CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ÜÇÜNCÜ DAĐRE  
CAHĐT SOLMAZ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:34623/03)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
14 Haziran 2007  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (34623/03) bavuru no’lu davanın nedeni bu  
ülke vatandaı olan Cahit Solmaz’ın (bavuran), 29 Eylül 2003 tarihinde Avrupa Đnsan  
Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözlemesi’nin (“Sözleme”) Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu  
bavurudur.  
Adli yardımdan yaralanan bavuran, Đstanbul Barosu avukatlarından M.A. Kırdök ve  
M. Kırdök tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVANIN UNSURLARI  
Bavuran, 1979 yılı doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.  
Bavuran, on altı yaındayken, 3 Ekim 1995 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü  
Terörle Mücadele ubesi’ne bağlı polisler tarafından yakalanmıve gözaltında alınmıtır.  
Bavuranın yasadıı silahlı bir örgüt olan DHKP-C (Devrimci Halk KurtuluPartisi) üyesi  
olduğundan ve bu örgüt adına yasadıı eylemlere katıldığından üphe edilmitir.  
Polis, 4 Ekim 1995 tarihinde, bavuranın evinde gerçekletirdiği aramalar sırasında,  
sözkonusu örgüte ait belgelerin ve iki gaz tabancasının ele geçirildiğini gösteren bir arama  
tutanağı düzenlemitir.  
Bavuran, 12 Ekim 1995 tarihinde, Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde itirafta  
bulunmu, sözkonusu örgüte üye olduğunu ve üzerine atılı eylemleri kabul etmitir. Aynı  
gün, polis tarafından bir ifade tutanağı hazırlanmıve bu tutanak bavuran tarafından  
imzalantır.  
Bavuran, 16 Ekim 1995 tarihinde, hazırlık soruturması çerçevesinde, Đstanbul Devlet  
Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmitir. Bavuran, baskı altında  
imzalağını iddia ettiği 12 Ekim 1995 tarihli ifadenin içeriğini ve DHKP-C üyesi olduğunu  
tamamen reddetmitir.  
Aynı gün bavuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi önüne çıkarılmıve  
Cumhuriyet Savcısı’na verdiği beyanları tekrarlamıtır. Bununla birlikte, nöbetçi hakim,  
dosyadaki unsurların tamamını dikkate alarak bavuranın tutuklu yargılanmasına karar  
vermitir.  
Bavuran, 17 Ekim 1995 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde bu karara  
itiraz etmive tutuksuz yargılanma talebinde bulunmutur. Bavuran, özellikle, gözaltında  
bulunduğu sırada kendisinin itirafta bulunması amacıyla ikencelere maruz kaldığını ve bu  
nedenle alınan beyanlarının aleyhte kanıt oluturmaması gerektiğini ileri sürmütür.  
Aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi, “atılı suçu ve kanıtların durumunu göz önüne  
alarak” tutuksuz yargılanma talebini reddetmitir.  
Cumhuriyet Savcısı, 27 Ekim 1995 tarihinde, bavuran ve diğer dört kii aleyhinde,  
eski Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının  
2
tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdile teebbüsten ve 1993–1995 yılları arasında DHKP-  
C örgütü adına ve yararına yasadıı eylemlerden dolayı ceza davası açmıtır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1995–2002 yılları arasında birçok açık duruma  
gerçekletirmitir. Avukatının da hazır bulunduğu bu durumalarda bavuran, tahliye talebini  
yinelemitir. Bununla birlikte, “ atılı suçu ve kanıtların durumunu göz önüne alarak” Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, bavuranın taleplerini her defasında reddetmitir.  
20 Temmuz 1999 tarihli iddianamesinde, Cumhuriyet Savcısı, yasadıı silahlı bir  
örgüte üye olmasından dolayı 3713 sayılı Terörle Mücadele yasasının 5. maddesi ile Türk  
Ceza Kanunu’nun 168/2. maddesi uyarınca ve 13 kere patlayıcı madde atmasından dolayı da  
Türk Ceza Kanunu’nun 264/6–8. maddesi uyarınca bavuranın mahkumiyetini istemitir.  
Ayrıca Savcı, olayların meydana geldiği sırada bavuranın yaı sebebi ile Türk Ceza  
Kanunu’nun 55/3. maddesinin uygulanmasını önermitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, dosyadaki unsurların tamamını dikkate alarak, 25 Mart  
2002 tarihinde, bavuranı üzerine atılı olaylardan suçlu ilan etmitir. Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, bavuranı, Türk Ceza Kanunu’nun 55/3., 59. ve 168/2. maddesi ile 3713 sayılı  
yasanın 5. maddesi gereğince, 8 yıl 4 ay hapis cezasına; Türk Ceza Kanunu’nun 264. maddesi  
gereğince 18 yıl 5 ay 18 gün hapis cezasına ve Türk Ceza Kanunu’nun 77/2. maddesi  
gereğince 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuranın temyiz bavurusu üzerine ve tarafların dinlenmelerinin ardından, 15 Ekim  
2002 tarihli bir karar ile Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuve davayı Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’ne göndermitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 3 Haziran 2003 ve 4 Eylül 2003 tarihlerinde  
gerçekletirilen açık durumalarda, “atılı suçu ve kanıtların durumunu göz önüne alarak”  
bavuranın tahliye talebini iki kez reddetmitir.  
Bavuranın avukatı, 8 Eylül 2003 tarihinde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun  
104. maddesine ve AĐHS’nin tutukluluk süresine ilikin 5/3. maddesine atıfta bulunarak,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 4 Eylül 2003 tarihli karara itiraz etmive müvekkilinin  
salıverilmesini talep etmitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi Bakanı, 15 Eylül 2003 tarihli bir karar ile sözü edilen 4  
Eylül 2003 tarihli kararı, yürürlükteki yasaya aykırı olmadığı gerekçesiyle onamıtır.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 13 Kasım 2003 ve 10 ubat 2004 tarihlerinde, iki açık  
duruma gerçekletirmitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bu durumalarda, “atılı suçu ve  
kanıtların durumunu göz önüne alarak” bavuranın tutukluluk halinin devamına karar  
vermitir.  
Bavuranın avukatı, 11 Mart 2004 tarihinde, cezaların uygulanması hususundaki  
hükümleri ve müvekkilinin ağırlaan sağlık artlarını (bavuranın ailesinden edindiği bilgiye  
göre, 2 Mart 2004 tarihinde geçirdiği bir kalp krizinin ardından Edirne Tıp Fakültesi  
Üniversitesi acil servisine kaldırılmıtır) ileri sürerek, Devlet Güvenlik Mahkemesi  
Bakanından, bavuranın tahliyesini talep etmitir.  
3
Devlet Güvenlik Mahkemesi Bakanı, 18 Mart 2004 tarihli bir karar ile “atılı suçu ve  
kanıtların durumunu göz önüne alarak” sözkonusu talebi reddetmitir.  
Cezai yargılamaya ilikin düzenlemeyi içeren ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni  
kaldıran 5190 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinin ardından, dava, ilk durumasını 1 Temmuz  
2004 tarihinde gerçekletiren Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye balamıtır.  
Bavuranın avukatının talebi üzerine, 28 Eylül 2004 tarihli durumada, Ağır Ceza  
Mahkemesi esasa yönelik savunma hazırlanması için ek süre vermifakat ilgilinin tahliye  
talebi reddedilmitir. Dava, 23 Kasım 2004 tarihine ertelenmitir.  
Bavuranın avukatı, 28 Ekim 2004 tarihli bir mektup ile AĐHM’ye Türk Ceza  
Kanunu’nun yeni hükümleri uyarınca bavuranın 28 Ekim 2004 tarihinde salıverildiğini  
bildirmitir.  
Dosyadaki unsurlara göre, dava hala, bavuran aleyhinde yapılan suçlamaların  
doğruluğu hakkında henüz karar veremeyen Ağır Ceza Mahkemesi önünde sürmektedir.  
HUKUK AÇISINDAN  
I. AĐHS’NĐN 5/3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, tutuklu yargılanma süresinden ikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda bavuran,  
AĐHS’nin 5/3. maddesine atıfta bulunmaktadır.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe Đlikin  
AĐHS’nin 35.maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esas Hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 5/3. maddesinde belirtilen sürenin bititarihinin “ilk derece  
mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün” olduğunu hatırlatmaktadır  
(Bkz. Wemhoff-Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli kararı ve Labita-Đtalya, bavuru no:  
26772/95) ve birden çok tutuklu yargılanma süresi sözkonusu olduğunda, tutuklu yargılanma  
dönemlerinin tamamını göz önüne almak uygun olacaktır (Bkz. Baltacı-Türkiye, bavuru no:  
495/02, 18 Temmuz 2006, Solmaz-Türkiye, bavuru no: 27561/02).  
Mevcut davada, AĐHM, bavuranın dava konusu olan ilk tutukluluk döneminin,  
yakalanğı tarih olan 3 Ekim 1995 tarihinde baladığını ve 25 Mart 2002 tarihinde mahkum  
edilmesiyle sona erdiğini gözlemlemektedir. Bu ilk dönem, altı yıl beay ve yirmi iki gün  
sürmütür. Yargıtay’ın 25 Mart 2002 tarihli kararı bozduğu 15 Ekim 2002 tarihinden itibaren  
davanın incelenmesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde yeniden balamıve AĐHS’nin 5/3.  
maddesi uyarınca bavuranın ikinci tutuklu yargılanma süresi balamıoldu. Bu dönem, 25  
4
Aralık 2004 tarihinde, bavuranın salıverilmesiyle sona ermitir. Bu dönem iki yıl ön üç gün  
sürmütür. Toplamda, bavuran, sekiz yıl altı ay begünü tutuklu olarak geçirmitir.  
AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını  
geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal yargı mercilerinin üzerine düen bir görev  
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi doğrultusunda bireysel özgürlüğe  
saygı kuralına istisna getirilmesini meru kılan kamu çıkarının gerektirdiği gerçek bir  
zorunluluğun olup olmadığını ortaya çıkaracak bütün koulları incelemesi ve tutuksuz  
yargılanma talebini reddettiğinde kararında bunu gerekçelendirmelidir. AĐHM, esas itibariyle  
sözkonusu kararlarda yer alan gerekçelere ve ilgili tarafından bavurusunda belirtilen inkar  
edilemez olgulara dayanarak, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edilip edilmediğini  
belirlemelidir (Bkz. Assenov ve diğerleri- Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar).  
Bu bağlamda yakalanan kiinin bir suç ilediğinden üphe edilmesine neden olan  
makul nedenlerin devam etmesi, tutukluluk halinin devamı için sine qua non (olmazsa  
olmaz) kouldur. Ancak bir süre sonra bu da yeterli olmaz. Dolayısıyla AĐHM, adli makamlar  
tarafından benimsenen diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye  
yetip yetmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM,  
bunun üzerine yetkili ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip  
göstermediğini aratırmalıdır (Bkz. diğerleri arasında, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli  
karar, Ali Hıdır Polat-Türkiye, bavuru no: 61446/00, 5 Nisan 2005 ve Balta).  
Dosya unsurlarından, ulusal mahkemelerin bavuranın sürekli olarak yinelediği serbest  
bırakılma taleplerini reddettiği ve “atılı suçun niteliği” ve “kanıtların durumu” gibi birbirinin  
aynı, hatta stereotip ifadeler kullanarak tutuklu yargılanmaya devam edilmesine karar verdiği  
ortaya çıkmaktadır.  
Oysa AĐHM’nin gözünde, “kanıtların durumu” suçluluğun ciddi belirtilerinin var  
olduğunu ve var olmaya devam ettiği eklinde değerlendirilse de , bu davada sözkonusu  
koullar, bu kadar uzun bir süre bavuranın tutuklu kalmaya devam etmesini tek baına haklı  
gösteremez (Bkz. Ali Hıdır Polat, Balta).  
AĐHM, bu koullarda ve bu durumda bavuranın tutuklu yargılanma süresinin uzun  
olmasını göz önünde bulundurarak, AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna  
varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 5/5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, tutukluluğunun “makul süreyi” geçmesi sebebiyle AĐHS’nin 5/5. maddesi  
uyarınca tazminat elde etmesinin Türk Hukuku’nda mümkün olmamasından ikayetçidir.  
A. Kabuledilebilirlik Hakkında  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği kapsamındaki ön itirazını belirtmektedir.  
Hükümete göre, bavuran, 466 sayılı Kanun uyarınca zararına ilikin tazminat elde edebilirdi.  
AĐHM, sözkonusu itirazın, AĐHS’nin 5/5. maddesi kapsamında yapılan ikayetin  
incelenmesi ile yakından ilgili olduğu kanısındadır ve itirazı esasa eklemitir.  
5
AĐHM, ikayetin, AĐHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun  
olmadığını tespit etmektedir ve ikayet esastan inceleme yapılmasını gerektirmektedir. AĐHM,  
kabuledilemezliğe dair baka hiçbir gerekçe olmadığını tespit etmektedir.  
B. Esas Hakkında  
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. paragraflarına aykırı koullarda  
özgürlükten yoksun bırakılma sebebiyle tazminat talebinde bulunmanın mümkün olduğu  
durumlarda, AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına riayet edildiğini hatırlatmaktadır  
(Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). 5. paragrafta ifade edilen tazminat hakkı 5. maddenin  
sözkonusu diğer paragraflardan birinin ihlal edildiğinin bir ulusal makam veya AĐHS’nin  
organları tarafından tespit edilmesini gerektirmektedir.(N.C.-Đtalya, bavuru no:24952/94).  
Mevcut davada, AĐHM, tutukluluk süresinin “makul süreyi” geçmesi sebebiyle  
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna ulatır. Bavuranın maruz  
kaldığı zarar için tazminat talep etme olanağına sahip olup olmadığını belirlemek  
gerekmektedir.  
466 sayılı Kanun’nun 1. maddesi ile ilgili olarak, AĐHM Kanun dairesinde  
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuturma yapılmasına veya son  
soruturmanın açılmasına yer olmadığına veya hut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal  
olmadığına karar verilen durum haricinde ki bu davada zaten bu durum sözkonusu değildir,,  
bu madde ile öngörülen tazmin varsayımlarının tamamının, özgürlükten mahrum bırakmanın  
yasaya aykırı olmasını öngördüğünü ortaya koymaktadır. Oysa dava konusu tutukluluk iç  
hukuka uygun olduğunda, bavuran tazminat elde edemez (Sakık ve diğerleri).  
Her halukarda, AĐHM, olayların meydana geldiği dönemde, 466 sayılı yasanın  
hükümlerinin tutukluluk süresinin “makul süreyi” geçmesi durumunda tazminat ödemeyi  
öngörmediğini, bu nedenle de bavuranın zararının tazmin edilmesi için bütün olanaklardan  
yoksun olduğunu gözlemlemektedir (Bkz. aynı anlamda, Çiçekler-Türkiye, bavuru no:  
14899/03, 22 Aralık 2005).  
Sonuç olarak, mevcut dava koullarında, AĐHM, Türk Hukuku’nun, bavuranın maruz  
kaldığı özgürlükten yoksunluk için bavurana tazminat hakkı sunmadığını gözlemlemektedir.  
Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 5/5. maddesinin ihlal  
edildiği sonucuna ulamaktadır.  
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Tazminat  
Bavuran, maruz kaldığı manevi zarar için 20.000 YTL, yaklaık 10.722 Euro manevi  
tazminat talep etmektedir.  
Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.  
AĐHM, bavuranın, tutuklu yargılanma süresinin uzun olmasından dolayı ihlal  
tespitinin yeterince telafi edemeyeceği bir manevi zarara uğradığını kabul etmektedir (Bkz.  
özellikle, Kudla-Polonya, bavuru no: 30210/96 ve Acunbay-Türkiye, bavuru numaraları:  
61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005). Hakkaniyete uygun olarak ve bavuranın yaını göz  
6
önünde bulundurarak, AĐHM, bavurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun  
olacağını düünmektedir.  
B. Masraf ve Harcamalar  
Bavuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde yapmıolduğu masraf ve harcamalar  
için 8.000 YTL yaklaık 4.289 Euro talep etmektedir. Bu amaçla bavuran, bir ücret makbuzu  
sunmaktadır.  
Hükümet, bu miktara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, içtihadına göre, bir bavuran, masraf ve harcamaların geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.  
Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve sözü edilen kriterleri dikkate alarak AĐHM,  
bavurana tüm masraflar için, Avrupa Konseyi’nden adli yardım bağı altında aldığı 850  
Euro düülerek 2.000 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.  
C.Gecikme Faizi  
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz  
oranına üç puanlık bir artıın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.Hükümet’in ön itirazının esasa eklenmesine ve bu itirazın reddine;  
2.Bavurunun kabuledilebilir olduğuna;  
3.AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine;  
4.AĐHS’nin 5/5. maddesinin ihlal edildiğine;  
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay  
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, Savunmacı  
Hükümet tarafından, bavurana manevi tazminat olarak 10.000 (on bin) Euro ve  
masraf ve harcamalar için 2.000 (iki bin ) Euro’nun miktara yansıtılabilecek her türlü  
vergiden muaf tutularak ve Avrupa Konseyi tarafından bavurana adil yardım olarak  
verilen 850 Euro’nun (sekiz yüz elli) düülerek ödenmesine,  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
6. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
7
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2 ve 77/3.  
maddesine uygun olarak 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmitir.  
8