COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BĐÇĐCĐ/TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 30357/05)  
KARAR  
STRAZBURG  
27 Mayıs 2010  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USULĐ ĐꢀLEMLER  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 30357/05/05) nedeni Türk  
vatandaı Kiraz Biçici’nin (“bavuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca 6 Ağustos  
2005 tarihinde yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından K. Doğru tarafından temsil edilmilerdir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran, 1955 doğumludur ve Đstanbul’da yaamaktadır.  
A. Đstanbul’da yapılan gösteri sırasında bavuranın polis tarafından yakalanması ve  
kötü muameleye uğradığı iddiası  
Bavuran, Đstanbul’un Beyoğlu semtindeki Đstiklal Caddesi’nde “basın konferansı”  
eklinde düzenlenen bir gösteriye itirak etmeye çalığı sırada, 29 Ekim 2003’te, tahmini  
olarak 16.10’da 50 ila 60 katılımcı ile birlikte polis tarafından yakalanmıtır. Hükümet  
göstericilerin polise direndiklerini ve dağılmayı reddettiklerini ileri sürerken bavuran, polis  
memurlarının kalabalığı dağıtmak ve göstericileri yakalamak için orantısız güç kullandıklarını  
iddia etmitir.  
Yakalanmasını müteakiben bavuran muayene edilmek üzere hastaneye  
götürülmütür. Kendisini muayene eden doktor, bavuranın vücudunda yaralanma izi  
bulunmadığını kaydetmitir. Bununla birlikte, bavuranın üst sağ kolunda ağrıdan ikayetçi  
olduğunu bildirmitir.  
Aynı gün, 19.30’da bavuran Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıtır.  
Bavuran, Cumhuriyet Savcısı’na yakalanması sırasında orantısız güç kullanan polis  
tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını bildirmitir. “BarıAnneleri Đnisiyatifi” adlı  
bir grup tarafından düzenlenen gösteriye Đstanbul Đnsan Hakları Derneği Bakanı olarak  
katıldığını ve polisin sebepsiz yere kendisini yakaladığını iddia etmitir. Yalnızca yasal  
haklarını kullanmakta olduğunu ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’nu  
ihlal etmediğini belirtmitir.  
Bavuran aynı gün, Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanması ardından  
polis gözetiminden serbest bırakılmıtır.  
B. Polis memurları aleyhindeki cezai takibat  
6 Kasım 2003’te bavuran, olaya dahil olan ve kendisini yakalayan polis memurları  
aleyhinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’na ikayette bulunmutur. Inter alia (diğer hususlar  
meyanında), yakalanmasının kanuna aykırılığından ve yakalanması sırasında polisin  
kullanğı gücün aırılığından ikayetçi olmutur.  
Aynı gün, bavuran Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından Adli Tıp Kurumu Đstanbul  
ubesi’ne gönderilmitir. Bavuranı muayene eden doktor, sol bacağının arka kısmında 2 x 6  
cm’lik bir çürük tespit etmive bu çürüğü bavuranı begün süreyle çalımaktan alıkoyduğu  
sonucuna varmıtır. Doktor ayrıca bavuranın, sağ omzunda ve sağ kolunda ağrıdan ikayetçi  
olduğunu kaydetmitir.  
12 Kasım 2004’te Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı, 29 Ekim 2003’te düzenlenen basın  
konferansında görevli polis memurları hakkında takipsizlik kararı almıtır. Polis memurlarının  
hazırladıkları olay tutanağını dayanak olarak alan Cumhuriyet Savcısı, izin almaksızın  
yasaı ekilde toplanan ve yayalara ait bölge ile tramvay hattını kapatarak kamu düzenine  
zarar veren göstericilerin, polis tarafından yapılan uyarılara rağmen dağılmayı reddettiklerini  
ve bu nedenle, polisin kendilerini dağıtmak ve kamu düzenini sağlamak için belirli derecede  
güç kullanmak durumunda kaldığını kaydetmitir. Cumhuriyet Savcısı güvenlik güçlerinin  
kullanğı gücün, Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’nun 24. maddesine uygun ve bu  
koullar altında hakkaniyete uygun olduğu kanaatindedir. Bavuranın yaralarının, kötü  
muamele ya da yetkinin kötüye kullanımı anlamına gelmeyen orantılı bir güç kullanımı  
sonucunda olutuğu kanaatine varmıtır.  
23 Aralık 2004’te bavuran, Cumhuriyet Savcısı’nın yukarıda kaydedilen kararı  
aleyhinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne temyiz bavurusunda bulunmutur. 29 Ekim  
2003’te polis memurlarının yakalanması sırasında kendisini dövdüklerini ve hastaneden  
alınan sağlık raporunun da doğruladığı gibi, begün boyunca çalıamayacak ekilde  
yaralanmasına neden olduklarını iddia etmitir. Ayrıca, göstericilerin yayalara ait bölgeyi ya  
da tramvay hattını kapatmadıklarını iddia etmitir. Bu nedenle, polis memurlarını suçlamak  
için Ağır Ceza Mahkemesi’nden yetkililer aleyhinde takibat balatılmasını istemitir.  
30 Aralık 2004’te, dava dosyasının içeriğini ve Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı’nın  
verdiği nedenleri göz önüne alan Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın itirazını  
reddetmitir.  
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı 16 ubat 2005’te bavurana tebliğ  
edilmitir.  
C. Bavuran aleyhindeki cezai takibat  
Bu süre zarfında, 7 Kasım 2003’te, Beyoğlu Cumhuriyet SavcısıToplantı ve Gösteri  
Yürüleri Kanunu’nu ihlal etmeleri nedeniyle bavuranın da aralarında bulunduğu on üç  
gösterici aleyhinde suçlamada bulunmutur. Bavuran, mahkeme önündeki savunmasında,  
gösteride yer aldığı sırada yalnızca demokratik haklarını kullanmakta olduğunu iddia etmitir.  
19 Aralık 2006 tarihli kararda Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi bavuranın ve  
kendisiyle birlikte suçlanan kiilerin yukarıda kaydedilen suçlardan beraatlarına karar  
vermitir.  
HUKUK  
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZLARI  
Hükümet, ikayetleri hususunda mevcut bulunan iç hukuk yollarını tüketmemive  
bavurusunu AĐHM’ye altı ay içerisinde sunmamıolması nedeniyle bavuranın AĐHS’nin  
35/1 maddesinin gereklerine uymamıolduğunu kaydetmitir. Hükümet, bavuranın kötü  
muamele ikayetleri hususunda medeni ve idari hukukta mevcut iç hukuk yollarını  
tüketebileceği kanaatindedir. Ayrıca, yerel mahkemeler önünde 11. madde bağlamındaki  
ikayetini de ortaya koyabilirdi. Buna ek olarak, bavurusunu kötü muamele iddiasından  
itibaren altı ay içerisinde yapmalıydı.  
Hükümet, bavuranın kötü muameleye maruz kalmadığı ve aleyhindeki suçlamalardan  
beraat ettiği göz önüne alındığında, bundan böyle 3. ve 11. maddenin ihlalinden mağdur  
olduğunun iddia edilemeyeceğini ileri sürmütür.  
Bavuran iddialarını yinelemitir.  
AĐHM, Hükümet’in medeni ve idari iç hukuktaki çarelere değinmesine ilikin olarak,  
farklı davalarda benzer ön itirazları incelemive reddetmiolduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM,  
Sözlemeci Devlet’in AĐHS’nin 3. maddesi kapsamındaki yükümlülükleri sözkonusu  
olduğunda, amaçlarının sorumluların tespit edilmesinden ve cezalandırılmasından ziyade  
zararları karılamak olması nedeniyle Hükümet’in atıfta bulunduğu iç hukuk yollarının yeterli  
olarak kabul edilemeyeceklerini doğrulamaktadır. AĐHM, mevcut davada yerleik  
içtihadından farklı bir değerlendirmede bulunmasını gerektiren koullar tespit etmemektedir.  
Bu nedenle, medeni ve idari iç hukuk yolları açısından Hükümet’in ilk itirazını  
reddetmektedir.  
AĐHM, AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki ikayetini ulusal mahkemeler önünde  
ortaya koymamasına ilikin olarak bavuranın, Cumhuriyet Savcısı tarafından  
sorgulandığında ve Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan ve yasal ve demokratik  
haklarını kullandığını belirttiği yargılama sırasında ikayetinin esasını ortaya koyduğunun  
kabul edilebileceğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, kötü muamele ikayeti hususunda altı aylık zaman sınırına uymamasına ilikin  
olarak, bavuranın nihai yerel kararın yazılı bir nüshasının kendisine tebliğ edilmesine  
hakkına sahip olduğu hallerde, AĐHS’nin 35/1 maddesinin kapsam ve amacının en iyi ekilde  
altı aylık sürenin, yazılı kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren ilemeye baladığı kabul  
edilerek yerine getirileceğini yinelemektedir. Mevcut davada kötü muamele iddiaları  
hususundaki nihai yerel karar bavurana 16 ubat 2005’te tebliğ edilmitir ve bavuru  
AĐHM’ye 6 Ağustos 2005’te yapılmıtır; bu açıkça altı aylık süre sınırı içerisindedir.  
Dolayısıyla, bu itiraz da reddedilmelidir.  
AĐHM, bavuranın mağdur statüsüne sahip olamaması iddiası hususundaki itiraza  
ilikin olarak, 3. ve 11. maddeler bağlamındaki ikayetlerin esası ile yakından bağlantılı bir  
konunun ortaya konduğu kanaatindedir. Bu nedenle, Hükümet’in ilk itirazı ile sözkonusu  
ikayetin esasını birletirmitir.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, bavurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi  
bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Baka açılardan da kabuledilemez  
olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle bavurunun kabuledilebilir olduğu sonucuna  
varılmalıdır.  
II. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
Bavuran, yakalanması sırasında kötü muameleye maruz bırakıldığından ve ulusal  
makamların ikayetlerine ilikin etkili bir soruturma yürütmemelerinin AĐHS’nin 3., 6. Ve  
13. Maddelerinin ihlaline neden olduğundan ikayetçi olmutur.  
Hükümet, bavuranın iddia ettiği gibi kötü muameleye maruz bırakıldığını kanıtlayan  
somut deliller sunmadığını kaydetmitir. Polisin göstericilere karı kullandığı gücün, izlenen  
amaçla orantılı olduğu kanaatindedir.  
A. Bavuranın kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiası  
AĐHM birçok kez 3. Maddenin, demokratik toplumların en temel değerlerinden birini  
kapsağını vurgulaması nedeniyle istisnalar için önlem almamaktadır ve 15/2. madde  
uyarınca bu kapsamda değiiklik yapmaya müsaade edilemez.  
AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun delillerle desteklenmesi gerektiğini  
yinelemektedir. Bu delilleri değerlendirmek için genellikle “makul üphenin ötesinde” kanıt  
standardını uygulamaktadır. Ancak bu tür kanıtlar, yeterli derecede güçlü, açık ve uygun  
çıkarımların ya da çürütülmemibenzer maddi karinelerin bir arada bulunmaları sonucu  
ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, AĐHS’nin 2. ve 3. maddeleri uyarınca iddialar ileri sürülmesi  
durumunda, AĐHM özellikle kapsamlı bir inceleme yapmalıdır.  
AĐHM, 29 Ekim 2003’te yakalanmasını müteakiben bavuranın, vücudunda kötü  
muamele izleri bulunmadığını ortaya koyan bir muayeneden geçtiğini kaydetmektedir.  
Bununla birlikte, aynı gün, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na götürüldüğünde, yakalanması  
sırasında polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve sözkonusu polis memurları  
aleyhinde resmi ikayette bulunduğunu belirtmitir.  
Serbest bırakılmasından sekiz gün sonra, 6 Kasım 2003’te, bavuran 29 Ekim 2003’te  
yakalanması sırasında aırı güç kullandıklarını ya da kendisini kötü muameleye maruz  
bıraktıklarını iddia ettiği polis memurları aleyhinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na bir  
diğer resmi ikayette bulunmutur. Cumhuriyet Savcısı bavuranı kendisini muayene eden  
bilirkiinin sol bacağının arka kısmında begün süreyle ie gitmesini engelleyecek 2x6 cm  
çapında bir çürük bulunduğunu kaydettiği Adli Tıp Kurumu Đstanbul ubesi’ne göndermitir.  
AĐHM, sözkonusu ikinci sağlık raporunun bavuranın serbest bırakılmasından sekiz  
gün sonra yayınlanmasına rağmen, Cumhuriyet Savcısı’nın bunu bavuranın iddialarının  
kanıtı olarak kabul ettiğini ve raporda tanımlanan çürük ile kötü muamele iddiası arasındaki  
illiyet bağını sorgulamadığını kaydetmektedir. Ayrıca Cumhuriyet Savcısı, iki sağlık raporu  
arasındaki çelikiye de atıfta bulunmamıtır.  
AĐHM, bu koullar altında, 6 Kasım 2003’te yayınlanan sağlık raporunun delil niteliği  
taıdığı ve bu nedenle, bavuranın AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarının  
incelenmesi hususunda delil olarak kullanılabileceği kanaatindedir. Sonuç olarak, ikna edici  
iddialarla güç kullanımının aırı olmadığını ispatlama yükümlülüğünün Hükümet’e ait olduğu  
kanısındadır.  
Bu durumda AĐHM, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin, polisin planlanmıꢀ  
gösteriden haberdar olduğunu ve olay mahallinde gerekli tedbirleri aldığını tespit ettiğini  
kaydetmektedir. Bu nedenle, mevcut davanın özel koulları altında, polisin önceden hazırlık  
yapılmaksızın olay yerine çağrıldığı söylenemez. Sonuç olarak, kamu düzeni için tehlike arz  
etmeyen ve iddet eylemleri sergilemeyen bir kalabalığı dağıtmaya teebbüs etmeden önce  
biraz sabır ve hogörü göstermeleri beklenebilirdi.  
AĐHM bu bağlamda, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis memurlarının yeterli  
uyarıda bulunmadan göstericileri yakaladıklarına ilikin kararını göz önüne almıtır. Bu  
nedenle, polisin göstericilerin barıçı toplantısına acele bir tepki vermesinin, kargaa yarattığı  
ve ardından polis memurlarının orantısız güç kullanmasının, bavuranın da aralarında  
bulunduğu bazı göstericilerin yaralanmasına neden olduğu anlaılmaktadır.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında Hükümet’in, aldığı yaraların sağlık raporuyla  
doğrulandığı bavurana karı kullanılan gücün derecesini açıklamak ya da haklı göstermek  
için dayanak tekil eden ikna edici ya da inandırıcı iddialar ortaya koyamadığı kanaatindedir.  
Sonuç olarak, bavuranın aldığı yaraların sorumluluğu Devlet’e ait olan bir muamelenin  
sonucu olduğuna karar vermitir.  
Sonuç olarak, 3. madde esas açısından ihlal edilmitir.  
B. Etkin bir soruturma yürütülmediği iddiası  
AĐHM 3. maddenin aynı zamanda yetkili makamların, “tartıılabilir” olduklarında ve  
“makul bir üphe ortaya koyduklarında”, kötü muamele iddialarını soruturmalarını  
gerektirdiğini yinelemektedir. AĐHM içtihadında tanımlanan asgari etkinlik standartları,  
soruturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu denetimine tabi olması gereklerini içermektedir.  
Ayrıca, yetkili makamlar örnek tekil eden bir titizlik ve dakiklikle hareket etmelidir. Buna ek  
olarak, AĐHM AĐHS kapsamındaki hakların, kuramsal ya da yanıltıcı değil, pratik ve etkin  
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu nedenle, bu tür davalarda, yapılan etkin soruturma  
sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilmelidir.  
AĐHM, Davalı Devlet’in 3. madde uyarınca bavuranın aldığı yaralar için sorumlu  
olduğu sonucuna varmıtır. Bu nedenle, etkili bir soruturma yapılması gerekmektedir.  
AĐHM mevcut davada Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı tarafından bavuranın  
iddialarına ilikin soruturma balatıldığını gözlemlemektedir. Soruturma, Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin Cumhuriyet Savcısı’nın polis memurları aleyhinde kötü muamele iddialarına  
ilikin kovuturma balatmamaya ilikin kararını onayladığı 30 Aralık 2004’te sona ermitir.  
Dava dosyasında bulunan belgeleri inceleyen AĐHM, Cumhuriyet Savcısı’nın soruturmayı  
yürütme eklinde görülen aksamaların soruturmanın etkinliği üzerinde etkili olduğu  
kanaatindedir.  
Đlk olarak Cumhuriyet Savcısı soruturma sırasında suçlanan polis memurlarının  
ifadesini almaya çalımamıtır. Bunun yerine, kullandıkları gücün orantılı olduğu sonucuna  
varırken polis memurları tarafından hazırlanan olay tutanağını dayanak olarak almıtır. Đkinci  
olarak, AĐHM Cumhuriyet Savcısı’nın olay günü görevli olan polis memurlarının kimliklerini  
tespit etmek için ciddi bir giriimde bulunmadığını kaydetmektedir. Bu bağlamda,  
bavurandan hiçbir zaman polis fotoğraflarını kontrol ederek ya da tehis amaçlı yüzletirme  
yoluyla yakalanması sırasında kendisine kötü muamelede bulunan polis memurlarını tehis  
etmesi istenmemitir. Üçüncü olarak, Cumhuriyet Savcısı olay günü bavuranla birlikte  
yakalanan kiilerinki gibi potansiyel görgü tanıklarının ifadelerini elinde tutmamıtır.  
AĐHM yukarıda kaydedilenler ıığında yerel makamların, bavuranın kötü muamele  
iddialarına ilikin etkili ve bağımsız bir soruturma yürütmedikleri sonucuna varmaktadır.  
Dolayısıyla, AĐHS’nin 3. maddesi usul açısından ihlal edilmitir.  
Yukarıda kaydedilen faktörleri ve sonuçları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in  
bavuranın mağdur statüsünde olmadığına ilikin itirazını reddetmektedir.  
AĐHM bu koullar altında AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri bağlamında ayrı bir konunun  
ortaya konmadığı sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, polisin gösteriye müdahale etmesinin AĐHS’nin 11. maddesince koruma  
altına alınan toplanma özgürlüğü hakkının ihlaline neden olduğunu iddia etmitir.  
1. Barıçı toplanma özgürlüğünün uygulanmasına müdahale edilip edilmediği  
Hükümet bavuranın AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki haklarına müdahale  
edilmediğini ileri sürmütür.  
AĐHM bavuranın toplantıya katılması nedeniyle müteakiben yakalanmasına yol açan  
polis müdahalesinin, balıbaına AĐHS’nin 11. maddesi bağlamındaki hakları ihlal ettiği  
kanaatindedir.  
2. Müdahalenin haklı olup olmadığı  
Hükümet sözkonusu toplantının kanuna aykırı olarak düzenlendiğini kaydetmitir. 11.  
maddenin 2. paragrafının, karmaayı engellemek amacıyla barıçı toplanma hakkına  
kısıtlamalar getirdiğini belirtmitir.  
AĐHM, müdahalenin “kanunda öngörülmü” olmaması, sözkonusu maddenin 2.  
paragrafı bağlamında meru bir amaca hizmet etmemesi ve bu amaçların yerine getirilmesi  
için “demokratik bir toplumda gerekli” olmaması durumunda AĐHS’nin 11. maddesinin  
ihlaline neden olacağını hatırlatmaktadır.  
Bu bağlamda, mevcut davada görülen müdahalenin, Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri  
Kanunu’nun 22. maddesi olmak üzere yasal bir dayanağının olduğu ve bu nedenle, AĐHS’nin  
11/2 maddesi bağlamında “kanundan öngörülmü” olduğu kaydedilmektedir. Hükümet, meru  
amaca ilikin olarak, müdahalenin kamu kargaasını engelleme amacı güttüğünü kaydetmive  
AĐHM, farklı düünmek için gerekçe görmemitir.  
AĐHM, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda  
öncelikle 11. maddeye ilikin kararlarının altını çizen ilkelere atıfta bulunmaktadır. Bu  
içtihattan, yetkili makamların barıçı ekilde yapılmalarını ve bütün vatandaların güvenliğini  
sağlamak için yasal gösterilere ilikin uygun tedbirleri alma görevlerinin bulunduğu  
anlaılmaktadır.  
AĐHM, devletlerin yalnızca barıçı toplanma hakkını güvence altına almaları değil  
aynı zamanda sözkonusu hakka makul olmayan dolaylı kısıtlamalar getirmekten de  
kaçınmaları gerektiğini kaydetmektedir. Son olarak, 11. maddenin esas amacının bireyi, kamu  
makamlarının koruma altına alınan hakların kullanılmasına keyfi müdahalesinden korumak  
olduğu halde, buna ek olarak bu hakların etkili ekilde kullanılmalarının güvence altına  
alınması için pozitif yükümlülükler de mevcut olabilmektedir.  
Mevcut davada polis memurları, Toplantı ve Gösteri Yürüyüleri Kanunu’nu ihlal  
ettiği gerekçesiyle bavuranla birlikte gösteride yer alan bazı kiileri de tutuklamıtır. Ancak,  
Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin vardığı sonuçları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in  
iddialarının aksine bavuranın ve diğer göstericilerin bu kanunu ihlal etmediklerini  
gözlemlemektedir. Ağır Ceza Mahkemesi, göstericiler kamuya açık bir alanda kamu yararına  
basın açıklaması yapmak için toplanırlarken, polis memurlarının onları durdurdukları, daire  
içerisine aldıkları ve önceden uyarmaksızın grubu dağıtmak için güç kullandıkları sonucuna  
varmıtır (ibid-aynı metinde). Bavuranın da aralarında bulunduğu göstericilerin  
hareketlerinin, toplanma özgürlüğüne ilikin demokratik haklarının uygulanması olarak  
görülmesi gerektiği kanaatindedir ve bu nedenle, beraatlarına karar vermitir.  
Ayrıca Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararından grubun kamu düzeni için  
tehlike arz etmediği ya da iddet eylemlerinde bulunmadıkları anlaılabilmektedir. AĐHM bu  
bağlamda göstericilerin iddet eylemlerinde bulunmadıkları durumlarda, AĐHS’nin 11.  
Maddesince koruma altına alınan toplanma özgürlüğünün esası korunmusa, kamu  
makamlarının barıçı toplantılara belirli derecede hogörü göstermelerinin önemli olduğuna  
ilikin önceki kararlarını hatırlatmaktadır.  
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıığında, ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlarla  
mutabıktır. Mevcut dava koullarında, polis memurlarının güç kullanarak müdahalede  
bulunmaları orantısızdır ve AĐHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı bağlamında karmaanın  
engellenmesi için gerekli değildir.  
Dolayısıyla AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmitir.  
Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in bavuranın mağdur  
statüsünde olmadığına ilikin itirazını reddetmektedir.  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran maddi tazminat olarak 10,000 Euro ve manevi tazminat olarak 20,000 Euro  
talep etmitir.  
Hükümet bu taleplerin aırı olduğunu ve hakkaniyete uygun olmadığını ileri  
sürmütür.  
AĐHM tespit edilen ihlal ve ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı  
görmemektedir; bu nedenle, sözkonusu talebi reddetmektedir. Ancak, AĐHS’nin 3. ve 11.  
maddeleri bağlamında tespit edilen ihlalleri göz önüne alarak, bavuranın belirli bir sıkıntıya  
maruz kaldığı sonucuna varılabileceği kanaatindedir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinin  
gerektirdiği gibi, bavurana hakkaniyet temelinde 20,000 Euro manevi tazminat ödenmesine  
karar vermitir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 4,500 Euro talep etmitir.  
Hükümet, talep edilen meblağın dayanaktan yoksun olduğunu belirtmitir.  
AĐHM içtihadına göre, bavuran ancak gerçekten gerekli olduğu için yapıldıkları ve  
meblağın makul olduğu müddetçe yargılama masraf ve giderlerinin telafisine hak  
kazanmaktadır. AĐHM mevcut davada bavuranın yalnızca avukatının talepleri hususunda  
Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesine atıfta bulunduğunu ve iddialarını destekleyen baka bir  
belge sunmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle, sözkonusu balık altında tazminat  
ödenmemesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine  
uygulağı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,  
1.  
Oybirliğiyle bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2.  
3.  
4.  
5.  
Üçe dört oyla AĐHS'nin 3. maddesinin esas açısından ihlal edildiğine;  
Oybirliğiyle AĐHS’nin 3. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine;  
Oybirliğiyle AĐHS'nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;  
Oybirliğiyle AĐHS’nin 6. ve 13. maddeleri bağlamındaki ikayetleri ayrıca  
incelemenin gerekli olmadığına;  
6.  
Üçe dört oyla,  
(a) Savunmacı devletin, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek  
ve uygulanabilecek her tür vergiden muaf tutulmak üzere bavurana maddi ve manevi  
tazminat olarak 20,000 Euro ödemesine;  
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için  
Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek  
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
7.  
Oybirliğiyle adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine,  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.