CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BOZAK - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 32697/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
(Esas)  
STRAZBURG  
20 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (32697/02) no’lu davanın nedeni T.C.  
vatandaı Mehmet Cihan Bozak’ın (bavuran) 16 Temmuz 2002 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin  
Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ  
olduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu  
avukatlarından H. I. Er tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran 1928 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
3 Mart 1967 tarihinde, 7 Mayıs 1945 tarihli kadastro tutanağı esas alınarak M.M.K. adına  
bir tapu senedi düzenlenmitir. Bu tapu, Tamandıra yöresinde (Beykoz’un Poyraz köyü)  
bulunan 16 120 m2 yüzölçümüne sahip 2/6 ada ve 12 parsel numaralı bir araziye aittir. Söz  
konusu tapuda tarla ve tarım alanı olarak vasıflandırılan bu arazi aynı zamanda orman alanı  
ında sınıflandırmıtır.  
7 Haziran 1974 tarihli satısenedi vasıtasıyla arazi A.R.’nin mülkiyetine geçmitir.  
Bavuran ise 30 Temmuz 1985 tarihli bir satısenedi vasıtasıyla söz konusu araziye sahip  
olmutur. Arazi, tapu siciline ilgili ahıs adına kaydedilmive kendisine bir tapu senedi  
verilmitir.  
Beykoz kaymakamlığı, bavuranın talebi üzerine 30 Mayıs 1986 tarihinde söz konusu  
arazinin tarla ve tarım alanı vasfını doğrulamıtır. Kaymakamlık, Tarım Orman ve Köyileri  
Bakanğı Beykoz Đlçe Müdürlüğü teknisyeni K.S.’nin bilirkii raporuna dayanarak arazinin  
tarla ve tarım alanı olarak kullanıldığını, orman vasfı taımasını gerektirecek herhangi bir  
özelliğe sahip olmadığını ve sadece ormanlık alanın bitiiğinde bulunduğunu kaydetmitir.  
7 ubat 1994 tarihinde Orman Bakanlığı, ihtilaflı arazinin ormanlık alan içerisinde  
bulunduğu gerekçesiyle bavurana ait tapunun iptali ve Devlet Hazinesi adına tescil edilmesi  
talebiyle Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesi (« mahkeme ») önünde dava açmıtır.  
Mahkeme, 21 Aralık 2000 tarihinde arazinin 1939 yılında orman vasıflı olarak  
sınıflandırıldığını bildiren 20 Mayıs 1999 ve 8 Temmuz 2000 tarihli bilirkii raporlarına  
dayanarak, bakanlığın talebini haklı bulmuve ihtilaflı arazinin ormanlık alan olduğuna  
hükmetmitir.  
24 Eylül 2001 tarihinde Yargıtay, bavuranın temyiz ettiği kararı onamıtır.  
Yargıtay, 21 Ocak 2002 tarihinde bavuranın karar düzeltme talebini reddetmive bu  
kararı Mart 2002’de bavurana tebliğ edilmitir.  
2
AĐHM’nin davayı Hükümete bildirmesi üzerine bavuran, 6 Haziran 2008 tarihinde  
Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesi’ne bavurarak arazinin durum ve değerinin, uğradığı  
zararın ve çöp ve atık yok etme yeri olarak kullanılmasıyla sağlanacak potansiyel kazancın  
hesaplanmasını talep etmitir. Bavuran aynı gün, bu talebini Beykoz mahkemesi önünde  
yinelemitir.  
Yine aynı gün, iki mahkeme de arazinin tapu sicilinde Devlet Hazinesi adına tescil edildiği  
ve dolayısıyla bavuranın mülk sahibi olamayacağı gerekçesiyle bu talebi reddetmitir.  
HUKUK  
I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran, tazminat ödenmeksizin, tapusunun iptal edilerek Devlet Hazinesi adına tescil  
edilmesinin 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mülküne saygı gösterilmesi hakkına  
yönelik orantısız bir müdahale oluturduğunu ileri sürmektedir.  
Hükümet, söz konusu taınmazın tasnifinin Türkiye’nin AĐHM’nin zorunlu yargı yetkisini  
tanıdığı 22 Ocak 1990 tarihinden önce gerçeklemesi doğrultusunda bavuranın ikayetinin  
ratione temporis açısından AĐHS hükümleri ile bağdamadığını belirtmektedir. Hükümet  
ayrıca, bavuranın T.C. Anayasası’nın 125. maddesi gereğince bir tazminat talebinde  
bulunabileceğini ve bu nedenle iç hukuk yollarını tamamen tüketmediğini savunmaktadır.  
Bavuran, AĐHM’nin bu ön itirazları reddetmesini istemektedir.  
AĐHM, daha önceki kararlarında buna benzer itirazları reddettiğini hatırlatmaktadır  
(bakınız, en son olarak, Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 69-82). AĐHM, mevcut davada  
daha önce vardığı sonuçlardan farklı düünmesini gerektirecek herhangi bir neden  
görmemekte ve Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.  
Yaptığı inceleme sonucunda AĐHM, ilk önce 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci  
bendinin ikinci cümlesi anlamında bavuranın mülkiyet hakkına yönelik mülkten ‘yoksun  
bırakma’ olarak değerlendirilmesi gereken bir müdahalenin var olduğunu not etmektedir.  
Ulusal mahkemeler tarafından ileri sürülen gerekçeleri göz önünde bulunduran AĐHM,  
bavurana uygulanan yoksun bırakma ilemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve  
ormanların korunması amacının 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ikinci  
cümlesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğini düünmektedir (bakınız, diğerleri  
arasından, Türkiye aleyhine atır davası, no 36192/03, prg. 33, 10 Mart 2009).  
Bu çerçevede AĐHM daha önce, bavuranın ikâyetine benzer bir ikâyeti incelediğini ve 1.  
Nolu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.  
Gerçekten de AĐHM, mülkün değerine karılık gelen makul bir meblağın ödenmemesi  
durumunda mülkten mahrum etmenin aırı bir müdahale tekil edeceğine ve hiçbir tazminat  
ödenmemesi durumunun ise 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak istisnai  
koullarda meruiyet kazanabileceğine hükmetmitir (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 86-  
93, ve atır, ilgili bölüm, prg. 34). Mevcut davada AĐHM, taınmazının Devlet Hazine’sine  
devredilmesi nedeniyle bavurana hiçbir tazminat ödenmediğini kaydetmektedir. AĐHM ayrıca,  
3
Hükümetin farklı bir sonuca varmak için herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığını not  
etmektedir (Turgut ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 92, ve atır, ilgili bölüm, prg. 34).  
Bu durumda, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmitir.  
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI  
HAKKINDA  
Bavuran ayrıca, yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen  
« makul süre » ilkesini karılamadığını iddia etmektedir.  
Hükümet bu sava karı çıkmakta ve yargılama süresinin makul olduğunu savunmaktadır.  
AĐHM, öncelikle söz konusu ikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında  
baka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını kaydetmekte ve bu nedenle  
kabuledilebilir ilan etmektedir.  
Esasla ilgili olarak ise AĐHM, bavuranın ikâyet ettiği yargılamanın 7 ubat 1994  
tarihinde baladığını ve 21 Ocak 2002 tarihinde sona erdiğini, dolayısıyla iki dereceli  
mahkemelerde yaklaık sekiz yıl kadar sürdüğünü not etmektedir. AĐHM, mevcut davadakine  
benzer sorunların öne çıktığı birçok davada, konuyla ilgili yerleik içtihadındaki kıstasları  
dikkate alarak « makul süre » gereksiniminin ihlal edildiği sonucuna vardığını  
hatırlatmaktadır (bakınız, diğer birçoğu arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası [GC],  
no 30979/96, prg. 43-45, CEDH 2000-VII).  
Sunulan tüm unsurları inceledikten sonra AĐHM, Hükümetin bu davada farklı bir sonuca  
varmaya yarayacak herhangi bir olgu ya da argüman sunmadığı kanaatine varmaktadır.  
Konuyla ilgili içtihadını dikkate alan AĐHM, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aırı  
olduğu ve « makul süre » gereksinimini karılamadığı sonucuna varmaktadır.  
Bu itibarla, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ihlal edilmitir.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran, arazinin bugünkü değeri karılığında 1 934 400 Euro (yani 120 Euro/m²),  
arazinin Devlet Hazinesi’ne devrinden sonra yıkılan ev karılığında 50 000 Euro ve arazinin  
kendi iddiasına göre çöp ve atık yok etme yeri olarak kullanılması dolayısıyla kaybettiği  
kazanç karılığında 500 000 Euro olmak üzere toplam 2 484 400 Euro (EUR) tutarında bir  
maddi tazminat talep etmektedir.  
Talep ettiği tutarların gerçekliğini kanıtlamak amacıyla bavuran, ilk olarak uğradığı  
zararın hesaplanması amacıyla mahkemelere bavurduğunu, ancak mahkemelerin bu talebini  
reddettiğini, daha sonra bir notere bavurduğunu, ancak Adalet Bakanlığı’nın noterlerin  
böylesi bir faaliyette bulunmasını engelleyen talimatları doğrultusunda talebinin  
sonuçlandırılamadığını belirtmektedir. Bavuran, noterlerin faaliyetiyle ilgili üç bakanlık  
talimatını dava dosyasına eklemitir. Nihayetinde bavuran, bir inaat mühendisi (bilirkii  
lisanslı), bir uzman topograf (kadastro ve topografi mühendisleri odası tarafından onaylı  
lisans sahibi) ve bir avukattan oluan bilirkii heyetini görevlendirmitir. Bilirkii heyeti,  
raporunda, uğranan zararı konuyla ilgili birçok kıstası dikkate alarak hesaplamıtır. Bavuran  
4
ayrıca, arazinin özellikle on yıldan beri inaatçıların çok beğendiği bir alanda yer aldığını  
eklemektedir.  
Hükümet, nazari ve dayanaktan yoksun olarak nitelendirdiği bu tazminat taleplerinin  
AĐHM tarafından reddedilmesini istemektedir. Hükümet, AĐHS’nin ihlali ile talep edilen zarar  
arasında nedensellik bağı bulunmadığını belirtmekte ve bavuranın uğradığı zararı kanıtlayan  
hiçbir belge sunmadığını savunmaktadır. Hükümet, adil tatminin AĐHS’nin kontrol  
mekanizmasının temel amacını oluturmağını hatırlatmakta ve bavuranın talep ettiği  
tutarların ülkenin ekonomik ve sosyal gerçekleriyle bağdamadığını ileri sürmektedir.  
Savunmacı Devlet ile bavuran arasında uzlama olasılığını dikkate alan AĐHM, AĐHS’nin  
41. maddesinin uygulanması konusunun mevcut dava koullarında, ayrı tutularak, imdilik ele  
alınmaması gerektiği kanaatine varmaktadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;  
4. AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun;  
a) saklı tutulmasına;  
b) Hükümet ve bavuranın, kararın tebliğinden itibaren üç ay içinde bu mesele  
hakkındaki görülerini yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları  
her türlü uzlamadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;  
c) Sonraki prosedürün saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire bakanının izlenecek  
prosedürü belirlemeye yetkili kılınmasına;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5