CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi Kararı  
BĐLGĐN/Türkiye Davası*  
Bavuru no.23819/94  
Strazburg  
16 KASIM 2000  
USULĐ ĐꢁLEMLER  
1. Dava, Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu ("Komisyon") tarafından, 30 Ekim 1999 tarihinde,  
Đnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleme'nin ("Sözleme") eski 32/1 ve 47.  
maddelerinde öngörülen üç aylık süre zarfında Mahkemeye tevdi edilmitir. Davanın nedeni,  
bir Türk vatandaı olan Đhsan Bilgin’in ("bavuran"), 24 Mart 1994 tarihinde, Sözleme'nin  
eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye Komisyon'a yaptığı bavurudur (bavuru no. 23819/94).  
2. Yasal yardım alan bavuranı Đngiltere'de hukukçu ve üniversite öğretim üyesi olarak  
faaliyet gösteren Prof. François Hampson temsil etmitir. Bu davaya yönelik olarak Türk  
Hükümeti ("Hükümet") kendi Ajanı tarafından temsil edilmitir.  
3. Komisyonun talebi, Sözleme'nin eski 44 ve 48. maddeleriyle Türkiye'nin Mahkemenin  
zorunlu yargı yetkisini tanıdığı bildirime atıf yapmaktadır (eski 46. madde). Talebin amacı  
dava olaylarının, davalı Devlet'in 3,8,13,14 ve 18. maddeler uyarınca üstlendiği  
yükümlülüklerin ihlalini tekil edip etmediği konusunda bir karar vermesini sağlamaktı.  
4. Büyük Daire Kurulu 6 ve 8 Aralık 1999 tarihlerinde Sözlemeye ek 11 No'lu Protokolün  
5/4; Đçtüzüğün 100/1 ve 24/6 maddeleri uyarınca, bavurunun kendi alt dairelerinin (Kısım)  
biri tarafından inceleneceğini kararlatırmıtır. Bunun üzerine davaya bakmakla Đkinci Kısım  
görevlendirilmitir.  
5. Đkinci Kısım içinde teekkül eden davaya bakmakla görevli daire re'sen, Türkiye adına  
seçilmiyargıç (Sözleme'nin 27/2 ve Đçtüzüğün 26/1-a maddeleri) Sn. Türmen'i dahil  
etmitir. Daireyi oluturmak üzere atanan diğer yargıçlar Mahkeme Bakanı Sn. A. Baka, Sn.  
B. Conforti, Sn. G. Bonello, Sn. P. Lorenzen, Sn. M. Fishcbach ve Sn. A. Kovler'di.  
6. Daha sonra Sn. Türmen Daire oturumlarına katılmaktan çekilmitir (Đçtüzük m.28). Bundan  
dolayı Hükümet, Daire oturumlarına katılmak üzere Sn. F. Gölcüklü'yü ad hoc yargıç olarak  
Türmen'in yerine atamıtır (Sözleme'nin 27/2 ve Đçtüzüğün 29/1 maddeleri).  
7. Đçtüzük m. 59/3 uyarınca Daire Bakanı tarafları bavuruyla ilgili olarak görülerini  
sunmaya davet etmitir. Sekreter, 13 Mart'ta bavuranın 5 Mayıs 2000'de de Hükümet'in  
görülerini almıtır. 15 Mayıs 2000 tarihinde Hükümet, daha önce sunmadığı bazı belgelerle  
Çatakköprü jandarma karakolunun 13 Ekim 1993 tarihli hizmet defterinin bir nüshasını  
sunmutur.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok taraflı Siyasî İşler  
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı  
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan  
amaçlarla alıntılanabilir.  
8. 30 Mayıs 2000 tarihinde taraflara danıtıktan sonra Daire esaslara ilikin duruma  
yapılmasına gerek olmadığına karar vermitir (Đçtüzük m. 59/2 vd.). Taraflar birbirlerinin  
görülerine yazılı cevap vermeye davet edilmilerdir. Her iki taraf da bu imkandan  
yararlanmamıtır.  
OLAYLAR  
I. Davaya Esas Tekil Eden Olaylar  
9. Bavuran, Đhsan Bilgin, 1960 doğumlu bir Türk vatandaı olup Batman'da yaamaktadır.  
Bu davaya neden olan olayların gelitiği dönemde adıgeçen Diyarbakır ilinin Güzderesi  
köyüne bağlı Yukarıgören mezrasında yaamaktaydı. Bavuru, bavuranın Yukarıgören'deki  
evinin ve diğer mallarının güvenlik güçlerince yok edildiğine ilikin iddialarıyla ilgilidir.  
A. Olaylar  
10. Bavuranın mallarının yok edilmesiyle ilgili olaylar taraflar arasında tartıma konusudur.  
11. Bavurana göre olaylar 14-17. paragraflar arasında yer almaktadır. Mahkemeye sunduğu  
görüte bavuran, 21 Ekim 1999 tarihli Komisyon raporuna dayanmaktadır. Hükümete göre  
olaylar ise 18-20. paragraflar arasında yer almaktadır.  
12. Komisyona sunulan kanıtların açıklaması 21-26. paragraflar arasında bulunmaktadır.  
Bavuranın mallarının yok edilmesiyle ilgili olarak iç hukuk makamları önündeki ilemlerin  
açıklaması ise 39-61. paragraflar arasında verilmitir.  
13. Komisyon, taraflar arasında tartıma konusu olayları saptamak için Sözlemenin eski  
28/1-a hükmü uyarınca bir soruturma yürütmütür. Bu amaçla Komisyon, gerek bavuranın  
gerekse de davalı Hükümet'in kendi iddialarını desteklemek için sunduğu belgeleri incelemiꢀ  
ve 13 ve 14 Mart 1997 tarihlerinde Ankara'da yapılacak durumada tanık ifadelerine  
bavurmak üzere üç delege atamıtır. Komisyonun kanıtlara ilikin değerlendirmesi ve  
bulguları 66-70. paragraflar arasında özetlenmitir.  
1. Bavurana göre olaylar  
14. 28 Eylül 1993 tarihinde Güzderesi köyüne bağlı Yukarıgören mezrasına çok sayıda  
jandarma gelir. Muhtemelen, bu köyde yaayan ve PKK'yla ilgili faaliyetlere karığı üphe  
edilen Faysal Alpan'ı aramaktadırlar. Jandarmalar, Faysal'a ve diğer Yukarıgören sakinlerine  
topladıkları tütünleri dıarı çıkararak evlerinin önüne yığmalarını isterler. Daha sonra da tütün  
ğınını atee verirler. O gün jandarmalar aralarında Hüsnü Eraslan'ın iki oğluyla Mehmet  
Eraslan'ın bir oğlunun da bulunduğu 11 veya 12 kiiyi yakalayarak gözaltına alırlar.  
15. Bavuran olayın aynı gün mü yoksa iki hafta sonra mı vuku bulduğunu kesin olarak  
hatırlayamasa da, jandarmalar bavuranın evindeki mobilyaları kırarlar, pencereleri ve diğer  
ev eyalarını kırarlar. Bavuran yanmıtütün yığınının ve zarar görmüev eyalarının resmini  
çeker.  
16. 1994 yılının yazında ve sonbaharında, bavuranın Batman'da olduğu bir sırada,  
jandarmalar Yukarıgören'e yine gelirler. O sırada bavuranın ailesi mezrada kalmaya devam  
eden tek ailedir ve diğer tüm aileler mezrayı terk etmilerdir. Jandarmalar bavuranın ailesini  
2
ve bir misafirlerini su deposunun önünde topladıktan sonra mezradaki evleri atee verirler.  
Bavuran ertesi gün köye geri döner. Evinin yakılmasından sonra bavuran ve ailesi  
Yukarıgören'i terk ederler.  
17. Bavuranın tütünleri, evi ve diğer eyaları Çatakköprü jandarma karakol komutanı ile  
Silvan ilçe jandarma karakol komutanının emir ve sorumluluğundaki jandarmalar tarafından  
yakıltır. Her iki karakola bağlı jandarmalar 1993 ve 1994 yıllarında Yukarıgören ve  
Güzderesi'nde gerçekletirilen ve Yukarıgören'in yakılmasıyla sonuçlanan baskın ve  
operasyonlara da katılmılardır. Bu saldırıların amacı bavuranın da aralarında bulunduğu  
Yukarıgören sakinlerini mezrayı terketmeye zorlamaktır.  
2. Hükümete göre olaylar  
18. Hükümet, sözkonusu dönemde PKK eylemlerinin yoğun olarak devam etmekte olduğunu  
ve bölgede jandarmanın düzenli olarak askeri, idari, yargısal ve sivil amaçlarla devriye  
gezdiğini belirtmitir.  
19. Askeri makamlara göre, sözkonusu dönemde Güzderesi'nde ve civarında hiçbir operasyon  
yapılmamıtır.  
20. Hükümete göre, bavuran, yetkililere herhangi bir resmi ikayette bulunmadığı için ancak  
bu bavuru Türk Hükümeti'nin dikkatine sunulduğunda bir ön soruturma açılmıve  
yürütülmütür. Dosya, sorumlu olduğu iddia edilenler, örneğin Đbrahim Aktürk (Silvan Đlçe  
Jandarma karakol komutanı), Hakan Temel (Silvan Đlçe jandarma karakoluna bağlı komando  
tim komutanı) ve Hüdaverdi Tunç (Çatakköprü jandarma karakol komutanı), hakkında lüzum-  
u veya men-i muhakeme kararı verilmesi için Đl Đdare Kuruluna sevk edilmitir. Đl Đdare  
Kurulu 4 Haziran 1998 tarihli kararında Đbrahim Aktürk, Hakan Temel ve Hüdaverdi Tunç  
hakkındaki iddiaları destekleyen yeterli kanıt olmadığı sonucuna varmıtır.  
B. Tarafların Komisyona sundukları kanıtlar  
21. Komisyon önündeki yargılamada, bavuran ve Hükümet, bavuranın Diyarbakır Đnsan  
Hakları Derneğine (ĐHD) ve ulusal makamlara verdiği ifadeleri sunmulardır.  
22. Hükümetin sunduğu belgeler arasında, bavuranın 9 Ağustos 1995 tarihinde Çatakköprü  
jandarma karakolu tarafından alınan ifadesi de bulunmaktadır. Bu ifadeye göre bavuran,  
ifadeyi alan jandarmaya, 28-29 Eylül 1993 tarihlerinde, kendisi evde yokken, evinin ve  
eyalarının kimliği belirsiz kiilerce tahrip edildiğini ve aağı yukarı aynı günlerde, Đnsan  
Hakları Derneğine mensup 4-5 kiilik  
bir grubun Güzderesine gelerek kendisiyle  
görüğünü belirtmitir. Bavuran, ĐHD'ne bavurduğunu reddetmive herhangi bir bavuru  
yapılsa bile bunun bilgisi dıında yapıldığını ve devam ettirme niyetinde olmadığını  
belirtmitir.  
23. 21 Ağustos 1995 tarihinde bavuran ĐHD'ye verdiği ifadede, bavuran 7 Ağustos 1995  
tarihinde askerler tarafından alınarak Çatakköprü jandarma karakoluna götürüldüğünü ve  
burada, Devlet aleyhine bavuruda bulunmasıyla ilgili olarak sorgulandığını belirtmitir.  
Karakol komutanı bazı köylerin PKK tarafından yakıldığı konusunda ısrar etmive  
bavuranın PKK'dan maddi yardım aldığını kabul etmesini istemitir. Bavuran, köyünün  
güvenlik güçlerince yakıldığı iddiasını sürdürmüve PKK'nın herhangi bir biçimde olaya  
müdahil olduğu iddiasını reddetmitir. Ayrıca kendisine bir ifade de imzalatılmıtır.  
3
24. Bavuran, Hüsnü Eraslan tarafından ĐHD'ye verilen ifadeleri, Hüsnü Eraslan ve Mehmet  
Salih Eraslan tarafından ulusal makamlara verilen dilekçeleri; muhtar ve Güzderesi Đhtiyar  
Heyeti tarafından tutulan bir hasar tespit tutanağı ile 14 fotoğrafı da sunmutur.  
Fotoğraflardan üçü yakılan ürünü, onbir tanesi ise kundaklanan ve içi hasar gören evleri  
göstermektedir.  
25. Hükümet, bavuranın 6 Kasım 1995 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısına verdiği ifadeyi,  
resmi olay yeri tutanaklarını, 14 Ekim 1993 tarihinde Güzderesi'nden oniki kiinin PKK'ya  
yardım ve yataklık ettikleri üphesiyle Silvan jandarma karakolunda gözaltında tutulduğunu  
gösteren gözaltı tutanaklarını, Çatakköprü jandarma karakoluna ait 18 görev defterini ve  
Mehmet Salih Eraslan, Hüsnü Eraslan, Abdulkadir Toptemi, Mehmet Emin Tanrıkulu,  
Mehmet Selim Oğurlu, Hüdaverdi Tunç, Đbrahim Aktürk ve Hakan Temel Aksel'in ifadelerini  
de içeren yetkililerin iddialara yönelik olarak yürüttükleri soruturmayla ilgili belgeleri de  
sunmutur.  
26. Komisyon Hükümet'ten Çatakköprü jandarma karakolunun Eylül 1993 ile Ekim 1994  
arasında Güzderesiyle ilgili tüm planlama defterlerini, görev defterlerini, operasyon  
raporlarını ve olay yeri tutanaklarını sağlamasını istemitir. 18 farklı tarihe ilikin görev  
defterleriyle Güzderesiyle ilgili 30 Aralık 1993 tarihli bir olay yeri tutanağı ve yine Güzderesi  
bölgesiyle ilgili 17 Kasım 1992 ve 2 Mart 1994 tarihli iki olay yeri tutanağı haricinde  
Hükümet, ne diğer tarihlere ilikin görev defterlerini, ne talep edilen planlama defterleriyle  
operasyon raporlarını ne de diğer olay yeri raporlarını Komisyon'a sunmutur.  
Resmi belgeler  
1. Olay yeri tutanakları  
27. Đbrahim Aktürk tarafından imzalanan 17 Kasım 1992 tarihli bir olay yeri tutanağıyla  
Hüdaverdi Tunç ve üç jandarma tarafından imzalanan 18 Kasım 1992 tarihli bir müterek  
ifadede 15-20 PKK militanının 17 Kasım 1992 tarihinde Silvan-Batman karayolunda 15-20  
arabayı durdurarak üç resmi aracı atee verdikleri ve bazı sürücülerin üzerindeki parayı gasp  
ettikleri belirtilmektedir. Kendisine ateedilen bir ahsın cesedi olay yeri yakınında  
bulunmutur.  
28. Đbrahim Aktürk tarafından imzalanan 30 Aralık 1993 tarihli vukuat raporu ile Hüdaverdi  
Tunç, dört jandarma ve üç vatandatarafından imzalanan aynı tarihli olay yeri tutanağına  
göre, kimliği belirsiz ahıslar Güzderesi'ndeki PTT binasına molotof kokteyli atmılardır.  
Vukuat raporuna göre bu olay 29 Aralık 1993 meydana gelen bu olay PKK militanları ya da  
sempatizanları tarafından gerçekletirilmitir.  
29. Hüdaverdi Tunç, yardımcısı, iki jandarma ve iki mağdur vatandatarafından ortaklaa  
imzalanan, 2 Mart 1994 tarihli vukuat raporuyla aynı tarihli olay yeri tutanağında kimliği  
belirsiz maskeli ve silahlı dört kiinin Çatakköprü-Silvan karayolunun Güzderesi sapağında  
bir aracı durdurarak içindeki iki kiinin önemli miktardaki parasını gasp ettileri  
belirtilmektedir.  
2.Gözaltı kayıtları  
4
30. Silvan jandarma karakolunun gözaltı kayıtlarından 14 Ekim 1993 tarihinde PKK'ya  
yardım ve yataklık ettikleri üphesiyle 39 kiinin gözaltına alındığı anlaılmaktadır. Bu  
ahıslar arasında A. Kerim oğlu Mehmet Uğurlu, Hüsnü oğlu Mehmet Eraslan, Hüsnü oğlu  
M. Faysal Eraslan , M. Salih oğlu Ercan Eraslan ve A. Kerim oğlu Mehmet Eraslan da dahil  
olmak üzere Güzderesi'nden 12 kii bulunmaktadır.  
3.16 Kasım 1993 tarihli il jandarma komutanlığı raporu  
31. Đl Jandarma Komutanı ve Vali tarafından da imzalanan 16 Kasım 1993 tarihli Diyarbakır  
Đl Jandarma Komutanlığı raporundan 14 Ekim 1993 tarihinde gözaltına alınan  
Güzderelilerden M. Faysal Eraslan dıında tümünün 4 Ekim 1993 tarihli yakalama emri  
uyarınca gözaltına alındığı anlaılmaktadır. M. Faysal Eraslan ise 12 Ekim 1993 tarihli  
yakalama emriyle gözaltına alınmıtır.  
32. Ayrıca bu rapor, her ikisi de Güzdereli olan Eref Aykut ve Đrfan Uğurlu (Hasan oğlu)'nun  
yer göstermesi üzerine iki kalenikof tüfek, bir arjör ve 35 merminin bulunduğunu  
belirtmektedir.  
33. Yine bu rapora göre Mehmet ve Ercan Eraslan "örgüt mensupları ile" birlikte 12 Ağustos  
1993 tarihinde Malabadi Barajı inaat antiyesini kundaklama eyleminde yeraldıklarını ve M.  
Faysal, Mehmet ve Ercan Eraslan'ın 17 Kasım 1992 tarihinde "örgüt mensupları ile" birlikte  
Silvan-Batman karayolu üzerindeki Güzderesi sapağında bir aracın yakılması ve bir sivilin  
öldürülmesi eylemine karıtıklarını itiraf ettiklerini bildirmilerdir. Sözkonusu raporda  
Mehmet Faysal Eraslan'ın Silvan'dan Bahçe yönüne gitmekte olan bir yolcu otobüsünü yakma  
eylemine karığını itiraf ettiği ve Faysal, Ercan ve Mehmet Eraslan'ın da Silvan'daki Tekel  
deposunun kundaklanması eylemine karıtıklarını itiraf ettikleri belirtilmektedir.  
4. Çatakköprü jandarma karakolunun günlük görev defterleri  
34. Hükümet tarafından sunulan Çatakköprü jandarma karakoluna ait 18 görev defterine göre,  
Çatakköprü jandarma karakol komutanı Hüdaverdi Tunç, sekiz jandarma ve bir Zırhli Piyade  
Taburu ("ZPT") timiyle birlikte <sayı okunaksız> Eylül 1993 Pazartesi günü Güzderesi ve  
civarındaki üç köye keif ve devriye göreviyle görevlendirilmitir. Anılan defterde bu görev  
istihbarat ve belge toplamak olarak açıklanmıtır.  
28 Eylül 1993 Salı günü, Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarmaya üphelileri arama ve aranan  
ahısları Çigil'e (Güzderesi'nin güneyinde bir köy) getirme görevi verilmitir.  
3 Ekim 1993 tarihinde Çatakköprü jandarma karakolundan dokuz jandarma ve bir Komando  
Timi Güzderesi'nde ev arama ve aranan ahısları yakalama görevini ifa etmek üzere  
görevlendirilmitir.  
13 Ekim 1993 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve sekiz jandarma Güzderesi köyüne bağlı ÖrenkeyΨ  
mezrasında ev arama ve aranan ahısları yakalama görevini ifa etmek üzere  
görevlendirilmitir.  
<tarih okunmuyor>1993 Çaramba günü Hüdavedi Tunç, dokuz jandarma ve iki ZPT timi  
köy devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve  
yakındaki üç köyde ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
Bu ahsın isminin kayıtlara yanlıbir biçimde M. Veysi Eraslan olarak geçirildiği anlaılmaktadır.  
Ψ Komisyon delegelerine verdiği ifadede Hüdaverdi Tunç, Yukarıgören'e Örenköy dendiğini de belirtmitir.  
5
13 Aralık 1993 günü Hüdaverdi Tunç ve yedi jandarma köy devriyesi göreviyle  
görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç köyde ev araması  
yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
11 ve 12 ubat 1993 tarihlerinde Hüdaverdi Tunç, dokuz jandarma ve bir ZPT timi köy  
devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi, Örenköy ve  
yakındaki beköy ve mezrada ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak  
açıklanmıtır.  
27 ubat 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve yedi jandarma köy devriyesi göreviyle  
görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç köyde ev araması  
yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
12 Mart 1994 Cuma günü Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarma ile birlikte bir ZPT timi köy  
devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki  
altı köy ve mezrada ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
21 Mart 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarma ile birlikte bir ZPT timi köy  
devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki  
yedi köyde ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
26 Mart 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve on jandarma bir <okunmuyor> timiyle ibirliği  
içinde köy devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilecek görev günlük görev defterinin  
fotokopisinde okunamamaktadır.  
6 Nisan 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve dokuz jandarma ile birlikte bir ZPT timi köy  
devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç  
köyde ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
14 Nisan 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve en az altı jandarma köy devriyesi göreviyle  
görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki üç köyde ev araması  
yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
22 <ay okunmuyor> 1994 tarihinde Hüdaverdi Tunç ve onbir jandarma köy devriyesi  
göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi ve yakındaki beköyde  
ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak açıklanmıtır.  
25 Eylül 1994 pazartesi günü Çatakköprü jandarma karakol komutanı Mustafa Kalfa ve dokuz  
jandarma köy devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilmesi gereken görev Güzderesi  
ve yakındaki beköyde ev araması yapmak ve aranan ahısları yakalamak olarak  
açıklanmıtır.  
8 Ekim 1994 Cumartesi günü, Çatakköprü Jandarma karakol komutan yardımcısı ve on  
jandarma sayısı belirsiz ilçe jandarma komutanlığına bağlı timlerle ve baka jandarma  
timleriyle birlikte köy devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilecek görev  
Güzderesin'nde köy araması, alınan istihbaratın teyidi, erzak temininin sağlanması ve aranan  
ahısların yakalanması olarak açıklanmıtır.  
29 Aralık 1994 tarihinde Çatakköprü Jandarma karakol komutan yardımcısı ve yedi jandarma  
köy devriyesi göreviyle görevlendirilmitir. Đfa edilece görev Güzderesi ve civarındaki üç  
köyde firarilerin yakalanması ve kanıt toplama olarak açıklanmıtır.  
Gayrıresmi belgeler  
35. ("Tutanak") balıklı ve tarihsiz bir belgede, Hüsnü Eraslan ve bavuran askerlerin 28  
Eylül 1993 tarihinde Güzderesi'ne baskın düzenleleyerek evlerine zarar verdiklerini  
belirtmilerdir. Bu belgede adıgeçen "evimdeki tüm tencere ve tavalar, televizyon, buzdolabı,  
kapılar, pencereler, battaniyeler, yastıklar, bir su pompası, bir radyo, bir soba, bir çin  
battaniyesi, bir gardrop ve tüm mobilyalarım tahrip edilmitir" diye belirtmitir. Tutanağın  
muhtar ve köy ihtiyar heyeti tarafından tutulduğu belirtilmektedir. Sözkonusu belge "tutanak  
tutulmasını talep eden" olarak Hüsnü Eraslan ve bavuran tarafından; "uzman" olarak Mehmet  
6
Avar, A. Kadir Toptemi, M. Emin Tanrıkulu ve M. Dahil Aykut tarafından; ve Güzderesi  
muhtarı olarak da Abdülkerim Uğurlu tarafından imzalanmıtır. Muhtarın imzasının üzerinde  
resmi damga da bulunmaktadır.  
36. Silvan Sulh Ceza Mahkemesine verilen tarihsiz bir dilekçede, Hüsnü Eraslan 28 Eylül  
1993 tarihinde askerlerin oğlu Mehmet'in Güzderesi'ndeki evini bastıklarını ve oğlunun tüm  
ev eyalarını tahrip ettiklerini belirtmitir. Dilekçe uğranılan zararın ayrıntılı bir dökümünü  
içermektedir. Hüsnü Eraslan balatmak istediği kovuturmada kanıt olarak kullanmak üzere  
uğranılan zararın yargısal olarak tespitini talep etmitir.  
37.1 Ekim 1993 tarihli bir dilekçede Mehmet Salih Eraslan Diyarbakır savcılığına oğluyla  
birlikte on kiinin 28 Eylül 1993 günü güzderesine yapılan askeri baskın sırasında  
götürüldükleri ihbarında bulunmuve oğlunun gözaltına alınıp alınmadığını eğer alındıysa  
nerede olduğunun kendisine bildirilmesini talep etmitir. 18 Ekim 1993 tarihli cevabında  
Diyarbakır DGM savcısı oğlunun Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığı Karargahında göz altında  
tutulduğunu bildirmitir.  
38. 18 Ekim 1993 tarihli Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan bir makalede üç Đngiliz  
parlamenterle -Lord Avebury, Greg Plummer ve John Austin Walker- üç Türk  
parlamenterden –Leyla Zana, Mahmut Kılınç ve Đsmail Aydın- oluan bir heyetin  
güneydoğudaki insan hakları ihlalleri ve boaltılmıköylere ilikin bir rapor hazırlamak için  
Türkiye'nin güneydoğusuna bir ziyarette bulunduğu belirtilmitir. Bu makaleye göre, heyet  
Silvan’a bağlı dokuz köy ve mezrayı ziyaret ederek ürün ve kılık erzağı güvenlik  
kuvvetlerince yakılan köylülerle görülerdir. Makalede kimliği açıklanmayan köylüler,  
anılan heyete, birçok köylüyle birlikte Güzderesi’nden Hüsnü Eraslan ile oğulları Mehmet ve  
Faysal Eraslan’ın gözaltına alındığını anlatmılardır. Yine köylüler kendilerinin Silvan  
Đlçesine bağlı köylerde yaadıklarını ve askerlerin köylerini dört gün önce bastıklarını heyete  
anlatlardır. Köylülere göre, askerlerden bazıları evlerine girerek ev eyalarını parçalamıꢀ  
ve erzaklarını dökmüler; dolayısıyla her ikisi de kullanılamaz hale gelmitir. Askerler daha  
sonra köylülerin tütün ve buğdayını atee vererek köylülürin köyü terk etmelerini  
istemilerdir.  
Yukarıgören’deki olaylarla ilgili iç soruturma  
39. Bavurunun Hükümet’e bildirilmesinin akabinde, Silvan Cumhuriyet Savcısı tarafından  
bavuranın iddialarıyla ilgili bir ön-soruturma yürütülmütür.  
40. Silvan Sulh Ceza Mahkemesi’nden Silvan Cumhuriyet Savcısına gönderilen 9 Ağustos  
1994 tarihli bir yazıda Hüsnü Eraslan’ın Güzderesi’ndeki evinin yakılmasıyla ilgili herhangi  
bir bavuruda bulunmadığı bildirilmitir.  
41. Güzderesi muhtarı, Mehmet Salih Eraslan’dan alınan 30 Ağustos 1994 tarihli ifadeye  
göre, Güzderesi’nde 28 Eylül, 13 Ekim ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde güvenlik güçlerince  
yapıldığı iddia edilen operasyonlar Güzderesi sakinleri tarafından yapılan herhangi bir  
ikayetin konusu olmamıtır.  
42. Çatakköprü jandarma karakol komutanı, iki jandarma ve Mehmet Salih Eraslan tarafından  
imzalanan bir ifadeye göre, Güzderesi’nde 28 Eylül, 13 Ekim ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde  
güvenlik güçlerince operasyon yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi talebi üzerine  
Çatakköprü karakolunun günlük görev defterleri incelenmive bu inceleme sonucunda da 28  
7
Eylül ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde hiçbir güvenlik kuvvetinin Güzderesi’ne gitmediği fakat  
13 Ekim 1993 tarihinde bir köy devriyesinin Güzderesine gittiği anlaılmıtır. Yine ifadede  
belli bir tarihe atıf yapılmaksızın kayıtlara göre hiçbir operasyon yürütelmediği iddia  
edilmitir.  
43. 1 Eylül 1994 tarihinde, Silvan cumhuriyet savcısı Mehmet Salih Eraslan’ın ifadesini almıꢀ  
ve Eraslan bu ifadede bavuranın 3-4 ay önce Yukarıgören’den ayrıldığını ve 28 Eylül  
1993’te askerlerin Güzderesi’nde bir arama yaparak oğlu Ercan da dahil olmak üzere 12  
kiiyi PKK’ya yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle gözaltına aldıklarını bildirmitir.  
Eraslan bu arama sırasında, askerlerin evinde bulunan bazı eyalara zarar verdiklerini iddia  
etmiama evleri ve eyalarını yaktıkları iddiasını reddetmitir. Kesin tarihi hatırlamamakla  
birlikte Eraslan, müteakip günlerde Güzderesinde bir ya da iki arama daha ifa edildiğini  
belirtmitir. Eraslan güvenlik güçlerinin, sonraki aramalarda da köylülerin evi ile eyalarını  
yaktıkları iddiasını reddetmitir.  
44. 2 Eylül 1994 yılında Silvan cumhuriyet savcısı Hüsnü Eraslan’ın da ifadesini almıve  
adıgeçen, Mehmet Salih Eraslan’ın iddialarını teyit etmitir. Hüsnü Eraslan 28 Eylül 1993  
tarihindeki arama sırasında askerlerin eyalarına zarar verdiğini ve kendisinin bu olayla ilgili  
ikayette bulunmak istediğini belirtmitir. Adıgeçen, Yukarıgören ve Güzderesi’nde müteakip  
aramaların da yapıldığını doğrulamıtır. Hüsnü Eraslan da askerlerin bu aramalar sırasında  
evleri yaktıklarına ilikin iddiaları yalanlamıtır.  
45. 9 Eylül 1994 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısının Abdülkadir Toptemi’ten aldığı  
ifadede, adıgeçen Eylül 1993 tarihinde jandarmaların Güzderesi’nden aralarında Mehmet  
Salih Eraslan’ın oğlu Ercan’ın da bulunduğu 14-15 kiiyi göz altına aldıklarını ve gözaltına  
alınanların ev eyalarını tahrip ettiklerini belirtmitir. Jandarmaların köyden ayrılmasının  
ardından bazı pencere ve dolapların kırıldığını fark etmitir. Toptemide askerlerin ev  
eyalarını yaktıkları iddiasını reddetmitir. Bavuranın Güzderesi’nde değil Yukarıgören’de  
yaadığını açıklamatır. Toptemiayrıca tarihsiz tutanaktaki (bkz. § 35) isminin altındaki  
imzayı reddetmitir.  
46. 23 Eylül 1994 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısı bavuranın ifadesini almıtır. Bu  
ifadede bavuran cumhuriyet savcısına yaklaık bir yıl önce jandarmaların Yukarıgören’e  
gelerek köylülerden teröristlerin sığınaklarını göstermelerini istediklerini belirtmitir.  
Köylüler bu tür sığınaklardan haberdar olmadıklarını belirttiklerinde ise askerler kızmıve  
köylülere ait yaklaık 20 ton civarında tütünü yakmılardır. Bavuran, savcıya 28 Eylül 1993  
tarihinde askerlerin ev eyalarını tahrip ettiklerini belirtmitir. Bavurana göre, askerler çeitli  
vesilelerle Yukarıgören’e dönmüler ve bunlardan birinde –Yukarıgören’de olmadığı bir  
sırada- evini yakmılardır. Evi yakıldıktan sonra, bavuran ve ailesi Batmana göç etmilerdir.  
Bavuran savcıya askerlerden korktuğu için herhangi bir merciye ikayette bulunmadığını ve  
bildiği kadarıyla yine aynı nedenle baka hiç kimsenin de bu tür bir bavurusu olmadığını  
anlattır.  
47. 17 Ekim 1994 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısı, Güzderesi’nde yaadığını bildiren  
Mehmet Emin Tanrıkulu’nun ifadesine bavurmutur. Adıgeçen, Hüsnü Eraslan’a ve  
bavurana ait eyaların 28 Eylül 1993 tarihinde askerler tarafından yakılmasıyla ilgili bir  
tutanağı imzaladığını reddetmitir. Bavuran adıgeçene yangının askerlerin ii olduğunu  
anlattır. Askerler, köye iki baskın daha düzenlemive bunlardan birinde Tanrıkulu’nun  
kızı Necla’nın da aralarında bulunduğu 11-12 kiiyi gözaltına almılardır. Askerler daha sonra  
adıgeçenin eyalarına sert cisimlerle vurarak zarar vermilerdir. Đkinci seferde ise, askerler üç  
8
ton tütünü dıarı çıkararak yakmılardır. Ayrıca gözaltına aldıkları ahısların mallarına da  
zarar vermilerdir. Bu sırada askerler arasında bir Binbaı da bulunmaktadır. Tanrıkulu  
konuyla ilgili ikayette bulunmamıve olayların sonrasında Mersine taınmıtır. Herhangi bir  
suçlama ve ikayette bulunmak istememektedir.  
48. 3 Kasım 1994 tarihli bir yazıyla, Đçileri Bakanlığı bavuranın Komisyon önünde dile  
getirdiği ikayetlerin soruturulduğunu ve bavuranın iddialarının aksine Güzderesi ve  
Yukarıgören’de 28 Eylül 1993 tarihinde hiçbir operasyon icra edilmediğini Dıileri  
Bakanğına bildirmitir.  
49. Bavuranın Komisyon önünde dile getirdiği ikayetlerle ilgili ön soruturma bağlamında  
Silvan cumhuriyet savcısı Yukarıgören’i bizzat ziyaret etmitir. 16 Aralık 1994 tarihli ziyarete  
ilikin rapor, davayla ilgili olduğu kadarıyla, öyledir: “...Güzderesi Muhtarı Mehmet Salih  
Eraslan görgü tanığı olarak gösterilmitir...Tanıktan, ikayetçi Đhsan Bilgin’e ait evi  
göstermesi istenmitir. Gösterilen ev incelenmive evin tek katlı, kerpiç tuğlalı ve düz çatılı  
bir ev olduğu görülmütür. Çatı kolonları, pencere ve kapı çerçeveleri bulunmamaktadır. Çatı  
ve duvarlar isle kaplıdır. Odaları ayıran duvarlar kısmen yok edilmitir. Mevcut durumuyla ev  
u anda kullanılamaz haldedir. Mezrada 7-8 ev bulunmaktadır. Mezrada hiç kimsenin  
yaamadığı anlaılmaktadır. ikayetçinin evinde hiçbir eya bulunmamaktadır...”  
50. 28 Aralık 1994 tarihli yazı ile Jandarma Genel Komutanlığı bavuranın Komisyon önünde  
dile getirdiği ikayetlerin soruturulduğunu Dıileri Bakanlığına bildirmitir. Raporların  
incelenmesinden 28 Eylül 1993 tarihinde güvenlik güçlerince gerçekletirilmiherhangi bir  
operasyon olmadığı anlaılmıtır. Bavuranın iddialarının mesnetsiz olduğu ve kendisinin  
güvenlik güçlerine herhangi bir bavuruda bulunmadığı sonucuna varılmıtır.  
51. Çatakköpru Jandarma komutanlığını Hüdaverdi Tunç’tan devralan jandarma komutanı 9  
Ağustos 1995 tarihinde Güzderesi eski sakinlerinden Mehmet Selim Oğurlu’nun ifadesini  
almıtır. Mehmet Selim Uğurlu anılan ifadede Eylül ya da Ekim 1993’te sabahın ilk  
saatlerinde bavuranın evinin kimliği belirsiz ahıslarca yakıldığını belirtmitir. Adıgeçen  
uyandıktan sonra hala yanmakta olan bavuranın evine gitmitir. Bavuran evden hiçbir  
eyasını alamamıve eyaların hepsi evle birlikte yanmıtır. Bavuran, kayıplarından dolayı  
devletten herhangi bir yardım almamıtır. Adıgeçenen bildiği kadarıyla, bavuran hiçbir  
yasaı örgüte mensup değildir. Adıgeçen ve diğer köylüler bavuranın evini teröristlerin  
kundakladığından üphelenmektedirler.  
52. Bavuranın 9 Ağustos 1995 tarihinde de Çatakköprü jandarma karakolunda ifadesi  
alınmıtır (bkz § 22).  
53. Sözkonusu dönemde Çatakköprü jandarma karakol komutanlığı görevini ifa eden  
Hüdaverdi Tunç’un ifadesi, birkaç baarısız görev yerini tespit giriiminden sonra, 25 Ekim  
1995 tarihinde alınmıtır. Sn. Tunç ifadesinde Silvan jandarma komutanlığı ile birlikte ortak  
operasyonlar düzenlediklerini ve birkaç kez de Güzderesine gittiklerini bildirmitir. 1993  
güzünde, terörist eylemler yoğun bir biçimde yaanmaya balamıve jandarmalarda sürekli  
olarak operasyon düzenlemilerdir. Jandarma kuvvetleri bu dönemde alınan istihbaratlar  
doğrultusunda köyleri de aramıtır. Bu tür aramalar köylüler tarafından baskın olarak  
algılanmıtır. Tunç bavuranı hatırlamadığını belirtmitir. Kendisi bavuranın köyüne birkaç  
kez gitmiolmakla birlikte kesin tarihlerini hatırlayamamıtır. Adıgeçen, jandarmaların PKK  
üyeliği nedeniyle aranan Faysal Alpan isimli ahsı köydeki evlerde aradıklarını doğrulamıtır.  
Bu aramalar esnasında diğer ahısların kimliklerini de kontrol etmiler ve aralarında  
9
kovuturma makamlarına da teslim edilen Muhtarın oğlu da dahil olmak üzere 12 kiiyi göz  
altına almılardır. Aramalardan sonra kendisi ve adamları üslerine geri dönmülerdir.  
Jandarmanın köylüleri köy meydanında topladıkları, onlara kötü muamelede bulundukları,  
tütünlerini yaktıkları ya da eyalarına zarar verdikleri doğru değildir. Adıgeçen, kendisinin ve  
komutasındaki askerlerin bavuranın evini yaktıkları iddiasını reddetmitir. Tunç, yakılıp  
yakılmadığını bile bilmediğini eğer yakılmısa bile bunu PKK’nın yapmıolabileceğini  
belirtmitir. Köy muhtarı Abdülkerim Uğurlu’nun belirttiği gibi adıgeçen her iki köy  
aramasına da katılmıtır.  
54. Silvan cumhuriyet savcısı, 6 Kasım 1995 tarihinde de bavuranın ifadesine bavurmutur.  
Bu ifadede bavuran savcıya mali durumuyla ilgili bilgi vermitir. Bavuran, evinin  
yakılmasından birkaç gün sonra bir araç içinde 7-8 kiinin gelerek kendisini olayla ilgili  
olarak sorguya çektiklerini ifade etmitir. Bavuran, gelenlerin gazeteci olduğunu düünmüꢀ  
ve onlara olayla ilgili bilgi vermitir. Bavuru dilekçesi bu ahıslar tarafından yazılmıve  
kendisi de imzalamıtır. Bundan sonra bavuran, arasıra Diyarbakır Đnsan Hakları Derneğine  
gittiğini de ifade etmitir.  
55. 15 Kasım 1995 tarihinde Silvan cumhuriyet savcısı görevsizlik karararı vermitir.  
Kararda, bavuran ve Hüsnü Eraslan ikayetçiler, Mehmet Salih Eraslan ve Mehmet Emin  
Tanrıkulu mağdur taraflar ve Abdülkadır Toptemiile Abdülkadir Uğurlu da tanıklar olarak  
sayıltır. Davalılar ise Đbrahim Aktürk, Hakan Temel Aksel ve Hüdaverdi Tunç olarak  
gösterilmitir. Suçlar, 28 Eylül 1993, 13 Ekim 1993 ve 23 Kasım 1993 tarihlerinde ilenen  
kundaklama, mala karı cürüm, hakaret ve kötü muamele olarak sayılmıtır.  
Kararda bavuranın silahlı kuvvetlerin 28 Eylül 1993 tarihinde Yukarıgören’i basarak evini,  
tütününü yaktıkları ve ev eyalarını tahrip ettikleri iddiasıyla avukatlar aracılığıyla Avrupa  
Đnsan Hakları Komisyonuna bavuruda bulunduğuna dikkat çekilmitir. Kararda Hüsnü  
Eraslan’ın da ev eyalarının tahrip edilmesi ve tütününün yakılmasından dolayı ikayette  
bulunduğunun tespit edildiği belirtilmitir.  
Yine kararda Abdülkadir Toptemi’in kısmen olayı doğruladığı, Mehmet Emin Tanrıkulu’nun  
da askerlerin ev eyalarını tahrip ederek, tütününü yaktığı iddiasında bulunduğuna dikkat  
çekilmitir. O sırada Gözderesi muhtarı olan Abdülkerim Uğurlu olayları kısmen doğrulamıꢀ  
fakat olayların mezradaki bazı cahil kiilerin PKK’yı desteklemelerinden çıktığını da  
belirtmitir.  
Đddia konusu suçlar davalıların görevlerini ifa ettikleri sırada ilendiği için cumhuriyet savcısı  
Memurların Yargılanması Hakkında Kanun’un 2. maddesi uyarınca dosyanın Silvan Đlçe Đdare  
Kurulu’na gönderilmesine karar vermitir.  
56. 4 Aralık 1995 tarihinde, Silvan cumhuriyet savcısı daha önceki ifadesini sürdüren  
Abdülkadir Toptemi’ten iki kez daha ifade almıtır (bkz. §45 üstte). Toptemibu ifadede  
olaylardan sonra Đnsan Hakları Derneğine mensup kiilerin bir jiple köye geldiklerini  
belirtmitir. Bu ahıslar, köylülerin resimlerini çekerek ifadelerine bavurmulardır.  
Toptemi’in kendisi o sırada köyde olmayıp bunu daha sonra duymutur. Bavuran, köye  
düzenenlenen operasyon öncesinde bazı eyalarını alarak Batman’a taınmıtır. Bavuran,  
kardei Mehmet ah Bilgin gözaltına alındıktan sonra korkuya kapılmıtır. Bavuran, sadece  
günlük gereksinimlerini karılamaya yarayan temel maddelere sahiptir. Toptemiolay  
sırasında bavuranın köyde mi yoksa Batman’da mı olup olmadığını hatırlamamaktadır.  
57. 14 Kasım 1996 tarihinde, 1992-1994 yılları arasında Silvan Đlçe jandarma karakolunun  
komutanğını yapmıolan Đbrahim Aktürk Adıyaman cumhuriyet savcısını ifade vermitir.  
Aktürk, 1992-1994 döneminde Silvan bölgesinde terör olaylarının meydana geldiğini ve  
10  
çeitli operasyonların yürütüldüğünü belirtmitir. Adıgeçen Güzderesi’nde yürütülmübir  
operasyon hatırlamamaktadır. Aktürk, bavuranın iddialarının doğruluğundan üphe  
duymaktadır.  
58. 23 Mart 1998 tarihinde, ilgili dönemde Silvan Jandarma Komando Birliğinin komutanı  
olan Hakan Temel Aksel üst rütbeli bir jandarma subayına ifade vermitir. Aksel’in hatırladığı  
kadarıyla Güzderesi sakinleri PKK’ya destek sağlamaktadırlar. Köy, Çatakköprü jandarma  
karakolunun görev alanı içersine girmektedir. Güzderesi PKK’lılar tarafından kullanılmakta  
ve PKK’ya gıda, personel ve para sağlamakta önemli bir yer tutmaktadır. PKK bu köyü  
özellikle Silvan ve Çatakköprü arasındaki soygunlarda toplanma noktası olarak  
kullanmaktadır. 1993 sonu ya da 1994 baında, Bismil ile Silvan arasındaki bölgenin PKK’lı  
kadın komutanı güvenlik güçlerine teslim olmutur. Kendisinden sağlanan istihbarat ıığında  
çok sayıda PKK militanı jandarma kuvvetlerince yakalanmıtır. PKK’ya destek sağlayanlar  
arasında çok sayıda Güzderesi sakini bulunmaktadır. Aksel, jandarma kuvvetlerinin ve  
komando timinin komutanı olarak kendisinin kiilere kötü muamelede bulunduğu ve mallara  
zarar verdiği iddasını reddetmitir. Aksel’e göre, bavuranın yaptığı ikayet jandarma  
kuvvetlerini kötülemek ve öc almak için PKK’lı teröristler tarafından tezgahlanmıtır.  
59. Dosyanın, valinin 11 Mart 1997 tarihli emriyle gönderildiği Diyarbakır Đl Đdare Kurulu, 4  
Haziran 1998 tarihli kararında, davalı Đbrahim Aktürk, Hakan Temel Aksel ve Hüdaverdi  
Tunç aleyhindeki iddialarla ilgili yeterli kanıt olmadığı için cezai kovuturma balatmaya  
gerek olmadığı sonucuna varmıtır.  
60. Silvan cumhuriyet savcısının 23 Kasım 1998 tarihli talimatı üzerine, Yukarıgören’e bir  
soruturma ekibi gitmitir. Bu ekipte Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığından bir jandanma,  
ilçe defterdarlığından bir memur, Tapu idaresinden bir memur ve Đlçe Tarım Müdürlüğünden  
bir memur yer almıtır. Bu ekibin 24 Kasım 1998 tarihli müterek raporunda, bavuranın  
çökmüevinin yüzölçümünün 100 m² olduğu, evin harabe halinde bulunduğu, yıkılma  
sebebinin yakılma ya da güç kullanımı olmayıp, ihmal ve doğal kuvvetler olduğu, bavuranın  
ahırının 150 m² olduğu ve tıpkı ev gibi ihmal ve doğal kuvvetler nedeniyle çöktüğü, ağılının  
ise 30 m² olduğu ve ahırla aynı durumda bulunduğu belirtilmitir.  
C. Komisyona verilen ifadeler  
61. Taraflar arasında ihtilaf konusu olan davaya ilikin olaylarla ilgili olarak Komisyon  
tarafların da yardımıyla bir soruturma yürütmüve 13 ve 14 Mart 1997 tarihlerinde üç  
Komisyon delegesi tarafından alınan yedi tanığın yazılı ve sözlü ifadelerini kanıt olarak kabul  
etmitir. Đfadelerine bavurulan tanıklar arasında bavuran; Hüsnü Eraslan; Mahmut Soner;  
Mehmet Emin Tanrıkulu; Hüdaverdi Tunç; Mustafa Düzgün; 1993-1995 yılları arasındaki  
Silvan cumhuriyet savcısı ve yine aynı dönemdeki Silvan cumhuriyet basavcısı Bülent Elver  
bulunmaktadır.  
Besanık daha ifade vermeye çağrılmıfakat bu kiiler durumada bulunmamılardır. Bunlar:  
ölen Abdülkadir Toptemive Abdülkerim Uğurlu, ifade vermekten korktuğu söylenen iki  
köylü ile sağlık durumu nedeniyle katılamayan bir köylüdür.  
62. Komisyon Delegelerine verdiği ifadede bavuran, okuyamasa da imzasını tanıyabildiğini  
belirtmitir. Đddia konusu olaylarla ilgili olarak kesin ber tarih verememekle birlikte bavuran  
1993 yazının sonunda askerlerin tütününü ve ev eyalarını yaktığını, yaklaık bir yıl sonra da  
yine askerler tarafından evinin yakıldığını iddia etmitir. Bavuran, ikayette bulunmak için  
ĐHD’ne gittiğini ve bavurusunu sürdürmek niyetinde olduğunu da belirtmitir. Komisyon  
11  
Delegeleri bavuranı, dünyası çiftçilik, karısı, çocukları ve onların gereksinimlerinden ibaret  
olan ılımlı, sıradan ve samimi bir insan olarak görmülerdir. Sert görünümüne rağmen,  
bavuran, ailesinin geçimini sağlamak için her eyi olan evinin ve eyalarının kaybından  
dolayı acı çeken bir insan olarak Delegeleri derinden etkilemitir. Bavuranın ifadesi birçok  
çelikiler içerse ve olayların tarihi, zamanı ve sayısıyla ilgili olarak kesinlik taımasa da, genel  
hatları itibariyle iddiaları samimi, ikna edici ve dayanaklı bulunmutur. Zira bu iddilar gerek  
iç soruturmada gerekse de Delegeler önünde köylüler tarafından da desteklenmitir.  
63. Bavuranın iddialarının genel hatları köylü tanıklar Hüsnü Eraslan, Mehmet Emin  
Tanrıkulu ve Mahmut Soner tarafından da teyit edilmitir. Komisyon Delegeleri Hüsnü  
Eraslan ve Mehmet Emin Tanrıkulu’nun tanıklıklarını güvenilir bulmu, fakat Mahmut  
Soner’in ifadesine ihtiyatla yaklaılması gerektiği sonucuna varmıtır.  
64. Hüdaverdi Tunç, kendi komutasındaki askerlerin, askeri, sivil ve yargısal nitelikli rutin  
görevleri yerine getirmek üzere düzenli aralıklarla devriye olarak köye gittiklerini  
doğrulamıtır. Bu tür görevler jandarma karakolunun görev defterlerine kaydedilmitir.  
Jandarma terminolojisinde bir “operasyon” muhtemelen birden fazla jandarma karakolundan  
çok sayıda jandarmanın köye giderek, arama yapması, istihbarat toplaması ve üphelileri  
yakalaması anlamını taımaktadır.  
Tunç 1993 güzünde Güzderesi’nde bir arama faaliyetinin icra edildiğini ve burada 12 kiinin  
gözaltına alındığını hatırlamıama jandarmaların köylülerin tütününü yaktıkları ya da ev  
eyalarına zarar verdikleri iddialarını reddetmitir. Adıgeçen, bölge genelindeki köylerin yok  
edildiği iddialarını hiç duymadığını ve görev süresi boyunca da bu tür eylerin hiç meydana  
gelmediğini belirtmitir. Tunç, Güzderesi’nin yakılmasıyla ilgili olarak kendisine yöneltilen  
suçlamaları ilk kez 25 Ekim 1995 tarihinde savcıya ifade verirken öğrendiğini de ifade  
etmitir.  
Komisyon delegeleri Tunç’un ifadesini genel hatlarıyla güvenilir bulmular fakat özel  
olaylarla ilgili ifadesinin ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiği kanaatini edinmilerdir.  
Delegeler, jandarmaların ev araması yaparken zarara sebebiyet verdikleri iddialarını Tunç’un  
kayıtsız artsız reddetmesini ise inandırıcı bulmamılardır.  
65. Silvan cumhuriyet savcıları Bülent Elver ve Mustafa Düzgün’ün bavuranın iddialarıyla  
ilgili olarak yürüttükleri soruturmaya ilikin ifadelerini Komisyon Delegeleri güvenilir  
bulmulardır. Fakat Delegeler, savcıların, güvenlik güçlerinin özel mülkiyete zarar verdikleri  
iddiasıyla hiç karılamadıkları, ya da bu tür bir iddiayla belki bir kez karılatıklarına ilikin  
ifadelerini inandırıcı bulmamılardır.  
D. Komisyonun ifadelere ilikin değerlendirmesi ve saptamaları  
66. Sözlü ifadeler konusunda, Komisyon, tercümanlar aracılığıyla ifade alınmasının ortaya  
çıkartğı zorlukların farkındadır. Dolayısıyla, Komisyon, delegelerin huzurunda bulunan  
tanıkların verdikleri ifadelere atfedilmesi gereken anlam ve öneme dikkatle yaklatır.  
Olaylarla ilgili çelikili ve tartımalı iddialar olduğunda Komisyon, kapsamlı bir yargısal  
soruturmanın olmamasından özellikle üzüntü duymutur. Komisyon ilk derece mahkemesi  
olarak kendi sınırlılıklarının farkındadır. Üstte bahsedilen dile ilikin sorunların yanı sıra  
bölge koullarına ayrıntılı ve doğrudan aina olmamasının eksikliğini de duyumsamıtır.  
Komisyon’nun saptamaları aağıdaki gibi özetlenebilir.  
67. Komisyon Eylül 1993 ile Aralık 1994 tarihleri arasında jandarma kuvvetlerinin Güzderesi  
ve mezralarında düzenli olarak devriye gezdiklerinin sabit olduğu kanaatindedir. Komisyon  
12  
ayrıca, sırasıyla 3 ve 13 Ekim 1993 tarihleri ile 8 Ekim 1994 tarihinde Güzderesi ve/veya  
Yukarıgören’de daha önemli jandarma operasyonlarının düzenlenmiolduğu görüündedir. 13  
Ekim 1993 tarihinde düzenlenen jandarma operasyonun haricinde Komisyon, sunulmuolan  
belgelerden jandarmaların bu tarihlerde Yukarıgören’e de gitmiolduğunu kesin olarak tespit  
edememektedir. Ancak, ahitler tarafından verilmiolan ifadelere dayanarak, Komisyon  
Çatakköprü dıında diğer karakolların katılımını da içeren önemli bir jandarma  
operasyonunun Güzderesi köyünde gerçekletirildiğinde, operasyonun Yukarıgören de dahil  
olmak üzere Güzderesi’ne bağlı mezraları da kapsamasının muhtemel olduğunu  
ünmektedir.  
68. Komisyon, söz konusu dönem içinde jandarma faaliyetlerinin ve daha önemli  
operasyonların düzenli olarak yürütülmesinin ve olayların üzerinden uzun yıllar geçmiꢀ  
olmasının tanıklar arasında olayların gerçekletiği tarihler açısından bir çelimeye sebebiyet  
verdiğini kabul etmektedir. Tanıkları dinleyen delegelerin kanaatlerini de dikkate alan  
komisyon, bunun, bavuranın ve diğer köylü tanıkların güvenilirliğini ve inanılırlığını  
zedelemeyeceğini düünmektedir.  
69. Kendisine sunulan kanıtlar ıığında Komisyon, 13 Ekim 1993 tarihinde veya 1993  
sonbaharında Çatakköprü ve Silvan’dan gelen jandarmaların bavuranın evindeki armatürler,  
mobilya ve ev eyalarına zarar verdiğinin tespit edildiği sonucuna ulatır. Komisyon,  
bunlara bir buzdolabı, televizyon, kaset çalar, çamaır makinesi, mutfak gereçleri, ocak, ev  
gereçleri, eyalar, yatak, perdeler, kapılar ve pencerelerin dahil olduğunu tespit etmitir.  
Ayrıca, 13 Ekim 1993 tarihinde her halükarda 1993 güzünde olmak üzere bavuranın tütün  
mahsüllerinin de jandarmalar tarafından yakılmıolduğunu kabul etmektedir.  
70. Yine kendisine sunulan kanıtların ıığında Komisyon, ifadelerin doğruluğuna ilikin bir  
üpheye yer olmadığı sonucuna varmıtır. Bu nedenle komisyon, 8 Ekim 1994 tarihinde veya  
bu tarihlerde olmak üzere, her halükarda 1994 güzünde Çatakköprü ve Silvan’dan gelen  
jandarmaların, bavuranın evinin kasten yakılması, dolayısıyla kendisi ve ailesinin  
Yukarıgören’den ayrılmaya zorlanmasından sorumlu olduğu kanaatindedir.  
E. Hükümet tarafından Mahkemeye sunulan diğer belgeler  
71. 15 Mayıs 2000 tarihinde Hükümet daha önce sunmadığı bazı belgeler sunmutur. Bunlar  
arasında, Türk idare mahkemelerinin, terör eylemleri sonucunda meydana gelen zararlarla  
ilgili olarak bireyler lehine tazminata hükmettiği ibu davayla ilgisi olmayan davalar da  
bulunmaktadır. Sunulan diğer yargısal kararlar, Türk ceza mahkemelerinin, yine bu davayla  
ilgisi olmayan davalarda, öldürme, ikence ve saldırı gibi suçlar nedeniyle asker ve polis  
görevliler aleyhine vermiolduğu mahkumiyetlerle ilgilidir. Sunulan belgeler arasında,  
Çatakköprü jandarma karakolunun <gün ve tarih okunaksız> 1993 Pazartesine ait görev  
defteri , Çatakköprü jandarma karakolunun ve Silvan jandarma karakolunun bölgede sırasıyla  
26 Eylül 1993, 6 ubat 1994, 5 ve 16 Mart 1994 ve 27 Nisan 1994 tarihlerinde meydana gelen  
olaylara ilikin beadet vukuat raporu, Silvan Sulh Ceza Mahkemesinin Silvan Cumhuriyet  
savcısına bavuranın nerede olabileceğiyle ilgili olarak gönderdiği 9 Ağustos 1994 tarihli yazı  
ile Silvan Đl jandarma Komutanlığının Silvan cumhuriyet savcısına gönderdiği bavuranın üç  
ay önce Batman’a taındığı yeni adresinin ise tespit edilemediğine ilikin 7 Eylül 1994 tarihli  
yazı.  
Hükümet’e göre bu defter 28 Eylül 1993 tarihine ilikindir  
13  
72. Hükümet Mahkeme’ye sunduğu görüte, Abdülkerim Oğurlu (8 Kasım 1994), Đhsan  
Oğurlu (9 Ağustos 1995), Mehmet irin Eraslan (30 Kasım 1995) ve bavurandan (4 Aralık  
1995) alınan ifadelerden de bahsetmitir. Fakat bu ifadeler ne Komisyona ne de Mahkemeye  
sunulmutur.  
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMA  
73. Mahkeme, diğer davalarda özellikle de 16 Eylül 1996 tarihli Akdivar vd-Türkiye kararı,  
RD 1996-IV, §§ 28-43, 28 Kasım 1997 tarihli Mentevd- Türkiye kararı, RD 1997-VIII, §§  
36-51; 24 Nisan 1998 tarihli Selçuk ve Asker-Türkiye kararı, RD 1998-II, §§ 33-45 ; 25  
Mayıs 1998 tarihli Gündem-Türkiye kararının, RD 1998-III, §§ 32-45 paragraflarında sunulan  
iç hukuk özetlerine atıfta bulunmaktadır.  
A. Olağanüstü Hal  
74. Yaklaık 1985 yılından beri, Türkiye’nin güney doğusunda güvenlik güçleriyle PKK  
üyeleri arasında çatımalar hüküm sürmektedir. Bu çatıma asker ya da sivil binlerce cana mal  
olmutur.  
75. Olağanüstü Hal Kanunu (Kanun no.2935, 25 Ekim 1983) uyarınca iki önemli Kanun  
Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılmıtır. Birincisi 10 Temmuz 1987 tarihinde çıkarılan  
285 Sayılı KHK olup, onbir güneydoğu ilinin onunu kapsayan bir olağanüstü hal bölge  
valiliği kurmaktadır. Anılan KHK’nin 4. maddesinin a ve b fıkraları uyarınca tüm özel ve  
genel kolluk kuvvetleriyle Jandarma AsayiKomutanlığı bölge valisinin emrine  
verilmektedir.  
76. Đkincisi 16 Aralık 1990 tarihinde çıkarılan 430 Sayılı KHK’dir. Bu KHK de bölge  
valisinin yetkilerini güçlendirmitir. Örneğin, bölge valisi görev alanı içindeki yargıçlar ve  
savcılar da dahil olmak üzere kamu görevlilerinin ve çalıanlarının yer değitirmesine karar  
verebilir. Đlgili KHK’nin 8. maddesi öyledir:  
"Bu Kanun Hükmünde Kararname ile Đçileri Bakanına, Olağanüstü Hal Bölge Valisine ve  
olağanüstü hal bölgesi dahilindeki il valilerine tanınan yet-kilerin kullanılması ile ilgili her  
türlü karar ve tasarruflarından dolayı bun-lar hakkında cezai, mali veya hukuki sorumluluk  
iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine bavurulamaz. Kiilerin  
sebepsiz uğradıkları zararlardan dolayı Devletten tazminat talep etme hakları saklıdır."  
B. Đdari sorumluluğa ilikin Anayasal hükümler  
77. Türk Anayasasının 125. maddelerinin 1. ve 7. fıkraları aağıdaki gibidir:  
"Đdarenin her türlü eylem ve ilemlerine karı yargı yolu açıktır… Đdare, kendi eylem ve  
ilemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür."  
78. Bu hüküm olağanüstü hal ve savahali de dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tabi  
değildir. 125. maddenin son hükmü, "sosyal risk" kuramına dayalı mutlak ve objektif  
sorumluluk taıyan idarenin, sorumlu tutulabilmesi için mutlaka hatalı olduğunun  
kanıtlanmasını da gerekli kılmamaktadır. Dolayısıyla, idare, kimliği belirsiz kiilerce ya da  
teröristlerce ilenen fiillerden zarar gören ahıslara, kamu düzeni ve güvenliğiyle ya da  
bireysel yaam ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili görevlerini yerine getirmediği gerekçesiyle  
tazminat ödeyebilir.  
14  
79. Đdare aleyhine her türlü dava, yargılama usulü yazılı olan idare mahkemelerine açılır.  
C. Ceza hukuku ve usulü  
80. Türk Ceza Kanunu (TCK) u fiilleri suç saymıtır:  
- Bir kimsenin bir eyi ilemek veya ilemesine müsaade etmek ya da o eyi ilememeye  
mecbur etmek için diğer bir kimseye zor kullanması veya onu tehdit etmesi (madde 188);  
- tehdit (madde 191)  
- kiinin konutunu kanunsuz olarak aramak (madde 193 ve 194);  
- bir kimseyi ikence veya kötü muameleye tabi tutmak (madde 243 ve 245);  
- bir bakasının malına kasten zarar vermek (526 vd maddeler)  
81. Bu suçlarla ilgili tüm ikayetler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 151 ve 153.  
maddeleri uyarınca cumhuriyet savcısına ya da yerel idari makamlara yapılabilir. Cumhuriyet  
Savcısı, ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun ilendiği üphesini uyandıracak bir durumla  
karılaır karılamaz kamu davası açmaya gerek olup olmadığına karar vermek üzere hemen  
soruturma açmakla mükelleftir (Madde 153). ikayetler yazılı ya da sözlü yapılabilir. Bir  
ikayetçi, savcının cezai kovuturma balatılmasına gerek olmadığı yönündeki kararına itiraz  
edebilir.  
82. ikayet konusu fiilleri ilediğinden üphe edilenler askeri personelse, verilen emirlere  
uymadıklarında, Askeri Ceza Kanununun 86 ve 87. maddelerine uyarınca, zarara sebebiyet  
vermek, insan yaamını tehlikeye düürmek ve mala zarar vermekten kovuturulabilirler. Bu  
durumda, soruturma CMUK’a göre yetkili makam nezdindeki (asker olmayan) ahıslarca ya  
da zanlının hiyerarik üstü tarafından balatılabilir (Askeri Mahkemelerin Kuruluve  
Đꢀleyiine ilikin 353 Sayılı Kanun’un 93 ve 95. maddeleri)  
83. Eğer zanlı bir Devlet görevlisi ya da memuru ise, yerel idare kurullarından lüzum-u  
muhakeme kararı alınması gerekmektedir. Đdare kurulu kararları Danıtay’da temyiz  
edilebilir; idare kurullarının vermiolduğu men-i muhakeme kararları Danıtay tarafından  
re’sen incelenir.  
D. Medeni Hukuk Hükümleri  
84. Memurlar tarafından ilenen maddi ve manevi zarara sebebiyet veren herhangi bir yasadıı  
fiil, bu cürüm olsun ikence olsun, olağan medeni hukuk mahkemeleri önünde tazminat  
davası konusu olabilir. Borçlar Kanununun 41. maddesi uyarınca, gerek kasten gerek ihmal ve  
savsaklama yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye zarar veren ahıs, o zararın  
tazminine mecburdur. Maddi kayıplar, Borçlar Kanununun 46. maddesi, manevi kayıplar ise  
yine aynı yasanın 47. maddesi uyarınca medeni hukuk mahkemeleri tarafından tazmin edilir.  
Terörist iddetin sebep olduğu zararlar ise Sosyal Yardımlama ve Dayanıma Fonu  
tarafından karılanabilir.  
E. 285 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Etkisi  
85. Terör suçlarının sözkonusu olduğu durumlarda, cumhuriyet savcılarının yetkileri, Türkiye  
genelinde kurulmubulunan Devlet Güvenlik Mahkemelerine (DGM) ve bunların savcılarına  
geçer.  
15  
86. Olağanüstü hal bölgesinde görev yapan güvenlik gücü mensuplarının ilediği suçlar  
bakımından da cumhuriyet savcılarının yetkileri bulunmamaktadır. 285 sayılı KHK'nin 4§1  
hükmü, bölge valisinin emrindeki tüm güvenlik görevlilerinin, görevleri sırasında iledikleri  
suçlar bakımından 1914 Sayılı Memurin Muhakematı Kanununa tabi olacaklarını  
öngörmektedir. Bu arada bir baka kanun 1914 Sayılı Kanunun yerini almıtır. Dolayısıyla,  
güvenlik güçleri tarafından suç ilendiği ihbarını alan herhangi bir savcı görevsizlik kararı  
vererek dosyayı Đdare Kuruluna göndermekle mükelleftir. Memurlardan oluan idare  
kurullarına vali bakanlık eder. Kurul tarafından verilen men-i muhakeme kararları Danıtay  
tarafından re'sen incelenir. Lüzum-u muhakeme kararı alındıktan sonra davayı soruturma  
görevi savcınındır.  
MAHKEMEYE SUNULAN SON GÖRÜLER  
87. Bavuran, Mahkeme'den, evi ve diğer malları yok edildiği gerekçesiyle Sözlemenin 3,8,  
13, 14 ve 18. maddeleri ile 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle korunan haklarının davalı Devlet  
tarafından ihlal edildiği sonucuna varmasını talep etmitir. Bavuran ayrıca Mahkeme'den,  
evinin yok edilmesini güneydoğu Türkiye'de 1993 yılı ve civarında vuku bulan evlerin ve  
eyaların bilinçli olarak yok edilmesi ve zorla köy boaltmaların bir parçası olarak  
değerlendirmesini de istemitir. Bavurana göre bu durum Sözleme'nin ağır ihlalini  
oluturmaktadır. Bavuran, davalı Devlet'in Sözleme'nin eski 25. maddesi uyarınca üstlendiği  
yükümlülükleri de ihlal ettiğini iddia etmitir. Bavurn Mahkeme'den uğradığı zararların 41.  
madde uyarınca adil tatminini talep etmitir.  
88. Hükümet ise bavuranın iddialarının kanıtlarla desteklenemediğini iddia ederek  
Mahkemeyi, bavuranın öne sürdüğü maddelerin ihlal edilmediği sonucuna varmaya davet  
etmitir. Đlgili tarafların verdikleri ifadelerdeki çeliki ve tutarsızlıklara dikkat çeken  
Hükümet, Komisyonun saptamalarının yeterince güçlü, açık ve tutarlı çıkarımlardan çok  
varsayımlara dayalı olduğunu belirtmitir. Hükümet'e göre, Yukarıgören'de meydana gelen  
olaylarla ilgili olarak birçok olası senaryo bulunmakta ve bavuranın iddialarının uydurulmuꢀ  
bir hikaye olabileceği gerçeğinin de dılanmaması gerekmektedir. Hükümet, bavuranın  
Sözleme'nin eski 25. maddesi uyarınca sahip olduğu etkili bavuru hakkını engellediği  
iddiasını da reddetmitir.  
HUKUK  
1. MAHKEMENĐN OLAYLARA ĐLĐꢁKĐN DEĞERLENDĐRMESĐ  
89. Mahkeme, yerlemiiçtihatları uyarınca, 1 Kasım 1998’den önceki Sözleme sistemine  
göre, olaylara ilikin saptama yapma ve değerlendirmede bulunma görevinin öncelikle  
Komisyon'a ait olduğunu tekrarlar. Mahkeme bu değerlendirmelerle bağlı kalmayarak önüne  
gelen kanıtlar ve malzemeler ıığında kendi değerlendirmesini yapma yetkisine sahip olmakla  
birlikte, bu yetkiyi yalnızca istisnai durumlarda kullanmaktadır (bkz. 16 Eylül 1996 tarihli  
Akdivar vd-Türkiye kararı, Reports, 1996-IV, s.1214, § 78; ve Selmouni-Fransa [GC],  
no.25803/94, § 86, ECHR 1999-V).  
90. Hükümet, Mahkeme’ye sunduğu görülerde Komisyon’un yaptığı değerlendirmenin,  
bavuranın ve diğer ahitlerin ifadelerindeki çelikiler dikkate alınmadığı için eksik olduğunu  
iddia etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet tarafından Komisyon’un olaylara ilikin  
değerlendirmesini gözden geçirmeye davet edilmitir.  
16  
91. Mahkeme, Komisyon’un olaylara ilikin saptamasına, kendisinin görevlendirdiği bir  
delegasyonun Ankara’da tanıkları dinledikten sonra varmıolduğuna dikkat çeker (bkz. üstte  
61-65. paragraflar).  
92. Bu davanın doğası gereği ortaya çıkan kaçınılmaz zorluklara ek olarak Komisyon, olay  
saptama görevini yerine getirirken kendisi için çok gerekli olan yazılı belgelere ulaamamıtır  
(bkz. üstte 26. paragraf). Mahkeme, Hükümet’in belgeye dayalı kanıt sunmadaki ihmaline  
ilikin herhangi bir açıklama getirmemiolduğunu müahede etmektedir.  
93. 15 Mayıs 2000 tarihinde sunduğu Çatakköprü Jandarma karakolunun 13 Ekim 1993  
tarihine ilikin günlük görev defterinin alt kısmının yeni nüshasına dayanan Hükümet (bkz  
üstte 7. paragraf), Komisyon'un, 13 Ekim 1993 tarihinde Silvan Đlçe jandarma karakolunun  
Çatakköprü jandarmalarına yardım ettiğine ilikin tespitine karı çıkmıtır. Mahkeme, bu yeni  
belge ıığında baka güvenlik güçlerinin yardımının sözkonusu olmadığına dikkat çeker.  
94. Diğer yandan, Silvan Đlçe jandarma karakolunun gözaltı tutanaklarıyla (bkz. üstte 30.  
paragraf) Diyarbakır il jandarma komutanlığının 16 Aralık 1993 tarihli raporundan (bkz. üstte  
31. paragraf), 14 Ekim 1993 tarihinde Güzderesi'nden oniki kiinin gözaltına alındığı ve bu  
gözaltına almaların Silvan Đlçe Jandarma Komutanlığının 4 ve 12 Ekim 1993 tarihli emriyle  
gerçeklitirildiği anlaılmaktadır. Mahkeme, sözkonusu kiilerin Komisyon'un tespit ettiği  
gibi, 13 Ekim 1993'te değil 14 Ekim 1993'te yakalandıklarını göz ardı edemez. Çatakköprü  
Jandarma Karakolu'nun 14 Ekim 1993 tarihli günlük görev defteriyle, bu karakolun planlama  
ve operasyon raporları sunulmadığı için, anılan karakola sözkonusu tarihte baka güvenlik  
güçlerince yardım edilip edilmediği kesin olarak tespit edilememitir. Güzderesi'nden oniki  
kiinin kesin olarak hangi tarihte yakalandıkları sorunu bir kenara bırakılacak olursa, ilgili  
dönemde bölgedeki koulları göz önünde bulunduran Mahkeme PKK'lı oldukları üphesiyle  
oniki kiiyi yakalamak için özel bir emirle Güzderesine giden Çatakköprü jandarmalarına  
diğer güvenlik güçlerinin de yardım etmesini pek muhtemel bulmamaktadır. Her hal ve karda,  
Mahkeme, Hükümet'in öne sürdüğü argümanları, Komisyon'un olaylara ilikin  
değerlendirmenin bütününden üphe edilmesi için yeterli bulmamaktadır.  
95. Mahkeme, Komisyon’un bavuranın iddialarını destekleyen ve bu iddialar hakkında üphe  
uyanmasına yol açan unsurları ayrıntılı bir biçimde inceleyerek kanıt değerlendirme görevini  
titizlikle yerine getirdiğini düünmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet’in, Komisyon’un  
Sözleme’deki sistem uyarınca kanıt değerlendirme hususundaki yerlemiilkelere uygun  
olarak kanıtları değerlendirmediği yönündeki görüüne katılmak için herhangi bir neden  
görmemektedir (cf. Salman-Türkiye [GC], 21986/93 § 100, AĐHM 2000-..). Dolayısıyla  
Mahkeme, olayların Komisyon’un verdiği ekilde kabul edilmesi gerektiğini düünmektedir.  
96. Bu nedenle Mahkeme, güvenlik güçlerinin bavuranın evinin yıkılmasından, eyalarının  
kaybından, kendisinin ve ailesinin Yukarıgören’den ayrılarak baka bir yere yerlemek  
zorunda kalmasından sorumlu olduğunu düünmektedir.  
II. SÖZLEMENĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
97. Bavuran, ikametgahına, özel ve aile yaamına yapılan müdahalenin Sözleme’nin 3.  
maddesine aykırılık tekil ettiğini öne sürerek ikayette bulunmutur. Sözleme’nin 3.  
maddesi aağıdaki gibidir:  
“Hiç kimse ikenceye, insanlık dıı ya da onur kırıcı ceza veya ilemlere tabi tutulamaz  
17  
98. Hükümet, belirtilen tarihlerde Güzderesi ya da Yukarıgören'de operasyon icra edildiği  
iddialarını reddetmive bavuranın güvenlik güçleri aleyhindeki iddialarının dayanaktan  
yoksun olduğunu belirtmitir. Dolayısıyla Sözleme'nin 3. Maddesi ihlal edilmemitir.  
99. Komisyon, bavuranın mallarına zarar verilmesi ve evinin yakılmasının, elem ve acı veren  
koullar altında, kendisi ve ailesiyle birlikte barınaksız olarak bırakılmasının, emniyet ve  
refahının tamamen göz ardı edildiği bir iddet ve kasıtlı tahribat fiili tekil ettiği görüündedir.  
Bu açıdan Komisyon, Delegelerin bavurana ilikin, geçim kaynaklarından mahrum edilmesi  
nedeniyle maddi kayıplardan derin bir biçimde etkilenmiolan ılımlı ve basit bir adam  
eklindeki izlenimlerini hatırlatmaktadır.  
100. Mahkeme, bu davada saptanan gerçeklere atıfta bulunarak (bkz. §96) bavuranın evinin  
ve eyalarının, güvenlik güçleri tarafından yok edildiğini, geçim kaynaklarından yoksun  
bırakılarak ailesiyle birlikte Yukarıgören’i terketmek zorunda bırakıldığını düünmektedir.  
101. Mahkeme, Sözleme’nin 3.maddesinin demokratik toplumun temel değerlerinden birini  
içerdiğini hatırlatır. Sözleme, organize suçlar ve terörle mücadele gibi çok zor artlarda bile  
bu hükme aykırı muameleyi yasaklamıtır. Muamelenin 3.madde kapsamına girebilmesi için  
aağılayıcı muamelenin ağırlık düzeyinin asgariye ulaması gerekmektedir. Bu asgari düzeyin  
değerlendirilmesi izafidir: muamelenin süresi, fiziksel ve/veya psikolojik etkileri, hatta bazen  
mağdurun cinsiyeti, yaı, sağlık durumu gibi etkenlere bağlıdır (cf. 24 Nisan 1998 tarihli  
Selcuk ve Asker-Türkiye kararı, Reports 1998-II, s.909, §§ 75-76).  
102. Komisyon, bavuranın evinin ve eyalarının yok edilmesinin altında yatan bir neden  
bulamamıtır. Söz konusu fiillerin bavuranı cezalandırmak için değil de bavuranın evinin  
teröristler tarafından kullanılmasını engellemek için ilendiği varsayılsa bile bu varsayım kötü  
muamelede bulunmanın gerekçesi olamaz.  
103. Bavuranın evinin ve eyalarının yok edilmesini ve içinde bulunduğu kiisel koulları  
göz önünde bulundaran Mahkeme, güvenlik güçlerinin fiillerinin 3. madde anlamında insanlık  
ı muamele kapsamına girdiğini ve bavuranın bu muamelelerden muzdarip olduğunu  
ünmektedir.  
104. Mahkeme, 3.maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
III. SÖZLEMENĐN 8. MADDESĐNĐN VE 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
105. Bavuran, evinin ve eyalarının güvenlik güçlerince kasti olarak yok edilmesinin ve  
ailesiyle birlikte geçim kaynaklarını kaybederek evini terketmek zorunda kalmasının hem  
Sözleme’nin 8. maddesine hem de 1 No’lu Protokolün 1. maddesine aykırı olduğunu öne  
sürerek ikayette bulunmutur. Anılan maddeler aağıdaki gibidir:  
8.Madde:  
1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberlemesine saygı gösterilmesi hakkına  
sahiptir.  
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik, kamu  
emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç ilenmesinin önlenmesi,  
sağğın veya ahlakın veya bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir  
toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüolmak kouluyla söz konusu olabilir.”  
18  
1 No’lu Protokolün 1.Maddesi:  
“Her gerçek ve tüzel kii, maliki olduğu eyleri barıçıl bir biçimde kullanma hakkına  
sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile hukukun  
aradığı koullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.  
Ancak yukarıdaki hükümler hiçbir biçimde, mülkiyetin genel yarara uygun olarak  
kullanılmasını denetim altına almak, vergiler ile diğer harç veya cezaların ödenmesini  
sağlamak için Devletin gerekli gördüğü yasaları yürürlüğe koyma yetkisini ortadan  
kaldırmaz.”  
106. Hükümet, Sözleme'nin 3. maddesi bağlamında öne sürdüğü gerekçelerle bu hükümlerin  
ihlal edildiği iddiasını reddetmitir.  
107. Komisyon her iki hükmün de ihlal edildiği kanaatindedir.  
108. Mahkeme, bavuranın, güvenlik güçleri tarafından evinin ve eyalarının yok edildiğini,  
geçim kaynaklarından yoksun bırakılarak ailesiyle birlikte Yukarıgören’i terketmek zorunda  
bırakılğı sonucuna varmıtır (bkz § 96). Bu fiillerin, bavuranın özel ve aile yaamına,  
ikametgahına ve mülkiyetinden faydalanma hakkına ağır ve haksız bir müdahale oluturduğu  
üphe götürmez bir gerçektir.  
109. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleme’nin 8.maddesinin ve 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin  
ihlal edildiği kanaatindedir.  
IV. SÖZLEME’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
110. Bavuran Sözleme uyarınca yaptığı ikayetlerle ilgili olarak Sözleme’nin  
13.maddesinin öngördüğü etkili iç hukuk yollarının güneydoğu Türkiye’de mevcut olmadığını  
iddia ederek ikayette bulunmutur. 13. madde aağıdaki gibidir:  
“Bu sözlemede tanınmıolan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev  
ifa eden kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıda olsa, durumun düzeltilmesi için  
ulusal bir makama bavurma hakkına sahiptir.”  
111. Hükümet, tazminat talebinde bulunulmuçeitli iç hukuk davalarının Türkiye'nin  
güneydoğusundaki olağanüstü hal bölgesinde etkili iç hukuk yollarınının mevcudiyetine iaret  
ettiğini halbuki bavuranın bu tür bir tazminat talebinde bulunmadığını öne sürerek  
bavuranın 13. maddeyle güvence altına alınan hakkının ihlal edildiği iddiasını reddetmitir.  
112. Komisyon, 13. maddenin ihlal edildiği görüündedir. Hükümet'in atıfta bulunduğu  
medeni ve idari iç hukuk yollarıyla ilgili Mahkeme içtihadına atıfta bulunan Komisyon,  
Güneydoğu Türkiye’nin olağanüstü hal bölgelerinde evlerin ve köylerin güvenlik  
kuvvetlerince tahrip edildiği iddialarına ilikin olarak tazminat talebinde bulunabilme  
olanağının mevcudiyetinin, etkin bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceği  
kanaatindedir. Komisyon, bu bölgedeki bir köyde ev yıkımına ilikin olarak güvenlik  
kuvvetleri aleyhine karı kazanılan veya açılan herhangi bir davaya ilikin örnek  
gösterilemediğini dikkat çekmektedir. Bavuranın davası kapsamında açılan soruturmada  
olduğu gibi, bu gibi soruturmalar il veya ilçe idare kurullarının uhdesindedir. Komisyona  
göre, idare kurullarının, mülki amirin yetkisine tabi olan ve dolayısıyla bağımsız olmayan  
hukuk harici, idari organlar olup bunların etkin soruturma önlemleri alması pek olası  
değildir. Komisyon, iddialar, Güneydoğu Türkiye’deki olağanüstü hal bölgelerinde özel bir  
konuma sahip olan güvenlik kuvvetlerine ilikin olduğunda köylülerin Devlet’in soruturma  
19  
mekanizmasına ilikin olumlu bir esas tespiti olmaksızın kuramsal veya idari çözüm yollarına  
bavurmasını beklemesinin gerçekçi olmayacağı kanaatindedir.  
113. Mahkeme, Sözlemenin 3 ve 8. maddeleriyle 1 No'lu protokolün 1. maddesi uyarınca  
yakınma konusu ihlallerin nitelik ve ağırlığının Sözleme'nin 13. maddesiyle ilgili etkileri  
olduğunu da düünmektedir.  
114. Bireyin, evinin ve mallarının Devlet görevlilerince kasten tahrip edildiğine ilikin makul  
bir iddiası olduğunda ‘etkili iç hukuk yolu’ kavramı, iç hukuk sisteminde varolan diğer  
yollara bavurma hakkını engellemeden, tazminat ödenmesine ek olarak, davalı Devlete,  
sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını ve ikayetçinin soruturma sürecine etkin  
olarak katılmasını sağlayacak titiz ve etkili bir soruturma yürütme yükümlülüğü  
getirmektedir (cf. Selçuk ve Asker-Türkiye, loc.cit., s.913, § 96)  
115. Mahkeme, Komisyon ibu bavuruyu Hükümet’in dikkatine sunduktan sonra, Silvan  
Cumhuriyet Savcısı’nın bavuranın iddialarıyla ilgili olarak çok sayıda köylünün ifadesini  
alarak bir soruturma balattığına dikkat çeker. 15 Kasım 1995 tarihinde Silvan cumhuriyet  
savcısı görevsizlik kararı vererek dosyayı ilçe idare kuruluna göndermitir.  
116. Mahkeme, Silvan cumhuriyet savcısına verdikleri ifadelerde bavuran, Hüsnü Eraslan,  
Mehmet Salih Eraslan, Abdülkadir Toptemive Mehmet Emin Tanrıkulu'nun askerlerin  
Güzderesi ve/veya Yukarıgören'deki köylülerin eyalarına zarar verdiklerini bildirdiklerine  
dikkat çeker (bkz §§ 43-47). Bavuran ve Mehmet Selim Oğurlu Çatakköprü Jandarma  
Karakolunda verdikleri ifadeler sözkonusu zararın kimliği belirsiz kiilerce verildiğini  
bildirmilerdir (bkz §§ 22 ve 51).  
117. Hüdaverdi Tunç, Đbrahim Aktürk v Hakan Temel Aksel Güzderesi'ndeki jandarma  
faaliyetlerini hatırladıkları kadarıyla, jandarmaların köylülerin eyalarına zarar verdikleri  
iddasını reddetmilerdir (bkz. §§ 53, 57 ve 58). Son olarak, Silvan Cumhuriyet savcısı 16  
Aralık 1994 tarihli olay yeri inceleme tutanağında bavuranın evinin çatısının, pencerelerinin  
ve çerçevelerinin olmadığını belirtmitir. Savcı, yangın çıktığının bir emaresi olarak çatının ve  
duvarların isle kaplı olduğuna da dikkat çekmitir (bkz § 49).  
118. Đdare Kurulu 4 Haziran 1998 tarihinde, bavuranın iddialarını destekleyen herhangi bir  
kanıt bulunamadığı için iddiaların yöneldiği söz konusu üç güvenlik mensubu hakkında cezai  
takibat yapılmasına gerek olmadığı kararına varmıtır (bkz § 59).  
119. Mahkeme, daha önce de tespit ettiği gibi, güvenlik güçlerinin de karığı iddia edilen  
hukuk dıı fiiller bakımından ceza hukuku uygulamasının güneydoğu Türkiye’de özellikle  
1990’ların ilk yarısında özel bir nitelik arzettiğini ve bu bölgede uygulanan soruturma  
sistemindeki aksaklıkların, ceza hukuku korumasının etkinliğini zedelediğini düünmektedir.  
Bu fiili durum, güvenlik güçlerinin, Sözleme’yle güvence altına alınan demokratik bir  
toplumdaki temel hak ve özgürlükleri ihlal eden eylemlerinden dolayı sorumlu  
tutulamamalarına yol açmıve bu sorumsuz konumlarını güçlendirmitir (Mahmut Kaya-  
Türkiye, no. 22535/93, 28 Mart 2000 tarihli karar, §§ 94-98). Mahkeme, idari makamların  
güneydoğu Türkiye’de bağımsız ve etkiden uzak bir soruturma yürütme ehliyetleri  
hususunda da ciddi üpheler taımaktadır (Oğur-Türkiye, [GC], no. 21594/93, 20 Mayıs 1999  
tarihli kakar, § 91).  
20  
120. Mahkemeye göre, bu bavuruyla ilgili soruturma, sadece bavuranın iaret ettiği belli  
tarihlerde ilendiği iddia edilen suçlarla sınırlanmıtır (örneğin 28 Eylül, 13 Ekim ve 23  
Kasım 1993). Bavuranın okuma-yazma bilmediği düünülürse baka tarihlerde de vuku  
bulmuolayların olabileceği sorusu akla gelmektedir. Soruturma yürütülürken incelenmesi  
gereken konu olayların hangi tarihte vuku bulduğu değil, bu olayların gerçekten meydana  
gelip gelmediği olmalıydı. Bu sorunun cevabı bulunduktan sonra, suçun kesin olarak hangi  
tarihte ilendiğinin tespiti anlamlı olabilirdi.  
121. Mahkeme, Çatakköprü ve Silvan Jandarma Karakollarının kayıtlarının sözkonusu davayı  
soruturmakla görevli Savcı tarafından değil sadece askeri yetkililerce teyit edildiğine dikkat  
çeker. Hüdaverdi Tunç dıında Çatakköprü Jandarma Karakolu’na bağlı diğer jandarmalardan  
ifade alma giriiminde bulunulmadığı da Mahkeme’nin dikkatini çeken bir baka noktadır.  
122. Mahkeme, bu davada yürütülen kovuturmanın Sözleme’nin 13.maddesinde öngörülen  
kapsamlı ve etkili bir soruturma olarak değerlendirilemeyeceği bu nedenle tazminat talebi de  
dahil olmak üzere diğer mevcut iç hukuk yollarının da reddedildiğini düünmektedir.  
123. Sonuç olarak Mahkeme, Sözleme’nin 13.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıtır.  
V. YETKĐLĐLERĐN GÜNEYDOĞU TÜRKĐYE'DE EVLERĐ VE EYALARI BĐLĐNÇLĐ OLARAK  
TAHRĐP ETTĐKLERĐ VE ZORLA KÖY BOALTTIKLARI ĐDDĐASI  
124. Bavuran, yetkililerin güneydoğu Türkiye'de evleri ve eyaları bilinçli olarak tahrip etme  
ve zorla köy boaltma uygulamasının mağduru olduğu Sözleme ihlallerini ağırlatırdığından  
yakınmaktadır. Bavuran, Komisyon ve Mahkeme'nin Türkiye'nin güneydoğusuyla ilgili diğer  
davalarda verdiği ihlal kararlarına atıfta bulunarak bunların, yetkililer tarafından ciddi insan  
hakları ihlallerini reddetme ve bunları aratırmaya yönelik hukuk yolu sunmama biçiminde  
ortaya çıktığını iddia etmitir.  
125. Sözleme'nin 3, 8, ve 13. maddeleriyle Sözlemenin 1 no'lu Protokolünün 1. maddesine  
ilikin üstteki tespitlerini göz önünde bulunduran Mahkeme, bu davada belirlenen tespitlerin  
yetkililer tarafından benimsenen bir uygulamanın parçası olup olmadığının tespit edilmesini  
gerekli bulmamaktadır.  
VĐ. SÖZLEMENĐN 14. VE 18. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
126. Bavuran, evinin ve eyalarının yok edilmesinin, Kürt kökenlilere karı yetkililerce  
yürütülen ayrımcı politikayı ve bu konudaki resmi tutumu sergilediğini dolayısıyla 14. ve 18.  
maddelerin ihlal edildiğini öne sürerek ikayette bulunmutur.  
127. 14.madde aağıdaki gibidir:  
“Bu Sözleme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,  
siyasal yada baka görüler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensup olma, servet, doğuꢀ  
veya herhangi baka bir durum bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin sağlanır.”  
18.madde aağıdaki gibidir:  
“Bu Sözleme'nin hükümleri gereğince, sözü edilen hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamalar  
ancak öngörülen amaçlar için uygulanabilir.”  
21  
128. Komisyon, bu maddeler uyarınca öne sürülen iddialar hakkında yeterli kanıt olmadığı  
gerekçesiyle adı geçen hükümlerin ihlal edilmediği görüündedir.  
129. Mahkeme de Komisyonun görüüne katılmakta ve bu iki hükmün de ihlal edilmediği  
sonucuna varmaktadır.  
VĐĐ. SÖZLEMENĐN ESKĐ 25. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI  
130. Bavuran, son olarak, 9 Ağustos 1995 tarihinde Çatakköprü Jandarma Karakolu’na  
götürülerek Komisyon’a yaptığı bavuruyla ilgili olarak sorgulandığı ve bavurusunu geri  
çekmeye zorlandığını iddia ederek Sözleme’nin eski 25. maddesinin ihlal edildiği  
gerekçesiyle ikayette bulunmaktadır. Madde aağıdaki gibidir:  
“Bu Sözlemede tanınan hakların Yüksek Akit Taraflardan birince ihlalinden zarar gördüğü  
iddiasında bulunan her gerçek kii, devlet dıı her kuruluveya özel kiilerden oluan her topluluk,  
hakkında ikayet vaki olan Yüksek Akit Tarafın bu konuda Komisyon'un yetkisini tanıdığını bildirmiꢀ  
olması halinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne sunulacak bir dilekçe ile Komisyon'a bavuruda  
bulunabilir. Yüksek Akit Taraflardan böyle bir bildirimde bulunmuolanlar, bu hakkın etkin bir  
biçimde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı taahhüt ederler...”  
131. Hükümet bu hükmün ihlal edildiği iddasını reddetmitir. Hükümet'e göre, sürmekte olan  
bir soruturmada ilgili kiilerin ifadelerini almak Sözleme'nin eski 25. maddesiyle güvence  
altına alınan etkili bavuru yapma hakkının engellenmesi biçiminde yorumlanamaz.  
132. Komisyon, bavuranın, Komisyon’a yaptığı bavuruyla ilgili olarak sorgulanmak üzere  
Çatakköprü Jandarma Karakolu’na götürüldüğünün inkar edilmediğine dikkat çekmektedir.  
Komisyon ayrıca, Silvan Cumhuriyet Savcısı’nın, anılan ifadenin alınması için bir emir  
vermediği, bu ifadenin alındığından haberdar olmadığı ve jandarmanın kendisine karı açılan  
bir soruturmada, jandarmadan ifade almasını istemenin uygun olmayacağını düündüğü  
eklindeki ifadesine iaret etmektedir. Komisyon, bir bavuran tarafından ikayet edilen  
hususlardan doğrudan sorumlu olan otoritelerin bavuranın Komisyon’a yapmıolduğu  
bavuru sebebiyle bavurana yaklamasının uygun olmadığı görüündedir. Bu düünce,  
mevcut davada olduğu üzere bavuranın zor ve hassas bir durumda olduğu ve otoriteler  
tarafından bu yönde yapılan ilemlerin, bavuranı Sözleme’nin 25. maddesi kapsamındaki  
haklarını kullanmak üzere ikayetini takip etmekten caydırmak eklinde yorumlanabileceği  
davalarda özellikle geçerlidir. Komisyon ayrıca, Türk otoritelerin bavuranı anılan ekilde  
sorgulamasının, bavuran tarafından Sözlemenin eski 25. maddesinde belirtilen bireysel  
bavuru hakkının kullanılmasını zorlatırdığı kanaatindedir. Bu nedenle, otoriteler bavuranın  
anılan hüküm kapsamındaki hakkını etkin ekilde kullanmasını engellemilerdir. Dolayısıyla  
Hükümet, Sözleme’nin eski 25. maddesi uyarınca üstlendiği yükümlülükleri yerine  
getirmekte zaafa dütür.  
133. Mahkeme, Sözleme’nin eski 25. maddesi (imdiki 34. madde) uyarınca oluturulan  
bireysel bavuru sisteminin, bavuranlara Sözleme Organlarına serbestçe bavurabilme  
hakkının tanınmasını, yetkililer tarafından kendilerine ikayetlerini geri almaları veya  
değitirmeleri yönünde herhangi bir baskı yapılmamasını gerektirdiğini düünmektedir. Bu  
bağlamda, “baskı” kavramı, sadece doğrudan ve açık olarak yapılan baskıları değil aynı  
zamanda bavuranı Sözleme organlarına bavurmaktan caydırmaya yönelik dolaylı eylem ve  
temasları da içermektedir.  
Yetkililer ve bavuran arasında cereyan eden temasların Sözleme’nin eski 25/1 maddesine  
uygun olup olmadığının değerlendirilmesi davanın özel koullarının ıığında yapılmalıdır. Bu  
22  
bağlamda bavuranın yetkililer tarafından uğrayacağı etki karısındaki hassasiyeti göz önünde  
bulundurulmalıdır. Daha önceki davalarda, Mahkeme, bavuran köylülerin yetkililer  
karısındaki zayıf konumlarını ve güneydoğu Türkiye’deki ikayetlere ilikin olarak  
bavuranların sorgulandıklarını müahade etmitir. Bu tür baskılar, Sözleme’nin eski 25.  
maddesinde öngörülen bireysel bavuru hakkını engellediği için uygunsuz ve kabul edilemez  
bir tutuma tekabül etmektedir (Salman-Türkiye [GC], 21986/93, § 130).  
134. Mahkeme, 9 Ağustos 1995 tarihinde bavuranın Çatakköprü jandarma karakoluna  
götürülerek Komisyona yaptığı bavuru hakkında sorgulandığını tespit etmitir. Bu  
sorgulamanın, bavuranın iddialarını soruturmakla görevli Silvan cumhuriyet savcısının  
talimatıyla değil de jandarma komutanının kendi inisiyatifiyle gerçekletirildiği  
anlaılmaktadır.  
135. Mahkeme, bu davadaki yakınma konusu olaylardan doğrudan sorumlu olduğu iddia  
edilen yetkililerden bir memurun sözkonusu sorgulamayı yapmasının Sözleme'de tanınan  
bireysel bavuru hakkının ileyiini engellediği ve sonuç olarak Hükümet’in Sözleme’nin  
eski 25/1 maddesi uyarınca üstlendiği yükümlülüklere uymadığı hususunda Komisyonla aynı  
fikirdedir.  
136. Bu nedenle davalı Devlet, Sözleme'nin eski 25§1 maddesi uyarınca üstlendiği  
yükümlülüklere uymamıtır.  
VĐĐĐ. SÖZLEMENĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
137. Sözleme'nin 41. maddesi aağıdaki gibidir:  
"Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözlemeci Tarafın iç  
hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette,  
zarar gören tarafın tatminine hükmeder."  
A. Maddi Zarar  
138. Bavuran evi ve mütemilatı, ürünü, ev eyaları, hayvanları, erzakları, gelir kaybı ve  
alternatif kira maliyeti tutarı olarak 99, 678.84 Đngiliz Poundu talep etmitir.  
139. Hükümet, bavuranın ev ve eyalarının güvenlik güçlerince yok edildiği iddialarının  
kanıtlanamadığını dolayısıyla herhangi bir tazminat ödenmesi gerekmediğini belirtmitir.  
Hükmolunacak adil tatmin miktarı makul sınırları amamalı ya da sebepsiz zenginlemeye yol  
açmamalıdır.  
140. Mahkeme, bavuranın ev ve eyalarının güvenlik güçlerince yok edildiğine ilikin  
saptamalarını hatırlatır (bkz. § 96). Bu saptama karısında, maddi tazminata hükmetmek  
üphesiz gereklidir. Fakat bavuran mal kaybının değer ve miktarını herhangi bir belge ya da  
baka bir kanıtla ispatlayamadığı için, Mahkeme'nin miktar değerlendirmesi, zorunluluk  
gereği, hakkaniyet ilkeleri temelinde olmalıdır.  
1. Ev ve mütemilatı  
141. Bavuran, yüzölçümü 200 m² olan evi için 5,585.29 Pound, yüzölçümü 400 m² olan ahırı  
için 3,447.06 Pound ve yüzölçümü 30 m² olan kümesi için 107.72 Pound tazminat talep  
etmitir.  
23  
142. Hükümet, 24 Kasım 1998 tarihli Bavuran'ın Yukarıgören'deki eviyle ilgili yerinde  
inceleme raporuna atıf yapmaktadır. Bu rapora göre bavaranın evi 100 m², ahırı 150 m² ve  
ağıl olarak tarif edilen bir diğer mütemilat da 30 m²'dir (bkz. § 60).  
143. Komisyon, bavuranın evi ve mütemilatının nitelik ve büyüklüğüyle ilgili tespitte  
bulunmamıtır.  
144. Kesin bir kanıtın yokluğunda Mahkeme, hakkaniyet ilkeleri temelinde değerlendirmede  
bulunarak yok olan binalar için 4,500 pound tutarında tazminata hükmetmitir. Bu tutar  
ödeme tarahindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilecektir.  
2. Diğer mallar  
145. Bavuran, sulanabilir ve ekilebilir 200 dönüm arazisi ile 371 dönüm meyva bahçesi için  
68,232.27 Pound, hayvanları için 8,213.34 Pound, ev eyaları için 5,899.32 Pound ve erzaklar  
için de 2,185.07 Pound talep etmitir.  
146. Hükümet bavuranın taleplerinin bir hayli abartılı olduğunu belirtmektedir. Diğer  
köylülerden elde edilen bilgilere göre, bavuranın u anda kiralanmıolan 120 dönüm kurak  
arazisi bulunmaktadır. Hükümet, bavuranın meyva bahçesinin sadece 180 dönüm olduğunu,  
hayvanları olup olmadığının da tespit edilemediğini olsa bile bunların türlerinin  
belirlenemediğini iddia etmitir. Hükümet, bavuranın u anda talep ettiği ev eyalarının  
tümüne ve erzağa sahip olup olmadığının da üpheli olduğunu belirtmitir.  
147. Mahkeme bavuranın evindeki eyaların yok edildiğinin ve evi yakıldıktan sonra  
ailesiyle birlikte Yukarıgören'i terk etmek zorunda bırakıldığının tespit edildiğini hatırlatır  
(bkz. § 96). Dolayısıyla bu durum bavuranın kimi kayıplara uğramasını kaçınılmaz kılmıtır.  
Mahkeme, bavuranın zarar görmüev eyaları arasında buzdolabı, televizyon, kaset çalar,  
çamaır makinası, mutfak eyaları, soba, ev eyaları, mobilya, yatak, yorgan ve çaraflar,  
perdeler, kapılar ve pencereler bulunduğunun Komisyon tarafından belirlendiğini hatırlatır  
(bkz. § 69).  
148. Bavuranın diğer malları konusunda bağımsız ve inandırıcı kanıtların yokluğunda ve  
hakkaniyet ilkeleri temelinde Mahkeme, bavurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
Türk Lirasına çevrilmek üzere 4,000 Pound verilmesine hükmetmitir. Mahkeme, ne ekili  
arazi ve meyva bahçesi için ne de bavuranın hayvanları için bir tazminata hükmetmitir.  
Bavuran bunların, evinin ve mütemilatının yok edilmesi sonucunda zarar gördüğünü  
kanıtlayamamıtır.  
3.Gelir Kaybı  
149. Bavuran çiftçilikten uğradığı gelir kaybı tutarı olarak 7,285.18 Pound talep etmitir.  
150. Bavuranın sahip olduğu arazinin büyüklüğü ve buradan elde edilen gelir miktarı  
konusunda bağımsız kanıtların yokluğunda Mahkeme, hakkaniyet ilkelerini göz önünde  
bulundurarak, bu balık altında, bavurana ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk  
Lirasına çevrilmek üzere 2,500 Pound ödenmesine hükmetmitir.  
24  
4.Alternatif kira maliyeti  
151. Bavuran Ekim 1994 ile Haziran 2000 tarihleri arasında, Batman'da ödediği kira bedeli  
olarak 3,908.67 Pound'a tekabül eden 3,517,800,000 TL talep etmitir.  
152. Bavuranın bu balık altındaki iddiaları konusunda bağımsız kanıtların yokluğunda  
Mahkeme, hakkaniyet ilkeleri temelinde, bavurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden  
Türk Lirasına çevrilmek üzere 1,000 Pound verilmesine hükmetmitir.  
B. Manevi Zarar  
153. Mahkeme'nin Selçuk ve Asker-Türkiye davasında (24 Nisan 1998 tarihli karar, Reports  
1998-II, s.917, §§ 116-118) bu balık altında hükmettiği tazminat tutarına dayanan bavuran,  
manevi tazminat tutarı olarak 10,000 Pound talep etmitir.  
154. Đhlal iddialarının reddeden Hükümet, manevi tazminata hükmedilmemesi gerektiğini,  
eğer hükmedilecekse de, Mahkeme'nin Türkiye'deki ekonomik koulları göz önünde  
bulundurması gerektiğini öne sürmütür.  
155. Mahkeme, manevi zarar konusunda, Sözleme'nin 3,8, ve 13. maddeleriyle, 1 No.lu  
Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmasının ciddiyetini göz önünde  
bulundurarak, bir tazminata hükmetmesi gerektiğini düünmektedir (bkz §§ 104, 109 ve 123).  
Ayrıca, bavuran Sözleme'ye güvence altına alının etkili bavuru hakkını kullanmaktan da  
alıkonulmutur (bkz. § 136).  
156. Mahkeme, bavurana manevi tazminat tutarı olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere 10,000 Pound verilmesine karar vermitir.  
C. Masraflar  
157. Bavuran, bavuruda bulunmak için yaptığı masraflar için, Avrupa Konseyinden aldığı  
yasal yardım tutarı olan 13,445 Fransız Frangı düülerek 27,272.40 Pound verilmesini talep  
etmitir. Bu tutarın 3,370 Poundu çeviri, 2,175 Poundu ise Türkiye'deki avukatlık masrafları  
içindir.  
158. Hükümet, yapılan masrafların kanıtlanamadığını belirtmitir. Çeviri masraflarının  
abartılğını da öne sürmütür.  
159. Hakkaniyet temelinde karar veren ve bavuranın dile getirdiği iddiaların ayrıntılarını göz  
önünde bulunduran Mahkeme, bavurana her türlü Katma Değer Vergisi ile birlikte 21,500  
Pound verilmesini, bu tutardan Avrupa Konseyinden alının 13,445 Fransız Frangı tutarındaki  
yasal yardımın düülmesini ve kalan miktarın bavuranın temsilcisinin Đngilteredeki banka  
hesabına yatırılmasını kararlatırmıtır (cf. Scozzari ve Giunta-Đtalya [GC], 39221/98,  
13.7.2000, § 258).  
D. Temerrüt Faizi  
160. Mahkeme'nin edindiği bilgilere göre, bu kararın verdiği tarihte Đngiltere'deki yasal faiz  
oranı yıllık % 7,5'tir.  
25  
BU SEBEPLERLE MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Sözleme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,  
2. Sözleme’nin 8. maddesiyle 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine,  
3. Sözleme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine,  
4. Sözleme’nin 14. ve 18. maddelerinin ihlal edilmediğine,  
5. Davalı Devlet’in Sözleme’nin 25/1 maddesi uyarınca üstlendiği yükümlülüklere  
uymağına,  
6. (a) Davalı Devlet’in bavurana aağıdaki miktarları ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Türk Lirasına çevrilmek suretiyle üç ay içinde ödemesine,  
(i)  
(ii)  
Maddi tazminat tutarı olarak 12.000 (onikibin) Đngiliz Sterlini,  
Manevi tazminat tutarı olarak 10.000 (onbin) Đngiliz Sterlini;  
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 7.5 basit  
faiz uygulanmasına;  
7. (a) Davalı Devlet’in, bavuranın temsilcisine, harcama ve masraflar için, temsilcinin  
Đngiltere’deki Sterlin hesabına, bu kararın verildiği tarihteki döviz kuru üzerinden Đngiliz  
Sterlinine çevrilerek 13.445 Fransız Frangı’nın düülüp, yansıtılabilecek KDV ile birlikte  
21.500 Đngiliz Sterlini’nin üç ay içinde ödemesine,  
(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 7.5 basit  
faiz uygulanmasına;  
8. Bavuranın adil tatmine ilikin diğer taleplerinin reddine,  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce verilen ibu karar, 16 Kasım 2000 tarihinde Đçtüzüğün 77/2 ve 77/3 hükümleri  
uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Erik Fribergh  
Sekreter  
Andras Baka  
Bakan  
26