diğer başvuranların 3 Ağustos 1990 tarihinde, yayınlanan Öğretmen Tayinine ilişkin
Yönetmeliğin 29. maddesine uygun olarak tayin edildiklerini ileri sürmektedir. Bu
Yönetmeliğe göre, öğretmenler, öğretim kurumlarındaki öğretmen açığını kapatmak amacıyla
kamu hizmeti ihtiyacı gerekçesiyle tayin edilebilirler. Ayrıca Yönetmelikte, bu davada olduğu
gibi disiplin kovuşturmaları nedeniyle tayin olasılığını öngörmektedir. Sonuç olarak, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan elde edilen bilgilere göre, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya,
Ahmet Örde ve Osman Toprak Eğitim-Sen üyesidirler, diğer başvuranların bir sendikaya
üyeliği konusunda hiçbir bilgi bulunmamaktadır.
AİHM, AİHS’nin 11§1 maddesinin, sendikal özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğünün
özel bir şekli veya yönü olarak gösterdiğini hatırlatmaktadır; bu madde sendika üyelerine
devlet tarafından gösterilecek belirli bir muameleyi ve özellikle tayin olmama hakkını
sağlamamaktadır.( Bkz. 27 Ekim 1975 tarihli Belçika Polisi Ulusal Sendikası- Belçika kararı,
A serisi no: 19, s. 17, § 38).
AİHM, kişisel başvuru sonucunda açılan davada, mümkün olduğu kadar genel metnin
dışına çıkmadan, kendisine başvurulan somut olayla dile getirilen sorunları incelemekle
yetinmek gerektiğini belirtmektedir. ( Bkz., diğerleri arasında, 6 Kasım 1980 tarihli Guzzardi-
İtalya kararı, , A serisi no:39, ss. 31-32, § 88, ve 13 Ağustos 1981 tarihli Young, James ve
Webster-İngiltere kararı, , A serisi no:44, § 52). Bundan dolayı tayin kararının olduğu şekliyle
AİHS bakımından uygunluğunu takdir etme hakkı düşmemektedir. AİHM’nin amacı
AİHS’nin 11. maddesinde belirtilen, başvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkına
ilişkin böylesi bir kararın sonuçlarını incelemektir.
AİHM, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 430 sayılı Kararname’nin
3 a) maddelerine dayanarak, başvuranların, OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine verilen
tayin kararlarının, 11. maddenin hükümlerini tanımamasından şikayetçi olduklarını
belirtmektedir. Daha sonra bu kararların kanun tarafından öngörüldüğünü gözlemlemektedir.
Ayrıca başvuranların statülerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilmiş olduğu
konusuna itiraz edilmemektedir.
Bu durumda, AİHM, ilgili kişilerin statülerinin, ilke olarak kamu hizmetinin
ihtiyaçlarına göre başka bir şehre yada başka bir göreve tayin edilebilme olasılığını
öngörmekte olduğunu tespit etmektedir. Bu bakımdan sözkonusu tayin kararları, ilke olarak
ilgili kişilerin bir sendikaya katılma ve dernek kurma özgürlüğünü kullanma yada bu
haklardan faydalanma haklarına yönelik bir engel yada sınırlama teşkil etmemektedir. Kişisel
dernek kurma özgürlükleri konusunda ise, dava konusu tedbirlere rağmen sendikal
örgütlerinin üyesi olmaya devam ettikleri gözönüne alınırsa, hem hukuki hem de fiili olarak
bu haklarından faydalanmışlardır ( Bkz. örneğin, 6 Şubat 1976 tarihli Schmidt ve Dahlström-
İsveç kararı, A serisi no: 21).
AİHM, takdirine sunulan unsurlardan hareketle, başvuranların sözkonusu kararların
AİHS’nin 11. maddesinin yer verdiği şekliyle toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne ilişkin
haklarının özünü ilgilendiren yaptırım veya ihlali oluşturduğunu yeteri kadar ikna edici
şekilde desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca başvuranların yeni görevlerinde ya da
tayin yerlerinde sendikal faaliyetlerde bulunmalarının engellenebileceği konusunda da ikna
olmamıştır.
Her ne kadar tayin kararları başvuranlar tarafından, ulusal makamların sendikal
faaliyetlerde bulunma haklarına bir müdahalesi olarak değerlendirilse de, AİHM, bu