COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BOLUKOÇ VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 35392/04)  
KARAR  
STRAZBURG  
10 Kasım 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 35392/04 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaları  
Yunis Bolukoç, Ferhat Kıyak ve Ayhan Ate’in (“bavuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları  
Mahkemesi’ne, 9 Temmuz 2004 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin  
Korunmasına Dair Sözleme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Đstanbul Barosu  
avukatlarından M. Filorinali ve Y. Baara tarafından temsil edilmitir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1962, 1978 ve 1980 doğumlu olup söz konusu bavurunun  
yapıldığı tarihte Kandıra cezaevinde bulunmaktaydılar.  
11 Mart 1998 tarihinde, birinci bavuran Yunis Bolukoç, yasadıı silahlı bir örgüt olan  
DHKP-C’ye üye olduğu üphesiyle yakalanarak gözaltına alınmıtır.  
Bir polis memuru tarafından hazırlanan 14 Mart 1998 tarihli rapora göre, DHKP-C  
üyesi olduğunu söyleyen birinci bavuran, örgütün talimatları doğrultusunda polise ifade  
veremeyeceğini belirtmitir.  
14 Mart 1998 tarihinde, birinci bavuran Yunis Bolukoç, Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde hakim önüne çıkartılmıve bavuranın tutuklanmasına karar verilmitir.  
30 Mart 1998 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranı yasadıı silahlı bir örgüte üye olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıtır. Söz  
konusu suçlamalar, diğer kanun hükümleri meyanında, Ceza Kanunu’nun 168/2 maddesi ile  
3713 No.lu Kanun’un 5. maddesine dayandırılmıtır.  
13 Nisan 1998 tarihinde, Đstanbul 5 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde birinci  
bavuran hakkında ceza yargılaması balatılmıtır. 28 Temmuz 1998 tarihinde yapılan bir  
sonraki durumada, mahkeme, söz konusu davayı Đstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik  
Mahkemesi önünde derdest olan bir baka dava ile birletirmeye karar vermitir. Söz konusu  
yargılama sırasında, bavuranın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar  
verilmitir.  
11 Temmuz 2000 tarihinde, birinci bavuran, serbest bırakılmasının ardından ilediği  
iddia edilen suçlardan ötürü daha önceki gerekçeler ileri sürülerek yeniden yakalanarak  
gözaltına alınmıtır.  
Aynı gün, ikinci ve üçüncü bavuran, aynı gerekçelerle yakalanarak gözaltına  
alınmıtır.  
14 Temmuz 2000 tarihinde, üçüncü bavuran iki polis memuru tarafından sorgulanmıꢀ  
ve hem kendini hem diğer bavuranları suçlayıcı bazı ifadelerde bulunmutur.  
2
15 Temmuz 2000 tarihinde, ikinci bavuran, Cumhuriyet Savcısı’nın izni üzerine,  
15.00–15.15 saatleri arasında avukatıyla görütür. Aynı gün, üçüncü bavuran, 15.30-  
15.45 saatleri arasında avukatıyla görütür.  
Aynı tarihte, polis üpheli örgüt üyelerinin fotoğraflarını ikinci bavurana göstermitir.  
Đkinci bavuran, kendisine silah ve bir fotokopi makinesi tedarik eden bir kiiyi tehis etmitir.  
Đkinci bavuran da iki polis memuru tarafından sorgulanmıve hem kendini hem diğer  
bavuranları suçlayıcı bazı ifadelerde bulunmutur.  
16 Temmuz 2000 tarihinde, ikinci bavuran ve üçüncü bavuran, olay yeri tatbikatına  
katılmıve diğer hususlar meyanında, 30 Mart 2000 tarihinde Đstiklal Caddesi’ndeki bir  
binaya Molotof kokteyli attıklarını itiraf etmilerdir.  
16 Temmuz 2000 tarihinde polis tarafından hazırlanan zabıt raporuna göre, birinci  
bavuran polise ifade vermeyi reddetmive adli makamlara gönderilene kadar açlık grevinde  
olacağını söylemitir. Bir polis memuru tarafından hazırlanan 17 Temmuz 2000 tarihli bir  
baka rapora göre, DHKP-C üyesi olduğunu söyleyen birinci bavuran, polise ifade  
vermeyeceğini veya herhangi bir belge imzalamayacağını belirtmitir.  
17 Temmuz 2000 tarihinde, bavuranlar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartılmılar ve aleyhlerindeki suçlamaları reddetmilerdir. Đkinci  
ve üçüncü bavuranlar, polise verdikleri ifadeleri geri almılardır. Birinci bavuran,  
aleyhindeki suçlamaları kabul etmediği için polise ifade vermeyi reddettiğini söylemitir.  
Aynı gün, bavuranlar Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde hakim önüne  
çıkartıltırlar ve Cumhuriyet Savcısı’na vermioldukları ifadeleri yinelemilerdir. Đkinci ve  
üçüncü bavuranların avukatı durumada hazır bulunmutur. Mahkeme, bavuranların  
tutukluluğunun devamına karar vermitir.  
24 Temmuz 2000 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,  
bavuranları yasadıı silahlı bir örgüte üye olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıtır.  
Đkinci ve üçüncü bavuranlar, aynı zamanda, çeitli tarihlerde Molotof kokteyli atmakla  
suçlanlardır. Söz konusu suçlamalar, diğer kanun hükümleri meyanında, Ceza  
Kanunu’nun 168/1 (birinci bavuran için), 168/2 ve 264. (ikinci ve üçüncü bavuran için)  
maddeleri ile 3713 No.lu Kanun’un 5. maddesine dayandırılmıtır.  
1 Ağustos 2000 tarihinde, Đstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde  
bavuranlar hakkında ceza yargılaması balatılmıtır. Bavuranlar, diğer on sanıkla birlikte  
yargılanmılardır.  
20 Haziran 2001 tarihinde, Đstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Cumhuriyet  
Savcısı’nın esasa ilikin nihai görüünü dinlemitir. Bavuranların da aralarında bulunduğu  
sanıklara esasa ilikin nihai görülerini sunmaları için süre tanınmıtır. Aynı gün, mahkeme,  
suçlamaların birbiriyle ilikili olmadığı gerekçesiyle, Đstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin davaların kendi bünyesinde birletirilmesine yönelik talebini reddetmitir.  
28 Ağustos 2001 tarihinde, Đstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın  
isteği üzerine, Đstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde derdest olan davasını  
kendi bünyesindeki davalarla birletirmeye karar vermitir.  
3
28 Kasım 2002 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranları  
aleyhlerindeki suçlamalardan mahkum etmive yasadıı silahlı bir örgüte üye olmaktan on iki  
yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıtır. Mahkeme, ayrıca, ikinci ve üçüncü bavuranları  
Molotof kokteyli atmak suçundan beyıl altı ay yirmi gün hapis cezası ile para cezasına  
çarptırmıtır. Mahkeme, söz konusu kararını verirken, olay yeri tatbikatına ilikin rapor,  
yakalama ve arama tutanakları ve sanıkların özellikle gözaltındayken verdikleri ifadeler dahil  
olmak üzere dava dosyasındaki delilleri göz önünde bulundurmutur.  
12 Ocak 2004 tarihinde Yargıtay bir duruma yaparak ilk derece mahkemesinin  
bavuranlarla ilgili kararını onamıtır.  
Yeni Ceza Kanunu’nun kabulünün ardından, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği  
ek kararla, bavuranların yasadıı silahlı bir üye olmak suçundan aldıkları cezayı altı yıl üç ay  
hapis cezasına, ikinci ve üçüncü bavuranların Molotof kokteyli atmak suçundan aldıkları  
cezayı ise iki yıl altı ay hapis cezası ve para cezasına indirmitir. Dava dosyasında yer alan  
belgelere göre, dava 10 Kasım 2008 tarihinde Yargıtay önünde halen derdesttir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, gözaltındayken kendilerine avukat yardımı sağlanmadığı konusunda  
ikayetçi olmulardır. Birinci bavuran, ayrıca, kendisini yargılayan Đstanbul Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin yargıçlar kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle bağımsız ve  
tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanmadığı ve aleyhindeki cezai kovuturmanın çok uzun  
sürdüğü konusunda ikayetçi olmutur. Bavuranlar, bu ikayetlerini AĐHS’nin 6. maddesinin  
1. ve 3. paragraflarına dayandırmılardır.  
A. Kabuledilebilirlik  
Hükümet, AĐHM’den, altı ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle bavuranların  
gözaltındayken avukat yardımı almadıkları yönündeki ikayetlerinin reddini talep etmitir.  
Hükümet, bu bağlamda, hazırlık soruturmasının tamamlanmasından sonraki altı ay içerisinde  
bavuruda bulunulmadığını ileri sürmütür.  
Bavuranlar, Hükümet’in iddialarına itiraz etmilerdir.  
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır  
(Çimen / Türkiye, no. 19582/02). AĐHM, söz konusu davada, yukarıda adı geçen bavuruda  
vermiolduğu karardan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı  
kanaatindedir.  
Sonuç olarak, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddeder.  
AĐHM, bavuranların yargılamanın adilliğine ilikin ikayetleri ile birinci bavuranın  
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki iddiasının,  
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığı kanaatindedir. AĐHM, ayrıca  
4
baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu  
nedenle söz konusu ikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
Cezai yargılama süresiyle ilgili olarak, yargılama süresinin tamamını (beyıl on ay)  
inceleyen ve davanın karmaıklığını, sanıkların sayısını, yargılamanın balangıçta birinci  
bavuran aleyhindeki iki ayrı ceza davasıyla ilgili olduğunu ancak daha sonra bavuranın  
talebi üzerine davaların birletirildiğini, davanın iki aamalı yargı sürecinden geçtiğini ve  
temyiz aamasında önemli bir gecikme yaanmadığını, ayrıca birinci bavuranın bu dönemler  
için adli makamlara atfedilebilecek herhangi bir pasif dönem iddiasında bulunmadığını göz  
önünde bulunduran AĐHM, söz konusu davada birinci bavuranla ilgili yargılama süresinin  
çok uzun olmadığı sonucuna varmıtır (Aydoğan ve Diğerleri / Türkiye, no. 41967/02;  
Mehmet Yavuz / Türkiye, no. 47043/99). AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafları uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bavurunun bu kısmının  
kabuledilemez olduğuna karar verir.  
B. Esas  
AĐHM, avukat yardımı konusuyla ilgili olarak, Salduz / Türkiye davasında aynı  
ikayeti incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlalini tespit  
ettiğini hatırlatır. AĐHM, Salduz davasında, bavuranın devlet güvenlik mahkemelerinin yetki  
alanına giren bir suçla itham edilmesi nedeniyle, 3842 no.lu Kanun’un 31. maddesi uyarınca,  
gözaltı sırasında avukata eriim hakkının kısıtlandığını tespit etmitir. Sonuç olarak, bavuran  
polise ifade verirken avukata eriim hakkından yararlanmamıtır. Bavuranın avukata eriim  
hakkının kısıtlanması için herhangi bir gerekçe gösterilmemi, yalnızca ilgili kanun  
hükümlerinin bir gereği olduğu söylenmitir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6. maddesinin gerekleri  
yerine getirilmemitir.  
Söz konusu davayı inceleyen AĐHM, bu davada yukarıda adı geçen Salduz kararında  
yapmıolduğu tespitlerden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koul bulunmadığı  
kanaatindedir. Bu bağlamda, AĐHM, bavuranların avukatlarıyla görüme ekliyle ilgili olarak  
Hükümet tarafından herhangi bir açıklamada bulunulmadığı için, ikinci ve üçüncü  
bavuranların, yakalanmalarının üçüncü ve dördüncü gününde avukatlarıyla yaptıkları on  
beer dakikalık görümeler sonucunda avukatların etkili surette yardımda bulunmasına  
olanak tanınmadığı sonucuna varmıtır (Tağaç ve Diğerleri / Türkiye, no. 71864/01). AĐHM,  
ayrıca, AĐHS’nin “teorik veya hayali hakları değil, uygulanabilir ve etkili hakları güvence  
altına almayı” amaçladığını hatırlatır.  
Dolayısıyla, söz konusu davada AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesi ihlal  
edilmitir.  
Ayrıca, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte  
6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine dair tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, birinci  
bavuranın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki  
ikayetinin esasına ilikin olarak bu hüküm uyarınca ayrıca karar vermeye gerek olmadığı  
sonucuna varmıtır (Getiren / Türkiye, no. 10301/03).  
5
II.  
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ  
Bavuranlar, ayrıca, kabuledilebilirliğe ve esasa ilikin görülerinde, ek kararın  
verilme ekli ve süresiyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Basavcısı tarafından Yargıtay’a  
sunulan tebliğnamenin kendilerine bildirilmemesi konusunda ikayetçi olmulardır.  
Elindeki bilgileri göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu ikayetlerin yetki alanına  
girdiği kadarıyla, bu ikayetlerden hiçbirinin AĐHS veya Protokollerinde güvence altına alınan  
hak ve özgürlüklerin ihlalini oluturmağı sonucuna varmıtır. Bu nedenle, söz konusu  
ikayetler, AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle  
AĐHS’nin 35/4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.  
III.  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek  
Sözlemeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,  
hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A. Tazminat  
Bavuranlar, manevi tazminat olarak 10,000’er Euro talep etmilerdir.  
Hükümet, söz konusu miktara itiraz etmitir.  
AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, bavuranların her birine 1,000 Euro ödenmesine  
karar verir.  
AĐHM, ayrıca, en uygun telafi biçiminin, bavuranların, talep etmeleri halinde  
AĐHS’nin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanmaları olacağı  
kanaatindedir (Salduz).  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuranlar, ayrıca, AĐHM önünde yapmıoldukları yargılama masraf ve giderleri  
için 5,500 Euro talep etmilerdir. Bavuranlar, taleplerini desteklemek üzere, avukatları  
tarafından hazırlanan ücret cetvelini ibraz etmilerdir.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmitir.  
AĐHM’nin içtihadına göre, bir bavuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, söz konusu davada, elindeki bilgilere ve  
yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yerel mahkemeler önündeki yargılama masraf ve giderlerine  
ilikin talebi reddederek bavuranlara ortaklaa 1,000 Euro ödenmesine karar verir.  
C. Gecikme Faizi  
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına  
uygulağı faiz oranına üç puanlık bir artıeklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.  
6
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE  
1. Bavuranlara gözaltındayken avukat yardımı sağlanmadığı yönündeki ikayet ile  
birinci bavuranın Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız  
olmadığı yönündeki ikayetinin kabuledilebilir, bavurunun geri kalan kısmının  
kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesi ile birlikte 6/3(c) maddesinin ihlal edildiğine;  
3. Birinci bavuranın AĐHS’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer ikayetinin  
incelenmesine gerek olmadığına;  
4. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinletiği tarihten  
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na  
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet  
tarafından manevi tazminat olarak bavuranların her birine 1,000 Euro (bin Euro),  
yargılama masraf ve giderleri için ortaklaa 1,000 Euro (bin Euro) ödenmesine;  
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin  
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal  
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermitir.  
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragrafları gereğince 10 Kasım 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7