AİHM ayrıca, soruşturmanın en asgari etkililik kriterine cevap verecek soruşturmanın
niteliği ve derecesinin dava koşullarına bağlı olduğuna kanidir. Dava koşulları, mevcut
olayların tümüne dayanılarak ve soruşturma işleminin uygulanabilirliğine ilişkin gerçekler
gözönüne alınarak değerlendirilmektedir. Meydana gelebilecek durumları soruşturma faaliyet
listesine ya da basitleştirilmiş kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz. Fatma Kaçar, §
74, Velikova-Bulgaristan, no 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI, Tanrıkulu-Turkiye [GC], no
23763/94, §§ 101-110, AİHM 1999-IV, Kaya, s.325-326, §§ 89-91 ve Güleç-Turkiye,
27 Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1732-1733, §§ 79-81).
Yürütülen soruşturma, sorumluların tespit edilmesi ve dolayısıyla cezalandırılmasını
sağlaması yönünden etkili de olmak zorundadır (Bkz. Oğur- Turkiye [GC], no 21594/93, § 88,
AİHM 1999-III). Burada sonuç değil araç zorunluluğu sözkonusudur. Makamlar, olayla ilgili
kanıtların toplanabilmesi için makul olarak ulaşabildikleri tedbirleri almalıdırlar (Bkz.
Tanrıkulu, § 109 ve Salman- Türkiye [GC], no 21986/93, § 106, AİHM 2000-VII).
Bu bağlamda hızlı hareket edilmesi ve özen gösterilmesi gerekliliği ortaya
çıkmamaktadır. Soruşturmanın özel bir durumda ilerlemesini engelleyen zorluk ya da
engellerin bulunabileceğini kabul etmek gerekir. Ancak, ölüme sebebiyet veren fiiller
hakkında soruşturma yapma sözkonusu olduğunda eşitlik ilkesine riayet edilmesi konusundaki
halkın güvenini korumak ve yasadışı eylemlere müsamaha gösterildiği görünümünden
kaçınmak amacıyla, makamların hızlı davranmaya zorunlu olduğu yönünde değerlendirmeye
gidilebilir (Bkz. McKerr-Birleşik Krallık, no 28883/95, § 114, AİHM 2001-III).
Bu durumda, değerlendirmeye sunulan delilleri gözönüne alarak AİHM, birçok
tebligat, bilgi ve belge alış-verişinin polis tarafından ve adli makamlar arasında
gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Bu da, temelde, ulusal makamlar tarafından çaba
gösterildiğini belirtmeye yarayabilir. Ancak bu belgeler davanın esasını aydınlatmamaktadır.
Buna ilaveten AİHM’deki dosyaya göre, soruşturma 1998 yılı Eylül ayı ile 2001 Haziran
ayları arasında, yani yaklaşık üç yıl boyunca tıkanmıştır. Hükümet bu konuda hiçbir açıklama
getirmemektedir.
AİHM, davaya ilişkin olayların meydana gelmesinden beş yıl sonra ve başvurunun
Hükümet’e tebliğ edildiği tarihten bir kaç ay sonra, 2001 yılı Haziran ve Temmuz aylarında
Cumhuriyet Savcılığı maktulün cesedini gören görgü tanıklarından bir kısmını dinlediğini not
etmektedir. AİHM, oğlunun sözde kaçırılma olayına tanıklık eden başvuranın, 2001 yılı
Haziran ayında dinlenmesini şaşırtıcı bulmuştur. Ayrıca maktulün dış otopsi muayenesi,
sözkonusu dönemde yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 79. maddesi
hükümlerine aykırı olarak, sadece bir adli tıp doktoru tarafından yapılmıştır. Bu bağlamda
Hükümet hiçbir açıklama getirmemektedir.
Bunun yanısıra, soruşturma çerçevesinde yürütülen araştırmalar PKK aleyhinde
yürütülmüş, öyle ki olası başka hiçbir yol izlenmemiştir. Sonuç olarak AİHM, Cumhuriyet
Savcılığı Emniyet Müdürlüğü’nden maktule ait beyaz renkli aracın bulunmasını istemiş olsa
da, Cizre Polis Karakolu, bu yönde hiçbir soruşturmanın yapılmadığına dair bilgi verdiğini
şaşkınlıkla not etmektedir.
Özetle, ortaya konulan eksiklikler gözönüne alarak AİHM, başvuranların oğlu ve
kardeşi olan M.B.’nin ölüm koşulları hakkında ulusal makamlar tarafından yürütülen
sorgulamaların etkili olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla
8