CONSEIL DE  
L'EUROPE  
AVRUPA  
KONSEYİ  
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ  
BULĞA VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI  
(Başvuru no:43974/98)  
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ  
STRAZBURG  
20 EYLÜL 2005  
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde  
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 43974/98 başvuru no’lu davanın nedeni,  
Türk vatandaşı Mehmet Şirin Bulğa, Mehmet Yusuf Akgün, Abdülmecit Aslan, Musa  
Farisoğulları, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya, Ahmet Konuk, Ahmet Örde, Osman Toprak ve  
Mehmet Nevzat Yıldırım’ın (Başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), 11  
Temmuz 1998 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)  
eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.  
Avukat yardımından faydalanmayı kabul eden başvuranlar, Diyarbakır Barosu  
avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedirler.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
OLAYLAR  
1. Mehmet Şirin Bulğa  
Kürt kökenli başvuran, 1993 yılında, Iğdır’da öğretmenlik yaparken, Kamu Emekçileri  
Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Eğitim Sendikası’na (Eğitim-Sen) üye  
olmuştur.  
Başvuran 1995 yılında, Eğitim-Sen’in Iğdır Şubesi’ne başkan seçilmiştir. Aynı yıl,  
sendika kurucu üyesi olduğu Siirt’e tayin edilmiştir.  
1996 yılında, yönetim kurulu üyesi seçilmiş ve iki yıl boyunca bu sendikanın  
yazmanlığını yapmıştır.  
Başvuran, valiliğin 5 Mart 1998 tarihli ve 1688 sayılı yazılı talebinin ardından, 285  
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin  
3 a) maddelerine ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine  
dayanarak, 12 Mart 1998 tarihli kararla Artvin’e tayin edilmiştir.  
2. Mehmet Yusuf Akgün  
Başvuran, 1992 yılında Diyarbakır’da öğretmenlik yaparken Eğitim-Sen’e üye  
olmuştur.  
Başvuran, 1995 yılında Yönetim Kurulu üyesi seçilmiş ve yazman olmuştur.  
Başvuran, 6 Mayıs 1998 tarihli kararla, 285 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde  
Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine  
dayanarak, Sakarya-Adapazarı’na tayin edilmiştir, oysa ki Diyarbakır’da öğretmenlik yapan  
eşi tayin edilmemiştir.  
3. Abdülmecit Aslan  
Kürt kökenli başvuran, 1992 yılında, Siirt’te öğretmenlik yaparken Eğitim Sen’e üye  
olmuştur.  
Başvuran, valiliğin 20 Ocak 1998 tarihli ve 1504 sayılı yazılı talebinin ardından, 285  
ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin  
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak, 15 Ocak 1998 tarihli kararla Bolu’ya tayin edilmiştir.  
4. Musa Farisoğulları  
Eğitim-Sen’e üye olan başvuran, 1988 yılında, Diyarbakır’da öğretmenlik yaparken  
Diyarbakır’ın başka bir okuluna tayin edilmiştir.  
Başvuran 1991 yılında, OHAL Bölge valisinin talebi üzerine önce Rize’ye daha sonra  
Şanlıurfa’ya tayin edilmiştir.  
Başvuran, 258 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin  
edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine dayanılarak 14 Nisan 1998 tarihli kararla  
Diyarbakır’dan Özbaşı’ya (Bartın) tayin edilmiştir.  
5. Rıfat Gülcemal  
Diyarbakır’da öğretmenlik yapan başvuran, 1991 yılında, Eğitim-Sen’e üye olmuş ve  
sendika faaliyetlerine katılmıştır.  
19 Ağustos 1992 tarihinde polis, hiçbir gerekçe belirtmeksizin, başvuranın düğününe  
gelen on kişiye yakın davetliyi yakalamıştır.  
Başvuran 1993 yılında, güvenlik nedeniyle tayin edilmiştir.  
Başvuran 1995 yılı Mayıs ayında, Eğitim-Sen’in Yönetim Kurulu’na seçilmiştir.  
Başvuran 1996 yılı Mart ayında, Sendika aleyhine açılan fesih davasını protesto etmek  
amacıyla Ankara’ya gitmek isteyen diğer sendika üyeleri ile beraber yakalanarak gözaltına  
alınmıştır.  
Başvuran, 258 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin  
edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine dayanılarak 12 Mayıs 1998 tarihli kararla  
Eskişehir’e tayin edilmiştir.  
6. Mehmedi Kaya  
Diyarbakır’da öğretmenlik yapan başvuran 1994 yılında Eğitim-Sen’e üye olmuş ve  
sendika faaliyetlerine katılmıştır.  
Başvuran, 258 ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin  
edilmesine ilişkin yönetmeliğin 29. maddesine dayanılarak 3 Haziran 1998 tarihli kararla  
Enez’e (Edirne) tayin edilmiştir.  
7. Ahmet Konuk  
Kürt kökenli başvuran 1990 yılında Siirt’te öğretmenlik yapmaktaydı.  
Başvuran, 1995 yılında, bu şehirde Eğitim-Sen’in yerel bir büronun açılmasına katkıda  
bulunmuştur.  
Başvuran 1996 yılında Yönetim Kurulu’na seçilmiş ve iki seneliğine yazman tayin  
edilmiştir.  
Başvuran, valiliğin 5 Ocak 1998 tarihli ve 134 sayılı yazılı talebinin ardından, 285 ve  
430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin  
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 7 Ocak 1998 tarihli kararla Bolu’ya tayin edilmiştir.  
8. Ahmet Örde  
Kürt kökenli başvuran, Siirt’te öğretmenlik yaparken, belirtilmeyen bir tarihte, Eğitim-  
Sen’e üye olmuştur.  
Başvuran, 1995 yılında, Sendika Yönetim Kurulu’nun yedek kurucu üyesi olarak  
seçilmiştir.  
Başvuran, 1997 yılında Yönetim Kurulu üyesi seçilmiş ve yazman tayin edilmiştir.  
Başvuran, valiliğin 16 Ocak 1998 tarihli ve 680 sayılı yazılı talebinin ardından, 285 ve  
430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin  
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 26 Ocak 1998 tarihli kararla Aksaray’a tayin  
edilmiştir.  
9. Osman Toprak  
Kürt kökenli başvuran 1995 yılında, Siirt’te öğretmenlik yapmaktaydı.  
Aynı yıl, başvuran Eğitim-Sen’in yerel bürosunu kurmuştur.  
1996 yılında Sendika Yönetim Kurulu üyesi seçilen başvuran, iki yıl yazmanlık  
yapmıştır.  
Başvuran, valiliğin 27 Ocak 1998 tarihli ve 1835 sayılı yazılı talebinin ardından, 285  
ve 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin  
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 11 Şubat 1998 tarihli kararla Afyon’a tayin edilmiştir.  
10. Mehmet Nevzat Yıldırımer  
1995 yılında öğretmen olan kürt kökenli başvuran, Eğitim-Sen’e üye olmuştur.  
Başvuran, valiliğin 5 Ocak 1998 tarihli ve 144 sayılı yazılı talebinin ardından, 285 ve  
430 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler’e ve öğretmenlerin tayin edilmesine ilişkin  
yönetmeliğin 29. maddesine dayanarak 11 Şubat 1998 tarihli kararla Afyon’a tayin edilmiştir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. HÜKÜMET’İN İTİRAZI HAKKINDA  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi koşuluna göre kabul edilemezlik  
itirazında bulunmuştur. Hükümet, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. ve 2577  
sayılı Kararname’nin 2§1 a) ve b) maddelerine, Anayasa’nın 125§1 ve 7 maddesine ve 430  
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8. maddesine dayanarak, başvuranların hukuk  
yollarına sahip olduğuklarını iddia etmektedir.  
Başvuranlar, aleyhlerinde verilen tayin kararlarından şikayetçi olmadıklarını ancak, bu  
kararlara karşı koymak için Türkiye’nin diğer bölgelerinde olmasına rağmen Olağanüstü Hal  
Bölgesi’nde (OHAL) kullanabilecekleri başvuru yollarının bulunmadığını ileri sürmektedirler.  
Başvuranlar, kamu ihtiyacı ve hizmeti nedeniyle tayin edilebileceklerini kabul  
etmektedirler. Başvuranlar, OHAL Bölgesi’nde öğretmen açığının bulunduğunu, tayin  
edildikleri bölgelerde bu açığın bulunmadığını ileri sürmektedirler. Tayin edilenlerin çoğu  
sendika yöneticisi idi, bunun da sendikal faaliyetleri yürütme hakkının kullanılmasını en aza  
indirgeme gibi bir etkisi olmaktadır. Başvuranlar, bunun ayrıca Hükümet’in iyi niyetinden ve  
de kamu hizmeti ihtiyacı olgusundan şüphe duyulmasına neden olduğunu iddia etmektedirler.  
AİHM, bu itirazın AİHS’nin 11 ve 13. maddelerine göre yapılan şikayetlere yakından  
bağlı olduğunu saptamaktadır. AİHM, kabul edilebilirlik kararında bu itirazı esasla birleştirme  
kararı aldığını hatırlatmaktadır.  
II. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI  
Başvuranlar, tayin kararlarının toplantı ve dernek kurma özgürlüklerine ihlal  
oluşturduğunu iddia etmektedirler. Başvuranlar 11. maddeyi ileri sürmektedirler.  
Hükümet, AİHS’nin 11. maddesinin kamu yararı nedeniyle sendika üyesi memurların  
tayinini yasaklamadığını savunmaktadır. Bu madde, sözkonusu memurlara ayrıcalık veya  
diğerlerinden daha avantajlı bir durum sağlamamaktadır. Hükümet, AİHS’nin, memurların  
tayini, ataması veya iş yerleri hakkında hiçbir hükmü bulunmadığını ileri sürmektedir. İdare  
yalnızca kendi takdir imtiyazlarını kullanmıştır.  
Hükümet, AİHM’nin içtihadına atıfta bulunarak, sendikaların kişisel çıkarlarını değil,  
temsil ettiği kişilerin ortak çıkarlarını savunmaya çalıştığını hatırlatmaktadır. Hükümet, bir  
sendika üyesinin tayin edilmesinin sendikal faaliyetine engel oluşturmasının  
düşünülemeyeceği kanaatindedir. Hükümet başvuranların tayininin, ne Eğitim-Sen üyesi  
olmalarını ne de sendikal faaliyetlerine devam etmelerini engellemediğini belirtmektedir.  
Hükümet, 25 Eylül 2002 tarihli yazıyla, AİHM’ye Mehmet Şirin Bulğa ve Abdülmecit  
Aslan’ın, sendikal faaliyetleri nedeniyle değil, PKK lehine propaganda faaliyetlerinden dolayı  
OHAL Bölge Valisi’nin önerisi üzerine tayin edildikleri yönünde bilgi vermiştir. Hükümet,  
diğer başvuranların 3 Ağustos 1990 tarihinde, yayınlanan Öğretmen Tayinine ilişkin  
Yönetmeliğin 29. maddesine uygun olarak tayin edildiklerini ileri sürmektedir. Bu  
Yönetmeliğe göre, öğretmenler, öğretim kurumlarındaki öğretmen açığını kapatmak amacıyla  
kamu hizmeti ihtiyacı gerekçesiyle tayin edilebilirler. Ayrıca Yönetmelikte, bu davada olduğu  
gibi disiplin kovuşturmaları nedeniyle tayin olasılığını öngörmektedir. Sonuç olarak, Çalışma  
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan elde edilen bilgilere göre, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya,  
Ahmet Örde ve Osman Toprak Eğitim-Sen üyesidirler, diğer başvuranların bir sendikaya  
üyeliği konusunda hiçbir bilgi bulunmamaktadır.  
AİHM, AİHS’nin 11§1 maddesinin, sendikal özgürlüğü, dernek kurma özgürlüğünün  
özel bir şekli veya yönü olarak gösterdiğini hatırlatmaktadır; bu madde sendika üyelerine  
devlet tarafından gösterilecek belirli bir muameleyi ve özellikle tayin olmama hakkını  
sağlamamaktadır.( Bkz. 27 Ekim 1975 tarihli Belçika Polisi Ulusal Sendikası- Belçika kararı,  
A serisi no: 19, s. 17, § 38).  
AİHM, kişisel başvuru sonucunda açılan davada, mümkün olduğu kadar genel metnin  
dışına çıkmadan, kendisine başvurulan somut olayla dile getirilen sorunları incelemekle  
yetinmek gerektiğini belirtmektedir. ( Bkz., diğerleri arasında, 6 Kasım 1980 tarihli Guzzardi-  
İtalya kararı, , A serisi no:39, ss. 31-32, § 88, ve 13 Ağustos 1981 tarihli Young, James ve  
Webster-İngiltere kararı, , A serisi no:44, § 52). Bundan dolayı tayin kararının olduğu şekliyle  
AİHS bakımından uygunluğunu takdir etme hakkı düşmemektedir. AİHM’nin amacı  
AİHS’nin 11. maddesinde belirtilen, başvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkına  
ilişkin böylesi bir kararın sonuçlarını incelemektir.  
AİHM, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) ve 430 sayılı Kararname’nin  
3 a) maddelerine dayanarak, başvuranların, OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine verilen  
tayin kararlarının, 11. maddenin hükümlerini tanımamasından şikayetçi olduklarını  
belirtmektedir. Daha sonra bu kararların kanun tarafından öngörüldüğünü gözlemlemektedir.  
Ayrıca başvuranların statülerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda belirtilmiş olduğu  
konusuna itiraz edilmemektedir.  
Bu durumda, AİHM, ilgili kişilerin statülerinin, ilke olarak kamu hizmetinin  
ihtiyaçlarına göre başka bir şehre yada başka bir göreve tayin edilebilme olasılığını  
öngörmekte olduğunu tespit etmektedir. Bu bakımdan sözkonusu tayin kararları, ilke olarak  
ilgili kişilerin bir sendikaya katılma ve dernek kurma özgürlüğünü kullanma yada bu  
haklardan faydalanma haklarına yönelik bir engel yada sınırlama teşkil etmemektedir. Kişisel  
dernek kurma özgürlükleri konusunda ise, dava konusu tedbirlere rağmen sendikal  
örgütlerinin üyesi olmaya devam ettikleri gözönüne alınırsa, hem hukuki hem de fiili olarak  
bu haklarından faydalanmışlardır ( Bkz. örneğin, 6 Şubat 1976 tarihli Schmidt ve Dahlström-  
İsveç kararı, A serisi no: 21).  
AİHM, takdirine sunulan unsurlardan hareketle, başvuranların sözkonusu kararların  
AİHS’nin 11. maddesinin yer verdiği şekliyle toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne ilişkin  
haklarının özünü ilgilendiren yaptırım veya ihlali oluşturduğunu yeteri kadar ikna edici  
şekilde desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca başvuranların yeni görevlerinde ya da  
tayin yerlerinde sendikal faaliyetlerde bulunmalarının engellenebileceği konusunda da ikna  
olmamıştır.  
Her ne kadar tayin kararları başvuranlar tarafından, ulusal makamların sendikal  
faaliyetlerde bulunma haklarına bir müdahalesi olarak değerlendirilse de, AİHM, bu  
tedbirlerin Devletin kamu hizmetinin en iyi şekilde yönetilmesi çerçevesinde değerlendirildiği  
görüşündedir. Ulusal makamlar, ilgili kişilerin başka bir bölgeye yada başka bir şehre tayin  
kararlarını verirken takdir hakları çerçevesinde hareket etmişlerdir. Başvuranların tayinlerine  
bağlı zararın dışındaki diğer zararları makamların başvuranlara ödediği, öyle ki kamu  
hizmetinin en iyi şekilde idare edilmesi ve başvuranların sendikal faaliyetlerde bulunma hakkı  
gibi mevcut farklı çıkarlar arasında dengeyi sağladıkları sonucu çıkmaktadır.  
Bu nedenle, işbu davanın koşullarının tümü ışığında AİHM, başvuranlar, aleyhlerinde  
verilen tayin kararlarının sendikal faaliyetlerde bulunulmasına yönelik herhangi bir müdahale  
teşkil ettiğini ispat etmediklerini tespit etmiştir.  
Sonuç olarak AİHS’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.  
III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA  
Başvuranlar OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerine verilen kararlara itiraz  
edilebilecek bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayet etmektedirler. AİHS’nin 13.  
maddesini ileri sürmektedirler.  
AİHM’nin içtihadını dile getiren Hükümet, 13. maddenin yalnızca AİHS bakımından  
“savunulabilir” olduğu düşünülen şikayetler için iç hukuk yolunu gerektirmektedir. Oysa,  
başvuranlar tarafından ileri sürülen hak, AİHS tarafından güvence altına alınan bir hak  
olmadığından dolayı, başvuranların iddiaları savunulabilir şikayetler olarak ele alınamaz.  
Başvuranlar bu argümanlara itiraz etmektedirler. Eğitimcilerin eğitim politikasının  
geliştirilmesine yardımcı olmak, sosyal hak ve menfaatlerini savunmak ve problemlerini  
çözmek amacıyla kurulan bir sendikanın üyeleri ve yöneticileri olduklarını ileri  
sürmektedirler. OHAL Bölgesinde, sendika kurucuları ve üyeleri üzerindeki devlet baskısı, bu  
hakkın kullanımını olanaksız hale getirecek seviyeye ulaşmıştır. Bu da sendika üyelerini ve  
yöneticilerini incelemeye alma, haklarında dava açılması ve disiplin cezalarının verilmesi,  
sürgüne gönderilmeleri, gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları olarak vuku bulmuştur.  
Başvuranlar, iddialarına dayanak olarak Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TIHV) 1997 ve  
1998 yıllarına ait raporlarla beraber sürgün edilen, öldürülen veya disiplin cezası alan sendika  
üyelerini gösteren bir tablo sunmaktadırlar. Başvuranlar Diyarbakır’da, bütün sendika  
yöneticilerinin sürgün edildiğini ve de aleyhlerinde verilen bu tayin kararlarına itiraz etmek  
için hiçbir başvuru yolunun mevcut olmadığını iddia etmektedirler. Bu bakımdan, başvuranlar  
17 Nisan 2003 tarihli bir yazıyla, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesine  
dayanarak bir memur tarafından tayini hakkında yapılan iptal başvurusunu incelemeyi  
reddeden Diyarbakır İdare Mahkemesi’nin verdiği kararı sunmaktadırlar.  
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin AİHS’de yer alan hak ve özgürlükler, iç hukukta ne  
şekilde tanınmış olursa olsun, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını  
sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla sözkonusu hüküm,  
AİHS’ye dayalı “savunulabilir bir şikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin  
sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır ( Bkz. diğerleri arasında,  
Kudla-Polonya [GC], no: 30210/96, § 157, CEDH 200-XI).  
Sözleşmeye Taraf Devletler’e 13. madde tarafından getirilen zorunluluğun kapsamı,  
başvuranın şikayetinin niteliğine göre değişmektedir. Ancak 13. maddenin gerektirdiği  
başvuru, hukuki alanda olduğu gibi uygulamada da “etkili” olmalıdır (Bkz. örneğin İlhan-  
Türkiye, no: 22277/93, §97, 2000-VII). 13. maddeye göre “başvuru”’nun “etkililiği”,  
başvuranın lehine sonuç çıkacağı inancına bağlı değildir. Aynı şekilde, bu hükmün bahsettiği  
“mahkeme” adli kurum olmak zorunda değildir. Ancak, kendisine yapılan başvurunun  
etkililiğini değerlendirmek için sahip olduğu yetkileri ve verdiği güvenceleri de gözönünde  
bulundurmak gerekir. Ayrıca, iç hukukun sunduğu başvuru yollarının tümü, hiçbiri tek başına  
tamamen cevap vermese de, 13. maddenin gerekliliklerini yerine getirebilir (Bkz. diğerleri  
arasında, 25 Mart 1983 tarihli Silver ve diğerleri-Birleşik Krallıklar kararı, A serisi, no: 61, s.  
42, § 113 ve 15 Kasım 1996 tarihli Chahal-Birleşik Krallıklar kararı, 1996-V, s. 1869-1870, §  
145).  
Bu durumda AİHM, OHAL Bölge Valisi’ne tayin konusunda geniş ayrıcalıklar veren  
285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 g) maddesine dayanarak, OHAL Bölge  
Valisi’nin, kamu sektöründeki personelin bu bölge dışında bulunan bir şehre tayinini  
isteyebileceğini hatırlatmaktadır. Buna benzer ölçüsüz olarak değerlendirilebilecek  
ayrıcalıklar karşısında, başvuranların tayini konusunda adli denetim yoksunluğunun,  
muhtemel suistimalleri engellemek veya bu şekilde alınan kararların sadece meşruluğunu  
denetlemeyi sağlamak için yeterli teminatları sunmadığını tespit etmek gerekir. AİHM, daha  
önce, OHAL Bölge Valisi’ne yetki veren hükümleri kadar bu mevzuatın uygulanmasının da  
adli denetime tabi olmadığını vurgulama olanağı bulmuştur ( Bkz. iç hukukun ilgili bölümleri  
ve Çetin ve diğerleri-Türkiye (no: 40153/98 ve 40160/98, § 24-32, 2003-III), § 61). Sonuç  
itibariyle, OHAL Bölge Valisi’nin işlediği fiiller için yapılan adli başvurular, 13. maddenin  
amaçlarına uygun olarak “etkililik” kriterini yerine getirmemektedir, zira istenilen başvuru ne  
hukuki olarak ne de uygulamada “etkili” değildir (Bkz. diğerleri arasında mutatis mutandis,  
sözüedilen Güneri ve diğerleri, § 88, sözüedilen Çetin ve diğerleri, § 66 ve sözüedilen Doğan  
ve diğerleri, § 110 ve 164).  
Dolayısıyla, başvuranların iç hukuk yollarının tümünü tüketme koşulundan muaf  
tutulduklarını tespit etmek gerekir. Bu nedenle AİHM Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
Buradan yola çıkarak, AİHM, ulusal mahkemeler önünde OHAL Bölge Valisi  
tarafından başvuranlar aleyhinde alınan tayin kararlarına itiraz etmeyi sağlayan iç hukuk  
yolunun bulunmayışı nedeniyle AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine kanaat  
getirmektedir.  
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Başvuranlar Mehmet Şirin Bulğa, Mehmet Yusuf Akgün, Musa Farisoğulları, Ahmet  
Konuk ve Osman Toprak manevi tazminat adı altında her biri için 15.000 Euro talep  
etmektedirler.  
Abdülmecit Aslan, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya, Ahmet Örde ve Mehmet Nevzat  
Yıldırımer, her biri 8.000 Euro talep etmektedirler.  
Gelir ücretindeki kayıplarına denk gelen maddi tazminat olarak Mehmet Şirin Bulğa  
ve Mehmet Yusuf Akgün her biri 24.685 Euro, Musa Farisoğulları, Ahmet Konuk ve Osman  
Toprak ise 31.085 Euro talep etmektedirler.  
Abdülmecit Aslan, Rıfat Gülcemal, Mehmedi Kaya, Ahmet Örde ve Mehmet Nevzat  
Yıldırımer, tayinlerinin ardından yapılan yerleşim masrafları için her biri 2.500 Euro talep  
etmektedirler.  
Hükümet bu miktarları aşırı bulmaktadır.  
AİHM, ulusal mahkemeler önünde OHAL Bölge Valisi tarafından aleyhlerinde alınan  
tayin kararlarına itiraz etmeyi sağlayan iç hukuk yolunun bulunmayışı nedeniyle  
başvuranların maddi zarara uğradıklarını tespit etmiştir. AİHM bu bakımdan hakkaniyete  
uygun olarak başvuranların her birine 500 Euro verilmesine karar vermiştir.  
Maddi tazminat konusunda ise AİHM içtihadı, başvuran tarafından iddia edilen zarar  
ile AİHS’nin ihlali arasında açıkça belirgin olan bir neden-sonuç ilişkisinin bulunması  
gerektiğine ve bunun da gerektiğinde, gelir kaybı adı altında tazminat içerebileceğine yer  
vermektedir (Bkz. diğerleri arasında, 13 Haziran 1993 tarihli Barbera, Messegué ve Jabardo-  
İspanya kararı (50 madde), A serisi no: 285-C, s. 57-58, § 16-20). Bu durumda, AİHM,  
AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmamıştır. Bu koşullarda, başvuranların  
tayini ile iddia edilen gelir kaybı arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi bulunmamaktadır.  
Dolayısıyla, AİHM, maddi tazminat talebini tamamen reddetmektedir (Bkz. 28 ekim 2004  
tarihli Zengin-Türkiye kararı, no: 46928/99, § 74).  
B. Masraf ve Harcamalar  
Diyarbakır Barosu’nun fiyat listesine dayanarak ve avukatlarının başvuruların  
hazırlanması için 50 saatlik bir çalışma yaptığını ileri sürerek başvuranlar toplam 23.942 Euro  
talep etmektedirler. Başvuranlar bu miktara, çeviri, telefon ve posta masrafları için başvuran  
başına 750 Euro eklemektedirler.  
Hükümet bu miktarları aşırı ve dayanaktan yoksun bulmaktadır.  
AİHM, dosya unsurlarını gözönünde bulundurarak, başvuranların masraf ve  
harcamalara ilişkin taleplerini yeterince desteklemediklerini tespit etmektedir. Hakkaniyete  
uygun olarak, 4.000 Euro’dan adli yardım olarak Avrupa Konseyi tarafından verilen 685 Euro  
düşürülerek kalan miktarın başvuranlara ortaklaşa verilmesine karar vermektedir.  
C. Temerrüt faizi  
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faiz  
oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,  
1. Hükümet’in itirazını reddetmeye;  
2. AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edilmediğine;  
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in:  
i. başvuranların her birine manevi tazminat için 500 Euro (beş yüz Euro);  
ii. masraf ve harcamalar için başvuranlara ortaklaşa 4.000 Euro’dan (dört bin Euro)  
adli yardım adı altında alınan 685 Euro düşürülerek kalan miktarı;  
iii. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflardan muaf olarak ödemesine;  
b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda  
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle  
gecikme faizi uygulanmasına;  
5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.  
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 20 Eylül 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin  
2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.  
Mevcut karar ekinde AİHS’nin 45§2 ve İçtüzüğü’nün 74§2 maddelerine uygun olarak Sn.  
Cabral Barreto’nun ayrık oy görüşü yer almaktadır.