CONSEIL  
DE L’EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
BİLGİN ve BULGA -TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:43422/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
16 Haziran 2009  
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43422/02) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaşı) Salih Zeki Bilgin ve İlhan Bulğa’nın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları  
Mahkemesi’ne 18 Ekim 2002 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına  
ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış  
olduğu başvurudur.  
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından H. Girit ve G. Şan tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
4 Kasım 1996 tarihli bir iddianame ile Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
sözkonusu mahkeme önünde başvuranları silahlı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır. Dava  
boyunca, biri asker üç hakimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi, birçok duruşma  
gerçekleştirmiş ve sözkonusu duruşmalar sırasında lehte ve aleyhteki tanıklar ile başvuranı  
yakalayan ve gözaltına alan polis memurlarından birinin ifadelerini dinlemiştir. Ayrıca  
mahkeme, polis merkezinde verilen beyanların, yer gösterme videosunun incelenmesinin  
ardından düzenlenen raporun ve yakalama ve yer gösterme tutanaklarının okunmasına yer  
vermiştir. Mahkeme, başvuranların sözkonusu kanıt unsurları hakkındaki yorumlarını ve  
savunmalarını dinlemiştir.  
22 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin oluşumunu  
düzenleyen 143. maddesine getirilen bir değişiklik yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak,  
başvuranların davasına üç sivil hakimden oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde devam  
edilmiştir.  
Savcılığın 2 Temmuz 1999 tarihli son iddialarının sunumunu takip eden iki yıl boyunca,  
aralarında başvuranların da bulunduğu sanıkların savunma layihalarının sunumu için çok  
sayıda duruşma ertelenmiştir.  
3 Ağustos 2001 tarihli bir kararla, Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranlar hakkında, silahlı  
örgüte üye olmaktan on iki yıl altı ay hapis cezasına hükmetmiştir. 7 Mart 2002 tarihli bir  
kararla Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşü başvuranlara tebliğ  
edilmeksizin, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen bahsekonu kararı onamıştır.  
Yargıtay’ın 7 Mart 2002 tarihli kararı, 13 Mart 2002 tarihinde açık duruşmada tefhim edilmiş  
ve 18 Nisan 2002 tarihinde kesinleşmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, oluşumunda askeri bir hakim bulunması nedeniyle kendilerini yargılayan Devlet  
Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını ileri sürmektedirler.  
Ayrıca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların  
2
eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Son olarak başvuranlar, gözaltında avukat  
yardımından yararlanamamaktan şikayetçilerdir. Bu hususlarda başvuranlar, AİHS’nin 6.  
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, öncelikle, altı ay kuralına riayet edilmediğini savunmaktadır. Hükümete göre  
başvuranların, Yargıtay kararının açık duruşmada tefhim edildiği tarih olan 13 Mart 2002  
tarihinden itibaren altı ay içerisinde başvurularını sunmaları gerekirdi.  
AİHM, mahkeme kararının tebliğ edilmesinin Türk hukukunda olduğu gibi iç hukukta  
öngörülmediği durumlarda, kararın tarafların kullanımına sunulduğu tarihi – ki bu, tarafların  
kararın içeriğinden tam anlamıyla haberdar olabildikleri tarihi ifade etmektedir - göz önüne  
almanın uygun olacağına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (Seher Karataş-Türkiye,  
başvuru no: 33179/96, 9 Temmuz 2002). Ayrıca, içtihada göre, Yargıtay karar metni, AİHM  
önünde iddialarını geliştirmeleri için başvuranlarda veya avukatlarında bulunmalıdır (Fressoz  
ve Roire-Fransa, başvuru no: 29183/95, 26 Mayıs 1997 tarihli Komisyon kararı).  
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı ve Başkanı tarafından imzalanan belgeye göre,  
13 Mart 2002 tarihinde tefhim edilen 7 Mart 2002 tarihli Yargıtay kararının, 18 Nisan 2002  
tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi kaleminde tarafların kullanımına sunulduğunu  
gözlemlemektedir.  
Hiçbir unsur, başvuranların veya avukatlarının, katılma zorunluluklarının bulunmadığı bir  
açık duruşmada tefhim edilen karar metninden haberdar olabileceklerini düşünme imkanı  
sağlamamaktadır (Fressoz ve Roire; Okul-Türkiye, başvuru no: 45358/99, 4 Eylül 2003).  
Dolayısıyla, mevcut davada, altı ay süresi, 18 Nisan 2002 tarihinde yani başvurunun AİHM’e  
sunulmasından tam altı ay önce ve AİHS’nin 35/1 maddesinde belirlenen süre içerisinde  
işlemeye başlamıştır.  
Binaenaleyh, Hükümet’in başvurunun gecikmeli olarak yapıldığı hususundaki itirazının  
reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.  
İçtihadının ortaya koyduğu kıstaslar ışığında (Göç, Salduz ve Gençel ile Miran-Türkiye,  
başvuru no: 43980/04, 21 Mart 2009) ve elindeki unsurları göz önünde bulunduran AİHM,  
başvuranların şikayetlerinin esastan inceleme konusu yapılması gerektiği kanaatindedir.  
Nitekim AİHM, şikayetlerin kabuledilemezliğine ilişkin hiçbir gerekçe bulunmadığını tespit  
etmektedir. Dolayısıyla başvuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı  
Mevcut davada AİHM, başvuranlar hakkında açılan ceza davasının bir asker üç hakimden  
oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görüldüğünü belirtmektedir. Sözkonusu mahkeme  
çok sayıda usuli işlem ve duruşma gerçekleştirmiştir. Askeri hakimin yerini sivil hakimin  
alması ancak 22 Haziran 1999 tarihinde gerçekleşmiştir. Sözkonusu tarihin ardından,  
sanıkların son layihalarını sunmaları için tanınan yeni süreler nedeniyle, duruşmalar karar  
tarihine kadar düzenli olarak ertelenmiştir.  
3
Ayrıca mevcut davada, askeri hakimin yerini yargılama sona ermeden sivil hakimin alması  
akabinde hiçbir usuli işlem yenilenmediğinden, askeri hakimin değişmiş olması başvuranları  
yargılayan mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin şüpheleri gidermemiştir  
(Öcalan-Türkiye, başvuru no: 46221/99).  
Bu itibarla, sözkonusu hususta AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.  
2. Avukat yardımı yapılmaması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ  
edilmemesi  
AİHM, başvuranların sunduğu şikayetlere benzer şikayetleri incelediğini ve Yargıtay  
Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşlerinin tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS’nin 6/1  
maddesinin (Göç-Türkiye), gözaltı sırasında avukat yardımından yoksun bırakılma ile ilgili  
olarak da, AİHS’nin 6/3 c) maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır  
(Salduz-Türkiye). AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in farklı sonuçların  
oluşmasına yol açacak ikna edici hiçbir delil ve argüman sunmadığı kanaatine varmıştır.  
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 ve 6/3 c) maddeleri ihlal edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranların her biri, 5.000 TL (yaklaşık 2.800 Euro) maddi tazminat ve 15.000 TL  
(yaklaşık 8.500 Euro) manevi tazminat talep etmiştir. Ayrıca başvuranlar, avukatlık ücreti için  
3.000 TL (yaklaşık 1.700 Euro) ve yargılama masraf ve giderleri için 400 TL (yaklaşık 220  
Euro) talep etmiştir.  
AİHM, tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir.  
Manevi tazminata ilişkin olarak ise, AİHM, hakkaniyet ilkesine uygun olarak, başvuranların  
her birine 1.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.  
Öte yandan AİHM, bir kimsenin, mevcut davada olduğu gibi, AİHS’nin gerekli kıldığı  
tarafsız ve bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya  
mahkum edildiği sonucuna ulaştığında, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava açılmasının ya da  
yargılamanın yenilenmesinin, tespit edilen ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun  
yolu teşkil edeceği kanaatindedir (Öcalan-Türkiye).  
AİHM, belgelendirilmediğini göz önüne alarak, masraflara ilişkin talebi reddetmektedir. Buna  
karşın, avukatlık ücretine ilişkin olarak AİHM, başvuranların avukatı tarafından tebliğ edilen  
çalışma tarifesini göz önüne almış ve avukatlık ücreti olarak başvuranların her birine 1.000  
Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmiştir.  
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı  
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.  
4
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;  
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin oluşumunda askeri hakimin bulunması, gözaltı  
sırasında avukat yardımı yapılmaması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın  
görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AİHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafının ve 3.  
paragrafının c) bendinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, Savunmacı  
Devlet tarafından başvuranların her birine aşağıdaki miktarların ödenmesine:  
i)  
Manevi tazminat için her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin  
Euro)  
ii)  
Avukatlık ücreti için her türlü vergiden muaf tutularak 1.000 Euro (bin  
Euro)  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına  
4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
5