CONSEIL  
AVRUPA  
DE L’EUROPE  
KONSEYĐ  
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ  
ĐKĐNCĐ DAĐRE  
AKYAZ - TÜRKĐYE DAVASI  
(Bavuru no: 6178/04)  
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ  
STRAZBURG  
7 Temmuz 2009  
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koullar çerçevesinde kesinleecektir. ekli  
düzeltmelere tabi olabilir.  
1
____________________________________________________________________________________________  
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıileri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları  
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıolup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam  
olarak belirtilmiolması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koulu ile Dıileri Bakanlığı Avrupa  
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla  
alıntılanabilir.  
USUL  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (6178/04) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaı)  
Đhsan Akyaz’ın (bavuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 9 Ocak 2004 tarihinde Đnsan  
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilikin Sözleme’nin (Avrupa Đnsan Hakları  
Sözlemesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıolduğu bavurudur.  
Bavuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından  
F. KarakaDoğan tarafından temsil edilmektedir.  
OLAYLAR  
DAVANIN KOULLARI  
A. Bavuran hakkında açılan dava  
Bavuran 1971 doğumludur.  
27 Nisan 1996 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan bavuran PKK mensubu olmakla  
suçlantır.  
6 Mayıs 1996 tarihinde bir hekim tarafından muayene edilen bavuranın vücudunda darp ya  
da yara izine rastlanılmamıtır.  
Bavuran 9 Mayıs 1996 tarihine dek gözaltında kalmıve hakkında yapılan bütün suçlamaları  
kabul etmitir.  
Bavuran gözaltı süresinin sonunda bir hekim tarafından muayene edilmive hakkında sağlık  
raporu düzenlenmitir.  
Bavuran aynı gün Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı  
tarafından dinlenmitir. Adı geçen ikenceye maruz kaldığını ileri sürerek meydana gelen  
olayları ve polise vermiolduğu ifadeleri inkâr etmitir.  
Bavuran aynı gün DGM nöbetçi hakimi karısına çıkarılmı, burada savcıya verdiği ifadesini  
teyit etmitir. Hakim bavuranın tutuklanmasına karar vermitir.  
DGM Cumhuriyet Savcısı 28 Mayıs 1995 tarihli iddianame ile bavuranı ülke bütünlüğü  
aleyhine eylemler gerçekletirmekle itham etmi, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125.  
maddesinin uygulanmasını talep etmitir.  
Bavuran DGM’ye verdiği 12 Mayıs 1996 tarihli bir dilekçe ile serbest bırakılmasını talep  
etmi, özellikle suçsuz olduğunu ve gözaltı sırasında ikenceye maruz kaldığını iddia etmitir.  
Bavuranın bu talebi 10 Haziran 1996 tarihinde reddedilmitir.  
Aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı üç hakimden oluan DGM önündeki dava 8  
Ağustos 1996 tarihinde balamıtır. Avukatı aracılığıyla temsil edilen bavuran aleyhinde  
yapılan bütün suçlamaları reddederek gözaltında ikence yapıldığını yinelemitir.  
2
24 Haziran 1997 tarihinde DGM 5. Dairesi bavuranın davasının 4. Daire tarafından incelenen  
bağlantılı bir adam öldürme davasıyla birletirilmesini kararlatırmıtır.  
TBMM 18 Haziran 1999 tarihinde Anayasa’nın 143. maddesinde değiikliğe giderek  
DGM’lerde ve Savcılıklar bünyesinde hazır bulunan askeri hakimlerin varlığına son vermitir.  
22 Haziran 1999 tarihinde aynı doğrultuda DGM’lere ilikin Kanun da değitirilmitir. Netice  
itibarıyla bavuranın davasına katılan askeri hakimin yerini sivil hakim almıtır.  
Hakimler 29 Mayıs 2000 tarihinde bavuranla ilintili iki davanın birletirilmesine karar  
vermitir.  
Devlet Güvenlik Mahkemesi otuz sekiz duruma gerçekletirmitir. Bavuranın tutukluluk  
hali gerek dava dosyası gerekse durumaya göre her ay resen incelenmitir. Bavuranın  
avukatı tarafından yapılan serbest bırakılma talepleri «isnat edilen suçun ciddiyeti»,  
«kanıtların durumu», «ilk tutukluluk tarihi» ve «firar riski» gibi kıstaslar dikkate alınarak  
sistemli olarak reddedilmitir.  
Bavuran tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alınarak 10 Aralık 2003 tarihinde serbest  
bırakıltır.  
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin 16 Haziran 2004 tarih ve 5190 sayılı Kanun ile  
feshedilmesinin ardından dava Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmitir.  
24 Mart 2008 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi bavuranı Türkiye’nin ülke  
bütünlüğünün parçalamasını tahrik eden eylemler gerçekletirmekten suçlu bulmuve  
TCK’nın 125. maddesi uyarınca adı geçeni müebbet hapis cezasına çarptırmıtır.  
Bavuran avukatı aracılığıyla 24 Mart 2008 tarihli karara karı temyize gitmitir.  
Taraflardan edinilen bilgilere göre yargılama halen Yargıtay’da derdesttir.  
B. Bavuran tarafından gözaltından sorumlu polisler hakkında yapılan ikence ikayeti  
Đꢀkenceye maruz kaldığını öne süren bavuran 3 Haziran 2003 tarihinde gözaltından sorumlu  
polisler hakkında ikayette bulunmutur.  
Fatih Cumhuriyet Savcısı ikence suçlarının önlenmesine ilikin TCK’nın 243. maddesinde  
öngörüldüğü üzere bu türden ilenen suçlara karı asgari beyıla kadar hapis cezasının  
verilebileceğini, yine bu Kanun’un 102. maddesinde davanın beyıl içinde zamanaımına  
uğradığını hatırlatarak muhakemenin men-i kararı vermitir.  
21 Temmuz 2003 tarihinde bavuran avukatı aracılığıyla muhakemenin men-i kararına  
itirazda bulunmutur.  
27 Ekim 2003 tarihinde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, uygulamanın yürürlükteki usuli  
ilemlere ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle bu itirazı reddetmitir.  
HUKUK  
3
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunan bavuran, yedi yıl yedi aydan fazla süren tutukluluk  
süresinin uzunluğundan ikayetçi olmaktadır.  
Hükümet 9 Mayıs 1996 tarihinde balayıp 10 Aralık 2003 tarihinde sona eren bavuranın  
tutukluluk süresinin aırı olmadığını savunmaktadır. Hükümet ulusal mahkemelerin ilenen  
suçun niteliği, kanıtların durumu, firar riski ve kamu yararını göz önüne alarak olayların  
meydana geldiği dönemde iç hukukta uygulanan hükümlere uygun ekilde bavuranın  
tutukluluk halinin devamına karar verdiklerini ifade etmektedir.  
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM davanın esası ile ilgili olarak, bavuranın sözkonusu tutukluluk döneminin 27 Nisan  
1996 tarihinde balayıp serbest bırakıldığı 10 Aralık 2003 tarihinde sona erdiğini not  
etmektedir. Bu süre yedi yıl yedi ay on begündür.  
AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesine yönelik bir ihlal olup olmadığını , ilgili tarafından serbest  
kalabilmek için yapılan bavurularda ihtilafa mahal vermeyen olaylara dayalı olarak ve ilgili  
kararlarda yer alan gerekçeler temelinde tespit edecektir. (Bkz. Assenov ve diğerleri-  
Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).  
Bu bağlamda, hakimlerin bir gerekçe göstermeksizin neredeyse benzer hatta basmakalıp  
ifadelerle bavuranın tutukluluk halinin devamına karar verdikleri gözlenmektedir. Delil  
unsurlarından suça ilikin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve devam ettiği anlaılmaktadır.  
Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar, tek baına, bavuranın  
tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır (Bkz. Ali Hıdır Polat-Türkiye  
kararı, no: 61446/00, 5 Nisan 2005).  
AĐHM, hakimler tarafından benimsenen gerekçelerin «yerinde» ve «yeterli» olmadığı  
kanısındadır. Bu itibarla, bavuranın davasının görülmesi konusunda gerekli özenin gösterilip  
gösterilmediği meselesi üzerinde durulmasına gerek yoktur. (Bkz. sözü edilen Ali Hıdır Polat,  
Kesikkulak-Türkiye kararı no: 7263/04, 8 Ocak 2009 ve Mahmut Yaman-Türkiye kararı no:  
33631/04, 20 Ocak 2009).  
Bu koullar çerçevesinde, bavuranın tutukluluk süresinin uzunluğu dikkate alındığında, AĐHM  
AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
Bavuran yargılamanın uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre  
ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.  
Hükümet bu iddiaya karı çıkmaktadır.  
4
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde ikayetin dayanaktan yoksun olmadığını  
kaydeden AĐHM, ayrıca baka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru  
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle ikayet kabuledilebilir niteliktedir.  
AĐHM davanın esası ile ilgili olarak dikkate alınması gereken dönemin 27 Nisan 1996  
tarihinde baladığını ve dava sürecinin ulusal mahkemeler önünde halen sürdüğünü  
gözlemektedir. Đki dereceli mahkemede görülen bu süre on üç yıldan fazladır. AĐHM bu  
bavuruya konu edilen benzer ikayetleri ortaya koyan bavuruları daha önce de incelediğini,  
bu konudaki yerleik içtihadından ileri gelen kıstaslar ıığında «makul süre» ilkesinin ihlal  
edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier ve Sassi-Fransa  
kararı no: 25444/94). Mevcut bavuruda daha önce benimsenen bu kararın dıına çıkılmasını  
gerektirecek bir durumun sözkonusu olmadığını kaydeden AĐHM, aynı gerekçelerle AĐHS’nin  
6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.  
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA  
AĐHS’nin 3., 6/1 ve 13. maddelerine atıfta bulunan bavuran gözaltı sırasında ikenceye maruz  
kaldığını ve sorumlu polislerin mutlak bir cezasızlıktan yararlandığını iddia etmektedir.  
AĐHM yapılan bu ikayetleri incelemitir. AĐHM öne sürülen olaylar ve yapılan ikayet  
arasında geçen süre ve bavuranın -avukatı aracılığıyla temsil edilmesine karın- uzun bir  
dönem boyunca konuya yeterli ihtimamı göstermediği dikkate alındığında bavurunun bu  
bölümünün gecikmeli yapıldığına ve AĐHS’nin 35/1 ve 4 maddelerine dayalı olarak altı aylık  
süre artına uyulmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine itibar etmektedir (Bkz. mutatis  
mutandis, Hasan Aksakal no: 70285/01, 11 Ekim 2007, Aydın vd. no: 46231/99, 26 Mayıs  
2005, Kınikararı, no: 13635/04, 28 Haziran 2005 ve Üçak ve Kargılı-Türkiye kararı no:  
75527/01 ve 11837/02, 28 Mart 2006).  
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA  
Bavuran 25.000 Euro manevi tazminat, 5.000 Euro maddi tazminat ve yargılama gider ve  
masrafları için 7.000 Euro talep etmektedir. Bavuran kanıtlayıcı belge niteliğinde posta  
makbuzları ile avukatlık sözlemesini sunmaktadır.  
Hükümet bu miktarlara karı çıkmaktadır.  
Tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı  
bulunmadığından AĐHM bu talebi reddetmektedir. AĐHM buna karılık, bavurana  
hakkaniyete uygun olarak 12.500 Euro manevi tazminat ve tüm yargılama masraf ve giderleri  
için 1.500 Euro ödenmesini uygun görmektedir. AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez  
Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artıın ekleneceğini  
ifade etmektedir.  
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,  
1.Bavurunun tutukluluk süresine ve yargılamanın uzunluğuna ilikin bölümünün  
kabuledilebilir, bunun dıında kalanların kabuledilemez olduğuna;  
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;  
5
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;  
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinletiği tarihten itibaren üç ay içinde,  
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru  
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından;  
i. bavurana 12.500 (on iki bin beyüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;  
ii. yargılama masraf ve giderleri için bavurana 1.500 (bin beyüz) Euro ödenmesine;  
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet  
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan  
fazlasına eit oranda basit faiz uygulanmasına;  
5. Adil tatmine ilikin diğer tüm taleplerin reddine;  
KARAR VERMĐꢁTĐR.  
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.  
paragraflarına uygun olarak 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmitir.  
6