CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
ABDULLAH YILMAZ -TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no:10512/02)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
22 Temmuz 2008  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
______________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan  
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,  
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile  
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak  
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (10512/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaı  
Abdullah Yılmaz’ın (bavuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 17 Ocak 2002 tarihinde  
Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran, AĐHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil  
edilmektedir.  
OLAYLAR  
I. DAVA KOULLARI  
Bavuran, 1963 yılı doğumludur ve Batman’da ikamet etmektedir.  
27 Haziran 1995 tarihinde, bavuran, güvenlik güçleri ile bir çatıma sırasında yaralanmıtır.  
Olay, tutanaklara geçirilmitir. Aynı gün bavuran yakalanmıve gözaltına alınmıtır.  
11 Temmuz 1995 tarihinde, Batman Sulh Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından  
bavuranın ifadesi alınmıtır. Ardından bavuran, Batman Sulh Ceza Mahkemesi hakimi  
karısına çıkarılmıtır. Hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermitir. Bavuran, polise  
verdiği ve PKK’nın eylemlerine katıldığını kabul ettiği polise ifadesini Cumhuriyet Savcısı ve  
hakim karısında da teyit etmitir.  
2 Ağustos 1995 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Eski  
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca bavuranı bölücülükle suçlamıtır.  
16 Ekim 1995 ve 27 Kasım 1997 tarihleri arasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, on yedi  
duruma gerçekletirmitir. Đlk duruma sırasında, bavuran PKK’nın eylemlerine katılmaktan  
pimanlık duymadığını ve pimanlık yasasından da faydalanmak istemediğini ifade etmi,  
DGM farklı savcılıklardan, bavuranın suçlandığı olaylara ilgili belgelerin tevdi edilmesini  
talep etmitir. 27 Kasım 1995 tarihli duruma sırasında Diyarbakır Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, 1 ve 2 No’lu DGM’lerden de sözkonusu mahkemelerde bavuran hakkında halen  
sürmekte olan davalara ilikin belgelerin gönderilmesini, Siirt Ağır Ceza Mahkemesi’nden ise  
istinabe ile olay tutanağını imzalayan jandarmaların ifadelerinin alınmasını istemitir. Đzleyen  
üç duruma boyunca, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, askeri makamlardan, atılı  
olaylarla ile ilgili belgeleri istemive sözkonusu belgeleri edinmitir, ayrıca, Siirt Ağır Ceza  
Mahkemesi’nin istinabe talebine hala cevap gelmediğini tespit etmitir. 27 Mayıs 1996 tarihli  
duruma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın soruturma safhasında piman  
olduğunu ifade ettiğini ancak mahkeme önünde aksi yönde beyanda bulunarak piman  
olmadığını ifade ettiğini kaydetmive bavuranın, pimanlık yasasından yararlanıp  
yararlanamayacağının Đçileri Bakanlığı’ndan öğrenilmesine karar vermitir. Devlet Güvenlik  
Mahkemesi, bu sorunun ve istinabe talebinin cevapları beklenirken durumayı ertelemitir.  
Đzleyen iki duruma da aynı nedenlerle ertelenmitir. 28 Ekim 1997 tarihli durumada, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, Đçileri Bakanlığı’ndan gelen olumsuz yanıtı kayıtlara geçirmi,  
istinabenin gereğinin halen yerine getirilmemiolması nedeniyle durumanın ertelenmesine  
karar vermitir. 27 Aralık 1997 tarihli duruma sırasında, Mahkeme, yine aynı ekilde  
hareket etmitir. 17 ubat 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 ubat 1996  
tarihinde istinabenin kısmen yerine getirildiğini belirtmitir. 7 Nisan 1997 tarihli durumada,  
2
Savcı, iddialarını sunmutur. Bavuran ve avukatı, savunmalarını sunmak için süre talebinde  
bulunmulardır. 2 Haziran 1997 tarihli durumada, bavuran esas bakımından savunmasını  
sunmuve bundan sonraki durumalara katılmayacağını belirtmitir. Bavuranın avukatının  
savunma hazırlamak için süre talep etmesi nedeniyle üç duruma ertelenmitir.  
Her durumanın bitiminde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kanıtlarının durumunu, atılı suçun  
niteliğini ve bavuranın tutuklandığı tarihini göz önüne alarak bavuranın tutukluluk halinin  
devamına karar vermitir.  
27 Kasım 1997 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı ve avukatını dinlemitir.  
Durumanın bitiminde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranı atılı olaylardan suçlu bulmuꢀ  
ve bavuran ölüm cezasına çarptırılmıancak cezası müebbet hapse çevrilmitir.  
11 Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmutur. Yargıtay,  
dosyada bulunan bazı belgelerle, bavurana atılı olaylar arasında bir bağ kurmanın imkansız  
olduğunu, yetikli makamlardan olaylara ilikin belgelerin talep edilmesi ve olay tespit  
tutanağını imzalayan jandarmaların ifadelerinin alınması gerektiğini belirtmitir.  
24 Eylül 1998 ve 20 Mayıs 1999 tarihleri arasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Askeri  
Hakimin hazır bulunduğu beduruma gerçekletirmitir. Sözkonusu durumalar boyunca,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağan Üstü Hal Bölge Valisi’nden bavuranın suçlandığı  
olaylarla ilgili farklı belgelerin sunulmasını, olay tespit tutanağını imzalayan iki jandarmanın  
adreslerinin tespit edilmesini ve sözkonusu jandarmaların tanık olarak dinlenmesi için iki  
mahkemeye istinabe taleplerinin iletilmesini istemitir. Bavuran, ilk dört durumadan üçüne  
katılmayı reddetmitir. 20 Mayıs 1999 tarihli duruma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
jandarmaların ifadelerinin mahkemeye ulağını belirtmitir. Bavuran ve avukatı,  
jandarmaların ifadeleri ve temyiz kararı hakkındaki görülerini sunmulardır.  
18 Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin  
oluumundan askeri hakimlerin çıkarılması eklinde düzenlenmitir. 22 Haziran 1999  
tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne ilikin yasa düzenlenmitir.  
1 Temmuz 1999 tarihinden 6 Kasım 2001 tarihine kadar, yalnızca sivil hakimlerden oluan  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, on altı duruma gerçekletirmitir.  
1 Temmuz 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağan Üstü Hal Bölge Valisi’ne  
yapmıolduğu talebi yinelemive durumayı ertelemitir. 26 Ağustos 1999 tarihinde, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, bavuranın mahkemeye çıkmak istemediğini kaydetmive Vali’den  
aldığı yanıta uyarak askeri yetkililerden belge talebinde bulunmutur. 7 Ekim 1999 tarihinde,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, askeri makamlardan istenen belgelerin bir kısmının mahkemeye  
ulağını belirtmive geri kalan kısmının beklenmesi için durumayı ertelemitir. Bavuranın  
katılmayı reddettiği 18 Kasım 1999 tarihli durumada aynı nedenle ertelenmitir. 30 Aralık  
1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı iddialarını sunmutur. Devlet Güvenlik Mahkemesi,  
sözkonusu iddiaların, durumaya katılmayı reddeden bavurana tebliğ edilmesine karar  
vermitir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın avukatına savunmasını hazırlaması için  
süre tanımıtır.  
2 Mart 2000 tarihli duruma sırasında, bavuran, esasa ilikin savunmasını sunmuve  
mahkeme, bavuranın avukatına yeni bir süre tanımıtır. 27 Nisan 2000 tarihinde, bavuranın  
avukatı, savunmasını sunmuve bavuranın pimanlık yasasından faydalanması gerektiğini  
3
savunmutur. Duruma sırasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuranın pimanlık  
yasasından faydalanıp faydalanamayacağı konusunun Đçileri Bakanlığı’ndan bir kez daha  
sorulmasına karar vermitir. 22 Haziran 2000 ve 1 Mayıs 2001 tarihleri arasındaki altı  
duruma, sözkonusu nedenle ertelenmitir. 19 Haziran 2001 tarihli duruma sırasında, Devlet  
Güvenlik Mahkemesi, Đçileri Bakanlığı’ndan gelen olumsuz yanıtı not etmi, Cumhuriyet  
Savcısının iddialarını yeniden dinlemive bavuranın avukatına süre tanımıtır. 4 Eylül 2001  
tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, avukatın savunmasını dinlemive yazılı savunmasını  
hazırlaması için bavurana süre tanımıtır.  
Her durumanın bitiminde, Devlet Güvenlik Mahkemesi, kanıtların durumu, atılı suçun  
niteliği ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak, bavuranın tutukluluk halinin devamına karar  
vermitir.  
6 Kasım 2001 tarihli duruma sırasında, bavuranın son savunmasını dinlemesinin ardından,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi, bavuran hakkında verilen ilk mahkumiyet kararını yinelemitir.  
15 Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, sözkonusu kararı onamıtır.  
HUKUK  
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan ikayetçidir. Bavurana göre, AĐHS’nin 5/3  
maddesi ihlal edilmitir.  
Hükümet, ulusal mahkemelerin, bavuranın tutukluluk halinin devamı hakkındaki kararlarını  
gerekçelendirdiğini savunmaktadır. Mahkemeler gibi Hükümet de, bavuranın suç ilediği  
üphesini uyandıracak makul nedenlerin mevcudiyetinin, firar riskinin, adalete engel olma  
tehlikesinin, suçun tekrarlanması riskinin ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin,  
bavuranın tutukluluk halinin devam etmesini haklı kılan yeterince önemli unsurları  
oluturduğu kanaatindedir.  
Bavuran, Hükümet’in argümanlarına karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, AĐHM’ye sözkonusu ikayetin  
kabuledilemez ilan edilmesi çağrısında bulunmaktadır. Hükümet, kanuna aykırı olarak  
yakalanan veya tutuklanan kiilere tazminat ödenmesi hakkındaki 466 sayılı yasaya atıfta  
bulunmaktadır.  
AĐHM, Hükümet’in atıfta bulunduğu 466 sayılı yasanın, kanuna aykırı olarak veya haksız  
yere tutuklanma nedeniyle Devlet’e karı sorumluluk davası açma imkanını öngördüğünü  
kaydetmektedir (Göç-Türkiye, bavuru no: 36590/97). Oysa ki bavuran tazminat elde  
edebilmek için bavuru imkanına sahip olmadığı eklinde bir ikayette bulunmamaktadır. Bu  
bağlamda, dava süresince makul bir sürede yargılanma veya serbest bırakılma hakkı,  
tutukluluk nedeniyle tazminat elde etme hakkından ayrılmaktadır. AĐHS’nin 5. maddesinin 3.  
paragrafı, makul sürede yargılanma veya serbest bırakılma, 5. paragrafı ise tazminat elde  
etmekle ilgilidir (Yağcı ve Sargın-Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar). Bu durumda, AĐHM,  
Hükümet’in itirazını reddetmektedir.  
4
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmağını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa ilikin  
AĐHM, belirli bir durumda bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süre sınırını  
geçmemesine özen göstermenin, ilk olarak ulusal hukuk mercilerinin üzerine düen bir görev  
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, masumiyet karinesi uyarınca, kiisel özgürlüğe saygı  
kuralına bir istisna olan tutukluluğu haklı kılan kamu çıkarı gerekliliğinin gerçekten varolup  
olmadığını ortaya çıkaracak bütün unsurları incelemeli ve serbest bırakılmayı reddettiği  
kararlarında bunları gerekçelendirmelidir. AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip  
edilmediğini, esasen, söz konusu kararlarda yer alan gerekçelere ve bavurularında ilgilinin  
belirttiği reddedilemeyen olaylara dayanarak belirlemelidir (Assenov ve diğerleri-Bulgaristan,  
28 Ekim 1998 tarihli karar).  
Bu bağlamda, yakalanan bir kiinin suç ilediği üphesini uyandıracak makul nedenlerin  
sürekliliği, tutukluluk halinin uygunluğunun sine qua non kouludur ancak bir süre sonra bu  
da yeterli değildir; dolayısıyla AĐHM, adli makamlar tarafından kabul edilen diğer  
gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip etmediğini ortaya  
koymalıdır. Bu gerekçeler “uygun” ve “yeterli” olduğu takdirde, AĐHM bunun üzerine yetkili  
ulusal makamların “yargılamanın devamına özel bir ihtimam gösterip göstermediğini  
aratırmalıdır. (Bkz, diğerleri arasından, Ali Hıdır Polat-Türkiye, bavuru no: 61446/00, 5  
Nisan 2005).  
Mevcut davada olduğu gibi çok sayıda tutukluluğun sözkonusu olduğu durumlarda,  
tutukluluk sürelerinin tamamının dikkate alınması uygun olacaktır (Solmaz-Türkiye, bavuru  
no: 27561/02).  
Mevcut davada, bavuranın tutuklu bulunduğu ilk dönem, 27 Haziran 1995 tarihinde balamıꢀ  
ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararı ile 27 Kasım 1997 tarihinde sona ermitir.  
Sözkonusu tarihten itibaren, yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesinin ardından,  
bavuran hükümlü olmutur (Baltacı-Türkiye, bavuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006).  
Sözkonusu dönem, yaklaık, iki yıl beay sürmütür.  
Yargıtay’ın 27 Kasım 1997 tarihli kararı bozduğu tarih olan 11 Haziran 1998 tarihinden  
itibaren, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde davanın incelenmesine yeniden balanmıve  
böylece AĐHS’nin 5/3 maddesi uyarınca ikinci tutukluluk dönemi balamıtır. Đkinci  
mahkumiyet kararıyla, ikinci tutukluluk dönemi 6 Kasım 2001 tarihinde sona ermitir.  
Sözkonusu ikinci dönem yaklaık üç yıl beay sürmütür.  
Dolayısıyla, bavuran, beyıl on ay tutuklu kalmıtır.  
Dosya unsurlarından, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, “atılı suçun niteliği” “kanıtların  
durumu”, “dosyanın içeriği” veya “tutuklandığı tarih” gibi neredeyse aynı hatta basmakalıp  
yöntemlere dayanarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermitir.  
Oysaki AĐHM’ye göre, “delillerin durumu” suçluluğun ciddi göstergelerinin var olduğunu ve  
var olmaya devam ettiğini anlama imkanı sunmuolsa ve genel olarak bu koullar uygun  
5
etkenleri oluturabilse de, bu davada sözkonusu koullar, bu kadar uzun bir süre bavuranın  
tutuklu kalmaya devam etmesini tek baına haklı gösteremez (Ali Hıdır Polat).  
Ayrıca AĐHM, Hükümet tarafından kendisine sunulan firar ve suçun tekrarı riskine, adaletin  
tecellisine engel olma tehlikesine ve kamu düzeninin korunması gerekliliğine ilikin  
argümanların ulusal mahkemeler tarafından göz önüne alınmadığını gözlemlemektedir  
(Acunbay-Türkiye, bavuru no: 61442/00 ve 61445/00, 31 Mayıs 2005).  
Bu koullarda, bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğunu göz önüne alarak AĐHM,  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulatır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran, yargılamanın bir kısmında askeri hakimin bulunması nedeniyle kendisini mahkum  
eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsızlıktan yoksun olduğunu iddia  
etmektedir. Bavuran ayrıca, ulusal mahkemeler önündeki yargılama süresinin uzunluğundan  
ikayetçidir.  
Ayrıca, bavuran, 30 Ekim 2007 tarihli kabuledilebilirliğe ve esasa ilikin görülerinde,  
Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararının yeterince gerekçelendirilmediğini ve atılı olayların  
yeterince desteklenmediğini ileri sürmektedir.  
Bavuran, AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedir.  
Hükümet, bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
A. Kabuledilebilirliğe ilikin  
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızğı ve tarafsızlığına ilikin  
AĐHM, bavuran hakkında önce aralarında askeri bir hakimin de bulunduğu üç hakimden  
oluan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açıldığı gözlemlemektedir. 18 Haziran 1999  
tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan düzenlemenin ardından, Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nin oluumundan askeri hakimler çıkarılmıve askeri hakimlerin yerini sivil  
hakimler almıtır. Böylece, bu düzenlemeye kadar, bavuranın davasında Devlet Güvenlik  
Mahkemesi’nde askeri hakim bulunmaktaydı.  
AĐHM, mevcut davada belirtilen kurumsal sorunun ceza davası sırasında yalnızca askeri  
hakimin sivil hakim ile değitirilmesiyle çözülemeyeceğini hatırlatmaktadır; mahkeme  
heyetindeki değiikliğin ardından, yargılamanın tamamının kanuna uygunluğu hakkındaki  
kukuların yeterince giderilip giderilmediğinin ortaya konulması gerekmektedir (Öcalan-  
Türkiye, bavuru no: 46221/99 ve Kutal ve Uğra-Türkiye, bavuru no: 61648/00, 13 Haziran  
2006). Bu durumda, her davada, öncelikle askeri hakimin katılımı ile benimsenen adli  
ilemlerin, usuli ilemler ile esasa ilikin ilemler arasında ayırım yapmak suretiyle  
incelenmesi ve hakim değitikten sonra esasa ilikin ilemlerin batan itibaren yenilenip  
yenilenmediğinin tespit edilmesi gerekir (Öcalan ve Özkan ve Adıbelli-Türkiye, bavuru no:  
18342/02, 9 Ocak 2007 tarihli karar).  
Mevcut davada, Yargıtay’ın bidayet mahkemesinin kararını bozmasının ardından dava Devlet  
Güvenlik Mahkemesi’ne havale edilmive Devlet Güvenlik Mahkemesi, davayı esas  
6
bakımından yeniden incelemitir. Bu bağlamda,  
AĐHM, davanın kendisine havale  
edilmesinin ardından sözkonusu mahkemenin, askeri hakimin de bulunduğu beduruma  
gerçekletirdiğini ve sözkonusu durumalar boyunca özellikle dosyanın durumuna yönelik  
usuli ilemleri gerçekletirmekle yetindiğini tespit etmektedir. AĐHM’ye göre, askeri hakimin  
katıldığı usuli ilemler, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yeni hakim heyeti tarafından batan  
yapılmayı gerektirecek nitelikte değildi.  
Sözkonusu koullarda, yargılamanın tamamı göz önüne alındığında, AĐHM, mevcut davada,  
askeri hakimin değitirilmesinin, bavuranın mahkumiyetine karar veren mahkemenin  
bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilikin kukuları ortadan kaldırdığını kabul etmektedir (Bkz,  
Sevgi Yılmaz-Türkiye, bavuru no: 62333/00, 20 Eylül 2005 ve Özkan ve Adıbelli).  
Sözkonusu ikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.  
paragrafı uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaılmaktadır.  
2. Kanıtların gerekçelendirilmediği ve değerlendirilmediği iddiasına ilikin  
Bu husustaki ikayetlerin ilk kez bavuranın 30 Ekim 2007 tarihli görüünde yani 15 Nisan  
2002 tarihli nihai Yargıtay kararının ardından yaklaık altı aydan fazla bir süre sonra ifade  
edilmesi nedeniyle, AĐHM, esas bakımından bu ikayetler hakkında görübildirme gereği  
duymatır.  
Bavurunun bu kısmının gecikmeli olarak sunulduğu ve AĐHS’nin 35. maddesinin 1. ve 4.  
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaılmaktadır.  
3. Yargılama süresinin makul niteliğine ilikin  
Hükümet, bavuranın sözkonusu ikayeti ulusal mahkemeler önünde ifade etmemesi  
nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.  
AĐHM, Türk Hukuk düzeninin davalı ve davacılara, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca  
yargılama süresi hakkında ikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir bavuru yolu  
sunmadığını daha önce tespit etme imkanı bulduğunu belirtmektedir (Tendik ve diğerleri-  
Türkiye, bavuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Sonuç olarak bavuranın, ikayetini çözüme  
kavuturacak nitelikte bir bavuru imkanına sahip olduğu ortaya konulmamıtır. Bu durumda,  
AĐHM, Hükümet’in bu husustaki itirazını reddetmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde bavurunun dayanaktan yoksun  
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmağını tespit eder. Bu nedenle bavuru kabuledilebilir niteliktedir.  
B. Esasa ilikin  
Hükümet, davanın karmaıklığını ve bavurana yüklenen suçların niteliğini ileri sürmektedir.  
Hükümet, ayrıca, keyfi olarak durumalarda hazır bulunmaması nedeniyle bavuranın  
yargılamanın yavalamasına neden olduğu kanaatindedir. Hükümet’e göre, yargılamanın seyri  
sırasında makamlara hiçbir eylemsizlik dönemi isnat edilemeyeceğinden, Hükümet, yargılama  
süresinin makul olmadığının düünülemeyeceği sonucuna ulamaktadır.  
Bavuran, Hükümet’in argümanlarına karı çıkmaktadır.  
7
AĐHM, dikkate alınacak dönemin, bavuranın yakalanmasıyla 27 Haziran 1995 tarihinde  
baladığını ve Yargıtay kararıyla 15 Nisan 2002 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir.  
Sözkonusu dönem, iki dereceli mahkemede ve dört kararla yaklaık altı yıl on ay sürmütür.  
AĐHM, dava süresinin makul yapısını, dava koullarında ve özellikle davanın karmaıklığı,  
bavuran ve yetkili mercilerin tutumları olmak üzere AĐHM içtihadı tarafından benimsenen  
kriterleri dikkate alarak değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (Pélissier ve Sassi-Fransa, bavuru  
no: 25444/94).  
Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AĐHM, mevcut davada farklı  
bir sonuca ulamak için Hükümet’in hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir.  
Bavurunun tutumunun eletirilmesi gerektiği doğru olsa dahi, AĐHM, dava süresinin  
uzunluğunun tek baına bavuranın tutumu ile açıklanamayacağı kanaatindedir.  
Ayrıca AĐHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce  
tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılamanın büyük bir kısmında  
bavuranın tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (Kalachnikov-Rusya, bavuru  
no: 47095/99, Gezici ve Đpek – Türkiye, bavuru no: 71517/01, 10 Kasım 2005).  
Konuya ilikin içtihadını ve dava koullarını göz önüne alarak AĐHM, yargılama süresinin  
çok uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği kanaatindedir.  
Bu durumda, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmitir.  
AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
A. Manevi tazminat  
Bavuran, 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.  
Hükümet, bu miktara karı çıkmaktadır.  
AĐHM, bavurana, hakkaniyete uygun olarak 5.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği  
kanaatindedir.  
B. Yargılama masraf ve giderleri  
Bavuran, ulusal mahkemeler önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 5.000  
Euro ve AĐHM önünde yapmıolduğu yargılama masraf ve giderleri için 4.300 Euro talep  
etmektedir. Bavuran belge olarak, Diyarbakır Barosu ücret tarifesini sunmaktadır.  
AĐHM içtihadına göre bir bavuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak  
gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.  
Sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak, AĐHM, sözkonusu  
talebi reddetmektedir.  
C. Gecikme faizi  
8
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç  
puanlık bir artıeklenerek belirlenecektir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1. Bavurunun, tutukluluk ve yargılanma süresi kapsamında yapılan ikayetlerinin  
kabuledilebilir, geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz  
kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından bavurana  
5.500 Euro (bebin beyüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç  
puan fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
9