A. Yargılama süresine ilişkin
Başvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre”
şartına uygun olmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz
etmiş ve başvuranın şikayetlerini yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi nedeniyle iç
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür.
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in bu itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır
(Pekinel / Türkiye, no. 9939/02). AĐHM, söz konusu davada içtihadından ayrılmasını
gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM,
Hükümet’in itirazını reddederek şikayetin kabuledilebilir olduğuna karar verir.
AĐHM, davanın esasına ilişkin olarak, söz konusu yargılamanın 21 Ağustos 1991
tarihinde başlayıp 18 Haziran 2003 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla, dava iki
aşamalı yargıda yaklaşık on bir yıl on ay sürmüştür.
Hükümet, başvuranın davasının karara bağlanmasını geciktiren asıl sebebin
başvuranın tutumu olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın altı yıl boyunca
duruşmalara katılmadığını, yerinde inceleme yapılması için gerekli ücreti gecikmeli olarak
yatırdığını ve avukatının birçok kez ek süre talebinde bulunduğunu belirtmiştir.
Başvuran, 3402 No.lu Kadastro Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca, Bozcaada
Kadastro Mahkemesi’nin, tarafların duruşmaya katılmaması halinde bile yargılamaya devam
etmesi ve davaya ilişkin kararını vermesi gerektiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, başvuran,
duruşmalara katılmamasının yargılama süresinin uzamasına neden olamayacağını belirtmiştir.
AĐHM, yargılama süresinin dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran
ile ilgili makamların tutumu ve söz konusu anlaşmazlıkta başvuran için neyin tehlikede
olduğu gibi ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlender /
Fransa, no. 30979/96).
AĐHM, başvuranın tutumuyla ilgili olarak, başvuranın altı yıl boyunca duruşmalara
katılmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, başvuranın duruşmalara katılmamasının
bazı gecikme ve sıkıntılara yol açmış olabileceğini kaydeden AĐHM, söz konusu sebeple
hiçbir duruşmanın ertelenmediğini ve iç hukuk uyarınca başvuranın hazır bulunmaması
halinde bile kadastro mahkemesinin yargılamaya devam etmek zorunda olduğunu kaydeder
(Kalgı / Türkiye, no. 37252/05). Dolayısıyla, AĐHM, yargılamanın uzun sürmesinin
başvuranın tutumuyla açıklanamayacağı kanaatindedir.
AĐHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar ortaya koyan birçok davada AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Öztunç / Türkiye, no. 74039/01; Meşrure Sümer /
Türkiye, no. 64725/01). Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AĐHM, söz konusu davada
farklı bir sonuca varması için Hükümet’in ikna edici herhangi bir delil veya iddia ortaya
koymadığı kanaatindedir. AĐHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak,
yargılama süresinin çok uzun olduğuna ve “makul süre” şartının yerine getirilmediğine karar
vermiştir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Yargılamanın adilliğine ilişkin
3