eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Son olarak başvuranlar, gözaltında avukat
yardımından yararlanamamaktan şikayetçilerdir. Bu hususlarda başvuranlar, AİHS’nin 6.
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, öncelikle, altı ay kuralına riayet edilmediğini savunmaktadır. Hükümete göre
başvuranların, Yargıtay kararının açık duruşmada tefhim edildiği tarih olan 13 Mart 2002
tarihinden itibaren altı ay içerisinde başvurularını sunmaları gerekirdi.
AİHM, mahkeme kararının tebliğ edilmesinin Türk hukukunda olduğu gibi iç hukukta
öngörülmediği durumlarda, kararın tarafların kullanımına sunulduğu tarihi – ki bu, tarafların
kararın içeriğinden tam anlamıyla haberdar olabildikleri tarihi ifade etmektedir - göz önüne
almanın uygun olacağına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Seher Karataş-Türkiye,
başvuru no: 33179/96, 9 Temmuz 2002). Ayrıca, içtihada göre, Yargıtay karar metni, AİHM
önünde iddialarını geliştirmeleri için başvuranlarda veya avukatlarında bulunmalıdır (Fressoz
ve Roire-Fransa, başvuru no: 29183/95, 26 Mayıs 1997 tarihli Komisyon kararı).
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı ve Başkanı tarafından imzalanan belgeye göre,
13 Mart 2002 tarihinde tefhim edilen 7 Mart 2002 tarihli Yargıtay kararının, 18 Nisan 2002
tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulduğunu
gözlemlemektedir.
Hiçbir unsur, başvuranların veya avukatlarının, katılma zorunluluklarının bulunmadığı bir
açık duruşmada tefhim edilen karar metninden haberdar olabileceklerini düşünme imkanı
sağlamamaktadır (Fressoz ve Roire; Okul-Türkiye, başvuru no: 45358/99, 4 Eylül 2003).
Dolayısıyla, mevcut davada, altı ay süresi, 18 Nisan 2002 tarihinde yani başvurunun AİHM’e
sunulmasından tam altı ay önce ve AİHS’nin 35/1 maddesinde belirlenen süre içerisinde
işlemeye başlamıştır.
Binaenaleyh, Hükümet’in başvurunun gecikmeli olarak yapıldığı hususundaki itirazının
reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
İçtihadının ortaya koyduğu kıstaslar ışığında (Göç, Salduz ve Gençel ile Miran-Türkiye,
başvuru no: 43980/04, 21 Mart 2009) ve elindeki unsurları göz önünde bulunduran AİHM,
başvuranların şikayetlerinin esastan inceleme konusu yapılması gerektiği kanaatindedir.
Nitekim AİHM, şikayetlerin kabuledilemezliğine ilişkin hiçbir gerekçe bulunmadığını tespit
etmektedir. Dolayısıyla başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Mevcut davada AİHM, başvuranlar hakkında açılan ceza davasının bir asker üç hakimden
oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüldüğünü belirtmektedir. Sözkonusu mahkeme
çok sayıda usuli işlem ve duruşma gerçekleştirmiştir. Askeri hakimin yerini sivil hakimin
alması ancak 22 Haziran 1999 tarihinde gerçekleşmiştir. Sözkonusu tarihin ardından,
sanıkların son layihalarını sunmaları için tanınan yeni süreler nedeniyle, duruşmalar karar
tarihine kadar düzenli olarak ertelenmiştir.
3