1977 doğumlu olan ve Tunceli Jandarma Komando Özel  
Harekat Tabur Komutanlığı’nda görev yapan Uzman Onbaşı Mustafa Beker’in annesi, diğer  
üç başvuran ise kardeşleridir.  
Dava olayları, taraflarca sunulduğu ve belgelendirildiği üzere şöyle özetlenebilir.  
8 Mart 2001 tarihinde 09.20 sularında, Mustafa Beker’in görev yapmakta olduğu  
askeri kışladaki koğuşta kendini başından vurmak suretiyle intihar ettiği iddia edilmektedir.  
Olay yerine gelen astsubay, hemen Beker’in nabzını ölçmüş ve hala hayatta olduğunu fark  
etmiştir. Beker, 09.30’da ambulansla revire götürülmüştür.  
Aynı gün, bir üsteğmen (“muhakkik”) koğuşta inceleme yapmış, olay yerinin krokisini  
çizmiş, Mustafa Beker’in birkaç askerlik arkadaşını sorgulamış ve sözkonusu şahısların  
ifadelerini kaydetmiştir.  
Mustafa Beker’in düşğü yerden biraz uzakta bir tabanca bulunmuş, ancak tam  
mesafe krokide belirtilmemiştir. Tabancanın horozu çekilmiş, iki el ateş edilmiş, üçüncüde ise  
başarılı olunamamıştır. Ayrıca, iki kullanılmış mermi kovanı ve – bir tanesi deforme olmuş-  
iki mermi bulunmuştur. Tabancanın Mustafa Beker’in askerlik arkadaşlarından olan ve  
tabancayı hemen koğuş şında bulunan dolaba bırakan Uzman Çavuş T.Y.’ye ait olduğu  
tespit edilmiştir. Muhakkikin hazırladığı belgeye göre, Mustafa Beker, tabancayı, dolaptaki  
kilidi bir çubukla parçalayarak ele geçirmiştir.  
Uzman Çavuş M.A., muhakkik tarafından yapılan sorgusunda, Mustafa Beker’in  
önceki gece kendisinde (M.A.’nın evinde) kaldığını belirtmiştir. M.A.’nın ifadesine göre,  
Mustafa Beker sarhoş olmuştu ve tedirgin bir haldeydi. M.A., Mustafa Beker’in durumundan  
dolayı endişeye kapılarak tabancasını almış ve kendi evinde saklamıştır. Sabah uyandığında  
ise Mustafa Beker çoktan evden ayrılmıştır ve tabancası da orada kalmıştır. Daha sonra,  
Mustafa Beker’i bir restoranda içer halde bulmuştur. Bunun akabinde kışlaya gitmişlerdir.  
Mustafa Beker Uzman Çavuş T.Y’ye dolabının anahtarını istemiş ancak olumsuz cevap  
almıştır. Bunun ardından M.A., oradan uzaklaşmaya başlamış fakat silah sesi duyduktan sonra  
geri dönmüş ve Mustafa Beker’i yerde, ayaklarının yanında bir tabancayla bulmuştur.  
Uzman Çavuş T.Y., askeri savcı tarafından sorgulandığında, M.A’yı ve Mustafa  
Beker’i koridorda gördüğünü ve Mustafa Beker’in dolabının anahtarını istediğini teyit  
2
etmiştir. T.Y. Mustafa Beker’e anahtarın üstünde olmadığını söylemiştir. Daha sonra kışla  
içerisinde işinin başına dönmek üzere ayrılmıştır. Tabancasını dolabında bırakmıştır.  
Uzman Çavuş M.K, muhakkike, 09.10 ila 09.15 arasında koridorda dolabının önünde  
üzerini değişirken, Mustafa Beker’in yaklaşğını ve T.Y.’nin dolabının nerede olduğunu  
sorduğunu ifade etmiştir. Daha sonra M.K., Mustafa Beker’in dolabının yakınlarından  
geldiğini düşündüğü bazı sesler duymuştur. 20 – 30 saniye sonra bir koğuştan gelen iki el  
silah sesi duymuştur. Koğuşa girdiğinde Mustafa Beker’i başı kanar ve yerde yatar halde  
görmüştür.  
Muhakkik ve daha sonra da askeri savcı tarafından sorgulanan dört uzman çavuş,  
Mustafa Beker’in 09.15’te koğuşa girerek, kendilerine kalkıp işe başlamalarını söylediğinde,  
ranzalarında olduklarını ifade etmişlerdir. Nöbetleri saat 11.00’de başlayacağından dolayı  
Mustafa Beker’e kalkmak için daha çok erken olduğunu söylemişlerdir. Daha sonra Mustafa  
Beker koğuşu terk etmiş ve koğuştakiler dolapların bulunduğu yerden gelen bazı sesler  
duymuşlardır. Mustafa Beker, elinde bir tabancayla tekrar koğuşa girmiştir. Bunun ardından  
da, birbiri ardına iki el silah sesi duymadan önce, tabancanın horozunu kaldırdığını  
duymuşlardır. Bir uzman çavuş haricinde hiçbiri Mustafa Beker’in kendisini vurduğunu  
görmemiştir. Uzman çavuşlardan hiçbiri Mustafa Beker’in, silah sesinden önce biriyle  
konuştuğunu ya da tartışğını veya olay yerinden kaçan herhangi bir kişi duymamıştır.  
Mustafa Beker’in birkaç çalışma arkadaşı, askeri savcıya Mustafa Beker’in son iki  
aydır keyfinin olmadığını ve çok içtiğini söylemiştir. Ocak 2001’de bir kıza aşık olmuş fakat  
annesi kızla evlenmesini istememiştir.  
Uzman Çavuş S.U., Mustafa Beker’in kendisini vurduğunu gördüğünü iddia eden  
koğuştaki tek kişidir. Muhakkike, Mustafa Beker’in sağ elini kullanarak ve başının sağ  
tarafını hedef alarak, bir el ateş ettiğini gördüğünü ve duyduğunu söylemiştir. Daha sonra  
askeri savcı tarafından sorgulandığında ise, şok halinde olduğundan tam olarak kaç el silah  
sesi duyduğunu hatırlayamadığını ifade etmiştir. Ayrıca, o sırada Mustafa Beker’den yaklaşık  
olarak beş metre uzakta olmasına rağmen, Mustafa Beker’in kendisini vurduğunu  
görmediğini, zira yüzünü elleriyle kapattığını eklemiştir.  
Aynı gün Tunceli Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan bir rapora göre, askeri  
yetkililer, Tunceli Devlet Hastanesi’ne getirilirken yolda vefat eden Mustafa Beker’in cesedi  
üzerinde yapılacak ön incelemede hazır bulunmasını istemişlerdir. Mustafa Beker’in cesedi,  
Uzman Çavuş M.A. tarafından resmen teşhis edilmiştir.  
Savcı ve bir doktor önce Mustafa Beker’in giysilerini incelemiş ve üzerlerinde hiçbir  
kurşun deliği veya herhangi başka bir işaret bulamamıştır. Sol şakakta bir kurşun giriş deliği,  
sağ şakakta da bir kurşun çıkış deliği gözlemlemişlerdir. Giriş deliğinin yakınında barut  
kalıntısı veya yanık bulunmadığından dolayı doktor, silahın yakından ateşlendiği, ancak  
bitişik atış mesafesinden ateşlenmediği sonucuna varmıştır. Mustafa Beker’in cesedinde başka  
yaralanmalara rastlanmamıştır.  
Đnceleme esnasında, savcı ve doktor, Mustafa Beker’in cesedinden yayılan bir alkol  
kokusu almışlardır. Uzman çavuş M.A., Mustafa Beker’in o sabah içtiğini teyit etmiştir. M.A.  
ayrıca, savcıya ve doktora, Mustafa Beker’in sağ elini kullandığını ve askeri talimlerde her  
zaman sağ eliyle ateş ettiğini söylemiştir.  
3
Doktor, başka bir svap testi için Mustafa Beker’in ellerini plastik örtüyle kaplamıştır.  
Daha sonra ceset, Elazığ Askeri Hastanesi’ne gönderilmiş ve burada aynı gün bir post-mortem  
inceleme yapılmıştır.  
Bu inceleme esnasında, patolog, kurşun giriş deliği yakınında hiçbir barut kalıntısına  
rastlamamış ve atışın bitişik atış mesafesinde gerçekleştiği sonucuna varmıştır. Kurşun giriş  
deliği, yaklaşık olarak sol kaşın iki cm üstünde yer almaktaydı. Çıkış deliği ise sağ kulağın  
yanında idi. Kurşun giriş deliği içinde yanmış ve yanmamış barut parçacıkları bulunmaktaydı.  
Alınan kan örneğinde alkole rastlanmamış, ölüm sebebi ise beyin tahribatı olarak  
tespit edilmiştir. Patolog ayrıca, Mustafa Beker’in ellerinden svap örnekleri almış ve adli tıp  
muayenesine göndermiştir. 27 Nisan 2001 tarihinde hazırlanan rapora göre, Mustafa Beker’in  
sağ elinin dış kısmında barut kalıntısı bulunmaktaydı.  
10 Mart 2001’de, muhakkik soruşturmayı tamamlamıştır. Muhakkik, Mustafa  
Beker’in “ani bir depresyon atağı sonucu intihar ettiği” sonucuna varmıştır.  
Mustafa Beker’in bir üst komutanı olan ve sözkonusu şahsı iyi tanıyan bir teğmen,  
Mustafa Beker’in çok iyi bir asker olduğunu ve herhangi bir psikolojik sorunu bulunmadığını  
kaydetmiştir.  
13 Mart 2001’de, Mustafa Beker’in erkek kardeşi Özgür Beker, ailesinin “ölüme dair  
şüphelerinin” olduğu gerekçesiyle askeri savcılıktan soruşturma dosyasında yer alan  
belgelerin birer nüshasını talep etmiştir.  
12 Nisan 2001’de, başvuranların avukatı Elazığ Askeri Savcılığı’na dilekçe yazmış ve  
Mustafa Beker’in “intihar ettiği iddiasına” yönelik yapılan soruşturmayla ilgili olarak ailenin  
bilgi ve belge talebini yinelemiştir.  
9 Ocak 2002 tarihinde, başvuranların avukatı, Savunma Bakanlığı’na bir dilekçe  
yazarak, soruşturma hakkında bir kez daha bilgi talep etmiştir. Avukat dilekçesinde ayrıca,  
müvekkillerine askeri yetkililer tarafından Mustafa Beker’in intihar ettiği bilgisinin verildiğini  
ifade etmiştir. Ancak, ne kendisine ne aileye, yazılı taleplerine rağmen, soruşturma  
dosyasından hiçbir bilgi ya da belge verilmiştir. Avukat, Mustafa Beker’e ait olan ve  
sözkonusu olaydan sonra ailesine geri verilmiş olan cep telefonuna birkaç kimliği belirsiz  
arama yapıldığını belirtmiştir. Arayanlar, Mustafa Beker’in öldürüldüğünü söylemişlerdir.  
Avukat, soruşturmaya ilişkin bilgi eksikliğinin, Mustafa Beker’in ailesinin, Mustafa Beker’in  
öldürülğüne yönelik inançlarını daha da kuvvetlendirdiğini ifade etmiştir.  
Elazığ askeri savcısı, 30 Ocak 2002 tarihinde avukatın dilekçesine cevap yazmış ve  
post-mortem raporun bir kopyasını da eklemiştir. Askeri savcı, soruşturma halen devam  
ettiğinden, henüz bir karar verilmediğini belirtmiştir.  
8 Kasım 2002 tarihinde, Elazığ’daki askeri savcı, soruşturmayı kapatmaya karar  
vermiştir. Mustafa Beker’in, kız arkadaşıyla evlenmesine annesinin karşı çıkması nedeniyle  
kendisini “sağ şakaktan ve yakın mesafeden” vurduğu sonucuna varmıştır. Hiç kimse intihar  
etmesinde ona yardımcı olmamıştır.  
4
Askeri savcının kararında büyük ölçüde, Mustafa Beker’in ölümünden sonra kişisel  
eşyalarının arasından bulunduğu anlaşılan bir defterden alınan notlara yer verilmiştir. Notların  
bazıları karışıktır ve bir intihar notuna benzemektedir.  
Başvuranlar, 9 Aralık 2002’de, askeri savcının soruşturmayı kapatma kararına itiraz  
etmişlerdir. Diğer hususlar meyanında, Mustafa Beker’in sağ elinde barut kalıntısı  
bulunduğuna, ancak kurşun giriş deliğinin başın sol tarafında olduğuna işaret etmişlerdir.  
Başvuranlara göre, bir kişinin sağ eliyle başının sol tarafından kendisini vurarak intihar etmesi  
olası değildir. Ayrıca, tabancanın bulunduğu yerle Mustafa Beker’in düşğü yer arasındaki  
mesafenin belirlenememesine dikkat çekmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca, olaya tanık olan  
subayların çelişkili ifadelerinin askeri savcı tarafından soruşturulmağını ifade etmişlerdir.  
16 Aralık 2002 tarihinde, bir askeri mahkeme, gerekli tüm soruşturma işlemlerininin  
yerine getirildiğini değerlendirerek, başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.  
18 Mart 2003 tarihinde, başvuranlar, Elazığ Askeri Savcılığı’na bir dilekçe yazarak  
soruşturmanın yeniden açılmasını talep etmişlerdir. Taleplerinde, yukarıda değinilen iddiaları  
yinelemiş ve soruşturma esnasında kendilerine danışılmadığını eklemişlerdir. Ayrıca,  
soruşturma dosyasının, Mustafa Beker’in sağ eliyle başının sol tarafından kendini vurarak  
intihar etmesinin mümkün olup olamayacağına dair görüşlerinin alınması amacıyla, Adli Tıp  
Kurumu’na gönderilmesi gerektiğini öne sürmüşlerdir. Ayrıca, olayda kullanılan tabancanın  
yarı otomatik olduğuna, bunun da tetiğin her atıştan önce çekilmesi gerektiği ve böylelikle de,  
bir kurşun hâlihazırda başına girip çıktıktan sonra Mustafa Beker’in ikinci defa kendisini  
vurmasının mümkün olmayacağı anlamına geldiğine işaret etmişlerdir. Bununla birlikte,  
soruşturmaya göre, tabanca horozu kalkık halde bulunmuştur ve üçüncü bir defa ateş  
edilemediği tespit edilmiştir. Mustafa Beker’in, kendisini üçüncü bir defa vurmaya  
çalışmasının imkânsız olacağını ileri sürmüşlerdir.  
Başvuranlar, ayrıca, taleplerinde ne tabancanın ne T.Y.’nin dolabını açmak için  
kullanılğı iddia edilen tahta çubuğun ne de dolabın üzerinde Mustafa Beker’in parmak izi  
olup olmadığını belirlemek için inceleme yapıldığını ileri sürmüşlerdir.  
Askeri savcıya, bu hususları açıklığa kavuşturmak ve Mustafa Beker’in öldürülüp  
öldürülmediğini veya iddia edildiği gibi intihar edip etmediğini kesin olarak tespit etmek  
üzere yeni bir soruşturma yapması talebinde bulunmuşlardır. Mustafa Beker’in intihar ettiği  
farz edilse dahi, psikolojik sağğını temin edememekten sorumlu olanların kovuşturulması  
gerektiğini ileri sürmüşlerdir.  
Başvuranlar, soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin başvurularının sonucu hakkında  
herhangi bir bilgi almamışlardır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuranlar, Mustafa Beker’in yaşam hakkının kasten veya ihmal sonucu ihlal edildiği  
konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini AĐHS’nin 2. maddesine dayandırmışlardır.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.  
5
A. Kabuledilebilirlik  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Başvuranlar, Beker’in ölümüne ilişkin yapılan soruşturmada yetkili makamların  
gerekli adımları atmadıklarını ileri sürmüştür. Sonuç olarak, ölümüne dair kuşkular ortadan  
kalkmamıştır.  
Hükümet, Beker’in ölümüne ilişkin ayrıntılı ve etkili bir soruşturma yapıldığı ve  
intihar ettiğinin tespit edildiği kanaatindedir.  
AĐHM, şikayeti inceleyebilmek için öncelikle Hükümet’in, Beker’in ölümü için hesap  
verme mecburiyetinde olup olmadığını tespit etmelidir. Bu amaçla, AĐHM içtihadına göre  
Hükümetlerin, gözaltında tutulma sırasında meydana gelen yaralanma ve ölümler için makul  
bir açıklama yapma yükümlülüğü altında olduğunu ve bu yükümlülüklerini yerine  
getirmediklerinde, AĐHS’nin 3. veya 2. maddesi açısından ortaya ciddi bir sorun çıkacağını  
hatırlatır (bkz., sırasıyla, Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94, 87. paragraf, AĐHM 1999-V;  
Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, 99. paragraf, AĐHM 2000-VII). Bunun nedeni,  
gözaltında tutulan kişilerin, hassas bir durumda olmaları ve yetkili makamların, onları koruma  
yükümlülüğünün bulunmasıdır.  
Akkum ve Diğerleri/Türkiye davasında benimsenen karardan bu yana, yukarıda  
kaydedilen yükümlülük, yalnızca gözaltı durumlarda değil, aynı zamanda Hükümet  
yetkililerinin özel kontrolünde bulunan bölgelerde de geçerlidir, çünkü her iki durumda da  
olayların tamamı ya da büyük bölümü münhasıran yetkili makamların bilgisi dahilinde  
meydana gelmiştir (no. 21894/93, 211. paragraf, AĐHM 2005-II (özetler); bkz. Yasin  
Ateş/Türkiye, no. 30949/96, 94. paragraf, 31 Mayıs 2005).  
Mevcut davada Beker, bir kışlada ölü bulunmuştur ve tüm görgü tanıkları, silahlı  
kuvvetler mensubudur. Ayrıca, soruşturma askeri yetkililer tarafından yürütülmüş ve ailenin,  
soruşturmaya müdahil olmasına izin verilmemiştir. Bu nedenle, ölüm nedenini araştırma ve  
gerektiğinde de sorumluları teşhis etme ve cezalandırma olanağına yalnızca askeri yetkililer  
sahip olmuştur. Sonuç olarak, Beker’in askeri birimlerinin kontrolünde bulunan bir bölgede  
meydana gelen ölümü için makul bir açıklamada bulunmama yükümlülüğü sorumlu  
Hükümet’e aittir.  
AĐHM, Hükümet’in yükümlülüğünü tatmin edici şekilde yerine getirip getirmediğini  
tespit etmek için askeri yetkililer tarafından yürütülen soruşturmayı ve varılan sonuçları göz  
önüne almıştır. Mevcut başvuru Hükümet’e tebliğ edilirken, başvuranların sunduğu deliller  
üzerine AĐHM, askeri yetkililerin Beker’in intihar ettiği sonucuna vardığı soruşturmayı  
yürütme biçimlerine ilişkin bir dizi soru yöneltmiştir. AĐHM, alınan cevapların, soruşturmaya  
ilişkin ciddi şüpheleri ortadan kaldırmadığını kaydeder.  
AĐHM öncelikle muhakkikin ya da askeri savcının, sözkonusu silahın iki kere  
ateşlendiğini ve silahı ateşlemek için üçüncü kez girişimde bulunulduğunu açıklığa  
kavuşturmak için hiçbir girişimde bulunmadıklarını gözlemler. Beker’in ilkinde isabet  
6
ettiremediği farz edilse dahi, kendisini öldürdüğü görüşüne göre ikinci teşebbüsünde başarılı  
olmuş olması gerekir – ancak silahı ateşlemek için üçüncü bir teşebbüste bulunduğu  
anlaşılmaktadır. Bu husus, başvuranların askeri savcının kararına itirazını reddeden askeri  
mahkeme tarafından incelenmemiştir. Ayrıca, AĐHM’nin aleni talebi hilafına Hükümet’in  
görüşlerinde bu konuya değinilmemiştir.  
Soruşturmaya ilişkin ikinci ciddi ve açıklanamayan husus, otopsi raporuna ve başının  
sol tarafından vurulmuş olmasına ve Hükümet’in de bunu kabul etmesine rağmen, askeri  
savcının Beker’in kendisini başının sağ kısmından vurmuş olduğu sonucuna varmasıdır.  
Hükümet, bunun yalnızca askeri savcının yaptığı maddi bir hata olduğu kanaatindedir. Ancak,  
başvuranların savcının kararına itirazını inceleyen askeri mahkemenin neden sözkonusu  
maddi hatayı incelemediğini açıklamamıştır. Bu nedenle AĐHM, bunun yalnızca bir hata  
olduğuna ikna olmamıştır.  
Üçüncü olarak, Beker’in cesedinin yanında bulunan silah üzerinde, Beker tarafından  
kullanılıp kullanılmadığını belirlemek üzere parmak izi araştırması yapılmamıştır. Silahın,  
Beker’e değil bir başka askere ait olduğu göz önüne alındığında parmak izlerinin  
incelenmemesi daha ciddi bir hal almaktadır. Benzer şekilde, Beker’in silahını almış olduğu  
dolap üzerindeki parmak izleri de incelenmemiştir.  
Dördüncü olarak, Beker’in kendisini öldürmüş olduğu odada bulunan ve olayı  
görmediklerini kaydeden dört uzman çavuşun ifadeleri de AĐHM’nin dikkatini çekmektedir.  
AĐHM, silahın iki kez ateşlendiği odada bulunan dört eğitimli askerin olayı görmemiş ya da  
yaşadıkları şokla yüzlerini kapatmış olmalarını ikna edici bulmamaktadır. Ancak,  
soruşturmadan sorumlu makamlar gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla sözkonusu uzman  
çavuşlara baskı da yapmamışlardır.  
Beşinci olarak, askeri yetkililer otopsi raporunun bir nüshasını kendilerine teslim  
etmenin dışında Beker’in ailesine bilgi ya da belge sağlamamıştır. Ailenin ve avukatlarının  
bilgi ve belge elde etme girişimlerine rağmen, soruşturmaya erişimlerine izin vermemişlerdir.  
AĐHM, yetkili makamların başvuranları soruşturmaya dahil etmemesinin ya da onlara bilgi  
sağlamamasının – ki Hükümet bu konuda herhangi bir açıklama yapmamıştır –, başvuranları  
yasal menfaatlerini korumaktan mahrum bıraktığı kanaatindedir. Bu durum aynı zamanda  
soruşturmanın kamuya açık olmasını da engellemiştir (bkz. Güleç/Türkiye, 27 Temmuz 1998,  
82. paragraf, Hüküm ve Karar Raporları 1998-IV).  
Benzer şekilde, başvuranlar askeri savcının soruşturmayı yeniden açmasını ve önceki  
soruşturmada görülen ciddi hataları soruşturmasını istediklerinde, herhangi bir cevap  
alamaşlardır. AĐHM’nin başvuranların soruşturmanın yeniden açılması taleplerine ilişkin  
herhangi bir dava açılıp açılmadığını netleştirmesini istediği Hükümet, “başvuranların 18  
Mart 2003’te Milli Savunma Bakanlığı’na böyle bir başvuruda bulunmadıklarını”  
kaydetmiştir. AĐHM, başvuranların hiçbir zaman Milli Savunma Bakanlığı’na başvuruda  
bulunduklarını belirtmediklerini kaydeder. Her halükarda, Hükümet’in başvuranların 18 Mart  
2003’te bu tür konuları incelemekle yetkili askeri savcılığa başvuruda bulunduğunu kabul  
ettiği göz önüne alınmalıdır. Başvuranların soruşturmanın yeniden açılmasına ilişkin  
taleplerinin cevapsız bırakılması özellikle üzücü bir husustur çünkü, AĐHM,, başvuranlar  
tarafından ortaya konulan meseleler soruşturulsaydı, yetkili makamların ölümü çevreleyen  
koşulları tespit etmiş ve böylece AĐHS’nin 2. maddesi bağlamındaki yükümlülüklerini yerine  
getirmiş olacakları kanısındadır (bkz., mutatis mutandis, Anık ve Diğerleri/Türkiye, no.  
63758/00, 76. paragraf, 5 Haziran 2007).  
7
AĐHM, yukarıda kaydedilenleri göz önüne aldığında, ulusal düzeyde yürütülen  
soruşturmanın açıkça yetersiz olması ve birçok soruyu cevapsız bırakması nedeniyle Beker’in  
intihar ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı sonucuna varır. Diğer yönde karar vermek,  
aşağıda kaydedilen ve olası olmayan şu iki senaryodan birini kabul etmek anlamına  
gelecektir:  
– Beker, sağ elini kullanarak kendisini, başının sol kısmından vurdu ve tetiği iki kez  
daha çekti; ya da  
Đlk defasında isabet ettiremedi, ikinci kez ateşlediğinde kendisini, başının sol  
kısmından vurdu ve sonra tetiği bir kez daha çekti ancak silah ateşlenmedi.  
Ayrıca, yetkili makamlar soruşturmaya son vererek başvuranları, yakın akrabaları olan  
Beker’in neden, nasıl ve kim tarafından öldürüldüğünü anlama ve bu hususta ikna olma  
fırsatından yoksun bırakmışlardır.  
Soruşturmanın titizlikle yürütülmediği, varılan sonucun mantığa aykırı olduğu,  
soruşturmanın yeniden açılması hususundaki isteksizlik ve Hükümet’in tatmin edici  
açıklamalarda bulunmadığı göz önüne alındığında, başvuranların soruşturmanın cinayet gibi  
kötü bir açıklamayı gizliyor olduğunu düşünmesi mazur görülebilir.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ışığında, ulusal makamların Mustafa Beker’in ölümüne  
ilişkin gerçekleri ortaya çıkaran bir soruşturma yürütmediği kanaatine varır. Sonuç olarak,  
Hükümet’in Beker’in ölümüne ilişkin makul bir açıklama getiremediği ve Devlet’in,  
sorumluluğu üstlenmesi gerektiği kanısına varır.  
Bu nedenle, Beker’in ölümüne ilişkin olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.  
II. AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Başvuranlar, AĐHS’nin 6. maddesine dayanarak, ölüme ilişkin soruşturmanın adil  
olmadığını ve AĐHS’nin 13. maddesi bağlamındaki etkili iç hukuk yolundan mahrum  
bırakıldıklarını ileri sürmüştür.  
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.  
AĐHM, sözkonusu şikayetlerin kabuledilebilir olduklarına karar verilebileceği  
kanaatindedir. Ancak, yukarıda tespit edilen ihlali göz önüne aldığında, sözkonusu şikayetleri  
esas açısından ayrı ayrı incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:  
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci  
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete  
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Başvuran Fadik Beker, kendisine maddi yardımda bulunduğunu ileri sürdüğü oğlu  
Mustafa Beker’in öldürülmesine karşılık 42,324.27 Euro maddi tazminat talep etmiştir.  
8
Talebini, Mustafa Beker’in öldüğü tarihteki yaşı ve aylık geliri de dahil olmak üzere bir takım  
verileri ve yasal emeklilik yaşını göz önüne alarak hazırlanan bir bilirkişi raporuna  
dayandırmıştır.  
Fadik Beker, manevi tazminat olarak 40,000 Euro talep etmiştir. Diğer üç başvurandan  
her biri, manevi tazminat olarak 25,000 Euro talep etmiştir.  
Hükümet, maddi ve manevi tazminat taleplerinin dayanaktan yoksun olduğu ve maddi  
zarar ile ileri sürülen ihlaller arasında illiyet bağı bulunmadığı kanısındadır.  
AĐHM içtihadında, bir başvuran tarafından ileri sürülen zarar ve AĐHS ihlali arasında  
açık bir illiyet bağı bulunması gerektiği ve bunun, uygun durumlarda, gelir kaybına karşılık  
tazminatı da içine alabileceği ortaya konmaktadır (bkz., diğer hususlar meyanında, Barberá,  
Messegué ve Jabardo/Đspanya (50. madde), 13 Haziran 1994, paragraflar 16-20, A Serisi no.  
285-C). AĐHM, yetkili makamların AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca Beker’in oğlunun ölümü  
için sorumlu olduklarına karar vermiştir. Ayrıca, Hükümet’in Beker’in oğlunun kendisini  
maddi açıdan desteklediği yönündeki ifadesini kabul ettiğini kaydeder. Bu koşullar altında 2.  
maddenin ihlali ve Beker’in oğlu tarafından sağlanan maddi destekten mahrum kalması  
arasında direkt bir illiyet bağı kurulmuştur.  
Benzer davaları göz önüne alan (Kişmir/Türkiye, no. 27306/95, 154. paragraf, 31  
Mayıs 2005; Akdeniz/Türkiye, no. 25165/94, 150. paragraf, 31 Mayıs 2005) ve hakkaniyet  
temelinde değerlendirmede bulunan AĐHM, Fadik Beker’e maddi tazminat olarak 16.500  
Euro ödenmesine karar vermiştir.  
Ayrıca, hakkaniyet temelinde değerlendirmede bulunan AĐHM, Fadik Beker’e 20,000  
Euro ve diğer başvuranların her birine 5,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar  
vermiştir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar avukatlarının dava için yaklaşık 15 saatlerini harcadığını ileri sürmüşler  
ve AĐHM’ye taleplerini destekleyen bir zaman çizelgesi sunmuşlardır. Ayrıca Elazığ  
Barosu’nun ve Türkiye Barolar Birliği’nin saat ücreti tavsiyesine değinmişler ve saat ücreti  
belirlemeyi, AĐHM’nin takdirine bırakmışlardır. AĐHM, avukatlık ücreti için Elazığ Barosu  
saat başına 200 Euro ödenmesini uygun görürken, Türkiye Barolar Birliği’nin 55 Euro  
ödenmesini uygun gördüğünü kaydeder.  
Başvuranlar kırtasiye, posta ve ulaşım masrafları için 125 Euro ve maddi tazminat  
taleplerini desteklemek için sundukları raporu hazırlayan bilirkişi ücreti için 100 Euro talep  
etmiştir. Sözkonusu bilirkişi tarafından “ödendi” şeklinde onaylanan bir fatura sunmuşlardır.  
Hükümet, başvuranların taleplerini destekleyen faturalar ya da belgeler sunmadıkları  
kanısındadır. Ayrıca, avukatlık ücreti için tazminat ödenmesine karar verilirken ne avukatlar  
ve müvekiller arasındaki özel sözleşmelerin ne baro tarafından belirlenen ücretlerin dayanak  
olarak gösterilebileceği kanaatindedir. AĐHM’den, yargılama masraf ve giderleri için tazminat  
ödenmemesine karar vermesini talep etmiştir.  
AĐHM, Hükümet’in görüşünün aksine, başvuranların AĐHM’ye avukatlarının dava  
için harcadıkları saatleri gösteren bir zaman çizelgesi sunduklarını gözlemler. Ayrıca,  
9
AĐHM’nin bu tür çizelgeleri davalarda dayanak teşkil eden belgeler olarak kabul ettiğini  
gözlemler (bkz., Ayhan ve Diğerleri/Türkiye, no. 29287/02, 31. paragraf, 14 Ekim 2008;  
Osman Karademir/Türkiye, no. 30009/03, 69. paragraf, 22 Temmuz 2008; Karabulut/Türkiye,  
no. 56015/00, 62. paragraf, 24 Ocak 2008). Başvuranlar, Hükümet’in iddialarının aksine,  
bilirkişi ücretini destekleyen bir fatura sunmuşlardır. Zaman çizelgesi ve fatura, görüşlerini  
almak üzere Sorumlu Hükümet’e gönderilmiş ve Hükümet bunlara itiraz etmemiştir.  
AĐHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten ve gerektiği için yapıldığını ve  
miktarın makul olduğunu kanıtlaması durumunda masraflarının tazmin edilmesine hak  
kazanır. Mevcut davada sahip olduğu bilgi ve belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz  
önünde bulunduran AĐHM, başvuranlara yargılama masraf ve giderleri için toplam 2,000 Euro  
tazminat ödenmesine karar vermiştir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar vermiştir.  
BU NEDENLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;  
3. AĐHS’nin 6. ve 13. maddesi bağlamındaki şikayetleri ayrıca incelemenin gerekli  
olmadığına;  
3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç  
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere Sorumlu  
Devlet tarafından başvuranlara aşağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;  
(i) Fadik Beker’e maddi tazminat olarak 16,500 Euro (on altı bin beş yüz Euro),  
manevi tazminat olarak 20,000 Euro (yirmi bin Euro) ve bu meblağlara  
uygulanabilecek her tür vergi;  
(ii) Diğer üç başvuranın her birine manevi tazminat olarak 5,000 Euro (beş bin Euro)  
ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi; ve  
(iii) Yargılama masraf ve giderleri için dört başvurana toplam 2,000 Euro (iki bin  
Euro) ve bu meblağa uygulanabilecek her tür vergi;  
(b) Yukarıda kaydedilmiş olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa  
Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluşacak faiz  
oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü  
olduğuna karar vermiş,  
4. Başvuranların adil tatmin taleplerinin kalan kısmını reddetmiştir.  
Đşbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve 3.  
fıkraları uyarınca 24 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
10