COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
DÖRDÜNCÜ DAĐRE  
BĐRDAL – TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 53047/99)  
KARAR  
STRAZBURG  
2 Ekim 2007  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ekle  
ilikin değiiklik yapılabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesi  
uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Akın Birdal (“bavuran”) isimli bir Türk vatandaı  
tarafından, 16 Ekim 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan bavurudan  
(no. 53047/99) kaynaklanmaktadır.  
Bavuran, Ankara Barosu’na bağlı avukat S. Aslantatarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVA OLAYLARI  
Bavuran 1948 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.  
6 Eylül 1995 tarihinde, Dünya BarıGünü sebebiyle, bavuran, Birleik Sosyalist Parti  
tarafından Mersin’de düzenlenen panelde konuma yapmıtır.  
Bavuranın konuması u ekildedir:  
“Burada barıiçin toplandık. Barıkardeliğini destekleyen herkese selam.  
Emperyalist ve sosyalist dünyaların var olduğu bir sistemde, savalar devam etmektedir ve en  
kanlı savabizim ülkemizde yaanmaktadır. Bosna halkına uygulanan Sırp vahetine tepki  
gösterdik. Ancak, bazılarımız, insanlık onuruna karı olan bu kirli savaı görmezden geldi.  
Ülkede yaanan adaletsiz ve kirli bir savaın sonuçlarını gördük. Kürtlerin hakları tanınmadığı  
için bu sava11 yıl boyunca devam etmitir. Bu kirli savaın sonucu olarak 20.000 kii  
ölmütür. 118 köy yakılmıtır. Kürtler köylerinden, topraklarından dıarı atılmılardır.  
Türkiye’de Kürt sorunu vardır. Türkler de bu sorunu kabul etmelidir. Türkiye u anda kritik  
bir noktadadır. Kürt sorununun adil, demokratik ve barıçıl çözümü herkes için bir gerçek  
olmutur. O zaman, neden hala bu kirli savaı sürdürmek istiyorlar? Bu sava, Kürtlerin  
topraklarından çıkmalarına neden olmutur. Bu savasadece Kürtlerin sorunu mudur? Bu  
barıhaftası sadece Kürtler için midir? Hayır, bu Türk halkının da sorunudur. Kürtler bir  
haftadır barıçağrısında bulunurken, bu Türk içi sınıfının bir sorunu değil midir? Kürtlerin ve  
Türklerin çocuklarının öldürülmesi Türk içi sınıfının bir sorunu değil midir? Bütçenin üçte  
biri, yani 446 trilyon Türk Lirası, doğuda ve güneydoğuda kullanılmaktadır. Bütün bunlar  
hangi bedel karılığı oluyor? Bunların bedeli gözyaları.  
Biz, Türkler, Kürtler, Aleviler ve Sünniler, hepimiz savaa karıyız. Barıistiyoruz.  
Kürtlerin hayatlarının da Anayasa ile korunmasını istiyoruz. Halkların kardeliği için barıꢀ  
istiyoruz.”  
Belirli olmayan bir tarihte, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuran hakkında bir soruturma balatmıtır.  
29 Ocak 1996 tarihinde, bavuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet  
Savcısı huzurunda ifade vermitir. Söz konusu konumayı yaptığını ve ırk ve bölgeye dayalı  
ayrım yapmak suretiyle kin ve dümanlığa tevik suçunu ilemediğini ileri sürmütür.  
Halkların kardeliği, barıve sona ermesi gereken savahakkında konutuğunu iddia etmitir.  
1
6 ubat 1996 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranı, 3713 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine aykırı olarak bölücü propaganda yapmakla  
suçlayan bir iddianame sunmutur.  
10 Nisan 1996 tarihinde, bavuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda 29  
Ocak 1996 tarihli ifadelerini yinelemitir. Görülerini ifade etmiolduğunu ve konumasının  
suç oluturabilecek bir unsur içermediğini iddia etmitir.  
2 Temmuz 1996 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı, Ceza  
Kanunu’nun 312/2. maddesi uyarınca ırk ve bölgeye dayalı ayrım yapmak suretiyle kin ve  
manlığa tevik suçundan mahkum etmitir. Bavuran bir yıl hapis cezasına ve 300.000  
Türk Lirası para cezasına çarptırılmıtır. Đlk derece mahkemesi, bölgedeki mücadelenin  
PKK’ya ve onun terörist eylemlerine karı yürütüldüğü ve bavuranın konumasında bölgede  
halka yönelik bir savayaandığını iddia ettiği kararını vermitir.  
Bavuran kararı temyiz etmitir. 20 Nisan 1998 tarihinde, Yargıtay, söz konusu  
konumanın ülkenin sorunlarına ilikin eletirel bir değerlendirmeden olutuğu ve suç tekil  
edebilecek bir unsur içermediği kararını vererek ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur.  
Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni kaldıran 4210 sayılı Kanunun yürürlüğe  
konmasını müteakip, dava yetkisi Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geçmive dava  
dosyası bu mahkemeye gönderilmitir.  
16 Aralık 1998 tarihinde, biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluan Adana  
Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını vermitir. Mahkeme, Yargıtay’ın kararına uymamıve  
Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararının yasalara uygun olduğu kararını vermitir.  
Bavuranı bir yıl hapis cezasına ve para cezasına çarptırmıtır. Bavuran kararı temyiz  
etmitir.  
20 Nisan 1999 tarihinde, Yargıtay, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını  
onamıtır. Mahkeme, bavuranın, güvenlik güçlerinin mücadelesini Sırp vahetine benzeterek  
ve köylerin yakıldığını ve insanların yerlerinden edildiğini ifade ederek, Ceza Kanunu’nun  
312/2. maddesi tarafından tanımlanan suçun ilemiolduğu kararını vermitir. Mahkeme,  
ayrıca, bavuranın, Kürt kökenli vatandaların hayatlarının Anayasa ile korunmadığını ve  
Kürtlerin hakları tanınmadığı için terör olduğunu iddia ederek, halkı kin ve dümanlığa tevik  
ettiği kararını vermitir.  
Bavuran, hapis cezasını 2000 yılında çekmitir.  
Ceza Kanunu’nun 312. maddesinde değiiklik yapan 4744 sayılı Kanunun yürürlüğe  
girmesini müteakip, 6 ubat 2002 tarihinde, bavuran Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne  
bavurmuve yeniden duruma talebinde bulunmutur.  
Anayasal bir değiiklik üzerine 2004 yılında Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıꢀ  
ve bavuranın davası Adana Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmitir.  
1 ubat 2005 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, bavuranı hakkındaki suçlardan  
beraat ettirmitir.  
2
4 Aralık 2004 tarihinde, 5271 sayılı Kanun kabul edilmitir. Bu Kanun, yeniden  
yapılan duruma sonucu beraat eden kiilere, cezanın infazı nedeniyle görülen zararlara  
karılık tazminat talep edebilecekleri bir hukuk yolu sağlamaktadır. Söz konusu Kanun 1  
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmitir. Bavuran 1 ubat 2005 tarihinde beraat ettiği için  
cezaevinde geçirdiği süre karılığı tazminat talebinde bulunamamıtır.  
HUKUK  
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK  
Bavuran, AĐHS’nin 6/1. maddesi uyarınca, kendisini mahkum eden Adana Devlet  
Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediği konusunda ikayetçi olmutur. Ayrıca, AĐHS’nin  
10. maddesi uyarınca, cezai mahkumiyetinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal  
ettiğini ileri sürmütür.  
Hükümet, bavuranın 2005 yılında beraat ettiğine göre artık mağdur konumda  
sayılamayacağını belirtmitir. Ayrıca, bavuranın AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca olan  
ikayetinin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri  
sürmütür. Zira bavuran, iç hukuk ilemlerinin hiçbir aamasında AĐHS hükümlerine  
dayanmamıtır.  
AĐHS’nin 6. maddesine ilikin olarak, AĐHM, bavuranın, biri askeri hakim olmak  
üzere üç hakimden oluan Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini  
ve bir yıl hapis cezasına çarptırıldığını kaydetmitir. Bavuran hapis cezasını 2000 yılında  
çekmitir. Akabinde yeniden duruma yapıldığı ve 2005 yılında hakkındaki suçlamalardan  
beraat ettiği doğrudur. Ancak, beraat etmesine rağmen, iç hukuk uyarınca, cezaevinde  
geçirdiği süre karılığı tazminat talebinde bulunma hakkı yoktur. AĐHM, dolayısıyla,  
bavuranın artık mağdur konumda sayılamayacağı yönündeki Hükümet itirazının  
desteklenemeyeceği kararına varmıtır.  
10. madde uyarınca yapılan ikayete ilikin olarak, AĐHM, bavuranın artık mağdur  
konumda sayılamayacağı yönündeki Hükümet itirazı ile ilgili olarak geçmite benzer  
davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemive reddetmiolduğunu kaydetmitir (bkz.,  
özellikle, Yaar Kaplan – Türkiye, no. 56566/00, 24 Ocak 2006). AĐHM bu davada daha  
önceki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemitir.  
Hükümet’in ön itirazlarının ikinci kısmına ilikin olarak, AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1.  
maddesinde ortaya konan hukuk yollarını tüketme kuralının “bir dereceye kadar esneklikle ve  
aırı kuralcılık olmadan” uygulanması gerektiğini; daha sonra Strazburg’ta yapılması  
amaçlanan ikayetlerin “en azından esas olarak ve iç hukukta ortaya konan resmi artlar ve  
zaman süreleri ile uyumlu olarak” ulusal makamlar önünde yapılmıolması gereğinin yeterli  
olduğunu hatırlatmıtır (bkz., Erdoğdu – Türkiye, no. 25723/94). Bu davada, AĐHM,  
bavuranın, duruma sırasında yerel mahkemeler huzurunda, ırk ve bölgeye dayalı ayrım  
yapmak suretiyle kin ve dümanlığa tevik etmediğini ifade ettiğini kaydetmitir. Yukarıda  
belirtilenler ıığında, AĐHM, bavuranın AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca olan ikayetinin, en  
azından esas açısından, yerel mahkemelere sunulduğu kararına varmıtır (bkz., üzerinde  
gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95; Kar ve  
Diğerleri – Türkiye, no. 58756/00, 3 Mayıs 2007). Sonuç olarak, diğer itiraz gibi bu itiraz da  
desteklenemez.  
3
AĐHS’nin 35/3. maddesi çerçevesinde, bavurunun dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan da kabuledilmez olmadığını tespit eder. Dolayısıyla,  
bavurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri yargıç bulunması  
nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak  
görülmediği konusunda ikayetçi olmutur. Bu bağlamda, AĐHS’nin 6. maddesine atıfta  
bulunmutur. Söz konusu madde öyledir:  
“Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla  
kurulmubağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak  
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”  
AĐHM geçmite benzer davaları incelemive AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği  
kararını vermiolduğunu kaydetmitir (bkz., Özel – Türkiye, no. 42739/98, 7 Kasım 2002 ve  
Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, 6 ubat 2003).  
AĐHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için bir gerekçe görmemitir. Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nde, yasadıı silahlı bir örgüt lehine propaganda yapmaktan yargılanan  
bavuranın askeri hakim içeren bir heyet tarafından yargılanmak konusunda endie duyması  
anlaılabilir bir eydir. Bu nedenle, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın niteliği  
ile ilgili olmayan düünce ve görülerden etkilenmesi konusunda haklı olarak korku duyabilir.  
Diğer bir deyile, bavuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması  
yönündeki endiesi haklı olarak kabul edilebilir (bkz. Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli  
karar).  
Yukarıda belirtilenler ıığında, AĐHM, bu açıdan AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal  
edildiği kararını vermitir.  
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuran, cezai mahkumiyetinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği  
konusunda ikayetçi olmutur. Bu ikayetini AĐHS’nin 10. maddesine dayandırmıtır. Söz  
konusu madde öyledir:  
“1. Herkes görülerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu  
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek  
özgürğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema iletmelerini bir izin rejimine  
bağlı tutmalarına engel değildir.  
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu  
tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması,  
kamu düzeninin sağlanması ve suç ilenmesinin önlenmesi, sağğın veya ahlakın, bakalarının öhret  
ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla  
öngörülen bazı biçim koullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”  
Hükümet, bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, 10. maddenin  
ikinci paragrafında yer alan hükümler ile haklı çıkarıldığını ileri sürmütür. Ayrıca, AĐHM  
4
içtihadı ıığında, 19 ubat 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4744 sayılı Kanun ile Ceza  
Kanunu’nun 312. maddesinde değiiklik yapıldığını belirtmitir.  
AĐHM, ikayet konusu mahkumiyetin bavuranın 10/1. madde tarafından korunan  
ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluturduğu konusunda taraflar arasında uyumazlık  
olmadığını kaydetmitir. Ayrıca, bu müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü ve meru bir  
amaç veya amaçlar (yani toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin 10/2. maddenin maksatları  
açısından korunması) izlediği konusunda da itiraz bulunmamaktadır. Bu davada, ihtilaf  
konusu, söz konusu müdahalenin “demokratik toplumda zorunlu” olup olmadığıdır.  
AĐHM, bu davadaki konulara benzer konular ortaya koyan bazı davalar incelemive  
AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kararını vermitir (bkz., özellikle, Ceylan – Türkiye  
[BD], no. 23556/94; Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93; Đbrahim Aksoy – Türkiye, no.  
28635/95, no. 30171/96 ve no. 34535/97, 10 Ekim 2000; Kızılyaprak – Türkiye, no. 27528/95,  
2 Ekim 2003).  
AĐHM bu davayı içtihadı ıığında incelemive Hükümet’in, bu durumda farklı bir  
sonuca götürebilecek bir delil veya iddia sunmadığını değerlendirmitir. AĐHM, konumada  
kullanılan kelimelere ve konumanın yapıldığı artlara ve çevreye özellikle dikkat etmitir. Bu  
bağlamda, kendisine sunulan davaya ilikin ön bilgiyi, özellikle terörle mücadeleye ilikin  
sorunları göz önünde bulundurmutur (bkz., yukarıda anılan Đbrahim Aksoy ve yukarıda anılan  
Incal – Türkiye).  
Söz konusu konuma, ilgili dönemde Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde yaanan  
durumun eletirel bir değerlendirmesinden olumaktadır. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
söz konusu konumanın halkı kin ve dümanlığa tevik etme amaçlı kelimeler içerdiği  
kararını vermitir.  
AĐHM, bavuranın sonunda hakkındaki suçlamalardan beraat etmesine rağmen, hapis  
cezasını çekmiolduğunu ve görmüolduğu zarara karılık tazminat talebinde bulunabileceği  
bir iç hukuk yolu olmadığını kaydetmitir. Bu olaylar karısında, AĐHM, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi tarafından bavuranı mahkum etme ve cezalandırmaya ilikin sunulan  
gerekçelerin, bavuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yeterli  
olmadığı görüündedir (bkz., üzerinde gerekli değiiklikler yapıldıktan sonra, Sürek – Türkiye  
(no. 4) [BD], no. 24762/94, 8 Temmuz 1999; Üstün – Türkiye, no. 37685/02, 10 Mayıs 2007).  
Bavuranın konumasının bütün olarak ele alındığında iddeti, silahlı direnii veya  
ayaklanmayı tevik etmediğini ve bu nedenle nefret söylemi oluturmağını  
değerlendirmitir. AĐHM’ye göre, tedbirin gerekliliğini değerlendirmede temel unsur budur  
(karılatırınız, Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95 ve Gerger – Türkiye [BD], no.  
24919/94, 8 Temmuz 1999).  
AĐHM, yukarıda belirtilen değerlendirmeleri göz önünde tutarak bavuranın  
mahkumiyetinin ve cezasının izlenen amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle “demokratik  
toplumda zorunlu” olmadığı kararına varmıtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 10. maddesi ihlal  
edilmitir.  
5
III. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN  
UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesi öyledir:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuran 100.000 Amerikan Doları (yaklaık 83.104 Euro) manevi tazminat talebinde  
bulunmutur.  
Hükümet bu talebe karı çıkmıtır.  
AĐHM, bu dava artlarında bavuranın belli ölçüde sıkıntı yaamıolabileceğini  
değerlendirmitir. AĐHM hakkaniyet temelinde karar vererek bavurana 5.000 Euro manevi  
tazminat ödenmesine karar vermitir.  
B. Mahkeme masrafları  
Bavuran, ayrıca, çeviri masraflarına karılık 510 Euro ve avukat masraflarına karılık  
4.030 Yeni Türk Lirası (YTL)1 talep etmitir. Bavuran taleplerine destek olarak çeviri için  
ödediği miktarı gösteren faturalar sunmutur. Taleplerini, aynı zamanda, Ankara Barosu’nun  
tavsiye edilen asgari ücretler listesine dayandırmıve bir masraflar listesi sunmutur.  
Hükümet bu taleplere itiraz etmitir.  
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, bavuran, ancak mahkeme  
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı  
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu  
bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AĐHM, tüm balıkları kapsamak  
üzere 2.000 Euro ödenmesine karar vermitir.  
C. Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun  
olduğuna karar verir.  
1 Yaklaık 2.200 Euro  
6
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Sorumlu Devlet’in, bavurana, aağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44/2. maddesine göre  
kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni  
Türk Lirası’na dönütürerek ve tabi olabilecek her türlü vergi veya ücretten muaf olarak  
ödemesine:  
(i) 5.000 Euro (bebin Euro) manevi tazminat;  
(ii) 2.000 Euro (iki bin Euro) mahkeme masrafları.  
b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için  
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Bavuranın adil tatmin talebinin kalanının reddine  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce olarak hazırlanmıve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları uyarınca 2 Ekim 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
FatoARACI  
Nicolas BRATZA  
Katip Yardımcısı  
Bakan  
7