CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BĐNGÖL - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 36141/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Haziran 2010  
Đꢀbu karar Sözleme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecek olup  
ekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (36141/04) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Abdulkerim Bingöl’ün (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 26 Temmuz 2004  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
F. Aydınkaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1968 doğumlu olup, Mu'ta ikâmet etmektedir.  
Bavuran olayların meydana geldiği dönemde DEHAP (Demokratik Halk Partisi)  
komitesinin bir üyesi olarak siyasi faaliyetler yürütmektedir.  
28 ubat 2003 tarihinde, bavuran Doğubeyazıt ilçesinde bir salonda düzenlenen DEHAP  
kongresi sırasında bir konuma yapmıtır.  
Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı (« savcı», « EDGM»), 25 Mart  
2003 tarihli iddianamede bavuranın terör örgütü PKK 'yı desteklediği gerekçesiyle eski Türk  
Ceza Kanunu'nun 169. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini istemitir.  
EDGM davayı Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin 2. fıkrası kapsamında  
değerlendirmitir. 7 Ekim 2003 tarihli kararında mahkeme, belli bir sosyal sınıf, ırk ve  
bölgeye ait olduklarına dayalı ayrımcı bir zihniyetle halkı açıkça kin ve dümanlığa  
kırtmak suçundan bavuranı sözkonusu hüküm gereğince bir yıl altı ay hapis cezasına  
mahkûm etmitir.  
Mahkeme konumanın aağıdaki bölümünü dikkate almıtır:  
Bavuran, bu kararı temyize götürmütür.  
Yargıtay, 16 ubat 2004 tarihinde verdiği kesin kararda, ilk derece mahkemesinin kararını  
onamıtır.  
Bavuran, cezasını fiilen yedi ay hapis yatarak tamamlamıtır.  
Serbest bırakıldıktan sonra bavuran, seçimlere girmeden önce istifa ettiği imamlık  
görevine geri dönmek isteğiyle Diyanet Đꢀleri Bakanlığı'na bavurmutur.  
Bu talebi reddedilmitir. Đdare mahkemesi nezdinde yaptığı itiraz da yukarıda belirtilen  
cezai mahkûmiyet gerekçesiyle yürürlükteki yasalara uygun olarak reddedilmitir.  
Bavuran, 2007 seçimlerine katılmayı denemi, ancak yine mahkûmiyeti nedeniyle  
adayğı reddedilmitir.  
2
Son olarak, bavuranın sözkonusu mahkûmiyetinin sabıka kaydından silinmesi yönündeki  
talebi MuAğır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmitir.  
HUKUK  
I. AĐHS'NĐN 10. MADDESĐNĐN 14. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK ĐHLAL  
EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS'nin 9 ve 19. maddelerine atıfta bulunan bavuran, bir siyaset adamı olarak yaptığı  
konumadan ötürü ağır bir ekilde cezalandırılmasından ikâyetçi olmaktadır. Bavuran,  
mahkûmiyetinin ayrıca AĐHS'nin 14. maddesi anlamında kürt etnik azınlığına aidiyetine  
dayalı bir ayrımcılık oluturduğu kanaatindedir.  
AĐHM, bu ikâyetlerin AĐHS'nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 10. maddesi kapsamında  
incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.  
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
AĐHM, bavurunun AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını ve ayrıca baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit  
etmektedir. Dolayısıyla, bavurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.  
B. Esasa ilikin  
Bavuran, olayın meydana geldiği dönemdeki politikacı kimliğini hatırlatmaktadır.  
Konumasının içeriği hakkında ise bavuran, ülkenin yakın tarihini siyasi paradigma  
çerçevesinde analiz ettiğini ileri sürmektedir. Konumasının barıve kardelik mesajı  
verdiğini, asla kin ve dümanlık aılamaya yönelik olmadığını belirtmektedir. Bavuran,  
demokratik eletiri yapma hakkının sınırları içerisinde muhalif bir konuma yaptığı için  
cezalandırıldığına inanmaktadır.  
Bavuran, terörle mücadele gerekçesinin, ifade özgürlüğü gibi temel hakların yok  
sayılmasını haklı gösteremeyeceğini savunmaktadır. Bavuran tam tersine bu özgürlüğün  
sözkonusu mücadele için gerekli olduğunu eklemektedir.  
Bavuran, ihtilaflı müdahalenin tek amacının insanları Devletin resmi ideolojisini ve tarihi  
yorumunu tartımaya açan ifadelerden caydırmak olduğunu ileri sürmektedir. Bavuran,  
AĐHS'nin 10. maddesinin ikinci paragrafı anlamında hiçbir meru amacın bulunmadığı  
sonucunu çıkarmaktadır.  
Son olarak bavuran, mahkûm olmasının yanı sıra bu mahkûmiyetin sonucunda siyasal  
haklarının da kısıtlanmasının özellikle ifade özgürlüğüne ciddi bir müdahale oluturduğunu  
savunmaktadır.  
Hükümet, müdahalenin yasayla öngörüldüğünü ve ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu  
düzeninin korunması, suçun engellenmesi ve bakalarının hak ve özgürlüklerinin korunması  
3
gibi birçok meru amaca yönelik olduğunu kaydetmektedir. Hükümet ayrıca terörle  
mücadelenin ihtilaflı müdahaleyi haklı kılan mutlak bir gereklilik oluturduğunu  
savunmaktadır.  
Hükümet, özellikle « sözkonusu konumanın sadece içeriğinin o gün iddet riski taıyıp  
taımadığına ya da doğrudan bir iddet eylemi ile nedensellik bağı bulunup bulunmadığına  
bakılmaksızın kısıtlama getirmek için yeterli olduğunu » kaydetmektedir.  
Hükümet, Fransa aleyhine Garaudy davası (no 65831/01, 24 Haziran 2003) kararına ve  
AĐHS'nin 17. maddesine atıfta bulunarak, sözkonusu konumanın içeriğinin siyasi bir tartıma  
olarak değerlendirilemeyeceği ve kamu güvenliği için tehlikeli olduğu kanaatindedir.  
Hükümet, son olarak bavuranın eski Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesinin 2. fıkrasında  
öngörülen cezaların en ağırına çarptırılmadığını belirtmektedir. Bu itibarla, Hükümet  
müdahalenin izlenen meru amaçla orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.  
AĐHM, ilk önce sözü edilen Garaudy kararında AĐHM'nin sözkonusu sözlerin ciddi  
olumsuz bir nitelik taıdığı ve AĐHS'nin adalet ve barıgibi temel değerlerine aykırılık tekil  
ettiği gerekçesiyle ihtilaflı konumanın 10. maddenin koruması altında 17. maddeden  
çıkarılması gerektiğine hükmettiğini gözlemlemektedir (bakınız ayrıca Hollanda aleyhine  
Glimmerveen ve Hagenbeek davası, 11 Ekim 1979 tarihli Komisyon kararı; Polonya aleyhine  
W.P. Ve diğerleri davası, 2 Eylül 2004 tarihli karar; Birleik Krallık aleyhine Norwood  
dava, 16 Kasım 2004 tarihli karar). AĐHM, mevcut davada ihtilaflı konumanın sözü edilen  
içtihatla karılatırılamayacak nitelikte olduğunu not etmektedir. Zaten Hükümet bu konuda  
hiçbir bilgi vermemektedir. Dolayısıyla, AĐHS'nin korumasını ortadan kaldıran ve etkisiz hale  
getiren 17. madde mevcut davada söz konusu olamaz.  
AĐHM, buna ilaveten ihtilaflı mahkûmiyetin bavuranın 10. maddenin 1. paragrafında  
öngörülen ifade özgürlüğüne bir müdahale tekil ettiği konusunda taraflar arasında bir  
tartıma olmadığını hatırlatmaktadır. Ayrıca, müdahalenin yasayla öngörüldüğü konusunda da  
bir itiraz bulunmamaktadır.  
Bununla birlikte, AĐHM'nin mevcut davada Hükümetin öne sürdüğü meru amaçlardan biri  
hakkında ciddi üpheleri bulunmaktadır. AĐHM, yine de müdahalenin « demokratik bir  
toplumda gerekli » olup olmadığını inceleyecektir.  
AĐHM, mevcut davadaki sorunlara benzer davalara daha önce de bakmıve AĐHS'nin 10.  
maddesinin ihlal edildiğini tespit etmitir (bakınız, özellikle, Türkiye aleyhine Özkaya davası,  
no 42119/98, 30 Kasım 2004; Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC], no 23556/94, prg. 38,  
CEDH 1999-IV; Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 74, CEDH 1999-VI;  
Türkiye aleyhine Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, prg. 80, 10 Ekim  
2000 ; Türkiye aleyhine Karkın davası, no 43928/98, prg. 39, 23 Eylül 2003 ; Türkiye aleyhine  
Kızılyaprak davası, no 27528/95, prg. 43, 2 Ekim 2003).  
Mevcut davayı yerleik içtihadı ıığında inceleyen AĐHM, Hükümetin farklı bir sonuca  
varmaya yeterli herhangi bir olgu ve argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır. AĐHM,  
sözkonusu konumada kullanılan terimleri ve hangi koullarda söylendiğini özenle dikkate  
almaktadır. Bu bağlamda, AĐHM incelediği durumu çevreleyen koulları ve özellikle terörle  
mücadele ile ilgili zorlukları göz önüne almaktadır (bakınız Đbrahim Aksoy, ilgili bölüm, prg.  
60, ve Türkiye aleyhine Incal davası, 9 Haziran 1998, prg. 58, Karar ve hükümlerin derlemesi  
1998-IV).  
4
Đhtilaflı konuma, Türk Devleti'nin Cumhuriyetin kuruluundan beri kürt sorunu ile ilgili  
sürdürmüolduğu politikaları sert bir eletirisel dille analiz etmektedir.  
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, ihtilaflı konumanın halkı kin ve dümanlığa  
kırtan sözler içerdiği kanaatine vardığını kaydetmektedir.  
Ulusal mahkemelerin kararlarındaki gerekçeleri inceleyen AĐHM, bavuranın  
konumasında ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte bir unsur  
bulunmadığı kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Türkiye aleyhine Sürek davası  
(no 4) [GC], no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, özellikle ihtilaflı konumanın  
bazı bölümleri Türk Devleti için negatif bir tablo çizmive bu bağlamda dümanca bir  
anlatım tonu vermiolsa da, iddet kullanımını, silahlı direnii ve isyanı kıkırtmağını ve  
sözkonusu konumanın bölgede derin ve mantıksız bir kin uyandırmak suretiyle durumun  
sorumlusu olarak gösterilenlere karı halkı iddete tevik edecek bir nitelik taımadığını  
gözlemlemekte ve AĐHM'nin gözünde bu hususun dikkate alınması gereken en önemli unsur  
olduğunu kaydetmektedir (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 1) [GC], no  
26682/95, prg. 62, CEDH 1999-IV, ve Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no 24919/94,  
prg. 50, 8 Temmuz 1999).  
AĐHM, verilen cezanın tür ve ağırlığının müdahalenin orantılılığını değerlendirirken göz  
önüne alınması gereken önemli unsurlar olduğunu kaydetmektedir.  
Bu bağlamda AĐHM, bavuranın maruz kaldığı cezanın ağırlığını not etmektedir: bavuran  
bir yıl altı ay hapis cezasına mahkûm olmutur. Ceza mahkemesi tarafından mahkûm  
edilmesi, bavuranın eskiden olduğu gibi kamu görevi yapmasına ve siyasete devam etmesine  
kısıtlama getirdiği için sivil yaamında da etkili olmutur.  
Her ne kadar verilen cezanın miktarı genelde ulusal mahkemelere özgü bir yetki olsa da,  
AĐHM siyasi konuma alanında ilenen bir suç nedeniyle verilen hapis cezasının, AĐHS'nin -  
temel hakların ihlal edildiği durumlarda örneğin kin güden ve iddete kıkırtan söylemlerde  
olduğu gibi - istisnalar içeren 10. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü ile  
bağdamadığı kanaatine varmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Cumpănă  
ve Mazăre davası [GC], no 33348/96, prg. 115, CEDH 2004-XI ; Türkiye aleyhine Feridun  
Yazar davası, no 42713/98, prg. 27, 23 Eylül 2004 ; Türkiye aleyhine Sürek ve Özdemir davası  
[GC], no 23927/94 ve 24277/94, prg. 63, 8 Temmuz 1999).  
AĐHM'nin gözünde, meru bir kamu yararı meselesinin tartıılması bağlamında yapılan  
ihtilaflı konumanın sözkonusu olduğu mevcut dava koullarında, hapis cezası verilmesini  
haklı gösterecek hiçbir unsur bulunmamaktadır.  
AĐHM, ihtilaflı müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve bu nedenle de  
« demokratik bir toplumda gerekli » olmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, AĐHS'nin  
10. maddesi ihlal edilmitir.  
Vardığı bu sonuç çerçevesinde AĐHM, ikâyetin ayrıca 14. madde kapsamında  
incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.  
5
II. AĐHS'NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, uğradığı maddi zarar karılığında 418 378 TL (yaklaık 200 000 Euro'ya  
edeğer) talep etmektedir. Bu bağlamda bavuran, kamu hizmetine geri dönmesi ya da  
yeniden milletvekili seçilmiolması halinde kazanacağı itibari ücret tutarlarını öne  
sürmektedir.  
Bavuran ayrıca, manevi tazminat bağı altında 120 000 TL (yaklaık 60 000 Euro) talep  
etmektedir.  
Hükümet, bu taleplerin mesnetsiz ve özellikle objektif kıstaslara dayalı olmadığı  
kanaatindedir.  
Maddi tazminat ile ilgili olarak AĐHM, kazanç kaybının hiçbir kanıta dayanmadığını tespit  
etmektedir. Bu itibarla AĐHM, sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karın manevi tazminat  
olarak bavurana 15 000 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına hükmetmektedir.  
B. Yargı masraf ve giderleri  
Bavuran, ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde görülen yargılama masraf ve  
giderleri karılığında 22 625 Euro talep etmektedir. Bu talebiyle ilgili olarak bavuran, kendisi  
ile avukatının birlikte imzaladıkları ve AĐHM kararı kesinletikten sonra üç ay içerisinde  
12 125 TL (yaklaık 6 000 Euro) tutarının ve yargı masrafı karılığında avans olarak 300 TL  
(yaklaık 150 Euro) tutarının ödenmesini öngören bir protokolü bavurusuna eklemitir. Son  
olarak bavuran, 2 035 TL (yaklaık 1 000 Euro) tutarında bir tercüme faturası sunmaktadır.  
Hükümet, bu taleplerin haksız ve abartılı olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM’nin yerleik içtihadına göre bir bavuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada elindeki belgeleri ve  
yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, AĐHM önünde görülen yargılama için bavurana  
2 000 EUR ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3  
puanlık bir artıın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 14. maddesi hakkındaki ikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından bavurana:  
6
i. manevi tazminat olarak 15.000 (on bebin) Euro ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7