CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
İKİNCİ DAİRE  
BOZLAK VE DİĞERLERİ- TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no: 34740/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
13 Ocak 2009  
İşbu karar Sözleşme’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup  
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
T.C. vatandaşları Murat Bozlak, Bahattin Günel ve İsmail Arslan, (başvuranlar) tarafından  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 20 Ağustos 2003 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel  
Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS)  
34. maddesi uyarınca yapılan 34740/03 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.  
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu avukatlarından  
S. Kaya tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOŞULLARI  
Başvuranlar T.C. vatandaşı olup sırasıyla 1952, 1950 ve1946 doğumludur ve Ankara’da  
ikamet etmektedirler.  
Halkın Demokrasi Partisi’nin yıllık olağan kongresi 23 ve 24 Haziran 1996 tarihlerinde  
Ankara’da yapılmıştır. 24 Haziran günü, maskeli bir grup kongrenin yapıldığı salona girerek  
yasadışı PKK örgütü lehine sloganlar atmıştır. Daha sonra, Türk bayrağını indirerek PKK  
afişi ile Abdullah Öcalan’ın posterini asmıştır. Kongrenin bitiminde polis, aralarında  
başvuranların da bulunduğu birçok kişiyi gözaltına almıştır.  
4 Temmuz 1996 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (« Devlet Güvenlik  
Mahkemesi») nöbetçi hakimi önüne çıkarılan başvuranlar tutuklanmışlardır.  
23 Ağustos 1996 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, aralarında  
başvuranların da bulunduğu kırk bir kişiyi eski ceza kanununun 168. maddesi kapsamında  
yasadışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır.  
25 Eylül 1996 ile 4 Haziran 1997 tarihleri arasında görülen on iki duruşmada DGM,  
sanıkların savunmaları ile tanıkların ifadelerini dinlemiş, davaları birleştirmiş ve birçok usuli  
işlem gerçekleştirmiştir.  
DGM, 14 Nisan 1997 tarihli duruşmada başvuranların tahliyesine karar vermiştir.  
4 Haziran 1997 tarihli duruşma sonunda DGM, başvuranları yasadışı bir örgüte yardım ve  
yataklıktan suçlu bulmuş ve eski ceza kanununun 169. maddesi uyarınca Murat Bozlak isimli  
başvuranı altı yıl, Bahattin Günel ve İsmail Arslan isimli başvuranları ise dört yıl hapis  
cezasına mahkûm etmiştir.  
Yargıtay, yeteri kadar soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle 18 Haziran 1998 tarihinde bu  
kararı bozmuştur. Yargıtay kararında özellikle Ankara ve Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemelerinde görülmekte olan diğer davalarla ilgili dosyaların istenmesi gerektiğini  
vurgulamıştır.  
Aynı gün, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan bir değişiklikle Devlet Güvenlik  
Mahkemesi heyetindeki askeri yargıçlar sivil yargıçlarla değiştirilmiştir. 22 Haziran 1999  
tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemelerine ilişkin yasa da aynı yönde gerekli değişiklik  
yapılmıştır.  
2
Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu değişiklikten sonra ilk duruşmasını 25 Ağustos 1998  
tarihinde gerçekleştirmiştir. Bu tarih ile 8 Ararlık 1998 tarihi arasında görülen dört duruşma  
sırasında DGM, başvuranların da aralarında bulunduğu bazı sanıkların savunmalarını dinlemiş  
ve orada bulunmayan diğer sanıkların ifadelerini istinabe yoluyla almıştır. 8 Aralık 1998  
tarihli duruşmada DGM, Ankara 1. ve 2. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde görülen beş  
davayla ilgili dosyaların kendilerine gönderilmesini istemiştir. Diğer taraftan, Diyarbakır  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen 1995/213 ve 1994/517 sayılı iki davayla ilgili  
dosyaları da istemiştir.  
28 Ocak 1999 tarihinde DGM, Ankara 1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin gönderdiği  
dosyaları aldığını, ancak Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yanlış dosya  
gönderdiğini bildirmiştir. Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Diyarbakır Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’nden tekrar doğru dosyaları göndermelerini isteyen mahkeme  
duruşmayı ertelemiştir. 18 Şubat 1999 tarihli duruşma, aynı dosyaların gelmemesi nedeniyle  
yine ertelenmiştir.  
16 Mart 1999 tarihli duruşmada DGM, Ankara 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden  
istenen dosyaların kendileri yerine başka bir mahkemeye gönderilmiş olduğunu tespit etmiştir.  
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden istenen dosyaları beklemek üzere duruşma  
ertelenmiştir.  
DGM, 22 Nisan 1999 tarihli duruşmada, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin  
1994/517 sayılı davayla ilgili yetkisizlik kararı alarak bu davayı İzmir Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’ne gönderdiğini tespit etmiştir. DGM ayrıca 1995/213 sayılı dava dosyasının,  
öngörüldüğü üzere Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildiğini ve oradan da  
dosyanın Yargıtay’a gittiğini belirlemiştir. DGM, hem İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde  
görülen dava dosyasını istemeyi ve hem de Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava  
dosyasının Yargıtay’dan çıkıp çıkmadığını sormayı kararlaştırmıştır.  
DGM, 1 Haziran 1999 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davaya  
ait dosyanın kendilerine ulaştığını, ancak Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gelen  
cevaba istinaden diğer davanın hâlâ Yargıtay’da beklediğini bildirmiştir. Bu duruşmanın  
sonunda DGM, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava dosyasının  
Yargıtay’dan geri gelmesini bekleme kararı almıştır.  
22 Temmuz 1999 ile 14 Mart 2000 tarihleri arasında görülen beş duruşma da yine aynı  
şekilde Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava dosyasının Yargıtay’dan geri  
gelmesini beklemek üzere ertelenmiştir.  
4 Mayıs 2000 tarihli duruşmada DGM, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden beklenen  
cevabın kendilerine ulaştığını bildirmiştir. DGM ayrıca, bu mahkeme tarafından verilen  
kararın Yargıtay tarafından bozulduğunu ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiğini  
tespit etmiştir. DGM bu duruşmanın sonunda, mahkemenin dava dosyasını kendilerine  
göndermesini istemiştir. 29 Haziran 2000 tarihli duruşma bu dosyayı beklemek üzere  
ertelenmiştir.  
DGM, 1 Ağustos 2000 tarihli duruşmada, Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen  
dava dosyasının tekrar Yargıtay’a gönderildiğini tespit etmiş ve bu dosyanın geri gelmesini  
bekleme kararı almıştır.  
3
5 Ekim 2000 ile 3 Temmuz 2001 tarihleri arasında gerçekleştirilen altı duruşma, dosyanın  
Yargıtay’dan gelmesini beklemek üzere ertelenmiştir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Eylül 2001 tarihli duruşmada, Diyarbakır 2. Ağır Ceza  
Mahkemesi tarafından verilen bilgilerin başka bir dosyaya ait olduğunu ve bu mahkemenin  
bildirdiği dosya numarasının da yanlış olduğunu tespit etmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza  
Mahkemesi’nden dava dosyasını bir kez daha isteyen DGM, 16 Ekim 2001 tarihli duruşmayı  
bu nedenle ertelemiştir.  
6 Aralık 2001 tarihli duruşmada DGM, dava dosyasının tebliğ aşamasında olduğundan  
gönderilemediğini ve yalnızca kesinleşmeyen kararın bir kopyasının iletildiğini bildirmiştir.  
Cumhuriyet savcısı, iddianamesini 29 Ocak 2002 tarihinde sunmuştur. Bunu takip eden  
dört duruşma sanıkların savunmalarına ayrılmıştır.  
4 Temmuz 2002 tarihinde, başvuranlara atılı suçların 4616 sayılı kanunun uygulama  
alanına girdiğini göz önünde bulunduran Devlet Güvenlik Mahkemesi, zanlılar hakkında beş  
yıldır süren ceza davasını erteleme kararı almıştır.  
Başvuranlar, bilinmeyen bir tarihte temyize gitmişlerdir.  
Yargıtay, 15 Ekim 2002 tarihinde, ihtilaflı kararın temyize değil itiraza konu olduğunu  
değerlendirerek dosyayı Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade etmiştir.  
31Ocak 2003 tarihinde, DGM itirazı reddetmiştir. Bu karar 4 Mart 2003 tarihinde  
başvuranlara tebliğ edilmiştir.  
HUKUK  
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar, yargılama sürecinde « makul süre » ilkesinin ihlâl edildiğini ileri  
sürmektedirler. Başvuranlar, ayrıca yargılama sürecinin bir bölümünde bünyesinde askeri  
yargıç bulundurması dolayısıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız  
olamadığını iddia etmektedirler. Gözaltıları sırasında avukatlarının bulunmadığı bir ortamda  
alınan ifadelerinin delil olarak kullanılmasına itiraz eden başvuranlar, aynı zamanda başka  
mahkemelerde yargılanan yüzlerce kişinin ifadelerinin iddianamede yer aldığını ve bunların  
dosyada delil olarak gösterildiğini, oysa bu tanıkları sorgulamanın mümkün bile olmadığını  
iddia etmektedirler. Son olarak başvuranlar, 4616 sayılı yasanın uygulanması suretiyle  
haklarındaki atılı suçlarla ilgili adli bir karar elde etme haklarının ihlâl edildiğini öne  
sürmektedirler.  
Başvuranlar bu temel hususlarda AİHS’nin 6. maddenin 1. fıkrası ile 3c ve d fıkralarının  
ihlâl edildiğini düşünmektedirler.  
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin  
Hükümet, ulusal mahkemeler tarafından ilgili şahıslar hakkında yürütülen ceza davasında  
duruşmaların ertelenmesi nedeniyle başvuranların mağdur oldukları iddiasına karşı  
çıkmaktadır.  
4
Başvuranlar bu iddiaya itiraz etmektedirler.  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı ve bu mahkemede adil  
yargılama yapılmadığı yönündeki iddialar  
AİHM, başvuranların ilk mahkûmiyetlerinin Yargıtay tarafından 18 Haziran 1998 tarihinde  
bozulduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra 4 Temmuz 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, 4616 sayılı yasadaki düzenlemeler doğrultusunda esasa ilişkin kararını beş yıl  
süreyle ertelemiştir. Dolayısıyla, dava hakkında kesinleşen karar sonrasında başvuranlar  
hiçbir mahkûmiyet almamışlardır (bakınız, Türkiye aleyhine Kaplan davası (karar),  
no 56566/00, 28 Eylül 2004).  
Mevcut dosya, erteleme süresi tamamen sona erdiği halde, daha sonraki sürecin gelişimi  
hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir. Taraflar da bu konuyla ilgili olarak daha fazla  
bilgi sunmamaktadır. Bununla birlikte, eğer söz konusu erteleme kararı kesintiye uğrasaydı,  
başvuranlar zorunlu olarak sivil yargıçlardan oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde  
yargılanacaktı.  
Diğer taraftan, eğer ilgili şahısların davası yeniden incelenseydi, adil  
yargılanmaya ilgili itirazlarını bu mahkeme önünde dile getirme imkânı bulabilirlerdi (bu  
anlamda bakınız Türkiye aleyhine Veysel Turhan davası (karar), no 53648/00, 7 Haziran 2004  
ve Türkiye aleyhine Öktem davası (karar), no 74306/01, 1 Eylül 2005).  
Sonuç olarak, başvuru dilekçesinin bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup, AİHS’nin  
35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.  
2. Yargılama süresi  
AİHM, yerleşik içtihadını anımsatarak, bir başvuranın lehine alınan bir karar veya önlemle  
mağduriyet durumunun tamamen ortadan kalkması için ayrıca ulusal makamların da bu  
mağduriyeti açıkça veya özünde kabul etmesi ve AİHS ihlâlini onarması gerektiğini  
vurgulamaktadır (Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 73, CEDH 1999-  
VI). Ancak bu davada, 4 Temmuz 2002 tarihinde alınan karar, cezai yargılamanın uzaması  
yüzünden başvuranların doğrudan gördükleri zararı hiçbir şekilde telafi etmemektedir. Bu  
itibarla, Hükümet’in bu şikâyetle ilgili iddiası reddedilmelidir (bakınız, gerekli değişiklikler  
yapıldıktan sonra, Türkiye aleyhine Aslı Güneş davası (karar), no 53916/00, 13 Mayıs 2004).  
AİHM, bu şikâyetin AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan  
yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca, bu şikâyetle ilgili başka hiçbir kabuledilemezlik  
gerekçesi bulunmamaktadır.  
B. Esasa ilişkin  
Değerlendirmeye alınacak dönem, başvuranların yakalanmasıyla 24 Haziran 1996  
tarihinde başlamakta ve ilgili şahısların mahkemenin duruşmayı erteleme kararına yaptıkları  
itirazın Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedildiği 31 Ocak 2003 tarihinde sona  
ermektedir.  
Mahkemenin davayı erteleme kararından sonraki süreçle ilgili olarak AİHM’in kanaati şu  
şekilde gelişmektedir: yargılama her ne kadar teorik olarak beş yıllık erteleme döneminde  
yeniden yapılabilir olsa da, davanın ertelenmesi prosedürü ile esasa ilişkin yargılama, doğası  
gereği, bir tutulmamalıdır, zira gerçekçi ve makul bir gözle bakıldığında, ilgili şahıslara isnad  
edilen suçlamaların erteleme kararından sonraki dönemde de kendilerini olumsuz etkilemeye  
devam ettiği söylenemez (bakınız Türkiye aleyhine Koç ve Tambaş davası (karar),  
5
no 46947/99, 24 Şubat 2005, Türkiye aleyhine Öktem davası (karar), no 74306/01, 1 Eylül  
2005, ve Birleşik Krallık aleyhine Withey davası (karar), no 59493/00, CEDH 2003-X).  
AİHM’in değerlendireceği yargılama, beş mahkeme tarafından yürütülmüş ve yaklaşık altı  
yıl yedi ay sürmüştür.  
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun dava koşulları ışığında ve  
davanın karmaşıklığı ile başvuran ile ilgili makamların tutumu gibi içtihadında yerleşmiş  
ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (bakınız, diğer birçokları arasından,  
Fransa aleyhine Pélissier ve Sassi davası [GC], no 25444/94, prg. 67, CEDH 1999-II)  
Mevcut davada, ulusal mahkemeler başvuranların da aralarında bulunduğu kırk bir kişiyi  
yargıladıkları için ihtilaflı yargılama süreci oldukça karmaşık bir görünüm sunmaktadır.  
Başvuranlar, yetkisiz bir mahkemeye başvurmak suretiyle dava süresinin uzamasına  
katkıda bulundukları doğruysa da bunun aslında yargılamanın en fazla birkaç ay uzamasına  
neden olduğu görülmektedir.  
Ulusal makamların tutumu hakkında ise AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Yargıtay  
önünde yürütülen yargılama süresinin ilk aşamasında eleştirilecek hiçbir unsur olmadığını  
tespit etmektedir. Ancak davanın iadesinden sonra ikinci kez Devlet Güvenlik Mahkemesi  
önünde yürütülen yargılama için aynı şey söylenemez. Aslında, bu mahkeme önünde görülen  
dava yaklaşık dört yıl sürmüştür. Bu sürecin neredeyse tamamı, özellikle Diyarbakır Ağır  
Ceza Mahkemesi’nde bulunan dosya ile diğer dava dosyalarının istenmesine ayrılmıştır.  
Sadece bu yüzden on yedi duruşma ertelenmiş olup, iki buçuk yıllık bir yargılama süreci bu  
beklentiyle geçmiştir.  
AİHM, kendisine sunulan tüm unsurları ve konuyla ilgili yerleşik içtihadını inceledikten  
sonra, mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğu ve « makul süre » ilkesine  
cevap vermediği kanaatine varmaktadır.  
Dolayısıyla, 6. maddenin 1. fıkrası ihlâl edilmiştir.  
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuranlar Murat Bozlak ve İsmail Arslan’ın her biri maddi tazminat olarak 25.000 Euro,  
başvuran Bahattin Günel 20.000 Euro talep etmektedir. Başvuranların her biri ayrıca 30.000  
Euro manevi tazminat talep etmektedir.  
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.  
AİHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat talebi arasında bir illiyet  
bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir.  
AİHM bunun yanı sıra başvuranların belirli bir manevi zarara uğradıkları kanaatindedir.  
Bu bağlamda, hakkaniyete uygun olarak başvuranların her birine manevi tazminat olarak  
1.000 Euro ödenmesini kararlaştırır.  
6
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Başvuranlar AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için 20.160 Euro talep  
etmektedirler. Başvuranlar bu yönde herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamıştır.  
Hükümet bu miktara karşı çıkmaktadır.  
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul  
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir.  
AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında yargılama masraf ve giderlerine  
ilişkin bu talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme Faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına  
üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Yargılama süresinin uzunluğunun aşırı olduğu hakkındaki şikayetin kabuledilebilir, bunun  
dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvuranların her birine  
manevi tazminat olarak 1.000 (bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;  
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;  
KARAR VERMİŞTİR.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 13 Ocak 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.  
7
Sally Dollé Françoise  
Greffière  
Tulkens  
8