CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
BURAK HUN -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:17570/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
15 Aralık 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (17570/04) no’lu davanın nedeni, (T.C.  
vatandaı) Burak Hun’un (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 3 Mayıs 2004  
tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa  
Đnsan Hakları Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.V. Dülger tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN KOULLARI  
Bavuran, 1981 doğumludur.  
A. Bavuranın yakalanması  
15 Mart 2001 tarihinde, polis tarafından yürütülen bir operasyon çerçevesinde, alıcı gibi  
davran X isimli bir kii bavuranı cep telefonundan aramıve kendisine on betablet esktasy  
temin etmesini istemitir. Bavuran teklifi kabul etmive Ö.V. isimli bir kii ile iletiime  
geçmitir. Ö.V., talep edilen uyuturucuyu kargo yolu ile bavurana göndermitir.  
16 Mart 2001 tarihinde, bavuran, önce, kargoyu almak için kargo irketine gitmive  
ardından, kargoyu teslim etmek için X adlı kii ile arabasında bulumutur. Bavuran, X’e on  
betablet esktasy vermive karılığında, seri numaraları alınmı300.000.000 eski Türk Lirası  
(yani sözkonusu dönemde yaklaık 335 Euro) almıtır.  
Parayı almasının hemen ardından, bavuran, suçüstü yakalanmıtır.  
Polis memurları, bavuranın üzerinde, 333.475.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde,  
yaklaık 375 Euro), 200 Amerikan Doları, 9 tablet esktasy ve 0,42 gram esrar ele geçirmitir.  
B. Bavuranın gözaltına alınması  
Polis memurları bavurana avukat yardımından yaralanmak isteyip istemediğini sormutur.  
Bavuran, olayların meydana geldiği dönemde milletvekili olan ve Türkiye’nin tanınmıꢀ  
aktörlerinden babası Ediz Hun’un olayları öğrenmesini istememesi nedeniyle avukat yardımı  
istemediğini dile getirmitir. Bavuran, kendisine, sessiz kalma, avukat yardımından  
yararlanma gibi haklarını hatırlatan bir form imzalamıtır.  
Bavuranın ifadesi alınmıve bavuran atılı olayları kabul etmitir. Bavuran, kendisinin  
uyuturucu madde tüketimini karılayabilmek için uyuturucu sattığını kabul etmitir.  
Polis memurları bavuranın adli sicil kaydının temiz olduğunu belirtmilerdir.  
2
C. Bavuranın üzerinde bulunan maddeler ile ilgili bilirkii raporu  
29 Mart 2001 tarihinde, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı’na bağlı bilirkiiler, incelenen  
maddelerde, tetrahydrocannabinol, methylen-dioxy-metylamphetamin ve lokal anestezik  
prokain gibi yasa ile yasaklanmıuyuturucu maddeler tespit ettiğini belirttiği nihai raporunu  
vermitir.  
D. Đddianame  
13 Nisan 2001 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, bavuranı, uyuturucu madde  
edinmek ve satmakla suçlamıtır. Savcı, Türk Ceza Kanunu’nun 403/05 maddesi uyarınca  
bavuranın mahkumiyetini talep etmitir.  
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde bavuran hakkında ceza davası açılmıtır.  
E. Yargılamanın seyri  
Avukatlarının hazır bulunduğu 18 Haziran 2001 tarihli durumada, bavuran, polis memurları  
önünde yapmıolduğu ifadesini reddetmitir. Bavuran, üzerinde bulunan uyuturucuları  
kullanğını kabul etmiancak bu maddeleri sattığını kabul etmemitir.  
16 Temmuz 2001 tarihli durumada, operasyona katılan polis memurları dinlenmitir. Polis  
memurları, operasyonun seyrini açıklamıancak “provokatör ajan” olarak hareket eden  
kiinin ismini vermeyi reddetmilerdir.  
3 Ocak 2002 tarihinde, istinabe yoluyla, Ö.V.’nin ifadesi alınmıtır. Ö.V. bavurana,  
uyuturucu gönderdiğini kabul etmemitir.  
18 ubat 2002 tarihli duruma sırasında, Cumhuriyet Savcısı, bavuranın mahkumiyetini talep  
ettiği iddianamesini sunmutur.  
4 Mart 2002 tarihinde, savunma layihasında, bavuranın avukatı, özellikle provokatör ajanın  
kimliğinin belirtilmemesi nedeniyle, cezai soruturmanın yetersiz olduğunu ileri sürmütür.  
6 Mart 2002 tarihli bir kararla, Ağır Ceza Mahkemesi, uyuturucu maddeler satmak suçundan  
bavuranın beraat etmesine karar vermitir. Ağır Ceza Mahkemesi, uyuturucu madde  
kullanmaktan bavuranı on ay hapis cezasına mahkum etmive sözkonusu ceza  
1.423.656.000 TL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaık 1.190 Euro) para cezasına  
çevrilmitir.  
25 Haziran 2002 tarihinde, yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle, Yargıtay, itiraz edilen  
kararı bozmutur.  
27 Mart 2003 tarihinde, iade edilen kararı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay kararını  
yerine getirmive atılı olaylardan bavuranı suçlu bulup, Türk Ceza Kanunu’nun 403/5  
maddesi uyarınca bavuranı bir yıl sekiz ay hapis ve 59.318.000 TL (olayların meydana  
geldiği dönemde yaklaık 30 Euro) para cezasına mahkum etmitir.  
3
Kararın dayanağı olarak, hakimler, özellikle, polis operasyonu tutanaklarını, ele geçirilen  
maddeleri, bilirkii raporunu, sanığın savunma layihalarını ve tanıkların beyanlarını göz  
önüne almıtır.  
28 Mart 2003 tarihinde, bavuran, mahkumiyet kararına karı temyiz bavurusunda  
bulunmutur.  
22 Nisan 2003 tarihli temyiz layihasında, bavuranın avukatı özellikle, provokatör ajan olarak  
hareket eden kiinin mahkeme huzuruna çıkmasının gerekli olduğunu, onun tanıklığı  
olmadan, sözkonusu kiinin aleyhte kanıt unsuru olarak kullanılamayacağını ileri sürmektedir.  
3 Kasım 2003 tarihli bir kararla, iade edilen kararı inceleyen ilk derece mahkemeleri  
tarafından belirtilen gerekçeleri ve dosyanın içeriğini göz önüne alan Yargıtay, 27 Mart 2003  
tarihli kararın tüm hükümlerini onamıtır.  
Bu süre zarfında yurtdıına yerleen bavuran, cezasını çekmemitir.  
Türk Ceza Kanununda değiiklik yapılmasını içeren 1 Temmuz 2005 tarihli ve 5237 sayılı  
Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, Ağır Ceza Mahkemesi, kararda düzenleme  
yapılmasının gerekli olup olmadığını incelemitir.  
13 Eylül 2005 tarihinde nihai hale gelen 15 Temmuz 2005 tarihli bir kararla, Ağır Ceza  
Mahkemesi, bavuran hakkında tefhim edilen kararı onamıancak cezanın infazının  
ertelenmesine karar vermitir.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 6/1 ve 6/3 c) ve 6/3 d) MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐALARI  
HAKKINDA  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Bavuran, “provokatör ajan” tarafından suç ilemeye azmettirildiğini ve bu durumun  
AĐHS’nin 6/1 maddesi ile güvence altına alınan adil yargılama hakkına yönelik bir ihlal  
olduğunu ileri sürmektedir.  
AĐHS’nin 6/3 d) maddesine atıfta bulunarak, bavuran, davada belirtilen provokatör ajanın  
yargılama boyunca hakimler ve taraflar tarafından sorgulanamaması nedeniyle silahların  
eitliği ilkesinin ve kendisini savunma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Bavuran, ayrıca, AĐHS’nin 6/3 c) maddesine atıfta bulunarak, gözaltı sırasında, avukat  
yardımından yararlanamamaktan ikayetçidir.  
Bavuran, Yargıtay kararının ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının yeterince  
gerekçelendirilmediğini de ileri sürmektedir.  
Hükümet, bavurunun kabuledilebilirliğine ilikin koullar hakkında görübildirmemektedir.  
4
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas  
Bavuran, kendisine göre, kendi aleyhinde tanıklık etmeme hakkına aykırı olarak, provokatör  
ajan tarafından suç ilemeye azmettirildiğini ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri  
sürmektedir. Bavuran, Teixeira de Castro-Portekiz (9 Haziran 1998), ve Ramanauskas-  
Litvanya (bavuru no: 74420/01) kararlarında izlediği içtihada atıfta bulunarak, AĐHM’ye  
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulama çağrısında bulunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddiaya karı çıkmaktadır. Hükümet, bavuranın düzenli olarak  
uyuturucu sattığı bilgisinin alınmasının ardından, Ankara Narkotik Suçlar Büro Amirliği  
tarafından, kesin bulguların ortaya konduğu soruturmaların balatıldığını belirtmektedir. Bu  
bağlamda, Hükümet, suçun geniliği karısında, uyuturucu madde trafiği ile mücadele  
alanındaki soruturmanın özel tedbirlere bavurmayı gerektirdiği görüündedir. Hükümet,  
bavuran hakkında açılan ceza davasının, yasaya ve özellikle AĐHS’nin 6/1 maddesi ile  
öngörülen sanık haklarına riayet edilerek görüldüğü kanaatindedir. Ayrıca Hükümet’e göre,  
bavuran, ulusal mahkemeler önündeki yargılama boyunca avukat tarafından temsil  
edilmitir; bavuran, çekimeli yargılama çerçevesinde soruturma sırasında toplanan kanıt  
unsurlarına itiraz edebilirdi; bavuranın mahkumiyeti, aralarında polis operasyonun  
tutanakları, ele geçirilen maddeler, bilirkii raporları ve tanıkların beyanlarının da olduğu  
kanıt unsurlarının tamamına dayandırılmıtır.  
Konuya ilikin içtihadından çıkan genel ilkeler uyarınca, AĐHM, Bykov-Rusya (bavuru no:  
4378/02, 10 Mart 2009) ve Ramanauskas kararlarına atıfta bulunmaktadır.  
AĐHM, sınırları belirlendiği ve güvence altına alındığında gizli ajan ile müdahaleye tolerans  
gösterilebilse bile polis provokasyonun ardından toplanan delillerin kullanılmasını kamu  
yararının haklı kılamayacağı hatırlatmaktadır. Böyle bir uygulama, sanığı, ab initio’dan ve  
esasen adil yargılama hakkından yoksun bırakır niteliktedir (bkz, özellikle, Vlachos-  
Yunanistan, bavuru no: 20643/06, 18 Eylül 2008, sözü edilen Teixeira de Castro ve Vanyan-  
Rusya, bavuru no: 53203/99, 15 Aralık 2005).  
Ayrıca, AĐHM, belirlenen ajanların –güvenlik güçleri mensupları veya onların isteğiyle  
müdahil olan kiiler- yalnızca pasif bir ekilde suç tekil eden eylemi incelemekle sınırlı  
kalmayıp bir sonuca ulamak için yani kanıt toplamak veya kanıt sürmek için baka türlü  
ilemeyeceği bir suça azmettirecek nitelikte bir kii üzerinde etkili olursa polisin  
provokasyonu olduğunu hatırlatmaktadır (sözü edilen Ramanauskas).  
Mevcut davada, AĐHM, polis operasyonu çerçevesinde müdahil olan ve alıcı olarak davranan  
X takma adlı bir kiinin kendisine ekstasy tabletleri temin etmesi için bavuranı cebinden  
aradığını, bavuranın bu talebi kabul ettiğini, talep edilen uyuturucuları getirttiğini, polis  
memurlarının bavuranı, uyuturucuları verdiği sırada suçüstü yakaladıklarını, bilahare  
bavuranın, uyuturucu edinmek ve satmak suçundan mahkum edildiğini gözlemlemektedir.  
AĐHM, bavuran tarafından ilenen suçu oluturan unsurlara, yani uyuturucu edinme ve  
satma suçuna ajan X’in neden olduğu görüündedir. Nitekim sözkonusu ajan, Hun’un suç  
tekil eden eylemini sadece pasif bir ekilde incelememi, bavuranı telefonla arayarak ve  
5
kullanımı ve satıı yasa ile yasaklanan madde temin etmesini talep ederek bavuranı suça  
azmettirmitir. Baka bir değile, Hükümet’in ifadelerinin aksine, bavuran suç ileme  
potansiyeline sahip olmuolsa bile, dosya unsurlarına göre, somut hiçbir unsur, ajan X’in  
müdahalesinden önce, bavuranın suç tekil eden bir eylem hazırlığında olduğunu ortaya  
koymatır. Bu bağlamda AĐHM, özellikle, bavuranın adli sicilinin temiz olmasını ve  
organize bir örgütün sözkonusu olmamasını dikkate almaktadır. Mevcut davada sözkonusu az  
miktardaki uyuturucu bavuranın evinde bulunmamıtır. Bavuran, ajan X’in talebi üzerine,  
uyuturucuyu üçüncü bir kiiden temin etmitir (bkz, aynı anlamda, Teixeira de Castro).  
Ayrıca AĐHM, bavuranın mahkumiyetini gerekçelendirmek için, esasen, ulusal  
mahkemelerin, ajan X’in müdahalesine bavurulduğu belirtilen polis operasyonunun  
tutanaklarını göz önüne aldığını belirtmektedir.  
AĐHS’nin 19. maddesi uyarınca, taraf devletlerin, Sözlemeden kaynaklanan  
yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamakla yükümlü olduğunu ve özellikle AĐHS ile  
güvence altına alınan hak ve özgürlüklere yönelik ihlal oluturmağı sürece bir olaya ya da  
hakka yönelik olarak ulusal mahkemeler tarafından yapıldığı ileri sürülen hataların  
değerlendirmesinin kendisine dümediğini hatırlatan AĐHM, mevcut davada, bavuranın  
mahkumiyetinin, özellikle, ihtilaflı polis operasyonu aracılığıyla toplanan kanıtlara dayandığı  
değerlendirmesinde bulunmaktadır. Nitekim dosya unsurlarına ve Hükümet’in görüüne göre,  
sözkonusu kanıtlar, baka nihai unsurlarla teyit edilmemitir (bkz, a contrario, Bykov).  
Polis soruturmasının zorluklarına ve önemine dikkat eden AĐHM, yukarıda söylenenler göz  
önüne alındığında, ajan X’in bavuranın ilediği suçu ilemeye azmettirici etkisi olduğu ve  
hiçbir eyin, X’in müdahalesi olmadan, sözkonusu suçun ilenebileceğini göstermediği  
kanaatindedir; sözkonusu müdahaleyi ve ihtilaflı ceza davasında kullanılmasını göz önüne  
alan AĐHM, bavuranın davasının, AĐHS’nin 6. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun  
niteliğini kaybettiği sonucuna ulatır.  
Bu itibarla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
Bavuranın diğer ikayetleri ile ilgili olarak, AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında ulaılan ihlal  
tespiti göz önüne alındığında, AĐHM, ibu bavuru ile ortaya konan asıl hukuki sorunu  
incelediği kanaatindedir; dolayısıyla, AĐHM, sözkonusu ikayetler hakkında ayrıca karar  
vermeye gerek olmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır (Kamil Uzun – Türkiye, bavuru  
no: 37410/97, 10 Mayıs 2007 ve sözü edilen Ramanauskas).  
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, bavuran, 50.000 Euro maddi ve  
10.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır. Bavuran, 13.035 Euro yargılama  
masraf ve giderleri talep etmekte ve avukatlık ücret makbuzunu belge olarak sunmaktadır.  
Hükümet, sözkonusu iddialara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, tespit edilen ihlalle ileri sürülen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte  
ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Ayrıca, AĐHM, mevcut dava koullarında, AĐHS’nin 6/1  
maddesinin ihlal edildiği tespitinin iddia edilen manevi tazminat için yeterli adil tatmin  
oluturduğu kanaatindedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, AĐHM, sahip  
6
olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak, bavurana 1.500 Euro  
ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.  
Ayrıca AĐHM, sözkonusu miktarlara marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık  
bir artıeklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına hükmetmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. ikayetlerin geri kalan kısmının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;  
4. Đhlal tespitinin kendisinin bavuranın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tatmin  
oluturduğuna;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden  
muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından bavurana 1.500 Euro (bin beyüz Euro)  
yargılama masraf ve gideri ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 15 Aralık 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
7