varmıştır.
Ayrıca AİHM, Cumhuriyet Savcısı'nın Varto Emniyet Müdürlüğü
polislerinin ve B.K.'nın bulunduğu hücrenin yanındaki hücrede tutuklu bulunan
iki kişinin ifadelerini aldığını kaydetmiştir. Sözkonusu kişilerin verdiği ifadeler,
28 Kasım 1994 tarihinde sabah saatlerinde meydana gelen olaylar hakkında
birbiriyle örtüşmektedir. Sözkonusu tanık ifadelerinden polislerin rutin
kontrolleri gerçekleştirdiği ve maktulün bulunduğu hücreden şüpheli hiçbir sesin
gelmediği ortaya çıkmaktadır.
Buna ilave olarak Hükümet'e göre, olayların meydana geldiği dönemde,
Varto Emniyet Müdürlüğü'nden hiçbir intihar eylemi bildirilmemiştir.
AİHM, başvuranların yakım B.K.'nın güvenlik güçleri tarafından yapılan
işkence sonucunda öldüğü yönünde çıkarılan bir sonucun, bu koşullarda,
spekülasyon veya sav olmaktan çıkıp güvenilir bir delil oluşturacağına kanaat
getirmiştir.
AİHS'nin 2. maddesinde yer alan pozitif yükümlülüğe ilişkin olarak AİHM,
bu yükümlülüğün Sözleşmeci Devlet'e ölüm olaylarını engelleme ve yargıya
intikal eden kişilerin yaşamlarının korunması için gerekli önlemleri alma
zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu noktada, mevcut olayların
koşullan çerçevesinde başvuranların oğlunun ve kardeşinin yaşamlarının
korunmasına yönelik Devlet'in gerekli önlemleri alıp almadığının
incelenmesinin gerektiğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin, L.C.B. - İngiltere
kararı, 9 Haziran 1998, 1998 - III, s. 1403, § 36). Mahkeme ayrıca, AİHS'nin 2.
maddesinin kimi koşullarda tanımlandığı üzere, bireyin yaşam hakkının
başkalarına karşı ve bazı özel durumlarda kendine karşı korunması
bakımından yetkililere pozitif yükümlülük getirdiğine itibar etmektedir.
Ancak, güvenlik güçlerinin günümüz toplumlarında görevlerini ifa
ederken karşılaştıkları zorluklar, insanların tutumlarının öngörülememesi gibi
durumlar ve önceliklerin ve hakların kullanılmasında yapılan tercihler de dikkate
alınarak sözkonusu yükümlülüğün, yetkililerin altından kalkamayacakları ağır
bir yük teşkil etmemesi gerekmektedir. Dolayısıyla yaşam hakkına ilişkin her
tehdit, Sözleşme bağlamında, yetkilileri sözkonusu tehdidin gerçekleşmesini
engelleyecek önlemleri alma yükümlülüğünü gerektirmemektedir (Bkz.
sözügeçen Tanrıbilir, §70-71 ve Keenan-İngiltere, no:27229/95, §90,2001 -III).
AİHM, yetkililerin tutukluları gözetleme ve bu kişilerin intiharını önleme
zorunluluğu çerçevesinde gözaltına alman kişinin yaşam hakkını koruma pozitif
yükümlülüğünü ihmal ettikleri yönündeki iddia hakkında, sözkonusu yetkililerin
tutuklunun benzeri bir eylemde bulunma riskinin bulunduğunu bilmeleri
gerektiğine ve yetkileri çerçevesinde intihar riskini ortadan kaldıracak makul
önlemleri almadıklarına inanması gerektiğine kanaat getirmiştir. AIHM'ye göre
ve 2. maddenin güvence altına aldığı hakkın niteliği nedeniyle, başvuran için,
yetkili mercilerin, bildikleri veya bilmeleri gereken yaşam için belirgin ve ani bir
riskin somutlaşmasını engellemek amacıyla makul olarak kendilerinden
beklenebilecek her şeyi yapmadıklarını ortaya koymak yeterlidir. Burada cevabı
sözkonusu dava koşullarının tümüne bağlı olan bir sorun sözkonusudur
(sözügeçen, Tanrıbilir, §72).
AİHM, fiziksel özgürlüğün her mahrumiyetinin, niteliği nedeniyle,
tutuklularda psikolojik sarsıntıya ve intihar riskine yol açabileceğini hatırlatmıştır.
Tutukluluk sistemi, tutukluların yaşamı için oluşacak benzeri riskleri önlemek
amacıyla tedbirler öngörmektedir.
AlHM, mevcut davada, ilk olarak B.K.'nın Varto Emniyet Müdürlüğü'nde