Başvuranlar bu iddiaya itiraz etmektedirler.
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmadığı ve bu mahkemede adil
yargılama yapılmadığı yönündeki iddialar
AİHM, başvuranların ilk mahkûmiyetlerinin Yargıtay tarafından 18 Haziran 1998 tarihinde
bozulduğunu gözlemlemektedir. Daha sonra 4 Temmuz 2002 tarihinde, Devlet Güvenlik
Mahkemesi, 4616 sayılı yasadaki düzenlemeler doğrultusunda esasa ilişkin kararını beş yıl
süreyle ertelemiştir. Dolayısıyla, dava hakkında kesinleşen karar sonrasında başvuranlar
hiçbir mahkûmiyet almamışlardır (bakınız, Türkiye aleyhine Kaplan davası (karar),
no 56566/00, 28 Eylül 2004).
Mevcut dosya, erteleme süresi tamamen sona erdiği halde, daha sonraki sürecin gelişimi
hakkında herhangi bir bilgi içermemektedir. Taraflar da bu konuyla ilgili olarak daha fazla
bilgi sunmamaktadır. Bununla birlikte, eğer söz konusu erteleme kararı kesintiye uğrasaydı,
başvuranlar zorunlu olarak sivil yargıçlardan oluşan bir Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde
yargılanacaktı.
Diğer taraftan, eğer ilgili şahısların davası yeniden incelenseydi, adil
yargılanmaya ilgili itirazlarını bu mahkeme önünde dile getirme imkânı bulabilirlerdi (bu
anlamda bakınız Türkiye aleyhine Veysel Turhan davası (karar), no 53648/00, 7 Haziran 2004
ve Türkiye aleyhine Öktem davası (karar), no 74306/01, 1 Eylül 2005).
Sonuç olarak, başvuru dilekçesinin bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olup, AİHS’nin
35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Yargılama süresi
AİHM, yerleşik içtihadını anımsatarak, bir başvuranın lehine alınan bir karar veya önlemle
mağduriyet durumunun tamamen ortadan kalkması için ayrıca ulusal makamların da bu
mağduriyeti açıkça veya özünde kabul etmesi ve AİHS ihlâlini onarması gerektiğini
vurgulamaktadır (Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93, prg. 73, CEDH 1999-
VI). Ancak bu davada, 4 Temmuz 2002 tarihinde alınan karar, cezai yargılamanın uzaması
yüzünden başvuranların doğrudan gördükleri zararı hiçbir şekilde telafi etmemektedir. Bu
itibarla, Hükümet’in bu şikâyetle ilgili iddiası reddedilmelidir (bakınız, gerekli değişiklikler
yapıldıktan sonra, Türkiye aleyhine Aslı Güneş davası (karar), no 53916/00, 13 Mayıs 2004).
AİHM, bu şikâyetin AİHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca, bu şikâyetle ilgili başka hiçbir kabuledilemezlik
gerekçesi bulunmamaktadır.
B. Esasa ilişkin
Değerlendirmeye alınacak dönem, başvuranların yakalanmasıyla 24 Haziran 1996
tarihinde başlamakta ve ilgili şahısların mahkemenin duruşmayı erteleme kararına yaptıkları
itirazın Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından reddedildiği 31 Ocak 2003 tarihinde sona
ermektedir.
Mahkemenin davayı erteleme kararından sonraki süreçle ilgili olarak AİHM’in kanaati şu
şekilde gelişmektedir: yargılama her ne kadar teorik olarak beş yıllık erteleme döneminde
yeniden yapılabilir olsa da, davanın ertelenmesi prosedürü ile esasa ilişkin yargılama, doğası
gereği, bir tutulmamalıdır, zira gerçekçi ve makul bir gözle bakıldığında, ilgili şahıslara isnad
edilen suçlamaların erteleme kararından sonraki dönemde de kendilerini olumsuz etkilemeye
devam ettiği söylenemez (bakınız Türkiye aleyhine Koç ve Tambaş davası (karar),
5