Komiserliği’ne sunulan Đşkence ve Diğer Zalimane, Đnsanlık dışı veya Aşağılayıcı Muamele
veya Cezanın Etkili Bir Şekilde Soruşturulması ve Belgelenmesi Đçin El Kılavuzu’nda,
“Đstanbul Protokolü”, belirtilen prensipleri büyük ölçüde karşılayamadığını kaydeder (bkz.
Mahmut Eren - Türkiye, 32347/02 ve Gülbahar ve Diğerleri - Türkiye, 5264/03)1.
AĐHM ayrıca, kötü muamelenin delili olarak, reçeteleri yapıldığı iddia edilen kötü
muameleyle ilişkilendiren hiçbir tıbbi görüşle desteklenmedikleri için, Rıfat Böke’nin
AĐHM’ye sunduğu, ateş düşürücü ilaç ve boyunluğun yazıldığı reçeteler gibi diğer belgelere
önem addedilemeyeceği kanısındadır. AĐHM ayrıca, bu bağlamda, başvuranın işaret ettiği
üzere, Hükümet’in, başvuranın hastane kayıtlarıyla röntgenlerini sunmadığını gözlemler. Yine
de, bu delilin gerçekten var olduğu varsayılsa bile, AĐHM’ye göre, teşhisi içeren bir doktor
raporu ve başvuranın sahip olduğunu iddia ettiği hastalık ile meydana geldiği iddia edilen
kötü muamele arasında olası bir bağlantı olmadan, hastane kayıtlarıyla röntgenlere belirleyici
bir önem addedilemez.
Yukarıdaki etmenler ışığında, Rıfat Böke’nin iddialarını destekleyici, belirleyici bir delil
olmaksızın, AĐHM, “şüpheye yer bırakmayacak” bir biçimde başvuranın kötü muameleye
uğradığı kanısına varamaz. Bu nedenle AĐHM AĐHS’nin 3. maddesinin esası yönünden ihlal
edilmediği sonucuna varmıştır.
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usulü açısından Savunmacı Devlet’in yükümlülüğü
Başvuran kötü muamele iddialarına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığını iddia
etmiştir. Özellikle, Aydın Cumhuriyet Savcısı gözaltında bulunan diğer şüphelilerin veyahut
sözkonusu tarihlerde görev başında olan polis memurlarının ifadelerini almamıştır.
Hükümet ulusal makamların başvuranın iddialarına ilişkin etkili soruşturma
yükümlülüklerini yerine getirdiklerini belirtmiştir. Aydın Cumhuriyet Savcısı doktor
raporlarından hiçbirinin başvuranın vücudunda herhangi bir yaralanma emaresine işaret
etmemesi üzerine soruşturmayı sona erdirmeye karar vermiştir.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin yetkililerin, kötü muamele iddialarını, “savunulabilir”
olmaları “makul şüphe ortaya çıkarmaları” halinde soruşturmalarını gerektirdiğini hatırlatır
(bkz. özellikle Ay – Türkiye, no. 30951/96). AĐHM içtihadında tanımlanan asgari etkililik
standartlarından biri yetkili makamların örnek bir titizlik ve ivedilikle hareket etmesidir (bkz.
örneğin Çelik ve Đmret – Türkiye, no. 44093/98).
Somut davada AĐHM, delil yetersizliği nedeniyle Rıfat Böke’ye kötü muamele
yapıldığının kanıtlandığını tespit etmemiştir. Ne var ki bu durum, daha önceki davalarda da
hükmedildiği gibi sözkonusu başvuranın şikâyetini soruşturma pozitif yükümlülüğü
kapsamında 3. madde ile ilgili “savunulabilir” bir iddia olmaktan çıkarmaz (bkz. mutatis
mutandis, Yaşa – Türkiye, Raporlar 1998-VI). AĐHM bu sonuca varırken hem ulusal
makamlara başvurduğunda hem AĐHM’ye verdiği ifadesinde birinci başvuranın iddialarının
tutarlılığını özellikle dikkate almıştır. Bu nedenle etkili bir soruşturmanın yapılması
gerekmekteydi.
1 Bu kararlar henüz nihai değildirler.
6