soruşturma otoritelerine başvurup başvurmadığı belirleyici değildir. Bu davada,
yetkililerin başvuranın kardeşinin öldürülmesinden haberdar olması gerçeği,
Sözleşmenin 2. maddesinin gerektirdiği şekilde ölümün meydana geldiği şartlar
hakkında etkili bir soruşturma yapılmasını kendiliğinden (ipso facto) gerekli kılar. Bir
soruşturmanın etkinliğinin derecesi ve eşiği her dava için farklıdır. Bu derece, tüm ilgili
olgular temelinde ve soruşturma işinin pratik gerçekleri açısından değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda soruşturmada hız ve makul bir gizlilik de gereklilikler arasındadır. Bir
soruşturmanın ilerlemesini önleyen çeşitli engellerin ortaya çıkması da kabul edilebilir
bir durumdur. Fakat, ölümle sonuçlanan bir kuvvet kullanımının yetkililer tarafından
derhal soruşturulması, kamu güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasında ve
yasadışı fiillere müsamaha gösterildiğine ilişkin bir kanının oluşmasının önlenmesinde
önemli bir etken olarak görülmelidir.
Bu dava koşullarında ise Mahkeme, başvuranın kardeşinin kaçırılması ve
öldürülmesine yönelik bir soruşturma başlatılmıştır. Fakat, soruşturmanın
yürütülmesinde ciddi ihmaller söz konusudur.
Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın, gizli devlet ajanlarının, kardeşinin öldürülmesi
olayına karıştıkları yönündeki endişesini ulusal makamlara ilettiğini gözlemlemektedir.
Mahkemeye göre, başvuranın endişeleri yetkili makamların soruşturmayı
genişletmesine yol açmalıydı. Buna karşın, dava dosyasından anlaşıldığı üzere, yetkili
makamlar devlet ajanlarının cinayete karışması olasılığını araştırılması yönünde
soruşturmayı genişletmek için hiçbir ciddi girişimde bulunmamıştır. Mahkeme, Savaş
Buldan cinayetiyle Susurluk Raporunda sözü edilen özel tim arasında bir bağlantı
aslında Düzce Ağır Ceza Mahkemesi'nin 24 Kasım 1998 tarihli kararıyla kurulmuştur.
Düzce Ağır Ceza Mahkemesi, bu karara varırken, Savaş Buldan ve arkadaşlarının
kişisel çıkarlar için öldürüldüğüne ilişkin herhangi bir delil olmadığını ifade etmiştir.
Buna mukabil, Düzce Ağır Ceza Mahkemesi konu hakkında yetkisi olmadığı
gerekçesiyle, dava dosyasını Devlet Güvenlik Mahkemesine havale etmiştir. Dava
olgularından anlaşılacağı üzere, Yaşar Öz'ü, Savaş Buldan cinayetiyle ilgili olarak
hangi mahkemenin yargılama yetkisi olduğu uzun süre netlik kazanmamıştır. Sonuç
olarak Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Yaşar Öz aleyhindeki iddiaların organize suç
kapsamına girmediği gerekçesiyle dosyayı Düzce Ağır Ceza Mahkemesi'ne geri
göndermiştir. Düzce Ağır Ceza Mahkemesi ise Yaşar Öz'ü delil yetersizliğinden suçsuz
bulmuştur. Bu süreçte, Savaş Buldan cinayetiyle özel tim faaliyetleri arasındaki
bağlantı göz ardı edilmiştir. Mahkeme, Hanefi Avcı'nın 7 Şubat 1997 tarihli ifadesinde
belirttiği belgelerin gerçekten var olup olmadığının araştırılmamış olmasını da çok
şaşırtıcı bulmaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, Avcı'nın, bazı kaynaklara yönelik
soruşturma yürütülmesi durumunda, Savaş Buldan ve arkadaşlarının yasadışı bir grup
tarafından öldürüldüğünü doğrulayacak belgelere ulaşılabileceğini ifade etmesini
dikkat çekici bulmuştur.
Mahkeme, ayrıca, Adalet Bakanlığı'nın 3 Haziran 1996 tarihli yazısına değinmektedir.
Düzce savcılığına yazılan bu yazıda, bakanlık hızlı ve etkili bir soruşturulma
yürütülmesini isterken bir yandan da soruşturmaların hiçbir sonuca ulaşmayabileceğim
belirtmiştir. Bakanlığın etkin bir soruşturma yürütülmesine yönelik çabalarına karşın
Mahkeme, iç hukuk makamlarının, bir görgü tanığına göre 3 Haziran 1994 günü
kullanılan araçlardan birisi olan 34 CK 420 plakalı aracın kime ait olduğuyla ilgili bir
bilgi vermediğini gözlemlemektedir. Olaydan bir gün sonra, 4 Haziran 1994 tarihinde,
görgü tanığının birisinin aracın plaka numarasını açıkça vermesine karşın, Bakırköy
savcılığının aracı izlemek için bir adım atmaması üzücüdür. Adalet Bakanlığının
yazısına dek aracı izleme yönünde bir adım atılmamıştır. Bu durumda bile iç hukuk