COUNCIL  
AVRUPA  
OF EUROPE  
KONSEYİ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
BÖREKÇĐOĞULLARI (ÇÖKMEZ) VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE  
(Bavuru no. 58650/00)  
KARAR  
STRAZBURG  
19 Ekim 2006  
Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen artlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,  
üzerinde ekle ilikin değiiklik yapılabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Dava, Suna Börekçi oğulları (Çökmez), Nazmiye Hançerli, Ahmet Göksenin Hançerli,  
Aye Göknil Hançerli, eref Hakan Hançerli ve Serpil Tetik (“bavuranlar”) isimli altı Türk  
vatandaının, 25 Ocak 2000 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması  
Sözlemesi’nin (“Sözleme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine  
AĐHM’ye yaptığı bavurudan (no. 58650/00) kaynaklanmaktadır.  
OLAYLAR  
I.DAVA OLAYLARI  
Bavuranlar sırasıyla 1935, 1957, 1980, 1983, 1967 ve 1958 doğumlu olup Ankara’da  
ikamet etmektedirler. Dava olayları, taraflarca sunulduğu ekliyle öyle özetlenebilir.  
Bavuranlar, Ankara’da 321.76 m2’lik bir arsası olan Mustafa Çökmez’in mirasçılarıdır.  
1942’de Milli Savunma Bakanlığı bu arsayı kullanmaya balamıve askeri bir üs kurmutur.  
Bavuranlara göre, araziyi uyulandırma ilemlerine kadar, idare, bavuranların  
taınmazlarının kontrolünü üzerine almamıtır. Bavuranlar, üzerlerine olan arsa tapularının  
Devlete devredildiği 23 Aralık 1998 tarihine kadar her yıl vergi ödemeye devam etmitir.  
1981 ve 1989 yılları arasında, yerel makamlar araziyi uyulandırma ilemlerini yürütmüve  
yerel planları gözden geçirmitir. 1990’da Mustafa Çökmez öldüğünde, bavuranlar bu arsayı  
miras olarak almılar ve arsa bu kiiler adına kayda geçmitir. 18 Nisan 1990 tarihinde,  
Bakanlık talebi üzerine, tapu kaydında idarenin sözkonusu arsanın kamulatırılmasını  
değerlendirdiği not edilmitir. 24 Nisan 1990 tarihinde, bavuranlara bu not bildirilmitir. 21  
Ağustos 1990 tarihinde, bir bilirkii komitesi arsanın değer takdirini yapmıtır. Ardından  
idare, arsanın kamulatırılmasından vazgeçmitir. 22 Mart 1991 tarihinde, bavuranlar,  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Milli Savunma Bakanlığı’na tazminat davası açmıtır.  
Bavuranlar, kamulatırma ilemlerini yapmadığı ya da müdahaleden kaynaklanan zarar için  
kendilerine tazminat ödemediği için Milli Savunma Bakanlığı’nın kanundıı bir biçimde arsa  
üzerinde fiili tasarrufa sahip olduğunu belirtmilerdir. Milli Savunma Bakanlığı, iddiaları  
reddetmive 1942’den beri arsa üzerinde fiili tasarrufa sahip olduklarını ileri sürmütür. Bu  
nedenle, Milli Savunma Bakanlığı, bavuranların açtığı tazminat davasının zaman aımına  
uğramıolması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini iddia etmitir. Mahkeme, Bakanlığın,  
arsanın fiili tasarrufuna baladığı tarihi belirlemek için bir bilirkii raporu düzenlenmesi  
talimatını vermitir. 3 Haziran 1991 tarihli bilirkii raporuna göre, bavuranlara ait arsanın  
1981’de araziyi uyulandırma ilemlerine tabi tutulduğu ve Milli Savunma Bakanlığı’nın 21  
Ocak 1981’de araziyi askeri amaçlar için kullanmaya baladığı saptanmıtır. Bavuranın  
arsasının bir metrekaresinin değerinin 4.500.000 TL olduğu sonucuna varılmıtır. 9 Temmuz  
1991’de ilk derece mahkemesi, bilirkii raporuna dayanarak, Milli Savunma Bakanlığı’nın 21  
Ocak 1981’den beri arsa üzerinde fiili tasarrufa sahip olduğuna ve bu nedenle bavuranların  
arsalarının kanun dıı bir biçimde kullanılması nedeniyle tazminat almasına karar vermitir.  
Bavuranlara 1.447.920.000 TL tazminat ödenmesine karar vermitir. Milli Savunma  
Bakanğı temyize gitmitir. 21 Nisan 1992’de Yargıtay, dava olaylarının uygun ekilde  
saptanmaması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını iptal etmitir. Dava dosyası  
ayrıntılı biçimde incelenmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmitir. Belirli  
olmayan bir tarihte, ilk derece mahkemesi Milli Savunma Bakanlığı adına ahitleri dinlemiꢀ  
ve bu ahıslar tarafından sunulan ve arsanın fiili tasarrufunun alındığı tarihi 1942 olarak  
gösteren yeni bilirkii raporlarını incelemitir. 25 Nisan 1996’da, yeni bilirkii raporlarına ve  
Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilen ifadeye dayanarak, mahkeme Milli Savunma  
Bakanğı’nın 1942’den bu yana arsa üzerinde fiili tasarruf sahibi olduğuna karar vermitir.  
Dolayısıyla, mahkeme 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesi uyarınca, yasal sürenin dıında  
açıldığı için davayı reddetmitir. Bavuranların temyiz ve karar düzeltme istekleri sırasıyla 26  
2
Kasım 1996 ve 19 Mart 1997’de reddedilmitir. 24 Haziran 1997’de Milli Savunma  
Bakanğı, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıve tapu senedinin Hazine’ye  
devredilmesini talep etmitir. 23 Aralık 1998 tarihinde, konuyla ilgili 25 Nisan 1996 tarihli  
önceki kararı ıığında, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Savunma Bakanlığı’nın talebini  
kabul etmive arsanın Hazine lehine tapuda kaydedilmesi talimatını vermitir. Bavuranların,  
2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinde yer alan yasal zaman sınırının aılmasının ardından,  
sözkonusu arsa üzerinde mülkiyet hakkının kalmadığını tekrarlamıtır. 8 Mart 1999’da  
Yargıtay bu kararı onamıtır. Bavuranların düzeltme talebi, 18 Haziran 1999’da tekrar  
reddedilmitir. Bu karar, bavuranlara 2 Ağustos 1999’da iletilmitir. 10 Nisan 2003 tarihinde,  
Anayasa Mahkemesi, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesini yürürlükten kaldırmıtır.  
HUKUK  
I.HÜKÜMET’ĐN ĐLK ĐTĐRAZI  
Önceki itirazını tekrarlayarak, Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve altı ay  
kuralına uyulmaması nedeniyle bavurunun reddedilmesi gerektiğini belirtmitir.  
AĐHM, kabuledilebilirlik kararında bu itirazları halihazırda reddettiğinden, tekrar  
değerlendirmeye almanın gerekli olmadığını not eder. Bu bağlamda önceki kararını teyit eder.  
II.1. NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
Bavuranlar, arsalarının devler makamları tarafından tazminat ödenmeksizin de facto  
igalinin, mülkiyet haklarına orantısız müdahale tekil ettiğini ve bunun, 1 no.lu Protokol’un  
1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürerek ikayetçi olmulardır. Sözkonusu maddeye göre:  
“Her gerçek ve tüzel kiinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı  
vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koullara ve  
uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.  
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını  
düzenlemek veya vergilerin ya da baka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak  
için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”  
Bavuranlar, Savunma Bakanlığı’nın, arsaları üzerinde 1942 yılına kadar fiili  
tasarrufunun olmadığını ifade etmitir. Askeri faaliyetlerin, kendi arsaları üzerinde değil,  
komu arsalarda gerçekletiğini belirtmitir. Ancak araziyi uyulandırma ilemlerinden sonra  
Bakanlık, arsanın mülkiyetini üzerine almıtır. Dolayısıyla, 2942 sayılı Kanun’un 38.  
maddesinde yer alan yasal zaman sınırının geçmediğini ileri sürmülerdir.  
Hükümet, bavuranların iddialarına itiraz etmive Bakanlığın sözkonusu arsayı  
1942’den bu yana kullandığını ve dolayısıyla zaman sınırının geçtiğini belirtmitir.  
I.Genel ilkeler  
AĐHM, 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk ve en önemli artının, bir kamu mercii  
tarafından mülkiyet hakkından faydalanmaya yapılan herhangi bir müdahalenin kanuni olması  
gerektiğini hatırlatır: birinci fıkranın ikinci cümlesi, yalnızca “kanunla öngörülen artlara  
tabi” olan mülkiyetten mahrum bırakılması yetkisini verir; ikinci fıkra ise Devletlerin  
3
“kanunları” icra ederek mülkiyet kullanımını kontrol etme hakkına sahip olduğunu kabul eder  
(Iatridis – Yunanistan [BD], no. 31107/96).  
Bu bağlamda, AĐHM, bir kimseyi mallarından mahrum bırakan bir tedbirin, gerek  
olgusal anlamda gerekse prensipte, “kamu yararına” olan meru bir amaca yönelik olması ile  
birlikte, uygulanan yöntemle gerçekletirilmesi hedeflenen amaç arasında orantısal bir makul  
iliki bulunması gerekliliğini hatırlatır (Sporrong ve Lönnroth – Đsveç, 23 Eylül 1982).  
art koulan denge, sözkonusu kii ayet “kiisel ve aırı bir külfete” katlanmak  
zorunda kalmıise, elde edilemeyecektir.  
AĐHM, ayrıca, Sözlemeci Devletlerin yasal sistemleri içinde, mülkiyetin, tazminat  
ödemeksizin kamu yararına alınmasının, ancak buradaki amaçlarla ilgili olmayan istisnai  
koullarda meru görüldüğünü gözlemler. 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesi dikkate  
alındığında, bu maddenin sağladığı mülkiyet hakkının korunması, edeğer herhangi bir ilkenin  
yokluğunda büyük oranda yüzeysel ve etkisiz olacaktır (Lithgow ve Diğerleri, Đngiltere, 8  
Temmuz 1986).  
AĐHM, değeriyle makul oranda bir meblağ ödemeksizin mülkiyetin alınmasının,  
normal artlarda, 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesi çerçevesinde meru görülemeyecek  
orantısız bir müdahale tekil edeceğini tekrarlar. Ancak, 1. madde, bütün hallerde tam  
tazminat alma hakkını teminat altına almaz, zira ekonomik reform tedbirleri ya da daha fazla  
sosyal adalete erimek için düzenlenmiolan tedbirlerde hedeflenen türden meru “kamu  
yararı” amaçları, tam piyasa değerinin geri ödenmesinden daha azını gerektirebilir (James ve  
Diğerleri – Đngiltere, 21 ubat 1986).  
2.Bu davaya ilikin uygulama  
Đlk olarak, AĐHM, Savunma Bakanlığı’nın aslen hangi tarihte bavuranların arsasının  
fiili tasarrufunu üzerine aldığı hususunda taraflar arasında uyumayan görüler olduğunu not  
eder. AĐHM, bu husus hakkında bir karar vermenin gerekli olmadığı kanısındadır. Đhtilaf  
konusu arsanın Mustafa Çökmez adına kayıtlı olduğunu ve sonradan 1999’a kadar aralıksız  
olarak bavuranlar adına kayıtlı olduğunu gözlemler. Tapu, Ankara Asliye Hukuk  
Mahkemesi’nin 23 Aralık 1998 tarihli kararıyla Hazine’ye devredilmive bu karar 8 Mart  
1999 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıtır. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin kararı açıkça,  
1. no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrası bağlamında bavuranların mülklerinden  
yoksun bırakılması sonucunu ortaya koymutur (bkz. Brumarescu – Romanya [BD], no.  
28342/95).  
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin arsanın Hazine adına kaydedilmesine dair  
kararı, kanunla öngörülmüidi zira, bu 4 Kasım 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2942 sayılı  
Kanun’un 38. maddesine dayalı idi.  
AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin, Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003  
tarihli kararı ile yürürlükten kaldırıldığını gözlemler. Anayasa Mahkemesi, bir kimsenin  
mülkiyet hakkına, o kiinin malının de facto igaline karı dava açma hakkının düğünü ileri  
sürerek ve malın igalden yirmi yıl sonra yetkililere devredilmesi gerektiğini belirterek  
sınırlama getirmenin Anayasa’ya aykırı olacağına hükmetmitir. Üstelik, AĐHM’nin  
içtihadına atıfta bulunarak, Anayasa Mahkemesi, bireylerin keyfi olarak mülkiyet haklarının  
4
ve tazminat haklarının ellerinden alınmasının hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olduğuna  
hükmetmitir.  
AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararını dikkate alır ve gerekçesini onaylar. Bununla  
birlikte, AĐHM, Anayasa Mahkemesi’nin kararının, geriye yürüme etkisinin bulunmadığını ve  
bu nedenle de bavuranlara olası bir AĐHS ihlalinin sonuçlarını tazmin etmeye muktedir bir  
prosedür sunmadığını not eder. Sonuç itibarıyla, konunun AĐHS’nin 37 § 1 (b) maddesi  
bağlamında çözümlenmediği kanısındadır ( bkz. Pisano – Đtalya [BD], no. 36732/92).  
Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003 tarihli kararındaki sonuçlara ek olarak,  
AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un 38. maddesinin mülkünden yoksun bırakılmasının tazmininin  
otomatik olarak yetkililerce sağlanmadığını ve fakat arsa sahibi tarafından talep edilmesi  
gerektiğini not eder. Bu, yetersiz koruma olarak ortaya çıkabilir (bkz. Carbonara ve Ventura  
Đtalya, no. 24638/94). Ayrıca, tazminat talep etmeye ilikin zaman sınırının, de facto  
igalden itibaren ilemeye balaması, idarenin bu durumdan faydalanmasına izin vermektedir  
(I.R.S. ve Diğerleri – Türkiye, no. 26338/95, 20 Temmuz 2004).  
AĐHM, 2942 sayılı Kanun’un yerel makamlar tarafından bu davaya uygulanmasının,  
bavuranların tapularının iptaline ilikin tazminat elde etme olasılıklarının ellerinden alınması  
sonucunu ortaya koyduğu kanısındadır. Mallarının karılığında yeterli bir tazminin  
yokluğunda, sözkonusu müdahale, kanunla öngörülmüolmasına rağmen, toplumun genel  
çıkarının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerektirdikleri arasında adil  
bir denge ortaya koymamıtır.  
AĐHM sonuç olarak, 1. no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmıtır.  
III.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI  
AĐHS’nin 41. maddesine göre:  
“Mahkeme ibu Sözleme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili  
Yüksek Sözlemeci Tarafın iç hukuku, bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme,  
gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”  
A.Tazminat  
Bavuranlar, toplam 834.590 Euro maddi tazminat talep etmitir. Bu, bavuranların  
taınmazlarının, yerel mahkemenin 9 Temmuz 1991 tarihli kararında kullandığı bilirkii  
raporu temelinde hesaplanmıolan değeri, bavuranların ödedikleri emlak vergisi ve veraset  
ve intikal vergisi ile yıllık % 50 oranında olan 1991 – 2005 arasındaki faizi kapsamaktaydı.  
Ayrıca, bavuranlar 1.000.000 Euro manevi tazminat talep etmitir.  
Hükümet, bu meblağlara itiraz etmive talep edilen tazminat ile iddia edilen AĐHS  
ihlali arasında hiçbir sebep sonuç bağı bulunmadığını ileri sürmütür. Bavuranlarca talep  
edilen maddi ve manevi tazminatların ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleriyle hiçbir ilgisi  
olmadığını belirtmitir.  
5
2 Nisan 2004 tarihli bir bilirkii raporuna göre, komu arsanın bir metrekaresinin  
değerinin 827.230.000 TL olarak belirlendiğini belirtmitir. Dolayısıyla, sözkonusu tarihteki  
enflasyonu ve döviz kurunu dikkate alarak, görülerini sunmutur (1 Nisan 2005), sözkonusu  
arsanın değerinin yaklaık olarak 162.665 Euro olduğunu ifade etmitir.  
AĐHM, tespit edilen ihlalin temelinde, taınmazı almanın kendi özünde bulunan  
kanunsuzluğundan ziyade, tazminat sağlanmaması olduğunda, tazminatın taınmazın  
kaçınılmaz olarak tam değerini yansıtması gerekli değildir (I.R.S. ve Diğerleri – Türkiye (adil  
tazmin), no. 26338/95, 31 Mayıs 2005). Dolayısıyla, bavuranların tazminat elde etmeye  
ilikin meru beklentilerine cevap verebilecek bir toplam meblağ belirlemenin uygun olduğu  
kanısındadır. Bir mahkeme tarafından tayin edilmibilirkii tarafından yapılmı3 Haziran  
1991 tarihli değer takdiri ve Ankara Asliye hukuk Mahkemesi’nin 9 Temmuz 1991 tarihli  
kararı ıığında, AĐHM, bavuranlara 373.000 Euro maddi tazminat ödenmesine karar  
vermitir.  
Bavuranların manevi tazminat taleplerine ilikin olarak, AĐHM, bu dava artlarında,  
bir ihlal tespitinin, yeterli tazmin tekil ettiği kanısındadır.  
B.Mahkeme masrafları  
Bavuranlar, mahkeme masrafları için 5.109 Euro talep etmitir.  
Hükümet, bavuranların iddialarına itiraz etmitir.  
Konuyla ilgili elindeki bilgiler ve içtihadı ıığında, AĐHM, bavuranlara, tüm balıklar  
altındaki masrafları kapsayacak olan toplam 4.000 Euro’nun ödenmesine karar vermitir.  
C.Gecikme faizi  
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere  
uygulağı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar  
vermitir.  
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.Hükümet’in ilk itirazının reddine;  
2. AĐHS’nin 1 no’lu Protokol’ünün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3.(a)Sorumlu Devlet’in bavuranlara, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinletiği  
tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek,  
373.000 Euro (üç yüz yetmiüç bin Euro) maddi tazminat, mahkeme masrafları için 4.000  
Euro (dört bin Euro) ve uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;  
(b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa  
Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle  
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;  
4.bavuranların adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine  
6
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đngilizce hazırlanmı, Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 19  
Ekim 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
Vincent BERGER  
Bostjan ZUPANCIC  
Yazı Đꢀleri Müdürü  
Bakan  
7