4 Aralık 2004 tarihinde, 5271 sayılı Kanun kabul edilmiꢀtir. Bu Kanun, yeniden
yapılan duruꢀma sonucu beraat eden kiꢀilere, cezanın infazı nedeniyle görülen zararlara
karꢀılık tazminat talep edebilecekleri bir hukuk yolu sağlamaktadır. Söz konusu Kanun 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiꢀtir. Baꢀvuran 1 ꢁubat 2005 tarihinde beraat ettiği için
cezaevinde geçirdiği süre karꢀılığı tazminat talebinde bulunamamıꢀtır.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1. maddesi uyarınca, kendisini mahkum eden Adana Devlet
Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve
tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca, AĐHS’nin
10. maddesi uyarınca, cezai mahkumiyetinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal
ettiğini ileri sürmüꢀtür.
Hükümet, baꢀvuranın 2005 yılında beraat ettiğine göre artık mağdur konumda
sayılamayacağını belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca olan
ꢀikayetinin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri
sürmüꢀtür. Zira baꢀvuran, iç hukuk iꢀlemlerinin hiçbir aꢀamasında AĐHS hükümlerine
dayanmamıꢀtır.
AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın, biri askeri hakim olmak
üzere üç hakimden oluꢀan Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini
ve bir yıl hapis cezasına çarptırıldığını kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran hapis cezasını 2000 yılında
çekmiꢀtir. Akabinde yeniden duruꢀma yapıldığı ve 2005 yılında hakkındaki suçlamalardan
beraat ettiği doğrudur. Ancak, beraat etmesine rağmen, iç hukuk uyarınca, cezaevinde
geçirdiği süre karꢀılığı tazminat talebinde bulunma hakkı yoktur. AĐHM, dolayısıyla,
baꢀvuranın artık mağdur konumda sayılamayacağı yönündeki Hükümet itirazının
desteklenemeyeceği kararına varmıꢀtır.
10. madde uyarınca yapılan ꢀikayete iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın artık mağdur
konumda sayılamayacağı yönündeki Hükümet itirazı ile ilgili olarak geçmiꢀte benzer
davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir (bkz.,
özellikle, Yaꢀar Kaplan – Türkiye, no. 56566/00, 24 Ocak 2006). AĐHM bu davada daha
önceki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiꢀtir.
Hükümet’in ön itirazlarının ikinci kısmına iliꢀkin olarak, AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1.
maddesinde ortaya konan hukuk yollarını tüketme kuralının “bir dereceye kadar esneklikle ve
aꢀırı kuralcılık olmadan” uygulanması gerektiğini; daha sonra Strazburg’ta yapılması
amaçlanan ꢀikayetlerin “en azından esas olarak ve iç hukukta ortaya konan resmi ꢀartlar ve
zaman süreleri ile uyumlu olarak” ulusal makamlar önünde yapılmıꢀ olması gereğinin yeterli
olduğunu hatırlatmıꢀtır (bkz., Erdoğdu – Türkiye, no. 25723/94). Bu davada, AĐHM,
baꢀvuranın, duruꢀma sırasında yerel mahkemeler huzurunda, ırk ve bölgeye dayalı ayrım
yapmak suretiyle kin ve düꢀmanlığa teꢀvik etmediğini ifade ettiğini kaydetmiꢀtir. Yukarıda
belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca olan ꢀikayetinin, en
azından esas açısından, yerel mahkemelere sunulduğu kararına varmıꢀtır (bkz., üzerinde
gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95; Kar ve
Diğerleri – Türkiye, no. 58756/00, 3 Mayıs 2007). Sonuç olarak, diğer itiraz gibi bu itiraz da
desteklenemez.
3