Başvuran kendisini gözaltında tutan polis memurları tarafından kötü muameleye maruz
bırakılarak, giysilerinin çıkartıldığını, kendisine elektroşok uygulandığını, cop ve hortumla
dövüldüğünü ve ölümle tehdit edildiğini iddia etmektedir. Başvuran iddialarını, gözaltında
bulunduğu sırada düzenlenen sağlık raporlarını göstererek desteklemektedir.
Hükümet kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmekte ve
başvuranın vücudundaki gözle görülebilir izlerin, kendine zarar vermek için hücresinde
pantolon düğmelerini ve fermuarını kullanarak uyguladığı şiddetten kaynaklandığını beyan
etmiş olduğu 17 Mart 1997 tarihli ifade tutanağına işaret etmektedir.
Başvuran bu sava karşı çıkmakta 17 Mart 1997 tarihli ifade tutanağını, kendisini gözaltında
tutan polis memurlarının zorlaması altında imzaladığını ileri sürmektedir.
AİHM, bir kimsenin gözaltındayken, tamamen polis memurlarının denetimi altında olduğu
halde yaralanması durumunda, bu süre içinde meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü
maddi karinelere yol açtığını hatırlatır (Salman-Türkiye [GC], no: 21986/93, § 100, CEDH
2000-VII). Dolayısıyla Hükümet sözkonusu yaralanmaların nedeni hakkında makul bir
açıklama sağlamalı ve başvuranın iddiaları, özellikle de sağlık raporları hakkında şüphe
uyandıracak olayları tespit eden kanıtlar üretmelidir (Bkz., diğerleri arasında, Tekin-Türkiye, 9
Haziran 1998, Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-IV, ss. 1517-1518, §§ 52-53, Labita-
İtalya [GC], no 26772/95, § 120, CEDH 2000-IV, Selmouni- Fransa [GC], no 25803/94, § 87,
CEDH 1999-V, Berktay -Türkiye, no 22493/93, § 167, 1 Mart 2001, Altay -Türkiye, no
22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001, et Esen -Türkiye, no 29484/95, § 25, 22 Temmuz 2003).
AİHM başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hemen başlangıcında önce 12 Mart
1997 tarihinde saat 14:00 ve 23:45’te olmak üzere iki kez, ardından 14 Mart 1997 tarihinde
saat 15:10’da sağlık kontrolünden geçtiğini ve bu tarihte düzenlenen sağlık raporlarının, ilgili
kişinin vücudunda herhangi bir şiddet izine rastlanmadığını kaydettiğini hatırlatır. Buna
karşılık 17 Mart 1997 tarihinde önce saat 9:25’te ardından saat 16:00’da yapılan muayeneler
sonucunda düzenlenen raporlara göre başvuranın karın, sırt ve göğüs bölgesinde farklı
büyüklük ve renkte birçok ekimotik lezyon ile başında ve alnında sıyrıklar tespit edilmiştir.
AİHM, sağlık raporları arasındaki uyuşmazlığa Hükümet tarafından getirilen tek açıklamanın,
başvuranın yaralanmalara kendisinin neden olduğunu beyan ettiği 17 Mart 1997 tarihli ve
kendi imzasını taşıyan ifade tutanağı olduğunu not eder. Öte yandan AİHM, bu ifade
tutanağının gözaltı süresinde düzenlendiğini ve özellikle gözaltından sorumlu polis memurları
tarafından imzalandığını gözlemlemektedir. Avukat yardımından yararlanamadan polis
memurlarının elinde tutulu bulunan başvuranın içinde bulunduğu hassas durum gözönüne
alındığında ve ilgili kişinin Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ilk çıkışında, sözkonusu ifade
tutanağını baskı altında imzalamış olduğunu beyan ettiği dikkate alındığında, Hükümet
tarafından ileri sürülen ifade tutanağı tek başına makul ve tatmin edici bir açıklama olarak
kabul edilemez.
Ayrıca AİHM, başvuranın ceketinin düğmelerini ve pantolonunun fermuarını kullanarak,
vücudunun çeşitli bölgelerinde, özellikle de sırtında 2 cm eninde ve 10-15 cm boyunda
lezyonlara nasıl sebebiyet verdiği sorusunu merak etmektedir. AİHM’ye göre böylesine ciddi
boyuttaki yaralanmalara Hükümet kendisinden beklenen açıklamaları getirememiştir.