COUNCIL  
OF EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no. 10036/03)  
KARAR  
STRAZBURG  
20 Nisan 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde  
kesinleecektir. ekli düzeltmelere tâbi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 10036/03 no’lu davanın nedeni Kezban Bektave  
Gülay Özalp adlı iki T.C. vatandaının (“bavuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne  
(“AĐHM”) 28 Ocak 2003 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
Đlikin Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuranlar, AĐHM önünde Adana Barosu avukatlarından Alper Tunga Saral tarafından  
temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
DAVA OLAYLARI  
Birinci bavuran 1968 doğumludur ve Adana’da yaamaktadır. Đkinci bavuran 1966  
doğumludur ve Hatay’da yaamaktadır. Birinci bavuran Murat Bekta’ın ei, ikinci bavuran  
ise Erdinç Arslan’ın kız kardeidir. Murat Bektave Erdinç Arslan, 5 Ekim 1999 tarihinde  
polisler tarafından öldürülmütür.  
A. ahısların öldürülmesi ve otopsi  
5 Ekim 1999 saat 21.30 sıralarında Adana Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 6 polis  
memuru, Murat Bekta(32) ve Erdinç Arslan’ın (22) kaldığı apartmana baskın yapmı, ertesi  
gün bir olay - yakalama - ev arama - zapt etme - görgü tespit tutanağı düzenlenerek 36 polis  
memuru tarafından imzalanmıtır.  
Sözkonusu rapora göre 5 Ekim 1999 saat 21.00’de Adana Emniyet Müdürlüğü’ne  
isimsiz bir ihbar yapılmı, bir grup insanın üpheli hareketler içerisinde olduğu ve bir binanın  
üçüncü katındaki bir daireye çantalar taıdıkları bildirilmitir.  
Saat 21.30 sıralarında toplam 36 polis memuru apartmanın etrafında güvenlik tedbirleri  
almı, 7 polis memuru 3. kattaki 3 daireye baskın yapmıtır. Bu sırada evlerden ateedilmeye  
balanmı, ancak atein kaynağı anlaılamatır. Kapılardan biri silahlı biri tarafından açılıp  
tekrar kilitlenmi, polisler ahsın teslim ol çağrısına karılık vermemesi üzerine kapısını  
kırarak bu daireye girmitir. Polisler karanlıktaki evin tavanına ve duvarların üst taraflarına  
ateetmeye baladığı sırada atein diğer daireden geldiği anlaılmıtır. Đkinci dairedekiler  
polisin teslim ol çağrısına sloganlarla karılık vermiler, polisler bu dairenin kapısını kırarak  
içeri girerek karanlıktaki daireden gelen atee karılık vermitir. Daireden gelen atekesilince  
polisler de atei kesmi, burada Mustafa Köprü’yü sağ, Erdinç Arslan’ı ise ölü ele  
geçirmilerdir. Dairede ayrıca bombalar ele geçirilmitir. Polis memurları baskın yapılan ilk  
dairede ise ikinci bavuran ile oğlunu sağ, Murat Bekta’ı ise ölü olarak bulmutur.  
Aynı akam Đstanbul [Adana] savcısı olay yerinde inceleme yapmı, 6 Ekim 1999 tarihli  
raporunda Erdinç Arslan’ın evinde bir Kalanikof tüfek, bir tabanca, mermi, bokovanlar,  
patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler bulunduğunu, Murat Bekta’ın  
evinde ise bir adet tabanca ve Kalanikof tüfeğe ait mermi ve bokovanlar bulunduğunu, her  
iki dairenin tavan ve duvarlarında mermi delikleri olduğunu, Arslan ve Bekta’a ait cesetlerin  
otopsi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildiğini belirtmitir.  
1
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
Otopsi sonucunda düzenlenen raporlarda hem Bektahem Arslan’ın ölüm nedeninin  
uzun mesafeden açılan ateolduğu belirtilmitir.  
B. Öldürme olayı hakkında yürütülen soruturma  
Operasyonda sağ olarak ele geçirilen Mustafa Köprü, 7 Ekim 1999 tarihinde savcıya  
verdiği ifadesinde Erdinç Arslan’ın daireyi 10 gün önce kiraladığını ve evde patlayıcı imal  
ettiğini, olay günü kapı önündeki polislerin ayak seslerini duyunca onlara ateaçtığını,  
polislerin de atee karılık vererek Erdinç Arslan’ı vurduğunu, ancak Arslan’ın Kalanikof  
tüfekle ateettiğini görmediğini ifade etmitir.  
8 Ekim 1999 tarihinde savcı birinci bavuranı sorgulamı, bavuran einin silahı  
olmadığını, polislerin önceden uyarmadan evlerine girerek eini vurduğunu ve atee devam  
ettiğini, kendilerinin polis memuru olduğunu söylemediğini, kocasının yanında silah  
görmediğini ifade ederek sorumluların cezalandırılmasını talep etmitir.  
12 Ekim 1999 tarihinde savcı operasyona katılan polis memurlarını sorgulamı, polisler  
apartmanın üçüncü katına geldiklerinde dairelerden birinden ateaçıldığını, hangi daireden  
ateaçıldığını anlamaya çalıırken dairelerden birinin kapısının açıldığını ve Murat Bekta’ın  
elinde silahıyla kısa bir süre göründüğünü, bunun üzerine Bekta’ın evine girdiklerini ve  
içeridekileri korkutmak amacıyla rastgele ateaçtıklarını, bu sırada atein karı daireden  
geldiğini anlayıp Özel Harekat’tan destek istediklerini ifade etmitir.  
Terörle Mücadele ubesi’nde görevli polis memurları Nurettin Bülbül, Eyüp  
Yalçınkaya ve Haydar Erol, Özel Harekat’tan gelen polislerle birlikte Arslan’ın dairesine  
girip ateaçtıklarını ve operasyondan sonra dairede bir Kalanikof tüfek, bir tabanca, mermi  
ve patlayıcılar ele geçirdiklerini ifade etmitir. Bülbül’e göre silahlı çatıma ortalama 10,  
Yalçınkaya’ya göre ise 5 dakika sürmütür.  
Özel Harekat polisleri Fevzi Mustan ve Muammer Topaç, savcıya verdikleri  
ifadelerinde silah sesi duyunca terörle mücadele polislerine katıldıklarını, baskın yapmadan  
önce Arslan’ın dairesinden ateaçılmağını, teslim ol çağrısına bir el atele cevap verildiğini  
ve kendilerine bomba olduğunu düündükleri bir cisim fırlatıldığını, çatımanın 5 - 10 saniye  
sürdüğünü ve evde bomba ya da tüfek bulunmadığını, sadece bir tabanca bulunduğunu  
belirtmitir.  
13 Ekim 1999 tarihinde Adana Sulh Ceza Mahkemesi polis memurlarını sorgulamıtır.  
Polis memurları Mustan ve Topaç bu kez üçüncü kata geldiklerinde Arslan’ın dairesinden  
kendilerine ateaçıldığını ifade etmitir. Durumada mahkeme, savcının sanık 6 polis  
memurunun tutuklu yargılanması talebini reddetmi, savcının karara ertesi gün yaptığı itiraz  
kabul edilerek polis memurları tutuklanmıtır.  
18 Ekim 1999 tarihinde birinci bavuran, polis memuru Ali Erdurucan’ı kocasını vuran  
ahıs olarak tehis etmitir. Aynı gün tutuklu polis memurları tutukluluk kararına itiraz etmi,  
mahkeme ertesi gün 5 polis memurunun tutuksuz yargılanmasına, Ali Erdurucan’ın ise  
tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
2
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
C. Polis memurları hakkında açılan ceza davası  
25 Ekim 1999 tarihinde Adana savcısı, iddianamesini Adana Ağır Ceza Mahkemesi’ne  
sunmu, iddianamede güvenlik güçlerinin operasyondan önce aratırma yapmadıklarını veya  
üpheliler hakkında bilgi toplamadıklarını, dolayısıyla operasyonu gerektiği gibi  
planlamadıklarını belirtmitir. Savcı, polis memurları Nurettin Bülbül, Haydar Erol, Eyüp  
Yalçınkaya ve Ali Erdurucan’ın Murat Bekta’ın dairesinin kapısını kırdıklarını ve eve uyarı  
yapmadan girdiklerini kaydetmitir. Savcıya göre, memurlar Murat Bekta’ı doğrudan hedef  
almadıklarını iddia etmilerse de Bekta’ın baına kurun isabet etmesi rastgele atein sonucu  
olamaz. Bekta’ın yanında bulunan silaha ilikin olarak ise savcı, silahın oraya nasıl  
geldiğinin belirlenemediğini, olay yerinde silaha ait boya da dolu kovan bulunamadığını  
belirtmitir.  
Erdinç Arslan’ın öldürülmesine ilikin olarak savcı, iddianamede Arslan’ın baına aldığı  
kurun yarasının uyarı atei ile meydana gelmiolamayacağı görüüne yer vermitir. Savcı,  
maktulün sadece bir kez ateetmiolmasını dikkate alarak Nurettin Bülbül, Fevzi Mustan ve  
Muammer Topaç’ın Arslan’ı öldürerek meru müdafaa sınırlarını ağını değerlendirmitir.  
Savcı, Ali Erdurucan, Haydar Erol ve Eyüp Kaya’yı cinayet, Nurettin Bülbül’ü ise  
cinayet ve meru müdafaa sınırlarını amakla suçlamıtır. Fevzi Mustan ve Muammer Topaç  
ise meru müdafaa sınırlarını aarak ölüme sebebiyet vermekle suçlanmıtır.  
Yargılama 12 Aralık 1999 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde balamı, 2  
ubat 2000 tarihinde müdahil avukatının, operasyonu planlayan ve denetleyen, sanık polis  
memurlarının amirleri hakkında bir soruturma yapılması talebi reddedilmi, müdahillerin bu  
konuyla ilgili olarak savcılığa bavurmaları gerektiği söylenmitir.  
28 Mart 2000 tarihinde ilk derece mahkemesi tutuklu kaldığı süre, delillerin  
toplanmasının tamamlanmak üzere olması ve daimi ikametgahı bulunmasını göz önünde  
bulundurarak tutuklu polis memuru Ali Erdurucan’ın tahliyesine karar vermitir.  
Müteakip durumalarda mahkeme sanıklar, bavuranlar, müdahil taraflar, operasyona  
katılan polis memurları, maktullerin komuları ve Mustafa Köprü’yü dinlemi, Köprü önceki  
ifadesini değitirerek Erdinç Arslan’ın Kalanikof silahla ateettiğini ifade etmitir. Mahkeme  
ayrıca operasyon düzenlenen iki dairenin kefini yaptırmıve bilirkiilere olay yerinin  
fotoğraflarını çekmelerini ve kroki çizmeleri talimatını vermitir.  
19 ubat 2001 tarihinde gerçekletirilen keifte ilk derece mahkemesi bir bilirkiiye,  
rastgele ateedilip edilmediğini belirlemek ve polis memurlarının, operasyonun baında  
atein kaynağını belirleyemedikleri beyanının doğru olup olmadığını tespit etmek amacıyla  
bir rapor düzenlemesi talimatını vermitir.  
16 Mart 2001 tarihinde bilirkii, raporu ilk derece mahkemesine sunmu, raporda polis  
memurlarının rastgele ateaçtıklarını ve Kalanikof tüfeğin gürültüsünün bina içinde yankıya  
neden olduğundan polis memurlarının nereden ateedildiğini tespit edememelerinin  
muhtemel olduğunu belirtmitir.  
9 Mayıs 2001 tarihinde ilk derece mahkemesi kararını açıklamı, kararda maktullerin  
öldürülmesinin önceden planlandığı ya da olay yerinde ele geçirilen silahların oraya  
operasyona katılan polislerce konulduğuna ilikin olarak dava dosyasında delil bulunmadığı  
3
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
belirtilmitir. Mahkeme, Murat Bekta’ın öldürülmesine ilikin olarak birinci bavuranın evde  
ııkların yandığı ve Bekta’ın silahı olmadığı iddialarını reddetmi, binada silahlı ahıslar  
olması nedeniyle Bekta’ın elinde silah olmasının muhtemel olduğunu, polis memurlarının  
Bekta’ı yakalayabilmek amacıyla etkisiz hale getirmeyi planladıklarını ve Bekta’ın silahını  
atelemediğini belirtmitir.  
Đlk derece mahkemesi polis memurlarının toplam 18 el ateettiklerini ve Bekta’ı,  
hayati tehlikeye maruz bırakmamak için bacakları ve ayakları gibi vücudunun diğer  
bölgelerini hedef almaları gerektiği halde baından vurduklarını belirtmitir. Mahkeme,  
Nurettin Bülbül, Haydar Erol, Eyüp Yalçınkaya ve Ali Erdurucan’ın güce bavururken  
yetkilerini atıklarına ve dolayısıyla Murat Bekta’ın ölümüne sebep olduklarına karar  
vermitir. Ancak mahkeme, Murat Bekta’ı hangi polis memurunun öldürdüğünü  
belirleyemediğinden sanık dört polis memurunun cezalarını 8 yıla indirmi, ceza daha sonra 6  
aya indirilmi, sonrasında da tamamen ertelenmitir.  
Erdinç Arslan’ın öldürülmesine ilikin olarak ilk derece mahkemesi öncelikle güvenlik  
güçlerinin Arslan ve Mustafa Köprü’nün, o zaman koalisyon Hükümetini oluturan üç siyasi  
partinin il bakanlıklarına bombalı saldırı düzenlemek üzere evlerinde patlayıcı imal ettikleri  
bilgisini aldığını belirtmitir. Mahkeme, kararında 7 Ekim 1999 tarihli bilirkii raporuna göre  
Erdinç Arslan ve Mustafa Köprü’nün el svaplarında antimon izleri gözlendiğini, binanın  
ında çevre güvenliğini sağlamaya çalıan polis memurlarıyla dairede bulunan Arslan ve  
Köprü arasında silahlı çatıma olduğunu, evde bulunan Kalanikof tüfekten 12, Unique  
silahından 9 mermi atıldığını, Arslan’ın bulunduğu odadan kapının ardındaki polis  
memurlarına bir el ateedildiğini belirtmitir.  
Mahkeme, kapalı bir alanda silahlı ve bombalı iki ahısla karı karıya kalan polis  
memurlarının Arslan’ın vücudunun hayati olmayan bölgelerine ateetmesinin  
beklenemeyeceğini belirtmitir. Bu nedenle Nurettin Bülbül, Fevzi Mustan ve Muammer  
Topaç’ın meru müdafaa sınırları içerisinde kaldığına, bu memurlara Erdinç Arslan’ın  
öldürülmesi dolayısıyla herhangi bir ceza verilmesi için gerekçe bulunmadığına karar  
vermitir.  
6 Haziran 2001 tarihinde bavuranlar, dava artlarında ölümcül güç kullanımının kesin  
zorunluluk taımadığını savunarak 9 Mayıs 2001 tarihli kararı temyize götürmütür.  
Yargıtay, Adana Ağır Ceza Mahkemesi kararını 29 Mayıs 2002 tarihinde onamıtır.  
Yargıtay kararı 31 Temmuz 2002 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar AĐHS'nin 2. maddesine dayanarak güvenlik güçleri tarafından Murat  
Bektave Erdinç Arslan’a karı kullanılan gücün orantısız olduğunu ve yasalara aykırı olarak  
ölümlerine yol açtığını ileri sürmütür. Ayrıca aynı balık altında, soruturma ve ceza  
kovuturmasının eksik ve etkisiz olduğunu savunmutur. Bu bağlamda Nurettin Bülbül, Fevzi  
Mustan ve Muammer Topaç’ın beraat ettirilmesi ve Nurettin Bülbül, Haydar Erol, Eyüp  
Yalçınkaya ve Ali Erdurucan’a verilen cezaların infazının ertelenmesinin, yargı sisteminin  
yaam hakkına karı ihlallerin engellenmesindeki caydırıcı rolünü bozduğunu savunmutur.  
4
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
Hükümet bavuranların argümanlarına itiraz etmitir.  
A. Kabuledilebilirliğine ilikin  
AĐHM bu ikayetin AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığı sonucuna varır. Ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilemez olmadığını kaydeder.  
Bu nedenle bavurunun kabuledilebilir olduğunu belirtir.  
B. Esas  
1. Murat Bekta’ın öldürülmesi  
Bavuran Kezban Bekta, einin kanunlara aykırı olarak öldürüldüğünü, bu cinayetten  
sorumlu polis memurlarının ise cezalandırılmadıklarını iddia etmitir.  
Hükümet, bavuranın einin öldürülmesinin planlanmadığını, dairenin giriinde duran  
polis memurlarının doğrudan Murat Bekta’a değil, tavana uyarı atei açtıkları belirtmitir.  
AĐHM, Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis memurlarının yetkilerini aarak Murat  
Bekta’ın kanunlara aykırı olarak ölümüne sebebiyet verdiklerini tespit ettiğini gözlemler.  
Dört polis memuru, Murat Bekta’ın vücudunun ayak ve bacak gibi diğer yerlerini hedef alıp  
canına kastetme riskinden kaçınmak yerine, on sekiz kurun atarak baından vurmutur.  
AĐHM’ye göre, bu sonuç, açıkça, Murat Bekta’ın ölümüyle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal  
edildiğinin kabul edildiği anlamına gelmektedir. Bu sonuç AĐHM’nin, polis memurlarının güç  
kullanımının tamamen gerekli ve AĐHS’nin 2/2 maddesi kapsamında haklı olup olmadığını  
yeniden tespit etmesini gereksiz kılmaktadır. Bu nedenle AĐHM’nin, bavuran Kezban  
Bekta’ın ikayetini incelemesi, ulusal makamların ihlalin uygun ve yeterli biçimde tazmin  
edilmesini sağlayıp sağlamadıklarının saptanması ile sınırlı kalacaktır. Bu bağlamda AĐHM,  
Murat Bekta’ı öldüren polis memurlarının cinayetten suçlu bulunmalarına karın, altı ay  
hapis cezasına çarptırıldıklarını, bu cezanın da ertelendiğini kaydeder.  
AĐHS’nin 2. maddesi, etkili cezai hükümler koyarak, Devlet’e, kiilere karı suç  
ilenmesinin önüne geçilmesi amacıyla, bu hükümlerin ihlalinin önlenmesi, ortadan  
kaldırılması ve cezalandırılması için hukuki yaptırım mekanizmasıyla desteklenen, yaama  
hakkını teminat altına alma yükümlülüğü yükler (bkz. Osman – Đngiltere; Mastromatteo –  
Đtalya [BD], 37703/97; Menson – Đngiltere, 47916/99). Devlet’in 2. madde kapsamındaki  
pozitif yükümlülüklerini yerine getirmesi, ulusal hukuk sisteminin, kanunlara aykırı olarak  
adam öldüren kimseler hakkında cezai hukukunu uygulayabilme gücünü göstermesini  
gerektirir (bkz. Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], 43577/98 ve 43579/98).  
Tüm davaların mahkumiyet veyahut belirli cezalarla sonuçlanması gibi mutlak bir  
yükümlülük bulunmazken, ulusal mahkemeler hiçbir koulda cana kasteden suçların cezasız  
kalmasına izin vermemelidir. Bu, toplumun adalete olan güveninin sürdürülmesi, hukukun  
üstünlüğünün devamlılığının sağlanması ve kanuna aykırı eylemlere göz yumulması veya  
hasıraltı edilmesinin önlenmesi için önemlidir (diğerlerinin yanı sıra bkz. Öneryıldız – Türkiye  
[BD], 48939/99; Okkalı – Türkiye, 52067/99; Türkmen – Türkiye, 43124/98).  
AĐHM’nin, ulusal mahkemelere, Devlet görevlilerine ait kötü muamele ve cinayet  
suçları için uygun yaptırımların seçiminde saygı göstermesi gerekmekte olup, eylemin  
5
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
vahameti ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlık olduğu durumlarda, değerlendirme ve  
müdahale etme hususunda belirli ölçüde yetki kullanması gerekmektedir (bkz. Nikolova ve  
Velichkova – Bulgaristan, 7888/03).  
Mevcut davada, ulusal hukukun, davayı gören mahkemeye çok daha ağır cezalar  
verme olanağı tanımasına karın, mahkeme kanuna aykırı olarak adam öldürme suçuna son  
derece hafif cezalar vermitir. Davayı gören mahkeme, böyle orantısız cezalar vererek, takdir  
yetkisini, suç tekil eden eylemlere hiçbir ekilde göz yumulmayacağını göstermek yerine  
ciddi bir cezai eylemin sonuçlarını azaltmak için kullanmıtır (bkz. Okka).  
Sonuç olarak, AĐHM, Murat Bekta’ın öldürülmesi davasında uygulandığı biçimiyle  
cezai hukuk sisteminin hiç katı olmadığının ve bavuran Kezban Bekta’ın ikayetçi olduğu  
gibi kanuna aykırı eylemleri etkili biçimde önleyebilmekte çok düük caydırıcı etkisi  
olduğunun kanıtlandığı kanısındadır.  
Buna göre Murat Bekta’ın öldürülmesiyle ilgili olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal  
edilmitir.  
2. Erdinç Arslan’ın öldürülmesi  
Bavuran Gülay Özalp, polis memurlarının Erdinç Arslan’ın öldürülmesi sırasında güç  
kullanmalarının kesinlikle gereksiz olduğunu savunmutur.  
Hükümet, polis memurlarının kasıtlı olarak adam öldürdüklerine ilikin yeterli delil  
bulunmadığı kanısındadır.  
Hükümet’in görüüne ilikin olarak, AĐHM, 2. maddenin bütün olarak okunduğunda,  
2. fıkrasının, öncelikli olarak kasten ölüme sebebiyet verilen durumları tanımlamadığını,  
“güce bavurularak” istem dıı ölüme yol açmanın üzerinde durduğunu yineler. Öte yandan,  
güce bavurma, (a), (b) ve (c) bentlerinde öngörülen amaçlara ulamak için mutlak surette  
gerekli olmalıdır. Bu bakımdan 2. maddenin 2. fıkrasında kullanılan “kesin zorunluluk”  
ifadesi, AĐHS’nin 8-11 maddelerinin 2. fıkrası uyarınca, Devlet müdahalesinin “demokratik  
bir toplumda zorunlu bir tedbir” olup olmadığını belirlerken normal artlarda olduğundan  
daha titiz ve mücbir bir zorunluluk denetimi uygulanması gerektiğine iaret eder. Özellikle  
bavurulan güç, maddenin alt paragraflarında belirtilen amaçlara ulaılmasıyla kesin surette  
orantılı olmalıdır (bkz. McCann ve Diğerleri - Đngiltere).  
Mevcut davada AĐHM, öncelikle, taraflar arasında, bavuran Gülay Özalp’in kardei  
Erdinç Arslan’ın polis memurları tarafından ateaçılarak vurulduğu hususunda anlamazlık  
bulunmadığını kaydeder. Buna göre Hükümet’in, AĐHS’nin 2/2 maddesi uyarınca, polislerin  
güce bavurmalarının kesin surette zorunlu olduğunu ispatlama külfeti bulunmaktadır.  
Hükümet’in yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini incelerken, AĐHM, polis  
memurlarının ölüme sebebiyet verecek biçimde güç kullanmalarının mutlak bir zorunluluk  
olup olmadığını incelemekle kalmayıp, operasyonun ölüme sebebiyet verecek her türlü riski  
en aza indirgeyecek biçimde düzenlenerek yürütülüp yürütülmediğini de inceleyecektir (bkz.  
Makaratzis – Yunanistan, 50385/99).  
Bu bağlamda AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlı olduğunu yineler ve bunun  
belirli bir davanın artlarınca kaçınılmaz kılınmadığı durumlarda ilk derece mahkemesinin  
6
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
görevini üstlenirken dikkatli olması gerektiğini kabul eder (bkz. McKerr – Đngiltere,  
28883/95).  
Yerel ilemlerin yapıldığı hallerde, yerel mahkemelerin değerlendirmelerinin yerine  
olaylara ilikin kendi değerlendirmelerini koymak AĐHM’nin görevi değildir. Genel kural  
olarak, ellerindeki kanıtları değerlendirmek, bu mahkemelerin görevidir. AĐHM, yerel  
mahkemelerin kararlarına tabi olmamasına karın, normal koullarda, bu mahkemeler  
tarafından varılan olgusal tespitlerden sapması için ikna edici unsurlara gerek duyar  
(diğerlerinin yanı sıra bkz. Klaas – Almanya).  
AĐHS’nin 2. maddesi ile sağlanan güvencenin temel önemi, AĐHM’nin bu hükmün  
ihlal edildiği iddialarını, yalnızca gücü fiilen yöneten Devlet görevlilerinin eylemlerini değil,  
aynı zamanda ulusal yargılama ve soruturmalar yapılmıolsa bile tetkik kapsamındaki  
eylemlerin planlaması ve kontrolü gibi olayı çevreleyen hususları da göz önünde  
bulundurarak çok dikkatli biçimde incelemesini gerekli kılmasıdır (bkz. Erdoğan ve Diğerleri  
– Türkiye, 19807/92).  
AĐHM, operasyonun düzenlenmesine ilikin olarak, kimliği belirsiz bir kii tarafından,  
apartman dairelerinden birine ellerinde poetler olan üpheli ahısların girip çıktığı yönünde  
yapılan ihbardan yarım saat sonra apartmanın dıında otuz altı polis memurunun toplandığını  
gözlemler. AĐHM’ye, polis memurlarının süratli biçimde hareket etmelerine dayanak olacak  
ve üpheli ahıslarla ilgili, örneğin bunları gözetleyerek veya takip ederek haklarında daha  
fazla bilgi toplamanın mümkün olmadığını gösterecek bilgi sağlanmatır.  
Öte yandan, polis memurlarının o kadar kısıtlı sürede hareket etmeleri gerektiği farz  
edilse bile, hedef dairenin tam yerinin tespit edilmesi için en küçük bir çaba bile harcanmadığı  
anlaılmıtır. Yukarıda ifade edildiği üzere, belirsizlikten doğan karmaa, Murat Bekta’ın  
trajik bir biçimde hayatını kaybetmesine yol açmıtır. AĐHM için, polis memurlarının, hiçbir  
tereddüt duymadan ölüme sebebiyet verici güç kullanmaya hazır oldukları gerçeğiyle beraber  
üç daireye aynı anda baskın düzenlemeleri, üç dairede yaayan insanların yaamları için fazla  
bir endie duymadıklarına iarettir.  
Benzer biçimde, AĐHM’ye, polis memurlarının, apartmanların çevresindeki alanı  
güvenlik kordonuna alıp, operasyonla ilgisi bulunmayan apartman sakinlerini evlerini  
boaltmaya sevk etmek gibi öldürücü olmayan yöntemler kullanmayı, bunların hiçbirinin ie  
yaramaması halinde öldürücü olmayan silahlar kullanmayı düündüklerini gösteren bir bilgi  
sağlanmamıtır. AĐHM’nin operasyonun planlanması ve yürütülmesine ilikin belgeye dayalı  
delil vermesini istediği Hükümet, bunu yapmamıtır. Bu biçimde, AĐHM’nin, polis  
memurlarının, üstleri tarafından üphelileri yakalamak için tam olarak nasıl  
yönlendirildiklerini tespit etmesi olanaksızdır.  
Yukarıdakiler ıığında, AĐHM, savcının operasyonun planlanmasında uygun adımların  
atılmağı yönündeki görüünü paylamaktadır.  
AĐHM, operasyonun yürütülmesiyle ilgili olarak soruturmayı, yargılamayı ve  
düzenlenen belgeleri göz önünde bulunduracaktır. Yukarıda belirtildiği üzere, Adana Ağır  
Ceza Mahkemesi, Erdinç Arslan’ın ölümünden sorumlu polis memurlarının izin verilebilir  
nefsi müdafaa sınırları içinde hareket ettikleri sonucuna varmıtır.  
7
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM öncelikle, Erdinç Arslan’ı 5 Ekim 1999 tarihinde öldüren polis memurlarının  
12 Ekim 1999 tarihine kadar sorgulanmadıklarını gözlemler. AĐHM’ye göre, cinayetlerle  
ilgili bir soruturmada baꢁ ꢁüphelilerin sorgulanmasında yaanan yedi günlük bir erteleme,  
gerekli titizliliğin gösterilmediğini ifade eder. Bu durum, hukuki merciler ve polis arasında  
hileli itilaf olduğu görüntüsü ortaya koymakla kalmayıp, müteveffanın yakınlarında - ve aynı  
zamanda genel olarak toplumda - güvenlik gücü mensuplarının, eylemlerinden hukuki  
mercilere karı sorumlu olmadıkları bir otorite boluğunda hareket ettikleri düüncesinin  
olumasına yol açabilmesi de mümkündür. Ayrıca, polis memurlarının zamanında  
sorgulanmamaları ve bu kimselerin polis olarak çalımaya devam etmeleri, hileli itilaf riskini  
doğurmutur (bkz. Ramsahai ve Diğerleri – Hollanda [BD], 52391/99).  
Đkinci olarak, soruturmada görev alan polis memurlarının balangıç soruturmasını da  
yürütğü ve kurun, bokovan ve silah gibi önemli delilleri topladığı kaydedilmelidir.  
AĐHM, bavuran Gülay Özalp’in kardeini öldüren polis memurlarının kritik delilleri  
toplamalarına izin verilmesinin, cezai yargılamanın bütününün bağımsızlığına halel getireceği  
cihetle ciddi olduğu kanısındadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Ramsahai).  
Üçüncü olarak, AĐHM, davayı gören mahkemenin, müteveffa Erdinç Arslan ve  
Mustafa Köprü’nün iddialara göre ateaçma sayısıyla ilgili verilen çelikili bilgileri açıklığa  
kavuturamaması karısında hayrete dütür. Đlk polis raporuna göre, Erdinç Arslan’ın  
dairesinden çeitli kereler ateaçılmı, peinden polis ile daire sakinleri arasında çapraz ateꢁ  
yaanmıtır. Öte yandan, operasyonda aktif görev alan Özel Tim’de görevli iki polisin verdiği  
bilgiye göre, çapraz ateaçılmatır, Erdinç Arslan ve Mustafa Köprü’nün saklandığı  
odadan tek bir ateaçılmıtır.  
Dördüncü olarak, dava dosyasında, Erdinç Arslan’ın dairesinde bulunduğu iddia  
edilen iki silahın, müteveffa ya da Mustafa Köprü tarafından kullanılıp kullanılmadığının  
tespiti için parmak izi incelemesine alındığına ilikin bilgi bulunmamaktadır. Bu durum,  
açılan atele ilgili yukarıda ifade edilen tutarsız bilginin aydınlığa kavuturulamaması  
sorununu daha da alevlendirmitir.  
AĐHM, polislerin ölüme sebebiyet verici güç kullandığı benzer operasyonlar için  
Türkiye hakkındaki açılan davalarla ilgili birkaç kararında, olay hakkındaki  
değerlendirmesini, olaydan kopuk bir bakıaçısı ile, olayın sıcağıyla karılık vermek zorunda  
kalmımemurların değerlendirmesinin yerine koyamayacağına hükmetmi, baka türlü bir  
hükme varmanın Devletler ve görevini ifa etmekte olan kolluk kuvvetleri üzerine gerçekçi  
olmayan bir yük getirmek, belki de bunların ve diğerlerinin hayatını tehlikeye atmak anlamına  
geleceğini değerlendirmitir (bkz. Gülen - Türkiye, 28226/02; Kasa; Yüksel Erdoğan ve  
Diğerleri - Türkiye, 57049/00; Perk ve Diğerleri - Türkiye, 50739/99). Öte yandan, mevcut  
davada, operasyonun doğru biçimde planlanmaması ve soruturmadaki yukarıda belirtilen  
eksikliklerden dolayı, Hükümet, polislerin olayın sıcağıyla hareket etmek zorunda kaldıklarını  
ve bavurdukları ölüme sebebiyet verici gücün kesinlikle gerekli olduğunu AĐHM’ye tatmin  
edici bir biçimde kanıtlayamamıtır.  
Buna göre, bavuran Gülay Özalp’in kardei Erdinç Arslan’ın öldürülmesiyle ilgili  
olarak AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmitir.  
8
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. ”  
A. Tazminat  
Bavuran Kezban Bekta, einin ayda yaklaık 50 Euro maala bir fabrikada temizlikçi  
olarak çalığını iddia etmitir. Kezban Bekta, ei öldürüldükten sonra iki yıl kadar iꢁ  
bulamamı, bu esnada oğluyla beraber hiçbir geliri olmamıtır. Maddi tazminat olarak 2800  
Euro talep etmitir. Bu meblağ, müteveffa einin, faiziyle beraber sözkonusu iki yıllık  
aylığına karılık gelmektedir. Kezban Bektaayrıca manevi tazminat olarak 100.000 Euro  
talep etmitir.  
Bavuran Gülay Özalp müteveffa kardei Erdinç Arslan’ın üniversite öğrencisi  
olduğunu ve geliri bulunmadığını ifade etmitir. Maddi tazminat olarak kardeinin cenaze  
masrafları için 200 Euro, manevi tazminat için de 100.000 Euro talep etmitir.  
Hükümet, bavuranların talep ettiği meblağların haddinden yüksek olduğu, bu nedenle  
kabul edilemez olduğu kanısına varmıtır.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bavuranın talep ettiği tazminat ile AĐHS’nin ihlali  
arasında açık bir illiyet bağı bulunması gerekir. Ayrıca bu, uygun hallerde, gelir kaybına  
ilikin tazminatı da kapsar (diğerlerinin yanı sıra bkz. Barberà, Messegué ve Jabardo -  
Đspanya). AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi kapsamında, makamların, bavuran Kezban Bekta’ın  
ei Murat Bektaile bavuran Gülay Özalp’in kardei Erdinç Arslan’ın öldürülmesinden  
sorumlu oldukları sonucuna varmıtır. Ayrıca bavuran Kezban Bekta’ın, einin kendisi ve  
oğluna maddi destek sağladığını açıklaması Hükümet tarafından itiraz görmemitir. Bu  
koullarda, 2. maddenin ihlali ile bavuran Kezban Bekta’ın einin kendisine sağladığı maddi  
desteği kaybetmesi arasında doğrudan bir illiyet bağı doğmutur. AĐHM ayrıca bavuran  
Gülay Özalp’in, kardeinin cenaze masraflarıyla ilgili olarak talep ettiği meblağın, mahiyeti  
nedeniyle, belgelenmesi gerektiği kanısındadır.  
Ayrıca, AĐHM, bavuranların talep ettiği maddi tazminat meblağlarının haddinden  
yüksek olduğu kanısında değildir. Bu nedenle bavuranlara, manevi tazminat olarak talep  
ettikleri meblağın tamamının - Kezban Bekta’a 2800 Euro, Gülay Özalp’e 200 Euro -  
ödenmesine karar vermitir.  
AĐHM, hakkaniyete uyun surette, Kezban Bekta’a 60.000 Euro, Gülay Özalp’e ise  
40.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verir.  
B. Yargılama masrafları  
Bavuranlar tercüme masrafı olarak 500 Euro, avukatlık masrafı olarak 1000 Euro  
talep etmi, taleplerini desteklemek için belge sunmutur.  
Hükümet’e göre, bavuranlar taleplerini destekleyici hiçbir belge sunmamılardır.  
9
BEKTAVE ÖZALP – TÜRKĐYE KARARI  
AĐHM’nin içtihadına göre, yargılama giderleri, ancak gerçekliği ve gerekliliği  
kanıtlandığı ve makul bir meblağ olduğu takdirde bavurana geri ödenir. Hükümet’in iddia  
ettiğinin aksine, bavuranlar, AĐHM’ye avukatlarıyla yaptıkları ücret anlamasını ve bir  
tercümandan onaylı tercüme ücretine ilikin fatura sunmulardır. Dolayısıyla AĐHM, sahip  
olduğu bilgi ve belgeler ıığında, bavuranlara yargılama giderleri için ortaklaa 1500 Euro  
ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olduğuna karar vermitir.  
AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBĐRLĐĞĐYLE  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. Bavuran Kezban Bekta’ın ei Murat Bekta’ın öldürülmesiyle ilikili olarak AĐHS’nin 2.  
maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Bavuran Gülay Özalp’in kardei Erdinç Arslan’ın öldürülmesiyle ilikili olarak AĐHS’nin  
2. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. (a) Savunmacı Devlet’in, bavuranlara, AĐHS’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur  
üzerinden Türk Lirası’na çevirerek izleyen meblağları ödemesine:  
(i) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, bavuran Kezban Bekta’a 2800 (iki  
bin sekiz yüz) Euro maddi, 60.000 (altmıbin) Euro manevi tazminat;  
(ii) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, bavuran Gülay Özalp’a 200 (iki yüz)  
Euro maddi, 40.000 (kırk bin) Euro manevi tazminat;  
(iii) uygulanabilecek her türlü vergiyle beraber, yargılama masrafları için iki  
bavurana ortaklaa 1500 (bin beyüz) Euro;  
(b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan  
eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
5. Bavuranların adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,  
KARAR VERMĐꢀTĐR.  
Đꢁbu karar Đngilizce hazırlanmı, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
fıkraları uyarınca 20 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Sally Dollé  
Zabıt Katibi  
Françoise Tulkens  
Bakan  
10