CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BOZOĞLU - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 25099/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
6 Ekim 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25099/04) no’lu davanın nedeni (T.C.  
vatandaı) Metin Bozoğlu’nun (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 10 Mayıs  
2004 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin  
(Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
M. A. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
Bavuran 1962 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir. Bavuran hakkında açılan bir  
ceza davası kapsamında beraat etmitir. Bavuran 7 Haziran 1994 ve 26 Haziran 1997  
tarihleri arasında tutuklu kalmıtır.  
Bavuran 12 ubat 1999 tarihinde özgürlüğünden yoksun bırakılarak zarara uğratıldığı  
iddiasıyla 466 sayılı Kanun uyarınca Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası  
açmıtır.  
3 Mart 1999 tarihinde üç hakimden oluan Ağır ceza mahkemesi, üyelerinden birini (bundan  
böyle hakim) davayı tetkik etmek ve rapor hazırlamakla görevlendirmitir. Hakim 7 Temmuz  
1999 ve 12 Ekim 2000 tarihleri arasında bavuranın ahsi, ekonomik ve sosyal durumu  
hakkında bilgi derlemitir. Bu son tarihte hakim bavuranı dinlemive bölge çalıma  
müdürğünden bavuranın tutukluluk döneminde geçerli bulunan asgari ücret tarifesinin  
gönderilmesini istemive 4 Nisan 2001 tarihinde bu bilgiyi edinmitir. Hakim aynı gün  
Đstanbul Đl Tarım Müdürlüğünden bavuranın olayların meydana geldiği dönemde yaptığı  
küçükbahayvan yetitiriciliği iine ödenen asgari ücret tarifesinin öğrenilmesini talep  
etmitir. 14 Eylül 2001’de adı geçenin ikamet adresi tam olarak tespit edilemediğinden Đl  
Tarım Müdürlüğünden tatmin edici bir yanıt alınamadığı ifade edilmitir. Bu konuda baka bir  
idari makamdan görüistenmitir.  
26 Mart 2002 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi davanın tetkiki ve rapor düzenlenmesi için  
baka bir hakim atamıtır. 27 Mart 2002 tarihinde yeni hakim bölge çalıma müdürlüğünden  
gelen yazıda tarım alanında çalıanların asgari ücret tarifesine ilikin bilgilerin yer aldığını  
hatırlattır. Hakim bu durumda maddi zararın belirlenmesi için bir bilirkii atamıtır. 15  
Temmuz 2002 tarihinde önceki bilirkiinin bu alanda uzmanlığı olmaması nedeniyle yeni bir  
bilirkii atamıtır.  
Bilirkii 4 Ekim 2002 tarihinde raporunu hazırlamıtır. Hakim kendi raporunu Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne 22 Ekim 2002’de sunmutur. Bu tarihte Ağır Ceza Mahkemesi dava  
dosyasında yer alan unsurlar ıığında bavurana 227.270.934 TL (yaklaık 145 Euro) maddi  
tazminat ve 4.000.000.000 TL (yaklaık 2.515 Euro) manevi tazminat ödenmesine  
hükmetmitir. Bu meblağlara gecikme faizi uygulanmamıtır. Mahkeme, kararında Hakim  
tarafından düzenlenen raporu ve Cumhuriyet Savcısı’nın bavurana tebliğ edilmeyen  
mütalaasını dikkate almıtır.  
Yargıtay 12 Kasım 2003 tarihinde bu kararı onamıtır.  
2
8 Temmuz 2004 tarihinde bavuran yasal faiz oranı ile birlikte toplam 6.615.450.000 TL  
tazminat almıtır.  
HUKUK  
Bavuran iç hukuktaki mahkemelerde görülen yargılamanın hakkaniyete uygun  
gerçeklemediğinden yakınmaktadır. Bavuran duruma yapılmamasının ve Ağır Ceza  
Mahkemesi nezdindeki Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinin  
çekimeli yargı ilkesine aykırı olduğunu öne sürmekte, bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesini  
öne sürmektedir.  
Hükümet bavuranın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tayin edilen bir hakim tarafından  
dinlendiği saptamasını yapmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetlerin dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle yapılan ikayetler kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM Ağır Ceza Mahkemesi önünde bir duruma yapılmamasına dair benzer bir ikayeti daha  
önce de incelediğini ve AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır  
(Bkz. Göç-Türkiye no: 36590/97). AĐHM iki kiilik mahkeme heyetinin yokluğunda tek bir  
hakim ile duruma düzenlenmesinin bavuranı «iç hukuktaki mahkemelerde davasının  
görülmesi ve kamu denetimine açık olması» olanağından yoksun bıraktığına itibar etmektedir  
(Bkz. aynı anlamda, ahin Karakoç-Türkiye kararı no: 19462/04, 29 Nisan 2008). AĐHM,  
Hükümetin sözü edilen bu ikayet karısında davanın farklı bir sonuca ulamasını sağlayacak  
ikna edici hiçbir tespit ve argümanı sunmadığını kaydetmektedir.  
AĐHM iç hukuktaki mahkemelerde bavuranın davasının halka açık dinlenilmemesi nedeniyle  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
AĐHM yukarıda bahsekonu tespit ıığında, Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın  
tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle bu hükmün ihlal edilip edilmediğini ayrıca  
incelemeye gerek duymamaktadır.  
Bavuran ayrıca tazminat davasının uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet bu sava karı çıkmaktadır.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM göz önünde bulundurulması gereken dönemin 12 ubat 1999 tarihinde Ağır Ceza  
Mahkemesi’ne bavurulması ile balayıp Yargıtay’ın 12 Kasım 2003 tarihli kararı ile sona  
erdiğini saptamaktadır. Đki dereceli mahkemede görülen bu dava yaklaık dört yıl dokuz ay  
sürmütür.  
Davanın özel bir karmaık yapısının olmayıı ve bavuranın tutumu bu sürenin uzamasına etki  
etmemitir. Yetkililerin tutumuna gelince, AĐHM davanın naip hakim tarafından incelenmesi  
sırasında boluklar olutuğunu, hakimin maddi tazminat tutarının belirlenmesi için dosyayı  
bilirkiiye göndermesine kadar üç yılın geçtiğini gözlemlemektedir. AĐHM’ye göre  
3
özgürlükten yoksun bırakma nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi için açılan bir tazminat  
davasına özel bir ihtimam göstermek gerekir (Bkz. aynı anlamda, Bayhan-Türkiye kararı no:  
75942/01, 26 Haziran 2007).  
AĐHM mahkemeye sunulan tüm unsurlar ve bu konudaki yerleik içtihadından ileri gelen  
kıstaslar (Bkz. diğer birçokları arasında Frydlender-Fransa kararı no: 30979/96) ıığında  
sözkonusu yargılamanın uzunluğunun aırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini  
karılamadığına kanaat getirmektedir. Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
Bavuran hükmedilen tazminatlara yasal faiz uygulanmaması nedeniyle Ek 1 No’lu  
Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğinden ikayetçi olmaktadır.  
AĐHM, bavuranın davanın kabuledilebilirliği ve davanın esası hakkındaki 8 Mayıs 2009  
tarihli yazılı görülerinde Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesine ilikin ikayetini sürdürmek  
istemediğini belirttiğini hatırlatır.  
Bavuran son olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir. Bavuran  
Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tazminatlara yasal faiz  
uygulanmaması nedeniyle 466 sayılı Kanun’da öngörülen tazmin yolunun etkili bir bavuru  
olarak nitelendirilemeyeceğini iddia etmektedir. Bavuran ayrıca maddi tazminat bağı  
altında verilen miktarın uğranılan gelir kaybı ile sınırlı kaldığını, hakimlerin manevi  
tazminatın belirlenmesinde kiisel durumunu gerektiği gibi dikkate almadıklarını öne  
sürmektedir.  
AĐHM bavuran tarafından ortaya konulan bu ikayeti incelemitir. AĐHM mahkemeye  
sunulan bütün delil unsurları ıığında Sözleme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere  
karı herhangi bir ihlalin yapılmadığını hatırlatır; dayanaktan yoksun bulunan bu ikayetin  
AĐHS’nin 35/3 ve 4. paragraflarına uygun olarak reddedilmesi gerekir.  
Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Bavuran 14.000 TL maddi  
tazminat, 10.000 Euro manevi tazminat ve iç hukuktaki ve AĐHM önündeki masraflara ilikin  
4.915 Euro yargılama gideri talep etmektedir. Bavuran kanıtlayıcı belge niteliğinde avukatlık  
sözlemesini, tarifesini ve giderlere ilikin makbuzları sunmaktadır.  
Hükümet bu taleplere karı çıkmaktadır.  
AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı  
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir.  
Buna karın AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi  
kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artıeklenerek bavurana 3.000 Euro manevi  
tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 2.000 Euro ödenmesini kararlatırmaktadır.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. AĐHS’nin 6/1 maddesine yönelik ikayetlerin kabuledilebilir, bunun dıında kalanların  
kabuledilemez olduğuna;  
2. Đç hukuktaki yargılama çerçevesinde duruma yapılmaması ve yargılamanın uzunluğunun  
aırı olması nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4
3. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi  
hakkındaki ikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 3.000 (üç bin)  
Euro manevi tazminat ve yargılama masrafları için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 6 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
5